Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91
TÜRKÇÜLÜK / Irkçılık
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 21:27:25 »
IRKÇILIK
"IRKÇILIK" öyle birilerinin her sıkıştığında kullanabileceği basit bir şey değildir.
- ''IRKÇILIK" Bir kültür işidir. Savunduğun Türk Irk'ın, Yazılı ve Sözlü Edebiyatını, Tarihini en eski çağlara kadar bağlantısını iyi bileceksin. (Tabi savunduğun Türk Irk'ın eski çağlara kadar eski tarihi varsa. İngilizler gibi, Almanlar gibi, Fransızlar gibi (700-800 yıllık), Araplar gibi (3000-4000 yıllık) iseler o zaman ya dinin ya demokrasinin silahını kullanırsın.
- ''IRKÇILIK" bilim işidir. Türk Milletinin on binlerce yıldır devlet tecrübelerini, insanlığa sunduğu bilimleri ve bilim insanlarını iyi araştırıp olduğundan fazla abartarak Tanrılaştırmadan olduğu gibi bilmek ve anlatmaktır.
- ''IRKÇILIK" aydınlanmadır. Türk Irkının on binlerce yıl öncesinden kullandığı Alfabeleri araştırmaktır, öğrenmektir, bilmektir. Türk Irkının çeşitli dönemlerde kullandığı yazıyı, bilimi öğrenmektir. Türk Irkının yetiştirdiği Ozanları, Filozofları, Bilim İnsanlarını, Devlet Adamlarını araştırıp, öğrenip anlamaktır.
- "IRKÇILIK" dünü bilip ama düne takılmadan Türk Irkını yarınlarda insanlık aleminde en üstün yere çıkarmak için ilmen ve ahlaken en iyi olmaya çalışmaktır.
- ''IRKÇILIK'' Başka Milletler ile karışarak asimile olmamaktır. ''Din Kardeşliği'', ''Halkların Kardeşliği'' gibi sinsi tuzaklar ile uygulanmak istenen asimile politikaları karşısında uyanık ve dirençli olmaktır.
- ''IRKÇILIK'' Türk Irkı'nın Ekonomik, Kültürel ve Siyasal bağımsızlığı için Milli hamleler geliştirmektir. Durup dinlenmeye, meşke ve hata yapmaya hakkın yoktur. Çünkü senin düşmanların:
- Tembelliğin.
- Cahilliğin.
- Gülen her yüze inanıp güvenmen.
- Makam ve Mevki düşkünü diplomalı cahiller
- Din adamı maskeli casuslar
- Unutma Türk'ün Türk’ten başka dostu yoktur.
- ''Halkların kardeşliği", "Din kardeşliği" birer sinsi   tuzaktır.
Kolay değildir "IRKÇI OLMAK" Başka milletlerin ırkçıları beni ilgilendirmez. Bozkurt'um diyorsan Türk Irkçısı'sın. Türk Irkçısı isen Bozkurt'sun.
Türklüğüne, Türk diline, Türk Yurduna sahip çıkmalısın, Kıskanmalısın. Tıpkı karını kıskandığın gibi milli kimliğini de vatanını da kıskanmalısın. Milyonlarca Türkün kanıyla vatan yaptığın toprakları üç-beş çapulcuya vermemelisin. Ne Sen ''Ensarsın'', ne onlar ''Muhacir''. Sen Vatanın sahibisin onlar vatanlarını emperyalistlere peşkeş çekerek senin vatanına gelen yağmacı çapulculardır. Unutma ki atalarımız ''Lüzumsuz merhametten maraz doğar'' demişlerdir.
"Ne Mutlu Türküm Diyene!.."
Adil ÖZTÜRK
92
TÜRKÇÜLÜK / ŞEYHU’Ş-ŞÜYUHİ’R-RUM (Anadolu’daki Şeyhlerin Şeyhi)
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 21:01:53 »
ŞEYHU’Ş-ŞÜYUHİ’R-RUM
(Anadolu’daki Şeyhlerin Şeyhi)

Abbasi Halifeleri en-Nasır li Dinillah’dan itibaren Anadolu’ya Şeyhu’ş-Şüyuhi’r-Rum (Anadolu’daki Şeyhlerin Şeyhi) tayin ediyorlardı. Bazı Şeyhler merkezi Bağdat’ta bulunan Fütuvvet Teşkilatı’nın ‘’Şeyhu’ş-şüyuhi’l-fütuvva’’ sına bağlı oluyorlardı. Bağdat’ta bu makamın en tanınmış şeyhi, ‘’Avarifü’l-maarif’’ in sahibi Şeyh Şihabü’d-din es –Suhrverdi (632/1234)’dir. Ondan sonra Evhadü’d-din el-Kirmani (635/1237) bu makama getirilmiştir. Daha sonra Sühreverdi’nin oğlu İmadü’d-din Sühreverdi bu posta oturmuştur. İlk Şeyhu’ş-Şüyuhi’r-Rum ise Malatyalı Şeyh Mecdü’d-din İshak’dır. Ondan sonra sıra ile Şeyh Ehvadü’d-din Hamid el-Kirmani, Şeyh Nasirü’d-din  Mahmud (Ahi Evren) ve Şeyh Zeynü’d-din’i Sadaka bu makama tayin edilmişlerdir.  Hulagu Han 1258’de Bağdad’ı feth edip Abbasi Halifeliğini ortadan kaldırınca Abbasi Halifeliğine bağlı bir kuruluş olan Fütuvvet Teşkilatı’nı da dağıtmış oluyordu. Hülagu Han Anadolu’daki Fütuvvet Teşkilatı (Ahi Teşkilatı) Şeyhliği yerine Mevlana’yı ‘’Şeyhu’r-Rum’’ olarak tayin ettiği anlaşılmaktadır. Bundan sonra Anadolu’daki bütün şeyhler ve müritlerin Mevlana’ya bağlanmaları mecburiyeti getirilmiştir. ‘’Bunun üzerine Ahilerin bi’l-mecburiye Mevlana’ya veya Sultan Veled’e bağlandıkları görülmektedir. Eflaki bu yöndeki uygulamalarla ilgili olarak pek çok anekdotlar nakletmiştir. Birçok ünlü kişiler hakkında ‘’Önceleri Mevlana’ya muhalif iken sonradan Mevlana’nın kerametlerini görmüş, baş koyup mürit olmuştur.’’ Derken bu gerçeği ifade etmektedir.’’ Bundan ötürü Moğol yöneticiler Mevlana’ya tahsisat da veriyorlardı. Bu tarihi gerçek araştırıcıların dikkatlerinden uzak kalmıştır. Bu konu ile ilgili Ahmet Eflaki’nin eserinde pek çok haberler bulunmaktadır.

Prof.Dr. Mikail BAYRAM
‘’Ahi Evren-Mevlana Mücadelesi’’
(Sayfa: 159-160)
 
[ALINTI]

NOT: Anadolu’ya gelen Türk boyları yukarıda örnek verildiği gibi dolaylı olarak asimile edilerek Araplaştırılmaya çalışılmıştır. Her ne kadar başta Türk yönetici olsa da gerçek anlamda devleti gayritürk unsurlar olan Arap, Fars ve Frenk unsurlar yönetmişlerdir.
 ‘’Adil ÖZTÜRK’’
93
TÜRKÇÜLÜK / Mustafa Kemal Arap Olsaydı
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 20:32:26 »
MUSTAFA KEMAL ARAP OLSAYDI
Mirza Fetali Ahundov; 
‘’ Dünyada Araplar kadar güzel masal uyduran, Farisiler kadar bu masalı güzel anlatan, Türkler kadar bu masala inanan 2. bir millet yok.’’  der. 
Arzu ederseniz biz de hep birlikte biz de bir hayal kuralım:
‘’Eğer; Mustafa Kemal, Suudi Arabistan’ın çölünde bir Arap Bedevisinin çocuğu olarak  dünya’ya gelmiş olsaydı, Arap topraklarını düşman işgalinden kurtarıp bağımsız bir Arap Devleti kursaydı. Ülke petrollerini Batılı ülkelere peşkeş çekmeyip Arap Milletinin Egemenliği için kullansaydı, Kılık kıyafet devrimini Mekke'de yapıp, fesi, sarığı, fistanı kaldırsaydı, pantolon, ceket, gömlek, şapka giydirseydi, Arap harfleri yerine Latin harfleri getirmiş olsaydı, Arap kadınları cariye pazarında satılmaktan kurtarsaydı, Küçük kızlar ve Erkek Çocukları ile Cinsel İlişkiyi yasaklasaydı, çocuklara bayram armağan edip bu bayramı dünyaya kabul ettirseydi, ‘’Kadına Seçme ve Seçilme Hakkını’’ verseydi, Laik Demokratik hukuk devleti anlayışı çerçevesinde Arap Milletinin Rejim tarafından korunduğu teminatını getirseydi, ‘’Geometri Kitabı’’, ‘’Zabitan ve Kumandan ile Hasbihal Kitabı’’, ‘’Medeni Bilgiler Kitabı’’ ve İstiklal Savaşlarının destansı Tarihini anlatan ‘’Nutuk’’ adlı kitaplarını Arapça yazsaydı bu kitaplar şu an İslam Aleminin manevi değeri çok yüksek başucu eserleri arasında yer alırlardı. Mustafa Kemal’in yazdığı ‘’Gençliğe Hitabı’’ Hz. Muhammed’in ‘’Veda Hutbesi’’ kadar değerli olurdu ve bütün Müslümanlar ‘’Gençliğe Hitabı’’ çerçeveleterek evlerinin başköşesine asarlardı.
Mustafa Kemal belki Hz. Muhammed’in yerini almazdı ama ondan sonra gelen en mübarek, en yüce kişi olurdu. Şia’lar için Ayetullah, Ehli Sünnet için Kutb-ul Evliya mertebesinde olurdu. Camilerde İmamlarca, Medreselerde Mollalarca, Tekkelerde Şeyhlerce, Abiler, Ablalarca; (Beklenen 12. İmam Mehdi Aleyhisselam olduğu) ısrarla vurgulanır,  değil Hz. Mustafa Kemal’e Deccal demek, kafir demek en ufak bir dil uzatanın katledilmesine anında fetva verilirdi. Yüceler yücesi Veliyullah Hz. Mustafa Kemal olurdu. Belki de ‘’Kemaliye Mezhebi’’ diye bir Mezhep İmamı olurdu.  Müslümanlar, ‘’Medet Yaa Hz. Mustafa Kemal’’ derlerdi,
Hz. Mustafa Kemal’in ‘’Dertlere derman olması için’’ mezarını ziyaret eder, mezarında namazlar kılarlardı, adaklar adarlardı, kurbanlar kesilirdi. Ölüm gününe denk gelen (10 Kasım Haftası) her yıl tüm İslam Alemince ‘’Matem Haftası’’ olarak kutlanır, Hafta boyunca; Oruçlar tutulur, Kur’an-ı Kerim Hatimleri inilir, Mevlütler okutulur, Helvalar kavrulur, Yemekler verilirdi.
Hz. Mustafa Kemal’in kabrine Umre Turları düzenlenirdi. Hz. Mustafa Kemal’e ‘’Cenabı Allah'ın Yeryüzündeki Gölgesi’’ denirdi, Cenabı Allah Mübarek Hz. Mustafa Kemal’i gönderdiği için şükür namazları kılınırdı. Hani Mustafa Kemal’in bir gözü kör deniyor ya işte o zaman o kör dedikleri gözü Dünyaya kapalı, diğer gören gözü Ahireti gören olarak yorumlanır mübarekliğinin bir nişanesi olarak insanlığa sunulurdu.’’
Kurduğumuz hayal bu kadar.
Gözlerimizi açıp, şimdi de hayatın ve tarihin gerçekleri görelim:
Mustafa Kemal gibi bir dahi; Araplar için büyük bir kayıp olduğu kadar, Asil Türk Milleti için büyük bir lütuftur.
Mustafa Kemal’in kendisinin de; ’’Yaratılışımdaki tek fevkaladelik Türk olarak doğmamdır’’ diye belirttiği gibi bu dünya ya Türk olarak gelmiştir. Hem öyle bir geliş ki İngiltere Başbakanı (1916-1922) Lloyd George un  ‘’İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki Türklerden çıktı. Hem de bize karşı. Elden ne gelebilirdi’’ diyecek kadar çaresiz bırakmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu Sultan Murat Hüdavendigar zamanında başlamak üzere, Rumeli'yi Balkanlar'ı ve Avrupa'yı Türkleştirmek için soyunda ve sopunda hiçbir karışım olmayan Türk ailelerinden oluşan özel güçleri Anadolu’dan buralara göndermişlerdir. Bu göçler Oğuz Türkleri, Müslüman Oğuzların Yörük Türkmen boylarından gönderilen aileler teşkil etmektedir.
Mustafa Kemal’in Anne ve Babası da bu Oğuz Türklerinden olup; Zübeyde Hanım'ın soyu Yörük'tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, "Konyarlar" ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır. Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde'nin babası Sofizade Seyfullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde Hanım 1857′de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım'dır. (Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.40-46 - Göksel, Burhan; Atatürk'ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma, Kültür Bak. Yay., Ank.1994, s.7)
Babası Ali Rıza Efendi de Kocacık nahiyesinde dünyaya geldi. Mustafa Kemal’in babası Ali Rıza Efendiye Alüş Efendi derlerdi. Kocacık nahiyesi tamamen Türk'tü. Burada yerleşenlerin tamamı Aydın ve Konya yöresinden gelen Yörük Türkmenlerdir. Tanrıdağı ve Karagöz olduğu il yazıcı defterinde kayıtlı bulunmaktadır. Keza yine belgelerde Aktan ve Naldöken Yörüklerinde buralarda bulunduğu yazılmaktadır. Fetihnamelerde, buralardaki Konya Türklerine hudut gazileri ünvanı verildiği yazılmaktadır. Bu Türklere Miri, Yörülen Türkmenleri denilmekteydi.
Mustafa Kemal; savaşın, ihanetin, ızdırabın içerisindeki bir dünyada büyümüş ama asla çaresizlik ve umutsuzluk duygularına kapılmamıştır. Mustafa Kemal’in dediği gibi ‘’Damarlarındaki Asil Türk Kanı’’ devleti ve milleti için mücadele etmesi gerektiği hissini vermiştir. Asker olmuştur, Yemen, Trablusgarp, Çanakkale, Dumlupınar gibi Türk Milletinin varoluş savaşı verdiği bir çok Cepheden cepheye koşmuş, bazen yaralanmış, bazen hastalanmıştır ama asla vazgeçmemiştir.
Tüm bu savaşlar arasında 23 Nisan 1920 de ‘’TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’’ ni kurarak Türk Milleti’ne milli kimliğini kazandırmıştır.
Arap olmadığı için belki; Hazreti,  Kutb-ul Evliya, Ayetullah veya Şeyh olmadı ama, ilk zamanlarında asil  zamanla teb’a durumuna düştüğü Osmanlı İmparatorluğunu işgal eden emperyalist devletleri Büyük Taarruz ile kovalarak ‘’Türkiye Cumhuriyetini kuran halk’a Türk Milleti denir’’ dediği asil Türk Milleti ile Bağımsız, Laik, Çağdaş ‘’TÜRKİYE CUMHURİYETİ’’ni kurmuştur. Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım Türk Milleti Mustafa Kemal’e ‘’ATATÜRK’’ diyerek kendilerine ‘’Başbuğ’’, Türk Devletine ‘’Cumhurbaşkanı’’ seçmişlerdir ve 19.9.1337 Hicri kabul tarih ve 153 kanun sırasına kaydıyla ‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Gazilik ünvanı ita ve rütbei müşiri tevcih olunur’’ diyerek Gazi’lik ile onurlandırmıştır.
Artık asil Türk Milletinin Büyük Başbuğuydu. O; Mustafa Kemal ATATÜRK’tü. Asil Türk Milleti O’nu, bir insana bu dünyada nasip olacak en yüce şerefe layık görmüştü.
10 Kasım 1938 tarihli "Ulus "Gazetesi" nin manşeti de şu şekilde atılmıştı:
 "Atatürk Başkumandan; Başbuğlar yetiştirilmezler, onlar Başbuğ hasletleriyle doğarlar!"
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK;  Türk Milletinin egemenliğini kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimi olan Cumhuriyet rejiminden yanaydı. Tek adam rejimi olan diktatörlüğe, başkanlığa, padişahlığa karşı idi. Türk Milletinin teb’a değil özgür bir millet olmasından yanaydı.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK ve Türkiye Büyük Millet Meclisi; Türkiye Cumhuriyeti’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine topyekün kalkınma hamlesi başlatmış, kimsenin ihtimal dahi vermediği Ankara’nın çorak dağlarına genç Türk botanik öğrencileri ile destansı ormanın çalışmalarını azimle gerçekleştirmiş ve bu gün Başkente nefes aldıran Dev Ormanı Ankara’ya hediye etmiştir.  ‘’10 yılda’’ dünya ya dudak ısırtacak mucizeler gerçekleştirmiştir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkararak; Osmanlı Devletinde ‘’Etrak-ı Türk’’ dedikleri Türk Milletinden; Öğretmen, Doçent, Profösör, Dekan, Rektör, Doktor, Mühendis, San’atkar, Müzisyen, Ressam, Edebiyatçı, Din Adamı, Şair, Siyasetçi, Veteriner, Gazeteci, Pilot, Bankacı, Sanayiici, Esnaf vs. akla gelebilecek insanlık için faydalı her dalda dahi yetiştirmiştir.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün hiç bir yerli veya yabancı bankada gizli veya açık şahsi hesabı olmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İlim ve Teknoloji ile Kalkınacağını bildiğinden ‘’İstikbal Göklerdedir’’ diyerek Teyyare Fabrikası kurmuş, ‘’Yurtta Sulh, Cicanda Sul’’ parolası ile Komşu Ülkelerle iyi ilişkiler kurarak ‘’Sento Paktı’’, ‘’Cento Paktı’’ kurmuş, mazlum milletlerin özgürlük umudu olmuştur. Hindistan’ı Bağımsızlığa kavuşturan Mahatma Gandhi ‘’Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrıyı İngiliz zannederdik’’ demiştir.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK; Kominizm, Faşizm ve Kapitalizme düşmandı. Sivas Kongresi'nden hemen sonra, Amerikalı General Harbord'a verilen 27 Eylül 1919 tarihli muhtırada, Milli Harekat'ın amacını anlatmış ve komünizmle ilgili görüşlerini şöyle dile getirmiştir: "Bolşeviklere gelince, bizim memleketimizde bu doktrinin hiçbir şekilde bir yeri olamaz. Dinimiz, adetlerimiz ve aynı zamanda sosyal bünyemiz tamamiyle böyle bir fikrin yerleşmesine müsait değildir. Türkiye'de ne büyük kapitalistler, ne de milyonlarca zanaatkar ve işçi vardır. Diğer taraftan zirai bir problemimiz yoktur. Son olarak, sosyal bakımdan dini prensiplerimiz bolşevizmi benimsemekten bizi uzak tutmaktadır."
(Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV.1917-1938, Ankara, 1964, s.78)
"Türkiye hiçbir zaman bolşevik olmayacaktır. Çünkü Türk Hükümeti'nin ilk amacı halka özgürlük ve mutluluk vermek, askerlerimize olduğu kadar sivil halka da iyi bakmaktır."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 3, s. 99)
‘’Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir, her görüldüğü yerde ezilmelidir!..’’
(Eskişehir 1926 Faruk Şükrü Yersel’e verdiği röportaj)  diyerek Türkiye’de Komünizmi yasaklamıştır.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK; Masonluğa ve masonlara da düşmandı. Mason Locaları için kendisinden izin isteyen masonları ‘’Yıl:11 Ocak 1953  Atatürk: Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz. Siz Avrupa’dan hangi locaya bağlısınız ve bağlı bulunduğunuzun ismi nedir ?  Masonlar: Biz Cenova’ya bağlıyız ve Başkanımız Barca Mişon’dur. demişlerdir. Bunun üzerine Mustafa Kemal hiddetle bağırarak; Haydi defolun buradan, Cehennem olun gidin, Yahudi uşakları. Ben ve Türk Milleti sizlere uşak mı olacağız.  Bu gece sabaha kadar Türkiye’deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde, yarın teşkil edilecek mahkemede hepiniz birer birer yargılanır ve asılırsınız. Haydi defolun karşımdan. (İbrahim Arvas – Tarihi Hakikatler Yargıçoğlu Matbaası - Ankara 1964)’’ diye kovalayarak Türkiye’de Masonluğu yasaklamıştır.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK;  ‘’Türkçülük öyle şerefli bir bayraktır ki: onu vatanın her köşesinde durmadan dalgalandırmak her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.’’ Diyecek şekilde inançlı bir Türkçüydü.
Türkiye'de ilk olarak 1924 yılında başlayan antropolojik çalışmaların mimarı olan Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK, "Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi"ni kurdurmuştur. Meksika'lara kadar bilim adamı gönderip, acaba Türkler'in atalarıyla ilgili bir belge bulunabilir mi diye düşünüp; bu konuda, her türlü ipucunu önemseyerek, araştırmalar yaptırmıştır.
"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir."
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK; Okumayı çok severdi. Okuduğu kitaplarda önemli gördüğü yerlerin altını çizerek (d) ‘’Dikkat’’ ve (ö) ‘’Önemli’’ diyerek notlar düşerdi. Resmi kayıtlara göre okuduğu kitap sayısı (3.997) ‘’Üç bin dokuz yüz doksan yedi’’ dir. Okuduğu ama kayda geçmeyen çok sayı da eser olduğu da bilinmektedir. Öyle ki cephede savaşırken bile bulduğu her fırsatta kitap okuduğu beraberindeki subayların tuttuğu hatıratlardan bilinmektedir. Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün okumayı sevdiği kadar yazmayı da sevdiği görülmektedir.  19 mayıs 1919 dan başlayarak ‘’İSTİKLAL SAVAŞI’’ nı kaleme aldığı büyük eseri ‘’Nutuk’’ tan başka, ‘’Arıburun Muharebe Raporu’’, ‘’Karsbad Hatıraları’’, ‘’Geometri’’, ‘’Medeni Bilgiler’’, ‘’Bölüğün Muharebe Eğitimi’’, ‘’Takımın Muharebe Eğitimi’’, ‘’Taktik Tatbikat Gezisi’’, ‘’Taktik Meselelerin Çözümü’’, ‘’Cumali Ordugahı’’, ‘’Zabit ve Kumandan İle Hasbıhal’’, ‘’Hatıra Defterleri’’, Her biri tarihi vesika niteliğindeki ‘’Mektupları’’ olmak üzere Kitaplar yazarak hem Türk Milletinin hem insanlığın tarihine kalemiyle de ışık olmuştur.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK; Laik bir düşünceye sahipti ama çevresindekilerin kendisine ‘’Sen dünyanın en büyük insanısın’’ diye iltifatlarına karşı çıkarak ‘’ Dünyanın en büyük insanı Hz. Muhammed'dir. Ölümünden bu yana bin üç yüz sene geçtiği halde, günde beş vakit, Cenab-ı Allahtan sonra adı söylenen Hz. Muhammed'’dir diyecek kadar, ‘’ Japonya’da yaşayan Müslümanların ibadetlerini yapmaları için bir camiye ihtiyaç olur. Japon kültüründe çok farklı derecelerde Budizm mezhepsel ayrışımının yanında diğer pek çok inanç sahibinin olması da bir gerçektir. Bu nedenle Tokyo’da bir caminin yapılması girişimi başlar; öncelikle bu istek Japon Kralından gelir. Tokyo’ya cami yapılmasını isteyen Kral, önce en makul ‘dost’ niteliğindeki devlet olarak Türkiye’yi düşünür… Türkiye’nin ‘dost’ olarak algılanmasının tarihi sebepleri vardır. (Ertuğrul Firkateyn’in hikâyesi.) Başbuğ  Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Japon Büyükelçisi Torijori Yamada‘ya nasıl bir cevap verdiği hep merak konusu olur. Torijori Yamada’yı karşılayan Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK, büyük elçiye şunları söyler; “Daha savaştan yeni çıktık, ülkem çok fakir, borç harç içindeyiz, devlet parasıyla cami yaptıramam, ancak bu camiyi ben kendi maaşımdan biriktirdiğim paramla yaptırırım” der ve kimseye duyurmadan Tokyo’da Müslümanların ibadetlerini yapmaları için kendi maaşı ile sessiz sedasız bir camii yaptıracak kadar, Diyanet İşleri Başkanlığı'na talimat vererek 1926'da 'Kur'an'ı çağın icablarına göre yeniden tefsir edebilecek bir alim aradı. Sonunda Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a yazdırılan bu tefsiri bizzat kendisi takip edecek kadar inançlı ve samimi dindar bir Müslümandı. Elmalı Hamdi Yazır’a hazırlatılan bu tefsir günümüzde de önde gelen İslam alimleri tarafından da hala en güvenilir tefsir olarak kabul edilmektedir.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK; Yaşamı süresince İslam Dinine saygıda kusur etmemiş elinden geldiğince de İslam Dinine faydalı olmaya çalışmıştır.  Cumhuriyet, Laiklik ve Türkçülük düşüncesinden en ufak bir taviz vermemiştir. Son nefesine kadar her fırsatta, her yerde gururla tekrarladığı en önemli parolası ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’ olmuştur.
Biz Türk Milletinin de parolası olmalıdır ve parolamızdır da.
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’
Adil ÖZTÜRK
94
TÜRKÇÜLÜK / Ynt: Türkçülere Çağrımdır
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 06 Ekim 2018, 20:17:34 »
Hoşgeldiniz, esenlikler getirdiniz Sayın Adil Beğ.
Sizleri burada görmekten ve değerli yazılarınızı bizlerle paylaşımlarınızdan son derece mutlu olduğumuzu bildirmek isterim.
Tanrı kaleminize ve yüreğinize güç versin.

Sağlık ve esenlik dileklerimle.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
95
TÜRKÇÜLÜK / Türkçülere Çağrımdır
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 19:22:24 »
TÜRKÇÜ DERNEKLERE, TÜRKÇÜ KİŞİLERE VE KENDİNDE BU ÜLKENİN SEVGİSİNİ HİSSEDENLERE ÇAĞRIMDIR.
Dünyadaki "Küresel Sermaye" ve "Kültürel Emperyalislerin" milletleri köleleştirerek kendi eğemenliklerine almak için en acımasız planlarını uyguladıkları günümüzde Türk Dünyası kendi varoluş çabasını vermekte. Geniş bir coğrafya üzerinde dağılmış bulunan Türkler bulundukları coğrafya şartlarına uygun olarak ayrı ayrı devletleşmelerine rağmen Türk olduklarının bilincini şu ana kadar korumuşlardır. Her Türk devletinin coğrafi konumuna göre siyasal ve kültürel düşmanları farklılık gösterse de tehlike aynı; Asimele olmak, Mankurtlaşmak.
Her Türk devletinin kurucu unsuru olan o yöre Türkleri bu tehlikeler karşısında Türklüğü temel eksen olarak kabul eden sivil toplum örgütleri oluşturarak bilinçlenme çabasındadırlar.
Bizler; Türkiye Cumhuriyeti Türkleri olarak Asya, Ortadoğu ve Avrupa arasında yani üç ana kültür arasında sıkışarak Türklük bilincini muhafaza edebilme mücadelesi vermekteyiz. Asya tarafımızda İran'ın Farisi Kültür dayatması, Ortadoğudan gelen Arap Kültür dayatması ve Avrupanın Latin Kültür dayatması. Bunlar yetmez gibi Küresel Mason Sermeye Şirketleri ve Rus Yayılmacılığı (Panıslavizm) biz Türkiye Türklerini daha güçlü, daha çalışkan ve daha bilinçli olmaya zorluyor.
Yani "Türkçü" olmaya zorluyor.
Türkçü Dernekler hiç bir dış destek almadan kendi çabaları ile Türk Kültür mücadelesi vermekteler. Bir kaç Türkçü kalem kendi çabaları ile birşeyler yapmaya çalışmakta. Bununla birlikte bu kutsal mücadeleyi lekelemek ve yaralayarak yok etmek isteyen karşı güçler, Türkçülerin içine "Truva Atı" misali troller yerleştirmek isteyeceklerdir. Bu trollerin zararını enaza indirmek ve samimi Türkçü Mücadeleyi daha güçlü kılabilmek için Türkçü Derneklerin, Türkçü Yazar ve Şairlerin, Türkçü Düşürlerin, Türkçüyüm diyen, Türk Milleti Sevdalısı her sivil toplum örgütü ve kişinin tez zamanda bencilliği, kişisel veya derneksel kaprisi bırakıp bir "Platform" oluşturulması için harekete geçmesi lazım.
Türkçülük; Kafatası Irkçılığı değildir.
Türkçülük; Din düşmanlığı değildir.
Türkçülük; Emperyalizme karşı direniştir.
Türkçülük; Küresel sermayenin milletleri köleleştirmesine karşı bir başkaldırıdır.
Türkçülük; Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk'ün (Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir.) Ne Mutlu Türküm Diyene!... Parolasını iyi anlayabilmektir.
Türkçülük; 14.000 yıla yakın bir zamandır bizim olan bu toprakları gelecek Türk nesillerine taşıma mücadelesidir.
Türkçülük; Her şeyin Türk için, Türk’e göre, Türk Tarafından yapılmasıdır.
Türkçülük; Diğer milletleri aşağılamadan Türk Milletini en medeni seviyeye çıkarmaktır.
Türkçülük; İnsan olmanın en olgun halidir.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’
Adil ÖZTÜRK
96
TÜRKÇÜLÜK / Türk Milleti Önce Susturuldu Sonra Uyuşturuldu
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 19:19:52 »
TÜRK MİLLETİ ÖNCE SUSTURULDU SONRA UYUŞTURULDU.

Eskiden benim çocukluğumda büyüklerimiz çocuklara; Keloğlan Masalları, Nasrettin Hoca masalları anlatırlardı, Orta yaşlı dediğimiz ergenlere Ferhat ile Şirin’in, Kerem ile Aslı’nın, Leyla ile Mecnun’un aşkını, Köroğlu’nun, Dadaloğlu’nun haksızlığa başkaldırı destanını, Karacaoğlan’ın gönüllere taht kuran her yaşa ayrı bir haz veren efsanevi yaşamını, Oğuz Kağan’ın, Kür Şad’ın, Ulubatlı Hasan’ın, Kara Murat’ın, Battal Gazi’nin, Karaoğlan’ın, Genç Osman’ın, Çakırcalı Mehmet Efe’nin, Yörük Ali Efe’nin, Kara Fatma’nın,  Koca Yusuf’un kahramanlıklarını adeta bir Sosyolog gibi inceleyerek, eleştirerek, överek öyle güzel anlatırlardı ki bunları bizler her dinlediğimizde beyinlerimize tek tek işlerdik. Aşkımızın ölçüsünün ne olacağını, kahramanlığın nasıl olduğunu ruhumuza işlerdik. Hele bir Dede Korkut Hikayeleri vardı ki onu anlatanlar adeta birer Filozoftular, sevginin bilgesiydiler. Toplumun ruhuydular. Bizlere Sosyolog edasıyla toplumsal yaşamı işleyen, Filozofça sevgiyi yudumlatan o insanlarımızın üniversite diplomaları falan yoktu hatta bir çoğunun okuması yazması da yoktu ama Türk Milletinin en asil özelliklerinden olan o ince zekaları vardı, derin uçurumları andıran dibi bucağı, sınırları olmayan sevgileri vardı. Anlatmaya başladıklarında sesler kesilir, bedenlerde sadece kalpler çalışırdı birde hafızalar pür dikkat anlatılanı kaydederdi. İlgi vardı, sevgi vardı, hürmet vardı, güven vardı. Çünkü onlar gerçekten toplumun ışıklarıydılar, çünkü onlar toplumun aksakallı, ak saçlı bilgeleriydiler. Onlardan kimsenin canına zarar gelmezdi, kimsenin namusuna zarar gelmezdi, onlar kimsenin çocuklarını kirletmezdi. Onlar ozanlardı, onlar, aşıklardı, onlar ana-bacıydılar. Onlar toplumun ruhuydular. Toplumun yaşam kaynağı idiler. Anlattıkları ile toplumu bazen firenler, bazen coştururlardı. Sohbet ederlerdi, dert dinlerlerdi. Yanlışlıkları engellerlerdi, doğruya yönlendirirlerdi.
Bu bilge insanlar birer birer kayboldular, yerlerini ne idiğü belirsiz, nerden geldiği bilinmez garip garip birileri aldı. Önceleri tatlı tatlı konuştular, insanlara ulaşamayacakları şeylerin ulaşıldığı yaşamı vadettiler. Bize yabancı olanları anlattılar, bunları kabulleneceksiniz dediler, ama bu bize yabancı, bizden değil, bize ters dedik; susacaksın dediler. Biz konuşurken susacaksın, dinleyeceksin dediler. Var bunda bir hikmet dedik öyle ya evvelkiler tertemiz insanlardı her ne kadar bizleri susturmasalar da karşılıklı konuşsak ta bunlar sadece ben konuşacağım sen dinleyeceksin diye azarlar oldular. Büyüktür, ulu kişidir dedik sustuk. Bizim olanları unutur olduk, bizim olana yabancılaştık, bizim olana düşman olduk. Sonraları bir şeyler ister oldular oysa eskiler istemezdi, gelir anlatır, dinler, konuşur, giderdi. Bunlar gitmediler yerleştiler gün be gün de çoğaldılar, eski tatlı dillerinin yerini tehditler almaya başladı. Suskunlaştırılan toplum artık uyuşturularak sindirilmişti. Türk Milleti önce susturuldu, sonra uyuşturuldu, şimdi de sindirilmekte. Yarın mı?
Yarın yok ki. Çünkü eğer ‘’Titreyip Kendine Dönmezse’’ yarın Türk Milleti olmayacak.

Adil ÖZTÜRK
97
TÜRKÇÜLÜK / Turan Hayali Kuran Türk Milletini Araplaştırmak
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 19:18:05 »
TURAN HAYALİ KURAN TÜRK MİLLETİNİ ARAPLAŞTIRMAK

İslam Öncesi Türk Tarihini araştırmak, öğrenmek hakkı elimizden alınarak adeta yasaklanmıştır. İslam Öncesi Türk Tarihini araştırmaya kalktığında ya kafirlikle suçlanırsın ya da yeterli delil yok denerek işi sabote etmeye kalkarlar. Başka Milletlere mensup tarihçiler kasıtlı olarak İslam Öncesi Türk Tarihini yok göstermeye veya geçiştirmeye çalışıyor kendi milletlerine tarih yaratmak için de Türk kanı taşıyan Türk Milliyetçisiyim diyen Türk Tarihçileri de İslam Öncesi Türk Tarihini geçiştirmeye çalışıyor. Oysa İslam öncesi Türk Tarihi İnsanlık Medeniyetine binlerce yıl yön vermiş, insanlığın kaderini belirlemiş bir muhteşem tarihtir.
Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Bahaddin Öğel, Kazım Mirşan, Haluk Tarcan ve Ahmet Taşağıl gibi çok değerli Türk Tarih Bilginleri uzun yıllarını vererek yerinde incelemeler yapmak kaydıyla İslam öncesi eski Türk tarihi hakkında çok değerli tespitler yapmışlardır. J. De Guignes'in, N. Yakinef Biçurin, St. Julien, P. Pelliot, De Groot, O. Franke gibi bir çok Batılı Türk Tarihi araştırmacıları da Çin Kaynaklarını ve yazılı Eski Türk Taşlarını okuyarak İslam Öncesi Türk Tarihi hakkında çok sayıda kitap ve makale yazdı. Muazzez İlmiye Çığ hanımefendi ise unutturmaya çalışılan Türk kökenli Sümerler hakkında ömrünü vererek Sümer Medeniyetini ve elde edilen Sümer tabletlerini hassas bir bilim insanı titizliğinde okuyarak kitaplar, makaleler yazmıştır. Ne acıdır ki son (25) yıldır ülkemizde hemen hemen hiçbir üniversitede Sümer Dil ve Edebiyatı üzerine öğrenci kaydı yapılmamıştır. Oysa dil bile olmayan sadece yöresel ağız niteliğindeki çeşitli kültürlerden etkilenerek konuşulan Kürtçe adeta bir Millet dili şekline sokulmaya çalışılmakta, daha (3000) yıllık mazisi bulunan Arapça üzerine adeta tapma derecesinde Üniversitelerde kürsüler kurulmakta, lise ve dengi okullarda ise İmam hatip maskeli Arapça Kültür Emperyalizmi dayatılmaktadır.
Türklerin Anavatanı Orta Asya genelde bozkır iklimine sahip olduğu için ve bir çok Türk boyları göçebe yaşadığı için genel intiba Türklerin göçebe bir kavim olduğu yönündedir. Oysa Yerleşik hayata geçmiş Ziraat ile, Madencilik ile, Bilim ile uğraşan taşlara kalıcı eserler yazarak bu günlere ulaşmasını sağlayan Türk Toplulukları azımsanmayacak derecede fazla idi.
Bilhassa gelişen teknolojik imkanları ışığında yapılan titiz araştırmalarda Ön-Türk (Proto-Türk) diye adlandırılan 15.000 yıl öncesi Türk Topluluklarının İtalya’nın doğusuna kadar gittiği, İtalyanların dilindeki ‘’Turci’’ kelimesinin kökeninin Proto-Türklere dayandığı ve ünlü ‘’Romus ve Rumulus’’ Destanları ile Türk Destanı ‘’Bozkurt Destanı’nın bire bir benzelik tarihçileri uzun yıllar süren titiz incelere sevk etmiştir. Kimmerler adlı bir Türk kavimi, Karadeniz'in kuzeyinde yaşamış Ege kıyılarına kadar inip oradan Avrupa’ya geçmişlerdir. Ünlü Tarihci Gibbon Roma İmparatorluğu’yla ilgili dev eserinde; Türk’ anlamına gelen Latince ‘Turci’ ve İtalyanca ‘Turchi’ sözcüklerin Kimmerler ve Truvalılardan esinlenildiğini yazar. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un Fethinden birkaç yıl sonra Çanakkale’ye Troya’nın bulunduğu bölgeye gelerek o büyük savaşın kahramanlarına övgüler düzdüğü ve Yunanlılardan Hektor’un öcünü aldığını söylediği Tarihçi Kritopulos tarafından anlatılır. Sabahattin Eyüboğlu ‘’Mavi ve Kara’’ adlı Denemeler Kitabında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yanındaki bir subaya ‘Dumlupınar’da Troyalıların öcünü aldık’ dediğini yazar. Prof. Dr. Oktay Belli ve Prof. Dr. Afif Erzen; Türklerin atalarının Anadolu'ya M.Ö. 15.000 yıllarında geldiklerini bilimsel olarak kanıtlayan deliller öne sürmektedirler. Oysa bizlere İslam öncesi Türk Tarihi Hunlar olarak, Göktürkler olarak, biraz da Cengiz Handan bahsedilerek geçiştirilmeye çalışılmaktadır.
Bu geçiştirilmelerin nedenleri Türk Tarihinin kayıp (70) yılında saklıdır aslında. (751) yılında Çinlilere karşı Müslüman Arap Ordusu İle ittifak yapan Türkler Talas Meydan Savaşında Çin Ordusunu yenilgiye uğratmışlardır. Zafer sonrası yenilen Çin Ülkesi işgal edilmesi gerekirken zaferi kutlayan Türk Askerleri, müttefikleri Müslüman Araplarca kalleşçe pusuya düşürülerek katledilmiş akabinde mağlup olan Çin Ülkesi değil Müttefikleri Türklerin Ülkesi (70) yılı bulan İstilaya uğramıştır.  Meşhur Arap tarihçi Taberi’nin bizzat olayları yerinde kaydederek aldığı notlarda ‘’Taberi Tarihi’’ adlı eserinde belirttiği üzere (450.000 ile 700.000 arasında) Türk’ün katledilerek bir o kadar Türk’ün de İslam Halifesine götürülmek üzere esir edilmesi ile biten (70) kayıp yıl içerisinde çok zengin ve çok gelişmiş olan Türk şehirleri ‘’Talkan, Culcan, Buhara, Semerkant’’ Müslüman Arap askerlerince talan edilmiştir. Gök Tanrı inancındaki Türkler zorla Müslüman edilmek istenmiş, Arapça konuşmaları için her Türk’ün evine bir Arap asker konuşlandırılmıştır. Müslüman olan Türkler vergilendirilmiş, Müslüman olmayan Türklerin genç olanları erkekleri köle, kadınları cariye olarak Halifeye götürülmek üzere köle edilmiş, yaşlı ve hasta olanlar caddelerde kazıklara oturtulmak suretiyle öldürülerek Türk Milletine gözdağı verilmeye çalışılmıştır. (Arap Tarihçi Taberi’nin 4 ciltlik ‘’Taberi Tarihi’’nde görmekteyiz. Birde, Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı’nın ‘’Türkler Nasıl Müslüman Oldu’’ isimli eserinde kısmen anlatılır.)
Bizlere kahramanlıkları övünülerek anlatılan Memluklular (Kölemenler) yani ‘’Köleler’’ ve ‘’Sultan Baybars’’ işte bu esir edilerek Halifeye getirilen Türklerdir. Hazar denizinin ötelerinden zorla alınıp getirilerek Mısırdaki İslam halifesine köle olarak sunulan Memluk Türkleri hakkında her nedense hiçbir Türk tarihçi değinmez, geçiştirir. Kendisini Türkçü olarak isimlendiren Tarihçilerimiz ve yazarlarımız dahi bu kayıp (70) yıl üzerinde durmazlar oysa Arapların kendi Tarihçilerinin kayıtlarında detaylıca bilgiler vardır o bilgileri Türkçeye çevirip anlatsalar yine yeter. Demek oluyor ki ‘’Türkçü’’ düşünce tarzı dahi hala tam olarak bağımsız kalıbına oturtulamamıştır.
Zorla Müslümanlaştırılan Türk topluluklarında artık yeni yeni kurulmaya başlayan Türk devletlerinin başında her ne kadar Türk asıllı Hakanlar, Sultanlar olsa da ikinci adamlar Halifeye bağlı Farisi veya Arap asıllı devşirmelerden oluşmakta idi. Türk Devletlerinin genel politikaları el altından İslam Halifesi tarafından belirlenmekte, savaşlarda ölen Türkler olmasına rağmen  Türk topraklarında önceleri Nizamiye Medreseleri sonrasında Enderun Saray Okulları sayesinde gayritürk unsurlar sıkı bir Arap Dil ve Edebiyatı, Fars Dil ve Edebiyatı, Latin Dili ve Edebiyatı alarak Türk Devletlerinin en üst düzeyinde yöneticilik yapmaktaydılar.  Selçuklu Devleti ile başlayıp Osmanlı Devleti ile zirveye ulaşan kurucu unsur Türk Milletini aşağılayarak asimile etme çabaları tüm sinsi ve acımasız uğraşılara rağmen Türk Milletinin yine kendi içerisinden çıkardığı Ozanları ile, Gönül İnsanları ile milli bir direnme refleksine dönüşmüş bu sinsi asimile çabaları  başarıya ulaşamamıştır. Asil Türk Milleti atası Türk olan Mustafa Kemal’e ‘’ATATÜRK’’ diyerek kendisine Başbuğ yapmış, Atat bilmiş, yeniden ayağa kalkmış, emperyalist işgale karşı direnerek işgalcileri içerdeki yerli hainlere rağmen kovalayarak; Dili Türk, Bayrağı Türk, Kimliği ile yeni bir ‘’Türk Devleti’’ kurmuş adına da ‘’TÜRKİYE CUMHURİYETİ’’ demiştir. Türk Milleti, ‘’Zümrüdü Anka’’ misali küllerinden yeniden dirilerek eski şerefli ruhuna kavuşmuştur. Fakat, içimizdeki devşirmeler yine boş durmamışlar yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için mason destekli, din maskeli asimile çabalarına kaldıkları yerden yeniden başlamışlardır. Türk Milletinin Milli refleksini kırabilmek için en sinsi metodu dini kullanmaktalar. İlk hamleleri, ‘’Matematik, edebiyat ve mantık ilmi gibi’’ Akli İlimlerin yerine, dini öğretme bahanesi ile Türkiye Cumhuriyetini adeta bir Arap devleti kimliğine sokacak olan ‘’İmam hatip Okulları’’ uygulaması ile; Berberi asıllı Fas, Tunus, Cezayir, Libya gibi Afrikalıları İslam Dinini yayıyoruz adı altında istila ederek Araplaştırdığı gibi, Kıpti kökenli Mısır ülkesini İslam adına istila ederek Araplaştırdığı gibi, Asurilerin çoğunluğunu oluşturduğu ve Yahudi, Süryani, Türkmen nüfusun iç içe yaşadığı Irak, Suriye, Lübnan diye bildiğimiz Mezopotamya coğrafyası da yine aynı akıbete uğrayarak İslamlaştırma maskesi adı altında Arap istilasına uğrayarak Araplaştırılmıştır. (571) yılında Mekke, Medine çevresini aşamayan Arap varlığı Din silahı ile Afrika başta olmak üzere hızla Araplaştırdıkları gibi son ve modern Türk Devleti olan ‘’Türkiye Cumhuriyetini’’ de Araplaştırmayı hedeflemektedirler. Anadolu diye tabir edilen coğrafyadaki Türkiye ve çevresindeki durum bu iken diğer Türk Yurtlarında durum farklı mı ?
El Kaide ve İşid olarak dünya kamuoyuna lanse edilmeye çalışılan Selefi Dinci Terör Örgütleri ile dikkatler kurnazca güya dini teröre çekilmekte iken işin aslı daha farklı. Afganistan dahil olmak üzere ve son olarak Türkiye Cumhuriyeti de hedef alınarak bölgedeki tüm gayriarap izler silinmekte. Gerek gayriarap etnik unsurlar gerekse gayriarap tarihi izler bir bir yok edilmekte Dünya ya medeniyetin öncüsü olmuş başta Sümer, Uygur Medeniyetleri olmak üzere tüm medeniyetlerin izleri yok edilmekte (1300) yıldır başaramadıkları Arap Emperyalizmini Küresel Emperyalistlerin yardımı ile uygulamaya çalışmaktadırlar. Bu arada özenle seçtikleri güya sığınmacı diye tabir edilen çapulcuları da ‘’Din Kardeşliği’’, ‘’Ensar-Muhacir’’ masalları ile Türkiye gibi ülkelere bela ederek hem iç barışı bozarak milli direnci kırmayı hem de hızlı bir Arap Nüfus artışı ile kurucu unsur Türk nüfusunu melezleştirmeyi hedeflemekteler.
Peki biz Türk Milleti ne yapmalıyız. Hani bir ‘’Turan İdealimiz’’ vardı ne oldu.
’Hıristiyan olan Gagavuz Türk’ü’’, ‘’Hıristiyan olan Yunanistan’a Mübadele kanunu ile gönderilen Karaman Türk’ü’’, ‘’Hıristiyan olan ve bizde Atilla’nın torunlarıyız diyen Hun asıllı Macar Türk’ü’, ’‘’Yahudi Dininin Karaim Mezhebinden Hazar Türk’ü’’, ‘’ Gök Tengri inancındaki Altaylardaki yaşayan Türk’ler’’, ‘’ Şaman inancındaki Yakut (Saha) Türkleri ‘’, ‘’ Bir kısmı Müslüman, bir kısmı Budist olan Uygur Türk’leri’’, ‘’ İslam’ın Şii Mezhebinden olan Azeri Türk’ü (Azerbaycan ve İran Azari Türkleri)’’, ‘’Asırlarca Türk Kültürünü canlı tutmaya çalışan Alevi İnancındaki Anadolu Türkmenleri’ ve dünyanın bir çok yerine dağılmış irili ufaklı Türk unsurlardan oluşan aynı asil Türk kanını taşıdığımız, aynı asil Türk Kültürünü yaşadığımız, ağızlar biraz farklılık gösterse de aynı asil Türkçe’yi konuştuğumuz ve aynı asil Türklük ruhuna sahip olduğumuz koskoca bir Türk Dünyası mevcut.
Hani ‘’Dilde, Fikirde, İşte Birlik’’ parolamız nerde. Neden bir kısmımız Ortadoğu batağına saplanma inadındayız, bir kısmımız küresel emperyalizmin etkisinde. Daha (3000) yılı geçmeyen tarihe sahip Araplar yayılmacı Emperyalist politikalar üretirken en az (15.000) yıllık millet olma, devlet kurma deneyimine sahip asil Türk Milleti neden ‘’Turan İdealini’’ slogandan öteye götürememekte, neden başka milletlerin kontrolünde. Bir an önce Türk Bilge Kağan’ın ikazına uyup kendi özümüze dönmeliyiz.
Asırlar ötesinden ne diyordu Türk Bilge Kağanı; Milletimi kalkındırayım, besleyeyim diye kuzeye, güneye ve doğuya on iki büyük sefer yaptım, savaştım. Ondan sonra Tanrı bağışlasın; talihim ve kısmetim var olduğu için Ötüken’i İl tuttum. Açları doyurdum, çıplakları giydirdim, yoksul milleti zengin kıldım. Artık kötülük yok ve Türk kağanı Mukaddes Ötüken Ormanında oturdukça ülkede sıkıntı olmayacak, Töre yaşayacak.
Üstte Gök Basmasa Altta Yer Delinmese Senin İlini ve Töreni Kim Bozabilir ?
Ey Türk Milleti Titre ve Kendine Dön!..’’
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’

Adil ÖZTÜRK
98
TÜRKÇÜLÜK / Sentezci Kafa İle Turan İdeali
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 19:15:37 »
SENTEZCİ KAFA İLE TURAN İDEALİ
‘’Gagavuz Türk’ü Hıristiyan’dır.’’
‘’Yunanistan’a Mübadele kanunu ile gönderilen Karaman Türk’ü de Hıristiyan’dır.’’
‘’Macar’lar da yavaş yavaş Hun asıllı Türk’üz diyorlar ve Hıristiyandırlar.’’
‘’Hazar Türk’ü Yahudi (Karaim Mezhebinden)’dir.’’
‘’Altaylardaki yaşayan Türk’ler Tengri inancındadır.’’
‘’Yakut (Saha) Türkleri Şaman inancındadır.’’
‘’Uygur Türk’lerinin bir kısmı Müslüman, bir kısmı Budist’tir.’’
‘’Azeri Türk’ü (Azerbaycan ve İran Azari Türkleri)  İslam’ın Şii Mezhebindendir.’’
‘’Anadolu’daki Türkmen’lerin tamamına yakını Alevi inancındadır’’ ki, bu inanç biçiminin en büyük özelliği Türk Kültürünü canlı tutmasıdır.
Bu çeşitlilikteki Türk Dünyasında Sentezci kafanın yaptığı dayatma ile ‘’Turan Birliği’ nasıl kurulacak.
Şuan dünya üzerindeki Dört yüz milyona yakın hiç bir Türk Topluluğu dini inanç olarak bir bütün sergileyemiyor ama Dil olarak, Milli Kültür olarak hepsinin tek ortak noktaları ‘’Türk’’ olmaları.
Gelelim ‘’Din Kardeşim’’ dediğin Araplar ve Farisiler ile ‘’Din Birliği’’ ne. O da imkansız.
Farisiler asırlardır İslam Dinini bile Fars Kültürüne göre yorumlayarak Şii Mezhebini oluşturmuş. Araplar ise son iki yüz yıldır İngiliz aşkı ile yanıp tutuşmaktalar. İngilizlerden kız alırlar, İngilizlere kız verirler, Petrollerini İngiliz Şirketleri işletir, yatırımlarını İngiliz topraklarına yaparlar ve bu yatırımları İngiliz şirketleri idare eder.  Suudilerin Milli inanci denilebilecek olan Selefiliği ‘’Vehhabiliği’’ Emperyalist güçlerin desteği ile İslam Dünyasına kabul ettirmek için terör de dahil her yolu denemektedirler.
Savunduğun sentez Din Kardeşliğin de de işe yaramıyor.
Demek ki bu sentez; Emperyalist güçlerin Türk Milletinin çimentosu olan ‘’TÜRKÇÜLÜK’’ fikrini yok etmek için ortaya atılmış bir fitneden başka bir şey değil. Türklüğü yaşatmak için Türkçü olmak zorundayız aksi taktirde hurafeler ve yalanlarla zehirlenen beyinlerimiz bizi Mankurtlaşarak özümüze ve Türklüğümüze düşman birer köle haline getirir.
Baksanıza eskilerin benzetmesi ile sentezciler ‘’Ne İsa’ya yaranabilmekte, Ne Musa’ya yaranabilmekte’’ sadece devşirmelere hayat vermekte, Türklüğü yok etmekte.
Devletler ve Milletler Dindar olmaz. Fertler ‘’Dindar Olur’’.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’
Adil ÖZTÜRK
99
TÜRKÇÜLÜK / Sanal Türkçülük
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 19:13:19 »
Sanal alemde boy boy Türkçü, Ülkücü paylaşımlar, Lider değiştirme kulisleri gırla gidiyor, Normal hayatta Türkçülük, Ülkücülük bıyıkla, rozetle, bayrakla ve yaldızlı sloganlarla üst düzeyde oysa Türkün tarihi, Türkün kültürü, Anadolu, Balkanlar, Irak, Suriye Türkünün öbür adı Türkmenlik ve Yörük’lük dile getirildi mi "O da nerden çıktı" mırıltıları başlıyor. Sen daha özünden habersizsin neyin Türkçülüğünü, neyin Ülkücülüğünü yapacaksın. Tükmen ve Yörük Kültürüne sahip çıkamazsan örgütlenemezsen, estek kerestek bahanelere sığınırsan ancak boş nutuklarla sadece kendini avutursun sonrada sağda solda suçlu ararsın. Dava adamı olmak seçimlerde boy göstermek, süslü nutuklar, unutulmuş mazileri yalan yanlış dillendirip prim yapma telaşı değildir. Dava adamı olmak devamlı surette geldiğin yeri gerek fert bazında gerekse millet bazında unutmadan ilerisi için çaba sarf etmektir. Dava adamı olmak "Milliyetçi İktidarı" hedeflerken sloğan milliyetçiliğini aşıp gerçek "Türk Kimliği ve Türk Kültürüne" vakıf olmaktır, elini taşın altına koymaktır...

Adil Öztürk
100
TÜRKÇÜLÜK / Nasıl Bir Türkçülük
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 19:10:25 »
NASIL BİR TÜRKÇÜLÜK

   Globalleşen günümüz dünyasında milletlerin savaş silahı artık, Para, Kültür, Turizm, Spor (ki Futbol başlı başına bir endüstridir),  Tıbbi Araştırmalar ve Uzay Araştırmalarıdır. Klasik anlamda aklımıza gelen; Tabanca, Otomatik silahlar, Top, Tank vs. tipi silahlar ise artık sadece caydırıcı unsur olarak değerlendirilmektedir.
Dünya çapında dev sermaye şirketlerinin ‘’Euro – Dolar’’ şeklindeki ekonomik savaşları ülkeleri bir bir etkileyerek ekonomik olarak işgal etmekte, Uzak doğunun ekonomik güçleri Japonlar ve Çinliler hem bu dev emperyalist şirketlere karşı savaşmakta hem de kendi aralarında Asya’nın hakimiyeti için birbirleri ile ekonomi savaşı vermekteler. Öte yanda ise uzun yıllardır sıcak denizlere inme politikası bulunan Ruslar bir ara görünüşte hakimiyetlerindeki devletlerden çekildi gibi görünse de ‘’Panislavizm siyasetini’’ asla bırakmamış aksine İran’ın da desteğini arkasına alıp, ekonomik olarak daha yoğun bir abluka politikası gütmeye başlamıştır.
Tüm bu gerçekler ışığında Türkiye Cumhuriyeti tabiri caizse; adeta şamaroğlanı durumuna düşmüş. Bir ABD, bir AB tokat vurmakta yanı başımızda sıcak denizlere inme hayali kuran Rusya tüm hünerini göstererek Türküye Cumhuriyeti üzerinde etkili olmaya çalışmaktadır. Komünist Çin Halk Cumhuriyeti; 100.000.000 milyona yakın Doğu Türkistan (Sincan Bölgesi Uygur)Türk’ünü asimile etmeye çabalarken bir yandan da ürettiği kalitesiz ve sağlık yönünden sağlığa zararlı mallarıyla Türkiye Cumhuriyeti içerisinde de güçlü bir pay edinerek hem sağlığımıza hem ekonomimize zarar vermektedir.
Bu gelişmeler yetmezmiş gibi kendi içerisinde ekonomik ve siyasal bir varlık gösteremeyen Arap toplumu kendisini toparlayıp güçlü bir Millet ve devlet olmayı hedeflemenin yerine küresel emperyalistlerin öncü milis kuvvetleri olarak başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere tüm dünyanın başına bela olmaktalar. Başka devletler ve milletler bizi ilgilendirmez ama Türkiye Cumhuriyetinin kurucu unsuru ‘’Türklerdir’’ bu nedenle büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK ; ‘’Türkiye Cumhuriyetini kuran herkes Türktür’’ diyerek kesin noktayı koymuştur.
Bir zamanlar Körfez krizi esnasında ‘’Bir koyup üç alacağız’’ diyen zihniyet Iraktan kaçan ne üdüğü belirsiz binlerce kişiyi Doğu ve Güney Doğu İllerimize yerleştirmiş, hem oralardaki Türk nüfusunun gücünü kırmış hem de bu günkü PKK Terörüne adeta güç kazandıracak insan gücü hediye etmiştir.
Şimdi ise ‘’Biz gönderelim de Kanada’ya mı gitsinler, Ensar’a layık bir şekilde davranacağız ve bize iltica eden Suriyeli Araplara Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı verilerek nitelikli olanlarına Devlet Daireleri dahil iş verilecek’’ denilerek Türkiye Cumhuriyetinin onca gencinin işsizliği göz ardı edildiği gibi adeta Türkiye Cumhuriyetindeki kurucu unsur olan ‘’Türk Nüfusu’’nun etkisi kırılmak istenmektedir. Bu Türkleri Türkiye Cumhuriyetinde asimile hareketidir. İlki Körfez Krizinde uygulandı ikincisi Suriye Krizinde uygulanmaktadır.
Peki Tüm bu gerçekler ışığında biz Türkler ne yapmalıyız ?
ELİMİZE     :   DEVLETİMİZE
BELİMİZE   :   SOYUMUZA
DİLİMİZE    :   TÜRKÇEMİZE … Sahip olabilmemiz için, Türkçü olmak zorundayız.
Türkçülük; Sadece geçmişin tarihini okuyarak o günlerin avunması değildir.
                     Elbette Türk Tarihini çok iyi bileceğiz ama o tarihte takılıp kalmamalıyız.
Türkçülük;  Gözünü uzaya dikmektir. Uzay biliminde ileri gitmektir.
                      Türk Bilge Kağan’ı; ‘’ Ben Tanrı gibi gökte yaratılmış Türk Bilge Kağanı’’ der.
Türkçülük; Tıp Alanında otorite olmaktır. İnsanlığa faydalı olmaktır.
                      ‘’İbn-i Sina, Farabi, Ebul İz gibi binlerce otorite yetiştiren Türk Milleti son
                         Olarak Nobel Tıp ödülü ile Türklüğü dünyaya duyuran Aziz Sancar’’ gibi insanlar
                         Yetiştirmektir.
Türkçülük; Sporun her alanında Türkün zekasına, becerisine ve çevikliğine yakışır başarılara
                     Ulaşmaktır.
                      ’’Ben sporcunun zeki, ahlaklı ve çevik olanını severim’’ M.K. ATATÜRK
                      ‘’Bir Türk dünyaya bedeldir’’ dedirten Koca Yusuf gibi, ‘’Cep Herkülü’’ olarak tarihe geçen
                       Naim Süleymanoğlu gibi insanlar yetiştirmektir.
Türkçülük; Sadece Bozkurt işareti yaparak sloğan atmak da değildir.
Türkçülük; Nazilerin yaptığı gibi insanların kafataslarını ölçerek Türk Modeli çıkarmak değildir.
                     Günümüzde yaşam şartları gereği çeşitli coğrafyalarda yaşayan Türklerde bedensel
                      Farklılıklar bariz şekilde görülmektedir. Bu nedenle Türk Kültürü ve Türklük Ruhu esas
                      Alınmalıdır.
Türkçülük; Ne dine dayalı bağnaz bir Milliyetçiliktir, nede dinsizliktir.
                     Bilhassa, Türkiye Cumhuriyetinde ‘’Türk-İslam Sentezi şeklindeki ucube bir dayatma Türk
                      İnsanına büyük zararlar vermekte, son yıllardaki kazandığı ivme ile adeta Türkleri
                      Devşirerek Araplaştırma gibi bir asimile baskısına dönüşmüştür.
Türkçülük; Herkesin inancına saygı duymaktır. İlla benim gibi inanacak dememektir.
                     Türk Milleti geniş bir coğrafyaya dağılmış çeşitli dini ve siyasal inançlara sahip büyük bir
                      Ailedir. Haklı olarak kendi coğrafyasında beraber yaşadığı diğer milli kimlikler ve dini
                      İnanışlardan etkilenmiştir ama özünde ve yaşantısının büyük bir kısmında Türklüğünü
                      Hissederek yaşamaktadır. Bu nedenle bizden farklı dini inancı olan Türk kardeşlerimizi,
                      Bizden farklı yöresel ananeleri olan Türk kardeşlerimizi bağnazca dışlayarak
                      ötekileştirmeden oldukları gibi kabul ederek kucaklamalıyız.
Türkçülük; Müslüman Türk’ü, Hırıstiyan Türk’ü, Musevi Türk’ü, Gök Tanrı inancındaki Türk’ü vs. inancı   
                     ne olursa olsun aynı sevgiyle kucaklamayı bilmektir.
                     Artık Macarlar bizim kökenimiz Hun Türklerine dayanıyor diyerek Türk Kültürüne
                     Kaymakta, Bulgarlarda da bizim atalarımız Türktü demeye başlamışlardır, Mekadonlar Ön
                     Türk araştırmalarıyla kendilerinin Türk asıllı olup olmadığını araştırmaya başlamışlardır.
                     Örnekler çoğalır. Biz bu insanları dışlayıp, ötekileştirme yerine birlikte ortak ilmi tarihsel
                     Araştırmalar yapmalıyız.
Türkçülük; Günübirlik değil asırlar ötesine hükmedebilen Devlet Adamı yetiştirmektir.
                     Teoman  Han, Mete Han, Çiçi Han, Temuçin, Atilla, Temur,  Alparslan, Fatih Sultan Mehmet,
                      Mustafa Kemal ATATÜRK gibi cevherleri insanlığa sunmaktır.
Türkçülük;  Hem Türklüğe hem insanlığa asırlar boyu ışık olacak Alimler yetiştirmektir.
                     Dede Korkut gibi, Yusuf Has Hacip gibi, Kaşgarlı Mahmut gibi, İmam Maturidi gibi,
                     İmam-ı Azam  gibi, Hace Bektaş Veli gibi, Yunus Emre gibi, Ziya Gökalp gibi,
                     Hüseyin Nihal Atsız gibi değerleri yetiştirmektir.
                     
Tek bir şeye ihtiyacımız var, çalışmak, çalışmak, daha çok çalışmak!... ‘’M.K.ATATÜRK
Evet çok çalışmalıyız. Ekonomi’de, Spor’da, Tıp’ta, Turizm’de ve Uzay Araştırmalarında biz Türkler de en iyiler arasında olmalıyız. Büyük Başbuğ M.K. ATATÜRK’ün işaret ettiği ‘’Muhasır Medeniyetler seviyesinde’’ olmalıyız.
-   Eğer küresel işgalin acımasız oyunları karşısında yenilerek asimile olmak istemiyorsak,
-   Eğer Geçmiş Türk Kültürünün şerefli mirasını aynı şerefle gelecek kuşak Türk Nesline aktarmak istiyorsak yukarıdaki  gerçekleri çok iyi bilmeliyiz.
Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil Türk kanında mevcuttur.

Adil ÖZTÜRK
Sayfa: 1 ... 8 9 [10]