Gönderen Konu: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri  (Okunma sayısı 34180 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kurtkaya

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 366
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #20 : 25 Kasım 2014, 23:17:31 »
ASIM'IN NESLİNDEN..

Onsekiz, ondokuz,
yirmi, yirmibeş...
Yaşlarımızdır.

Deli rüzgârların estiği dağlar..
Başlarımızdır.

Bamsı Beyrekleriz... Bânû Çiçekler
Düşlerimizdir.

Şölenler eyleriz toylu, düğünlü
Kıvrak omuzları bakır güğümlü,
Sülün göğüsleri sıkı düğümlü
Kırk ince belli kız eşlerimizdir.

Anarız en eski Türk çağlarını
Aşarız her gece Kaf dağlarını
Tanrı Dağları'na konar, döneriz...
Zümrüt-ü Ankalar kuşlarımızdır.

Vakta ki, dil sustu: Namlu konuştu...
Kurşunlara hedef döşlerimizdir.

En yüce doruklar mezarlarımız,
En sivri kayalar taşlarımızdır.

Gayri Kızılırmak, Sakarya, Fırat...
Su değil: kan ve göz yaşlarımızdır.

Fedâ ettik en sevgili, al kınalı koçları
Güneşin tez doğmasını istemekti suçları.

Bıyıkları terlememiş genç irisi şehitler
Neslimizin yedi gökte parıldayan burçları.

Mayaları Oğuz Atam, Dedem Korkut mayası,
Kırılmıştır son Peygamber duasıyla harçları.
Düğünlerde, bayramlarda ellerinde elimiz,
Yel estikçe alnımızda, yüzümüzde saçları.

Yeşil ekin, körpe filiz, al tomurcuk güllerle
Yedi rengin koyusundan bezeliydi taçları.

Cepleri boş, hep yarı aç, giysileri yalın kat...
Süleymanca duygularla dopdoluydu içleri.

Gelişleri akıl almaz efsâneler gibiydi,
Destanları kıskandırdı bu dünyadan göçleri

Ruhlarını ihlâs ile devrettiler Allah'a
Kapanırken bizde kaldı gözlerinin uçları.

Şehid, gazi, cümle ecdâd, vatân, bayrak, din, devlet...
Dâvacıdır kıyamette, alınmazsa öçleri.

Koç yiğitler, cins atlara bütün binip gittiler.
Heves dolu, ümit dolu, ülkü dolu hurçları.

Karıştılar Üçler ile Yediler'e, Kırklar'a
Ağıtlarda, destanlarda, romanlarda kaldılar.

Zül saydılar el bağlayıp gerilerde durmayı
"Onbin" gidip, "bir" dönmeyen tümenlerde kaldılar.

Sineleri gök kurşunla doldurulan yiğitler..
Kanlarıyla tuğralanan fermanlarda kaldılar.

Genç göğüsler "vatan" diye düşerlerken toprağa
Şom ağızlar, hayretlerde, gümanlarda kaldılar.

Can verenler cennet içre kanatlanıp uçtular...
Sağ kalanlar, çakallarla ormanlarda kaldılar.

Devşirilip çer-çöp, saman, hastalıklı tohumlar...
Kalbur üstü nur tâneler harmanlarda kaldılar.

Hergün mazlum bacalardan Arş'a doğru yükselen
Kıvrım kıvrım alevlerde, dumanlarda kaldılar.

Yelkenleri bölük-pörçük, süvârisiz gemiler...
Hiç yolcusu bulunmayan limanlarda kaldılar.

Rûhumuza Mâverâ'dan gizli sesler getiren
Fırtınalar... "gönül" denen ummanlarda kaldılar.

Mürüvvetli zamanlardan gelmişlerdi bu güne,
Yadırganıp yine aynı zamanlarda kaldılar.

Sakarya'nın kan fışkıran toprağından yoğrulup
Unutulmuş pınarlardan doldurulan testiler...

Azgın kuzey yellerinin ateşinde kavrulan
Bağırlardan, dudaklardan susuzluğu kestiler.

Her birinden bölük bölük yumaklanan bulutlar,
Şol Ebabil kuşlarınca kanatlanıp, estiler...

Haykırdılar... can bölünmez, et tırnaktan ayrılmaz!..
Bozkurt olup, çakalları inlerinde bastılar.

En kudurgan namlulardan boşaltılan ölümü
Döşleriyle göğüsleyip, başlarıyla süstüler.

İtildiler, kakıldılar, dövüldüler, öldüler...
Lâkin düşen bayrakları burçlarına astılar.

Yaz yağmuru sağnaklardan Kırk ikindi gürleyip .
Şom ağızlı baykuşların seslerini kıstılar.

Ne dünyalık istediler, ne aferin umdular,
Ne kavgadan vaz geçtiler, ne gücenip küstüler. .

Vatan, millet, din ve devlet, alsancaklar hakkına
Dar günlerin erkek arslan sesiydiler... sustular!
 
N.Yıldırım GENÇOSMANOĞLU


Çevrimdışı Kurtkaya

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 366
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #21 : 25 Kasım 2014, 23:27:54 »
Ana Oğul

Kara Mürsel... Kara üzüm gözlü Mürsel... Soy oğul!
Gündüz Bey'ce namlı yiğit. Beydağı'nca bey oğul!!!

