Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91
Yedinci Ateş Suyu:
Dincilik ve Sahte Din Anlayışı


Din, toplumsal yaşamda önemli ve gerekli sosyal bir kurumdur. Toplumları etkileme ve özellikle bireyleri yönlendirme etkisine sahiptir. Ancak, din siyasal bir amaç gütmeye ve iktidar mücadelesi vermeye kalkınca, toplumsal sorunlara da yol açabilmektedir. Kuşkusuz, bunu dinin kendisi değil, din adına hareket ettiğini iddia edenler yapmaktadır. Dindar ile dinciyi iyi ayırt etmek gerekir. Dindar ile kimsenin bir sorunu olamaz.

Din üzerinden siyaset ve ticaret yapanlar, dinsel değerleri ve inanan insanları sömürmekte, sorunlara yanlış teşhislerin konulmasına yol açmaktadır.

Din konusu, kendisi için farklı çıkarları olan başka ülkelerin de ilgi alanına girer. Örneğin, emperyalizmin sahte şeyh, mezhep ve tarikatlar oluşturması yeni bir uygulama değildir. Afganistan ve Arabistan’da şeyh kılıklı Amerikan ve İngiliz ajanları yüzyıldır faaliyetlerine devam ediyorlar. Bunu İslam’a iyilik için mi yapıyorlar? Bunlarla hem din anlayışı değişir, din saptırılır hem de yeni dinsel akımlarla bölücülüğe yol açılarak toplumsal çözülme sağlanır. İnsanlar gerçek sorunlar üzerinde düşünmekten alı konulur. Hatta ülkeler işgal edilir.

Cezayir’de 1840 yılında egemen olan dinsel güç, Ticani tarikatı ve şeyhi de Muhammed Es Sağir’dir. O sırada Fransa tarafından Cezayir’e gönderilen ajan Monsieur Rosch, Müslümanlığı kabul etmiş  görünerek önce Es Sağir ile işbirliği içinde, yerel İslam ulemasına başvurmuş ve arkasından Mısır’ın ünlü El Ezher medresesinin ve en sonunda da Mekke ulemasına başvurarak onlara yönelttiği “İslami itikada halel gelmeden, geçici süre, Hıristiyanlara boyun eğmek caiz midir” sorusuna karşı “elcevap: caizdir” yanıtını almıştır.
Hıristiyanlara geçici tutsaklık yüz yılı aşmıştır.
“ABD ile işbirliği yapmadan başka ülkelerde okullar açamayız” diyen yerli şeyhler de bu bağlamda değerlendirilebilir.

Dinciler aracılığıyla farklı kültürel anlayışlar sanki “İslam buymuş gibi” topluma dayatılmaktadır. Müslüman olmak ile Araplaşmak hâlâ birbirinden ayrılamadı. Yıllardır başörtüsü ve İmam Hatip Liseleri üzerinden kıyametler koparılmaktadır. Körüklenen bunun gibi yapay sorunlar, adeta bir “sis bombası” etkisi yaratarak, asıl sorunlarımızın görünmesi engelleniyor.

Dinsizleştirmecilik de bir ateş suyu haline gelmektedir. Din, toplumsal yapıyı ayakta tutan sosyal yapıştırıcılardan biridir. Birçok kültür kodu dinsel değerlere ilişiktir ve din toplumsal ve bireysel birçok işlev görür. Din, manevi olduğu kadar stratejik de bir güçtür. Onu dışlar ya da ilgisiz kalırsanız başkaları ilgilenir ve size karşı kullanır. Yanınızda olması gereken bir gücü karşınıza almış olursunuz. Oysa, bir kısım laiklik savunucularının bilerek ya da bilmeyerek, işi ileri götürüp laiklik savunusu değil, dinsizleştirmecilik yaptığı görülmeye başladı. Öncelikle laiklik, dinin olmadığı bir yerde anlamsızdır. Laiklik din ile birlikte vardır. Laiklik bir barış antlaşmasıdır. Yeni ayrışmalara meydan vermemesi gerekir.

Böylesi kişiler, laiklikle hiçbir sorunu olmayan dindar kişileri dinci saflara itmektedirler.

Din ve dinsel alanda önemli kavram ya da simgeler alaya alınmakta, küçük düşürülmekte ve önemsizleştirilmektedir. Edebiyatta, sinema ve “bir kısım” medyada din adamlarımız küçük hesaplar peşinde koşan, çağdışı, yobaz ve aşağılık bir çok niteliği kendinde toplayan karakterler olarak sunulmaktadır. Anadolu’da taşlayarak öldürme (recm) hiç olmadığı halde “vurun kahpeye” sahnelerini sık sık izlemek zorunda kalınır.
Öte yandan engizisyon ve endüljans süreçlerinden geçen Batı toplumlarında din adamları medya ve sanatta adeta evliya olarak sunulmaktadır. İslam’daki dinsel simgeleri aşağılamak laiklikle açıklanamaz. Olsa olsa din düşmanlığı özellikle de İslam düşmanlığıdır.

Zira laikliğin karşı olduğu din değil, yobazlıktır.

Laikliği savunanların bu savunuya devam etmekle birlikte son tahlilde bu toplumun Müslüman bir toplum olduğunu unutmamaları gerekiyor.
Modernleşme adına Batılı davranışlar beklemek kimsenin hakkı değildir, doğru da değildir. 

Toplumu yönettiği/yönlendirdiği iddiasında olanların öncelikleri iyi belirlemesi gerekir.
Ülkeye yönelik “görünen ve açık bir emperyalist tehdit” hatta saldırı varken, tarafların incir çekirdeğini doldurmayacak konuları bir tarafa bırakmaları gerekir.
Bu durum evleri yanarken yorgan kavgasına tutuşan karı-kocanın durumuna benzemeye başladı.
Laiklik mücadelesinde kimilerinin geldiği nokta burasıdır.

(Bu yazının ve devamındaki yazıların hazırlanmasında ;Yrd. Doç. Dr. İkram ÇINAR 'ın "mankurtlaşma süreci" adlı eserinden faydalanılmıştır.)

Türk Milleti ve devleti aleyhine işletilen mankurtlaştırma proje ve programlarının ne denli başarılı olduklarını ve bir daha asla telafi edilemeyecek yıkımlar yaptıklarını ibretle ve çaresizlik içerisinde, kahrolarak, izliyor ve yaşıyoruz.

Türk Milleti SİYASAL İSLAMCI soysuzların yalan ve hilelerine kanarak geleceğini ipotek ettirmiştir.

TÜRK MİLLETİNİN, ARTIK, BİR BEKA SORUNU VARDIR!..

TTK.
92
GÜNCEL / Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 20 Ekim 2018, 16:06:49 »
Dindarlık; her türlü şekilcilikten arınmış deruni psikolojik bir düşünüş, anlayış ve yaşam biçimidir.

Bizim Yunusumuz ne güzel söylemiş:

Dervişlik olaydı taç ile hırka;
Biz dahi alırdık otuza kırka!


Sarıktan, sakala; cübbeden, şalvara kılık kıyafetleriyle abartılı görünümleri ve ağdalı sözleriyle topluma dindar insan profili çizen kahır ekseriyeti kanı ve vicdanı kirli, koyunlarında haç taşıyan; başta pontus artıkları olmak üzere, Türk Milletinden öç almak ortak paydasında buluşan gayr-ı Türk unsurlardır.

Abartılı dindar profili çizen ve çizmekle de kalmayıp dini otorite makamından toplumu yönlendiren Karadeniz kökenli bir çok kişinin köken olarak pontus artığı olması bir tesadüf olmasa gerek.

Ayrıca her mahalle başında yer tutmuş şeyh, mürşit, hoca vs. sıfatlı kişilerin tamamına yakınının da başta kürtler olmak üzere gayr-ı Türk etnik unsurlar olduğu da dikkatimizden kaçmamaktadır.

Şu anda Türk Milletine musallat edilmiş en büyük belâ; Siyasal İslamcılık denen, bizzat İslam'ı da kemiren, soysuzluktur.

Etnik ayrımcı terörü de, toplumu kutuplaştıran klikleri de, ekonomiyi iflasa sürükleyen politikaları da, Türk Milletini ve devletini milletler aleminde itibarsızlaştıran uygulamaları da, muazzez dinimiz İslamiyetin; terörün, cahilliğin, sapkınlığın, sübyancılığın, gericiliğin, beleşciliğin, caniliğin ve terörün kaynağı gibi görünmesinin de tek sorumlu ve faili; o siyasal İslamcı zihniyet ve onun namussuz temsilcileridir.

Siyasal İslamcı uygulamalar nedeniyle Türk Milletinin yarınları tehdit ve tehlike altındadır.

Milletimize; Ulu Atamız Bilge Kağan'ın sözleriyle sesleniyoruz:

"Ey Türk;
Titre ve kendine dön!.."


TTK.
93
GÜNCEL / Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 20 Ekim 2018, 15:56:39 »
Adolf HİTLER ve Propaganda Prensipleri

Dr. Paul Joseph Goebbels, felsefe eğitimi almış bir kişidir. 1933 ve 1945 yılları arasında Hitler döneminde “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı” olarak görev yapmıştır. Bazılarına göre Hitler’in sağ kolu olarak çalışmış ve öylece ünlenmiştir. Tanıtım ve propaganda işlerini yürütürken, dönemin medya unsurlarını kontrol etmesi ile ünlüdür.

Hatta şu sözü sanki bir vecize gibi siyasi tanıtım tarihine yazılmıştır; “Basın, iktidarın kullandığı dev bir klavyedir!”

Goebbels’in Propaganda prensiplerine bir göz atalım;

- Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.

- Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur.

- Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır.

- Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.

- Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.

- Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.

- Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin.

- Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.

- Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.

- Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.

- Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır.

- Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.

- Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.

Prestij ve karizma sahibi lider, propaganda işini çok kolaylaştırır. İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır. Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak çok kolaydır.”

Ülkedeki bütün gazete, dergi ve basın yayın organlarını elinin altına aldı. Öyle ki 2. Dünya savaşında Ruslar Berlin kapılarına dayandığında Alman halkı hala savaşı kazanmak üzere olduklarını sanıyordu.

Ve yenilirken dahi mitinglerinde milyonlarca insan toplanarak ona biat ettiklerini gösteriyordu.

Önceden Alman halkının ”Tanrının Elçisi, Büyük Lider, Büyük Başkan, Büyük Kurtarıcı” gibi sloganlarla yere göğe sığdıramadığı ADOLF HİTLER’in intiharından bir ay sonra tüm gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı.

O aslında sadece çevresindeki silahlı koruma ordusuna güvenen, söylediği her şeyin yalan olduğu, korkak basit bir ruh hastasından başka bir şey değildi.

Alman halkı bunu çok geç anladı, herkes ona tapıyordu ama gün geldi hiç kimse “Ben oyumu ona verdim” diyemedi.

Ne kadar manidar degil mi ?

Yaşadığımız süreç tarihin tekerrüründen ibarettir!

Şu an ülkemizde de büyük bir ustalıkla uygulanan ne kadar bilindik şeyler değil mi?

TÜRK MİLLETİ SİYASAL İSLAM DENEN, O İSLAM'I DA KEMİRİP, KİRLETEN ZİHNİYETİ ve BU ZİHNİYETİN HAYSİYETSİZ TEMSİLCİLERİNİN, GERÇEK YÜZLERİNİ GÖRMEDİĞİ MÜDDETÇE YAŞADIĞI OLUMSUZLUKLARDAN, BIRAKIN KURTULMAYI, DAHA DA BETER OLACAKTIR.

TÜK MİLLETİNİN BEKÂ SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN MİLLİ KİMLİĞİNİN YOK OLMASI SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN HÜRRİYETİNİ YİTİRME SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN TOPRAK KAYBETME SORUNU VARDIR!


Türk Milletinin başına bu sorunları açan en büyük belâ:

SİYASAL İSLAMCILIKTIR!

TTK.
94
GÜNCEL / Ynt: GENETİĞİ BOZUK KAŞAR'LAR
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 20 Ekim 2018, 15:31:28 »
GDO gündemimize bir girdi, pir girdi.
Biz sanıyoruz ki, sadece mısırda, soyada kanolada var, öyle sanıyorduk. Son yapılan tahlil ve analizlerde KAŞAR'da da GDO olduğu belirlendi. Hele eski KAŞAR'lardaki GDO'nun çoktan uç boyutlara ulaştığı ve bunların Genetiklerinin tamamen değiştiği, kendi özgenetiklerini kaybettikleri, tamamen farklı bir nesneye dönüştükleri de anlaşıldı...
İşte belli başlı bilinen ve genetiği her an  değişen organizmaların en başlıca eski KAŞAR'ları aşağıda görülüyor. Belirli markaları yok ama "çabuk karakter değiştirebilme özelliği olan" diyerek de bulunabiliyormuş.. Bunlardan alınması, hatta bakılması bile insan neslinde onulmaz yaralar açıyor, stresler oluşturuyor. Zaten her markette de kabul görmüyorlarmış..
Gerisi size kalmış...
   
Yorumsuz olarak sunuyorum. Hepimiz tanıyoruz...





Her ikisinin içeriği de  ambalajları  gibi. Kirli. Şimdi de ana dilde eğitim, kürt federe devleti kurulsun, askerlik tasfiye  edilsin, her şey  para ile olsun, istiklal marşı kaldırılsın, bayrak törenleri iptal edilsin, jandarmaya gerek yok  deme cüretsizliğini gösteriyorlar.
Son önerileri  çıldırtacak cinsten .. Genelkurmay Başkanılığı lağvedilsin, aynı RTÜK (Radyo televizyon Üst Kurulu), EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ) , Şeker Kurumu gibi  Savunma Düzenleme Kurumu oluşturulsun, başına başbakan bir müsteşar atasın, başbakana bağlı olsun, Jandarma tasfiye olsun, diğer bütün komutanlıklar bu başkana  bağlı olsun.
Herkesi kendileri gibi sanıyorlar galiba..   Akla eski bir atasözü geliyor;   eceli gelen... Cami duvarı  gibi...


Atatürk'e her türlü hakarette bulunan Türköne'nin Türk Tarih kurumuna atanması ve Atatürk'e hakaretin gözlerimizin içine soka soka ödüllendirilmesi nedeni ile;
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222-4.htm



BU SIFATSIZ KAŞAR'DA SIRALAMADAKİ YERİNİ ALMALI... :evil:

Bu seçkin(!) listede, vaktiyle yöneticisi olduğu, porno içerikli, bir erkek(!) dergisinde erkeklik uzvu üzerine yarışmalar düzenlemek gibi bir orjinallik(!) ve yaratıcılığın(!) mucidi Emre AKÖZ'ün yer almaması özü-ak Emre'ye yapılacak en büyük ayıptır.

                                           


Neyse, erkeklik uzvu meraklısı, özü-ak Emre'ye daha fazla ayıp etmeden kendisini de buraya eklemek suretiyle şereflendirelim(!)


Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla..
Çağrıbey


GERÇEK BİR KURTLU KAŞAR!

İlksan vurguncusu Kemal'in Nazlı yari gibi her devrin yanar döner dansözünü kaşarlar listesine dahil etmemek büyük bir eksikliktir.


Hatta bu kaşarlar listesi çok uzayacağından klasman grupları oluşturarak kaşarlarımızı katogorize etmek daha sağlıklı olacaktır.

Kemal'in Nazlı yarinin süper kaşarlar klasmanında yer alması, bir hakkın teslim edilmesi bakımından, şarttır.


Nazlı'nın abd misyoneri Merve Kavakçı'yla olan birlikteliği ta o zamanlar kendisini müstesna kaşarlar arasına sokmuştu.

TTK

Her zaman, ne yapıp edip, "Ters Köşe" yapmayı becerebilen Fehmi Koru'nun yer almadığı liste gerçek bir KAŞARLAR listesi olamaz/sayılamaz.
Tıpkı Kambersiz düğünün olmadığı gibi.
Hey yavrum hey!
Kaşara bak kaşara!



Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir.

Bu alçakların gerçek yüzlerini bizler taa 2011 yılında gözler önüne sermişiz de kimselere ne sesimizi duyurabilmişiz ne de inandırabilmişiz...

TTK.
95
GÜNCEL / BENİ YARATAN RABBİM TÜRK YARATMIŞ ONA KARŞI MI GELEYİM.
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 20 Ekim 2018, 11:56:21 »
BENİ YARATAN RABBİM TÜRK YARATMIŞ ONA KARŞI MI GELEYİM.
‘’Ben Türk değilim, Müslümanım. Öbür dünyada Allah Türkmüsün diye sormayacak, Müslümanmısın diye soracak’’ diyen zavallı ezik. Sen daha Müslümanlıktan bihabersin. Cenab-ı Allah, Kur'an'da '''Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişi olarak yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.'' [Hucurat S. Ayet:-13] buyurmaktadır.
Sana o Türklüğünü reddettiren devşirme akıl hocaların, kendilerinin şeref duyamayacakları bir milletlerinin olmadığının ezikliğinde olduklarından Türklüğe düşmanlar. Gerçekten İslam Dinine inanan, Allah'tan korkan insanlar olsalardı Allah'ın kutsal kitabında emrettiği buyruğunun tam tersi olarak konuşmazlardı. Onlar nefislerinin efendisidirler. Onlar, çocukları taciz ederler, ilim, teknoloji düşmanlığı yaparlar, çalışmadan oturdukları yerden çalışanı kötülerler. Onlar, Kızları okutmazlar ama kadınları, kızları hastalandı mı kadın doktor arayacak kadar kendi söylediklerini yalanlayacak kadar cahildirler. Fizik, Kimya, Biyoloji, Teknoloji düşmanıdırlar ama Cehennemlik dedikleri kişilerin teknoloji ürünlerinin en yenisini onlar kullanırlar. Müslümanların alın teri ile kazandıklarını fitre, zekat, sadaka adı altında ellerinden alırlar sonra o paralarla Gevur diye adlandırdıkları toplumların ürettiği silahları satın alarak yine Müslümanları öldürürler, kendilerine itaat etmiyor diye.
Say say bitmez.
Beni yaratan Rabbim, beni Türk yaratmış. Şimdi Rabbime karşı mı geleyim.
''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..''
Adil ÖZTÜRK
96
GÜNCEL / TÜRK MİLLETİ; ZEKİ Mİ, APTAL(LAŞTI) MI?
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 19 Ekim 2018, 20:21:48 »
TÜRK MİLLETİ;  ZEKİ Mİ, APTAL(LAŞTI) MI?

‘’Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit.’’
 ‘’Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk Milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk Milleti vazgeç, pişman ol!..’’ diyen Bilge Kağan ve ‘’Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.’’ diyen Mustafa Kemal Atatürk mü haklı yoksa;  ‘’Türklerin yüzde 60’ı aptaldır” diyen Aziz Nesin mi haklı dedirtecek noktaya geldik.
"Türküm, Doğruyum, Çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!..
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne Mutlu Türküm Diyene!.."  şeklindeki ‘’ANDIMIZ’’ Türklerin kurucu ve çoğunluk unsur olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde mahkeme kararı ile okunabiliyorsa ve bu ‘’Okunabilir’’ mahkeme kararına itirazlar şiddetle yükselirken Türk Milleti ölü sessizliğindeyse, o zaman Türk Milleti zeki mi, aptal(laştı) mı sorusu akla gelir.
Türk Milleti olarak ‘’Zeki’’ ve ‘’Çalışkan’’ olmakla övünmemizden kim, neden rahatsız olur, elbette Türk olmayan Türkümsü görünen düşmanlarımız rahatsız olur.
‘’Küçüklerimizi korumamızdan’’ kim, neden rahatsız olur diye sorarken hemen aklıma (9) yaşında kız çocukları reğl olduysa nikah düşer diyen sapıklar, fakirlikten dolayı yurtlarda okumaya gelen (9-12) yaşlarındaki erkek öğrencilere tecavüz edenler aklıma geliyor. Demek ki onlar küçüklerimizi korumamızdan rahatsız oluyor. Küçükler korumasız olmalı ki onlar sapık emellerine ulaşmaya devam etsinler. Büyüklerimizi saymak hepimizin en temel görevi, ama Türk büyüklerini saymak en temel görevimizdir.
‘’Yurdumu, Milletimi özümden çok sevmektir.’’ İşte burada birilerinin canı fena acıyor. Biz Türk Milletini, Türk Yurdunu özümüzden çok sevdiğimizi kast ederken gayritürk birilerinin zoruna gidiyor. Ben Türk değilim diyemiyor, ben melezim diyemiyor, ben devşirmeyim diyemiyor.
‘’Yurdumu özümden çok sevmektir’’ demek Türk milletine has bir özelliktir. Yoksa, arkasına bakmadan ülkesinden kaçıp gelen vatan duygusundan yoksun çapulcular Türk yurdunu sevmez, sevemez. Zaten onların yurdu da değil ki neden sevsin. Sıkıştı mı buradan da kaçarlar. Eskilerin bir sözü vardır ‘’Alışan kudurandan kötü olur’’ diye. Bunlar kaçmaya alıştı.
‘’Ey Büyük Atatürk!...’’ sözü bile bunları çıldırtmaya yeterken bir de ‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’ mi diyecekler. Bunlar için kabir azabı gibi bir şey bunları demek. Canlarına kastetmek gibi bir şey olsa gerek.
Ölüm sessizliğindeki Türk milletine gelince, işte onlar en büyük ihaneti yapanlar. Devşirme Şeyhlerinin, din kardeşliği zehiri ile uyuşturularak Cennette kavuşacakları hurileri hayal ederken, Türk kimliğini bile inkar eden uyuşturulmuş yeşil Türkler, daha doğrusu Türkümsüler desek daha uygun olur. Bir gün vatanları ellerinden gittiğinde eyvah derler ama iş işten geçer. Çünkü, onlar ne kadar Türklüğünü inkar ederse etsin başkaları onların Türk olduğunu asla unutmaz.
İleriki günler Türk milleti, zeki mi yoksa aptal(laştı) mı gösterecek.
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’

Adil ÖZTÜRK
97
TÜRKÇÜLÜK / BU NASIL MİLLİYETÇİLİK
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 17 Ekim 2018, 15:19:56 »
BU NASIL MİLLİYETÇİLİK

Kendisine Türkçü, Ülkücü kısaca Türk Milliyetçisiyim diyor ama; Gök Türk Yazıtlarını okumuyor, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ‘’Nutuk’’ adlı eserini okumuyor, Gaspıralı İsmail Bey’e, Yusuf Akçura’ya, Ömer Seyfettin’e, Ziya Gökalp’a, Hüseyin Nihal Atsız’a yabancı. Bildiği; bir - iki kelime slogan, bir parmak işareti, bir de ata yadigarı bayrak. Kürşad’a burun kıvırır ama hayali kahramanlıkta üstüne yoktur. Sanırsın Çanakkale Kahramanı. Senin gibi Türk Milliyetçisinin elinden yarın bağırta bağırta devletini de alırlar seni de o çok sevdiğin Orta Doğu’nun çölüne sürerler. Sende artık dış güçleri mi suçlarsın yoksa Filistinli kardeşlerinin yaptığı gibi intifada mı yaparsın bilemem.

Adil ÖZTÜRK
98
TÜRKÇÜLÜK / PAROLA: ''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..''
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 13 Ekim 2018, 17:14:10 »
PAROLA ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’

‘’Türk İslam Sentezi’’ Emperyalistlerin Tezgahıdır. Din temelli Turan olmaz.
[Yusuf Akçura]
 

Türk İslam Sentezi, Müslüman olan Türkleri bilhassa Araplar olmak üzere diğer Müslüman toplumlara yakınlaştırmak için (1970) lerin başında uygulamaya konulmuş bir sistemdir. Oysa dünya da, ‘’Tengri’’ inancında, ‘’Şaman’’ inancında, ‘’Budist’’ inancında, ‘’Zerdüşt’’ İnancında, ‘’Musevi’’ (Karaim Mezhebi) inancında, ‘’Hristiyan’’ inancında ve sayısı bilinmeyen Ateist Türk olmak üzere dünya üzerinde bilinen (450 Milyon) Türk yaşamaktadır. Gerçek olan şu ki, Türkün tamamı Müslüman değildir. Din, vicdan işidir. Kişilerin kendi bireysel duygularıdır.
Şimdi biz Müslüman olan Türkler, Müslüman olmayan diğer soydaşlarımıza, ‘’Ya bu dine geçin ya da sizi kafir sayarak size karşı Cihat ilan edeceğiz’’ mi diyeceğiz. Onlarda bize ‘’Siz de Araplaşmışsınız, bizim için de siz kafirsiniz’’ diye bize savaş açarsa ne olacak. Ne mi olacak ‘’Kardeş kavgası’’  Türk Türk’ü öldürecek diğer milletler bize kıs kıs gülecek. Din kardeşliği ütopyası işe yaramamaktadır. Aynı dine ‘’İslam’a’’ inanan Ortadoğu milletleri bilhassa Arapların durumu gözler önünde, ortalık kan gölü, ülkeler harabe kelleler havada uçuşuyor.
 Başka dinlere inanan Türk soydaşlarımız ile on binlerce yıllık ortak geçmişimiz olan Türklük bazında bağlar kurulabiliriz.
Türk Kimliğini, Türkçülüğü kullanarak kahramanlık söylemleri ile farklı inançlardaki Türk dünyasını kendi şahsi çıkarları için kullanmak isteyen sahtekarlar her zaman olmuştur ve bundan sonra da mutlaka olacaktır. Çok okuyup, çok araştırıp, bilhassa şüpheci olmalıyız. Türklük üzerinden oluşturulan derneklere, partilere, tarikatlara çok dikkat etmeliyiz. Bu oluşumların çevirdiği entrikalar birey olarak bizleri kullandığı gibi, bizler üzerinden Türk Milletini de kullanmaya kalkmaktadırlar. Bu nedenle çok okumalıyız, çok araştırmalıyız, az güvenmeliyiz. Her şeyin globalleştiği günümüzde Türk dünyasının toparlanıp, ekonomik ve sosyolojik olarak ayağa kalkarak birleşmesi için okumak, araştırmak ve her şeyi incelemek, sorgulamak, iç yüzünü görmek zorundayız.
Artık geride bıraktığımız tarihimizle övünerek avunma gerzekliğini bir yana bırakarak gelecekte birey bazında Türk ve Türk Milleti olarak neleri nasıl başaracağımızın projeleri üzerine yoğunlaşmalıyız.  Emperyalistlerin tuzağı olan; ‘’Türk-İslam Sentezi’’,  ‘’Tengrici Türkçülük’’, ‘’İslami Türkçülük’’, ‘’Sosyalist Türkçülük’’, ‘’Ateist Türkçülük’’, ‘’Kapitalist Türkçülük’’ gibi kavramlara saplanarak birbirimizi boğazlayarak yok etmeyi bırakmalıyız.
Türk demek; Türk Milletinden olmak demektir.
Türk demek; Çalışkan Olmak demektir.
Türk demek; Dürüst olmak demektir.
Türk demek; İlim sahibi olmak demektir.
Türk demek; Üretken olmak demektir.
Türk demek; Aldatmamak, aldanmamak demektir.
Türk demek; Kazanan tarafta olmak değil, kazanan taraf olmak demektir.
Türk demek; Tüm farklılıklarını bir zenginlik olarak kabul edip Türk Dünyasını topyekün kabullenip, kucaklamak demektir.
Türk demek; Yeni doğmuş bir çocuğun öz annesinden başkasını benimsememesi gibi Türklüğünü benimseyerek, Türkçü olmak demektir.
Bu nedenle, Türk Milliyetçiliğini, Türkçülüğü, Turancılığı veya adına ne derseniz deyin bir partinin, bir derneğin, bir akımın ideolojisi olarak görmeyip, ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’ parolasıyla bütün Türk Dünyasının birleştirici çimentosu olarak algılamalıyız.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’
Adil ÖZTÜRK
99
Tarihte Bugün / (7 EKİM) TÜRKMEN MİLLİ BAYRAMI KUTLU OLSUN.
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 07 Ekim 2018, 09:06:37 »
(7 EKİM) TÜRKMEN MİLLİ BAYRAMI KUTLU OLSUN.
1997 tarihinde Erbil’de, yapılan, 1. Türkmen Kurultayında Irak Türkmenlerinin resmi dili “İstanbul Türkçesi” olması, “7 Ekim” tarihi, [Türkmen Milli Bayramı] olarak Türkmen Kurultayınca kabul edildi.
Çile, katliam ve gözyaşıyla dolu Türkmen tarihinde ‘’7 Ekim’’ bir dönüm noktasıdır. Ümitsizlik ve kararsızlığı geride bırakarak, birleşmenin ve milli iradenin oluştuğu gündür.
‘’Sümbülsüz darı olmaz
Namerdin yâri olmaz
Türkmeneli mavidir
Yeşilden sarı olmaz’’
[Türkmen Manis]

‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’

Adil ÖZTÜRK
100
TÜRKÇÜLÜK / Türkçü Olmaya Mecburuz
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ekim 2018, 22:08:47 »
TÜRKÇÜ OLMAYA MECBURUZ
Türk Dünyası sancılı bir uyanışın içinde iken Türkiye Cumhuriyeti adeta bir Arap devleti kalıbına sokulmaya çalışılmakta. Kültür bazında bakılacak olursa Türkiye Cumhuriyeti sanki bir Arap Ülkesi olma yolunda hızla ilerliyor, sokaklarda fistanlı, entarili Arap erkekleri, kara çarşaflı Arap kadınları, karınca sürüsü gibi Arap çocukları dolaşmakta, tabelalarda hızla Arapça yazılar çoğalmakta Türkiye’de adeta işgal görünümü sergilenmektedir. En koyu Türk Milliyetçilerinin dahi Türk-İslam Sentezi dayatması ile bakış alanları Suudi Arabistan’a yönlendirilerek, kendileri gibi dini inancı olmayan Türkleri ‘’Kafirlikle’’ hatta yabancılıkla etiketlendirip yok sayması durumuna gelinmiştir. Kökü (10.000) lerce yıl gerilere giden şerefli Türk tarihi; Proto-Türkler, Hunlar, Sümerler, Göktürkler adeta unutturulmak istenmekte, yeni kuşak Türk gençliğinin hafızalarına dindarlık maskesi altında tarihi (3.000) yılı geçmeyen bedevi Arap kültürü yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Bir zamanlar Türkçü Fikir ışığında Turan İdeali ile yanıp tutuşan Türk Milletinin önüne konan Türk-İslam Sentezi dayatması ile;
‘’Hıristiyan olan Gagavuz Türk’ü’’
‘’Hıristiyan olan Yunanistan’a Mübadele kanunu ile gönderilen Karaman Türk’ü’’
‘’Hıristiyan olan ve bizde Atilla’nın torunlarıyız diyen Hun asıllı Macar Türk’ü’’
‘’Yahudi Dininin Karaim Mezhebinden Hazar Türk’ü’’
‘’ Gök Tengri inancındaki Altaylardaki yaşayan Türk’ler’’
‘’ Şaman inancındaki Yakut (Saha) Türkleri
‘’ Bir kısmı Müslüman, bir kısmı Budist olan Uygur Türk’leri’’
‘’ İslam’ın Şii Mezhebinden olan Azerbaycan Türk’ü (Azerbaycan ve İran Azari Türkleri)’’
‘’Asırlarca Türk Kültürünü canlı tutmaya çalışan Alevi İnancındaki Anadolu Türkmenleri’’
Ötekileştirilmekte, adeta yok sayılmaktadırlar.
Bunca çeşitli dini inanç zenginliğine sahip Türk dünyasını dışlayarak tutucu Arap Kültür Emperyalizmi etkisindeki bir dünya görüşü ile ‘’Turan Birliği’ nasıl kurulacak.
Dünya üzerinde geniş bir coğrafyada yaşayan, kitleler halinde bu kadar çeşitli dini inanca sahip olup ta tek Millet olma bilincini koruyabilen başka bir millet yoktur. Türk Milleti dini inancı ne olursa olsun binlerce yıl Milli duygularını koruyabilen tek millettir.

‘’Bir gün Türk devletleri ile Çin Seddinde buluşacağız’’ diyerek gelecekteki (Büyük Turan idealini) belirleyen Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK askeri ve Politik alanda Türkçü, ‘’Sana aykırı gelse de gelmese de biz gene günün birinde bütün Türkleri birleştireceğiz. Tarihte Türklerin olmuş olan her şey yine Türklerin olacak. Sayısı on binleri geçen subaylar, öğretmenler, doktorlar, memurlar ve talebeler hep Turancılık ülküsü ile tutuşmuş insanlardır. Bu selin önüne sütü ve kanı bozuk birkaç serseri duramaz’’ diye Türk gençliğine ışık olan Hüseyin Nihal ATSIZ hoca ise Kültür, tarih ve fikir alanında Türkçü idiler. Her iki büyük Türkçü önder kendi alanlarında tek ve rakipsiz olmalarına karşın asla kişisel hırslarının ve iktidar düşüncelerinin kaygısı ile Türkçülüklerinden taviz vermemişlerdir, Türkçü çizgilerinde kırılma olmamıştır. Türk Milletine ihanet etmemişlerdir. Bu gün ‘’ATATÜRKÇÜLÜK’’ veya ‘’ATSIZCILIK’’ gibi fikri çıkışları art niyet aramak yerine belki bu büyük Türkçüleri yeterince inceleyemeden aşırı hayranlıktan doğan bir taklitçilik olarak görmek gerek. Çünkü, ‘’Türkçülük öyle şerefli bir bayraktır ki: Onu vatanın her köşesinde durmadan dalgalandırmak her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.’’ diyen Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK (ATATÜRKÇÜ) değil ‘’TÜRKÇܒ’ idi, ‘’Ey Türk genci, erkeksen bir (Kül Tegin) kızsan bir (Umay) olmaya çalış. Ve (Gazi)nin memleketi idare edenler gaflet ve hıyanet içinde olsalar bile yine vazifen Türklüğü kurtarmaktır’’ vasiyetini unutma diyen Hüseyin Nihal ATSIZ hoca (ATSIZCI) değil ‘’TÜRKÇܒ’ idi.

Türkçüler, asla bir siyasi partinin veya saçma sapan izm’lerin, ideolojilerin desteğiyle değil sadece Türk Milletinin geleceğinin kaygı ve tasasındaki düşüncelerin yoğunluğundadırlar.

Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dini inanca sahip olursa olsun Türk kanı taşıyan her Türk insanı ‘’Türkçü’’ olmak zorundadır. Dünya genelinde hızla gelişen ekonomik ve siyasal çalkantılar biz Türk insanını ‘’Türkçü’’ olmaya zorlamaktadır. ‘’Türkçülük’’ bir siyaset veya menfaat değildir, ‘’Türkçülük’’ ekmek gibi, su gibi zorunlu olduğumuz bir yaşam gıdamızdır. Yaşamak için bedenimizin gıdasına nasıl önem veriyorsak ruhumuzun, milli kimliğimizin gıdasına da önem vermek zorundayız aksi takdirde tarih mezarlığında yok olmuş milletler arasında yerimizi alırız.

Bu zamana kadar; Teoman Han’lar, Mete Han’lar, Alper Tunga’lar, Tomris Han’lar,  Çiçi Han’lar, Kül Tigin’ler, Bilge Kağan’lar, Atilla’lar, Alparslan’lar, Temur’lar,  Fatih’ler, Mustafa Kemal ATATÜRK’ler, Dede Korkut’lar, İbn-i Sina’lar, Ahmet Yesevi’ler, Ahi Evran (Nasrettin Hoca)’lar, Yusuf Has Hacip’ler, Kaşgarlı Mahmut’lar, İmam Maturidi’ler, İmam-ı Azam’lar, Hace Bektaş Veli’ler, Yunus Emre’ler, Ziya Gökalp’ler, Gaspıralı İsmail’ler, Yusuf Akçura’lar, Aziz Sancar’lar, Hüseyin Nihal Atsız’lar, Koca Yusuf’lar, Naim Süleymanoğlu’lar yetiştiren asil Türk Milleti bundan sonra da Devlet adamlığında, Ekonomide, Tıpta, Uzay Araştırmalarında, Sporda, Turizmde, Edebiyatta, Felsefe de, vs. her türlü alanda en iyileri yetiştirerek,’’Muasır medeniyetler seviyesinde’’ de en iyisi olmalıyız. En iyisi olmak zorundayız. Muasır Medeniyet demek Batı’nın aşağılık sömürgeci medeniyeti değildir. Muasır medeniyet; ‘’Bulunduğu çağın en mükemmeli olmak’’ demektir. Eğer küresel işgalin acımasız oyunları karşısında yenilerek asimile olmak istemiyorsak, Türk Kültürünün şerefli mirasını aynı şerefle gelecek kuşak Türk Nesline aktarmak istiyorsak. En iyisi olmaya yani ‘’Türkçü’’ olmaya mecburuz.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’

Adil ÖZTÜRK
Sayfa: 1 ... 8 9 [10]