Gazi Battal ülkesinin kara yağız balası:
Devlet oğul, Mürvet oğul, fidan oğul, toy oğul!

Oku dedim. "Oku"diyen yüce Rabbim hakkına...
Seni yüksek mekteplere çok gördüler hey oğul!!!

Hain eller ak göğsüne kızıl kurşun sıktılar...
Evvel giden şol gencecik şehidlere tay oğul!

Bağrındaki kurşunlarla çık Peygamber katına,
Ol mübarek avcu içre birer birer say oğul...

Anam dedin, babam dedin, atam dedin bayrağa...
Hem al bayrak oldun işte, hem bayraklara ay, oğul!

Bed yüzlüler, kem gözlüler... hor bakarmış vatana...
Biz tükenip yok olmadan, olmaz böyle şey oğul!!!

Denilmiştir: "Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana!..."
Hem sütünden, hem kanından; bu sendeki huy oğul!

Ne vermişsem emeğimden, ekmeğimden, sütümden...
Helâl ettim... helâl ettim... helâl ettim.. duy oğul.

Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU

Çevrimdışı Kurtkaya

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 366
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #22 : 25 Kasım 2014, 23:40:54 »
Saz ve söz ehlinden bir garip ozan, milletinin içine ayrılık tohumları ekenleri gördü. Türk'ün geçmişini, törelerini, imanını inkâr edip soysuzluğa baş çekenleri gördü. Alevîlik, Sünnîlik, Kızılbaşlık... diye, Oğuz boylarının ocağına incir ağacı dikenleri gördü. Düşmanlarca kandırılıp kardaş kanı dökenleri gördü. Bağırsa, duyulmazdı. Duyanlar ayılmazdı. .Gönlü ve gözleri dolu; dede yadigârı sazını duvardan aldı… Kendisi bin yıl önceki bir Alperen ozan, sazı da kopuz oldu. Gözlerinin ve gönlünün dolusu ile yüzyılların gerisinden milletine seslenip çaldı, çaldı, çaldı... Kanayan yarasını tuzladı, ağladı, sızladı, Oğuz boylarını Oğuzladı, birlik ve dirlik üstüne kopuzladı, ayrılığı, gayrılığı topuzladı :

ALEVÎ -SUNNÎ -KIZILBAŞ

Ta ezelden hür milletiz;
Soyu-sopu gür milletiz,
Kandan, candan bir milletiz,
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Aynı mayadan yoğrulan,
Türk, Türkmen diye çağrılan.
Aynı kıbleye doğrulan
Secdeye konulan bir baş
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Dedemiz bir torunlarız,
Dün, bugün, ve yarınlarız ,
Yüceleriz, derinleriz...
Yunus Emre, Hacı Bektaş
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Oğuz'un yirmi dört boyu,
Yüce Türk'ün şanlı soyu,
Dede, baba, amca; dayı…
Bibi, teyze, bacı, kardaş.. .
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Karavaştan olmaz vezir,
Olmaz münafıkta özür,
Olmaz ayrılıkta huzur…
Alkaevli, Kınık, Yazır
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Soysuza verirsen değer
Döner ecdadına söğer;
Haydi, haykır Türksen eğer:
Yaparlu, Dodurga, Döğer
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Fitne, fesat… Bir kör kuyu,
Bir olmaktır Türk'ün huyu.
Vatanımın kırk bin köyü
Karaevli, Bayat, Kayı
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Gönlüm küskün, bağrım ezik
Ne fidanlar düştü yazık !
Unutma ey sütü bozuk!
Eymür, Salur, Çepni, Kızık
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî, Kızılbaş…

Bu gök, bu deniz, bu hava,
Bu yayla, bu dağ, bu ova...
Kanımızla geldi tava.
Alayuntlu, Büğdüz, Yıva
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî Kızılbaş…

Birlikte bayrak açana,
Koş birlik andı içene.. .
Lanet, birlikten kaçana…
Çavuldur, İğdir, Beçene
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

Öz kardaşlar olmaz dargın
Dargın olsa, düşer yorgun
Haydi, ey Yüreğir, Kargın!
Haykır gece, gündüz, her gün…
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

Bir gövdede bir can yaşar
Birlik yolu dağdan aşar
Haydi, durma sen de başar!
Beğdili, Bayındır, Avşar
Bir temel, bir duvar, bir taş
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

Bilsin bunu âr edenler,
Söz, canına kâr edenler,
Soyunu inkâr edenler
Haramzadedir ey gardaş
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

Ey paraya, pula yatan!
Sensin bizi ayrı tutan
Allah'tan kork, kuldan utan
Ebâ-enced bir, öz gardaş,
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

İçimize kin soktular,
Dinsizliği din soktular,
Kızıl Moskof, Çin soktular. ..
Dediler olsun hurdahaş
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

Yüzümüzden öven bunlar,
Ardımızdan söven bunlar,
Seni, beni döven bunlar,
İsterler olsun hurdahaş,
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

Ağam! ev bizim, söz bizim,
Yürek yakan bu köz bizim,
Bu kan, bu can, bu öz bizim...
Aynı doku, aynı kumaş
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

Uyudun kaç asır boyu…
Uyan ey Oğuz'un soyu!
Baba, dede, amca, dayı...
Bayramdır bu, gel kucaklaş
Alevî, Sünnî , Kızılbaş…

NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU