Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91
GÜNCEL / TOPLUMSAL KAYBIMIZ; MERHAMET, SEVGİ, SAYGI, İNSANLIK
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 04 Kasım 2018, 23:13:17 »
TOPLUMSAL KAYBIMIZ; MERHAMET, SEVGİ, SAYGI, İNSANLIK

Dün, Aksaray Diş Hastanesinde dişimin dolgusunu yaptırıp çıktığımda karşımda iki bina dikkatimi çekti yan yana duruyorlardı. İlk binanın kapısında ‘’Çocuk Yuvası’’ yazıyordu. Çocuk yuvasının bahçesinde tek başına bir çocuk salıncakta yavaş yavaş sallanıyordu. Göz göze geldik. Ben hafif gülümsedim hatta içimden ‘’Keşke duvar yüksek tellerle çevrili olmasa da bir meyve suyu alıp ikram etseydim’’ diye düşündüm. Ama çocuk hiç oralı olmadı. Gayet donuk, umutsuz, ne sevgi, ne korku vardı bakışlarında. Bomboş bir bakış. O yaştaki çocukların yanakları al al olması gerekirken yanakları soluktu. ‘’Hani bir anne çocuğu için canını verirdi, bu çocuğa nasıl kıydı da oraya bıraktı’’ diye hayıflandım. Hemen yanındaki binanın kapısında da ‘’Yaşlı Bakım Evi’’ yazıyordu. Bakım evinin balkonunda yaşlı bir adam oturuyordu. Eli yanağında boş, umutsuz bakışlarla bakıyordu. ‘’Merhaba’’ dercesine gülümseyerek başımı salladım ama o yaşlı adam hiç oralı olmadı. Onda da umutsuz, boş bakışlar vardı. Aynen diğer binanın bahçesindeki çocuk gibi korkuyu da, sevgiyi de unutmuş bakışlar vardı. Garip bir şekilde yaşlı adamın yüzü de aynen çocuğun yüzü gibi solgundu. Bu adam kim bilir bir zamanlar çocuklarının ‘’aslan babası’’, kral babası’’ değil miydi. Evlatlarına en iyi şekilde bakmak, en iyi şekilde yetiştirmek, en güzel eğitimi vermek için, ayaz gecelerde sabahlayan anne ve babaları yaşlılar yurduna terk eden yüreği çorak evlatlar da bir gün bu yaşlılar evine geldiklerinde aynı yüz şeklini alacaklar.
Bir defasında otobüs ile seyahat edecektim, servise bindim dışarıda, ayaz, hafif bir yağmur servis şoförü emekli idi uzaktan da tanıyordum adamı emekli. Düşündüm, bu adam Allah bilir kaçıncı geceyi sabahlıyordu ve tek gayesi evine ekmek götürmekti. Peki, evdekiler buna ne kadar layıktı?
Günümüzde herkes karşıdakinin her şey olmasını istiyor iken, kendi sadece hiçbir şey olmayı seçiyor.
Allah, bazı insanları uzuvları eksik olarak yaratır. Aslında o insanlar özürlü değildir sadece yaradılış farkı vardır. Esas özür içimizdeki merhamet ve sevgi duygusunun olmayışıdır. O çocuğun ve o yaşlı adamın aile çevresinde bu merhamet ve sevgi duygusu olsaydı o binalara ihtiyaç olmaz, o çocuk ve o yaşlı adam da orada olmazlardı.
Belki de o çocukla o yaşlı adamı yürekleri çoraklaşmış ailesi sokağa ya da bir çöpe bırakmıştır da, merhamet duygusu olan insanlar onlara acıyıp oralara yerleştirmişlerdir.
Belki farkında değiliz ama toplum olarak çok büyük bir dejenerasyon yaşamaktayız. Bizi biz yapan, insan olmamızın en belirgin özellikleri diye övündüğümüz; Merhamet, Sevgi, Saygı, Dayanışma gibi çok önemli insani duygularımızı kaybetmekteyiz.
Adil ÖZTÜRK
92
Bazıları toprağa gömülür, Abdullah Çatlı gibi Kürşad ruhlu kahramanlar yüreklerde yaşar.
Ruhun şad olsun reis.
93
TÜRKÇÜLÜK / Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 01 Kasım 2018, 10:33:41 »
"Ben Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin İlini, Töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş." diye öğreten, Bilge atalarımızın yazılı tarihi; Orkun Yazıtlarını (Kültiğin Yazıtlarını) okuyamıyoruz. Binlerce yıllık Türk alfabemizi değiştirerek bizleri Türk Tarih ve Türk Kültüründen kopartarak kör karanlıklara atanlara lanetler olsun.
"Ne Mutlu Türküm Diyene!.."
Adil ÖZTÜRK
94
GÜNCEL / TÜRKİYE'NİN CHP YE, CHP'NİN ATATÜRK'E İHTİYACI VAR
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 30 Ekim 2018, 22:00:39 »
TÜRKİYE'NİN CHP YE, CHP'NİN ATATÜRK'E İHTİYACI VAR

Televizyonda akşam haberlerini izlerken ‘’Gardrop Atatürkçülüğü’’ deyimi ile de tanışmış oldum.
‘’Dinime söven Müslüman olsa bari’’ derdi eskiler. CHP’yi ‘’Gardrop Atatürkçülüğü’’ ile suçlayan zaten Atatürk’le sorulu olan bir zihniyet ama onun bu şekilde konuşmasına neden olan CHP’ye kızarım ben.
Büyük Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk (10 Kasım 1938) de sonsuzluğa gittikten sonra ‘’Cumhuriyetten sonra en büyük eserim dediği Cumhuriyet Halk Partisi yavaş yavaş Atatürk çizgisinden çıkmaya başladı. Önce ortanın solu denendi, sonra solun ortası denendi, en sonunda da kafalar iyice karıştı ne olduklarını, ne olacaklarını bilemez hale geldiler. CHP, Kemalist mi Komünist mi bu konuda kafalar karıştı.
Yüzyılımızın en büyük lideri Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün, Muasır Medeniyet dediğini bir kısım CHP li önce ABD’nin Marshall Yardımı sandı, sonra bu olmadığını anlayınca kimi Marx’ı, Kimi Mao’yu Muasır Medeniyet olarak algıladı. Artık her kafadan bir ses gelmeye başladı. Oysa Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün Muasır medeniyetteki kastının ‘’Çalışmak, Çalışmak, Çalışmak’’ olduğunu, Okumak olduğunu, İlim Olduğunu, Fen olduğunu, Üretim olduğunu ve bunlara dayalı olarak Vatan Sevgisi olduğunu nedense bir türlü görmek istemediler.
Cumhuriyetin (10.) Yıl Kutlamaları Afişinde ‘’T.C.’’ yazısının ortasında ‘’Bozkurt’’ vardır, yine Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk, Kahraman Maraş’a ‘’Türk Bayrağı tutan Bozkurt’’ heykeli diktirerek Maraş ilinin kahramanlığını sembolleştirmiştir. Petrol Ofisinin amblemi ‘’Bozkurt’’ idi, Pulların ve Paraların üzerinde ‘’Bozkurt’’ vardı, Güreş Federasyonunun ambleminde ‘’Bozkurt’’ vardı, Maarif Vekaletinin açtığı yarışmada verilen 1.cilik ödülü ‘’Bozkurt’’ amblemli idi, Milli Türk Talebe Birliğinin amblemi ‘’Ay yıldız içinde Bozkurt’’ idi. Örnekler saymakla bitmez. İşte bu milli ruh ile On yılda dünyaya parmak ısırtacak mucizeler gerçekleştirildi. Hani şu (çıktık açık alınla on yılda her savaştan) diyen ‘’Onuncu Yıl Marşı’’na konu olan mucizeler. Ne zaman ki, CHP, Atatürk çizgisinden çıktı hem parti ruhunu kaybetti hep Türkiye’yi kaybetti. O ruh ‘’Bozkurt’tu’’
Cumhuriyet Halk Partisi’nin biraz zor olacak ama çok geç olmadan acilen fabrika ayarlarına yanı (1935) lerin ayarlarına dönmesi lazım. Önce ‘’Bozkurt’a sahip çıkarak Parti ruhuyla barışması sonra da ‘’Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir’’ parolası doğrultusunda gerçek Atatürk ışığında Türk Milliyetçiliği çizgisine dönmesi lazım.
Türk Milliyetçiliği ırkçılık değildir, bilakis emperyalistlerin zulmü altında ezilen mazlum milletlerin kurtuluş formülüdür.
CHP bir an önce ya fabrika ayarlarına dönüp Kemalist  Türk Milliyetçisi çizgisinde olacak ya da fraksiyonların çarpıştığı sosyalist çizgide kendisi ile birlikte Türkiye’yi de felakete sürüklemeye devam edecektir.
Türkiye’nin (1935) CHP sine CHP’nin de Atatürk’e ihtiyacı var.
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’

Adil ÖZTÜRK
95
Tarihte Bugün / Ynt: CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 29 Ekim 2018, 15:19:15 »


Cumhuriyetimizin 95. Yılı Altay Dağlarından Macaristan'a kadar bütün Türk Budunu'na uğurlu ve kutlu olsun!

Gazi Başbuğ ATATÜRK ve Milli Mücadele kahramanlarını saygıyla  selamlıyorum.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
96
Tarihte Bugün / Ynt: CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 28 Ekim 2018, 11:37:18 »
95 yıl önce Kutlu Türk Başbuğu Gâzi Mustafa Kemal ATATÜRK; TÜRK'ÜN MAKUS TALİHİNİN ARTIK SONA ERDİĞİNİ, bütün cihana duyurmuştu:



Bu gün, en büyük, milli bayramımızın arefesidir.

TÜRK BUDUNU'NA UĞURLU ve KUTLU OLSUN!

TTK.
97
SİLAHLI İSTİKLAL SAVAŞINI KAZANDIK AMA KÜLTÜREL İSTİKLAL SAVAŞIMIZ HALA DEVAM EDİYOR
Andımızın okullarda okutulup, okutulmaması ile ilgili tartışma son günlerde bütün Türkiye’nin gündemini teşkil etmeye başladı öyle ki hızla yükselen enflasyon, işsizlik, Suriyeli mültecilerin Türkiye genelinde verdikleri zararlar birden unutuluverdi varsa yoksa Andımız. Andımız Irkçılık içerdiği için okutulamazmış. Bunlar yarın İstiklal Marşına da aynı şeyi derler. Çünkü İstiklal Marşında da ‘’ Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?’’ diyor, ‘’Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal’’, ‘’Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal’’ diyor. Mesele, Andımız üzerinden Türk kimliğine saldırı. Bu saldırıyı da meşrulaştırmak için Kur’an’ Kerim’de; ‘’ Ey İnsanlar!.. Sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi ırklara ve boylara ayırdık. [Hucurat Suresi Ayet 13]’’ diyen, Allah’tan korkmadan İslam dinini kendi ikiyüzlülüklerine milliyetsizliklerine, ezikliklerine kalkan yapıyorlar. Peki kim bu kimlik krizi çıkaranlar. Geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki şimdilerde milyonlarca Suriyeli Arap çapulcuyu ülkemize mülteci olarak doldurup sonra da T.C. kimliği vererek vatandaşımız yaptığımız gibi; 1864'te Çerkezler geldi, 1878'de Arnavutlar geldi, 1878'de Gürcüler geldi, 1897'de Giritliler geldi, 1908'de Boşnaklar geldi, 1912'de Araplar (Libya'dan Sünusiler) geldi, 1913'de Pomaklar, Makedonlar geldi. Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu'ya aynı "muhaceret" devam etti. 1988'de Iraklı Kürtler geldi. 2013'ten itibaren Araplar (Suriyeli Mülteciler) geliyor. 1925'de Hıristiyan Karaman Türklerini Rum diye, Uz ve Peçenek Türklerini Hıristiyan diye gönderdik. Gidenler Türk’tü ve Türkçe konuşuyordu, gelenler Türk değildi ve Türkçe bilmiyordu. İşte bu gün Andımız üzerinden kimlik krizi çıkaranlar o gelenlerin çocukları, o gayritürk unsurlar. Türk olmayanlar. Bu gün Türkiye'ye mülteci olarak gelip, sonra da T.C. Vatandaşlığı alarak yerleşen bir Suriyeli Arap, 35 sene sonra Cumhurbaşkanı olarak seçilirse, Türk olduğu zannedilecektir. Türklüğe ihaneti görmezden gelinecektir. Andımız'ın okutulmasına Irkçılık yapıyor diye karşı çıkacaktır, "Ne Mutlu Türküm Diyene!.." parolasından ırkçılık yapıyor diyerek rahatsız olacaktır, yeşil Türklerde onu destekleyeceklerdir. Biz Türkler; (1915-1916) larda başlayıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi ile sonuçlanan silahlı İstiklal Savaşını tüm dünyaya ayakta alkışlatarak, mazlum milletlere örnek olacak şekilde ve ders kitaplarına konu edilerek kazandık ama ne yazık ki elimizle ülkemize doldurduğumuz gayritürk unsurlar yüzünden hala ‘’Kimlik Savaşını’’ kazanamadık, kimlik savaşımız devam ediyor. Bu savaşın en acı tarafı ise bir kısım kanı Türk olanların da cehaletleri yüzünden gayritürk olanların tarafında olmaları. On binlerce yıllık siyasi ve kültürel tecrübeye sahip Türk Milleti; ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’ parolasının birleştiriciliğinde mutlaka bu kültür savaşını da kazanacaktır. Gayritürk unsurlar okullarımızda ‘’Andımız’’ı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni’’ okutmasalar da bizler çocuklarımıza evlerimizde, iş yerlerimizde okutacağız. ‘’Bu memleket, tarihte Türk’tü, bu gün de Türk’tür ve ebediyyen Türk kalacaktır. Mustafa Kemal ATATÜRK’’ Türk Milleti’nin kanıyla, canıyla hak ettiği; 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’
Adil ÖZTÜRK
98
Tarihte Bugün / TÜRK MİLLETİ OLARAK CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 23 Ekim 2018, 22:23:27 »
"Türküm, Doğruyum, Çalışkanım,
İlkem; Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!..
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne Mutlu Türküm Diyene!.." 
99
GÜNCEL / TARİHTEN DERS ALMAYI BİLMEK.
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 21 Ekim 2018, 22:29:33 »
TARİHTEN DERS ALMAYI BİLMEK GEREK
''Romanya’da 1989’lara gelindiğinde Çavuşesku, tamamen gerçeği reddetme işaretleri göstermekteydi. Ülkeyi yöneten tek başkan tek yetkiliydi. Halkından kopuk, halkına inat baskıcı bir rejim sergiliyordu. Çavuşesku, devlet televizyonunda sık sık yiyecek maddesi dolu dükkanlara girerken, yiyecek ve sanat festivallerini ziyaret ederken ve kendi yönetimi altında erişilen “yüksek yaşam standartları”nı överken, diğer yandan boş dükkanların önünde ekmek beklenen kuyruklarla birlikte, ülke son derece zor bir dönemden geçiyordu. 1989’un sonlarına gelindiğinde, 21 Aralık’da Devrim Meydanı’daki (Piata Revolutie) büyük gösteri, rayından çıkarak kaosa dönüştü. Çavuşesku'lar karı koca 25 Aralık'ta Targovişte’de kurşuna dizildiler.''
Romen halkının kendi değerlerinin aksine komünist diktatörlüğünü dayatması bir yerde halkın ''Yeter artık'' demesiyle sonuçlandı ve bir hafta gibi kısa bir sürede tüm ülkeyi kaplayan öfke dalgası sonucu karı-koca diktatörler kurşuna dizildi.
Son yıllarda Türkiye'de de yaşananlar, bilhassa Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu ve çoğunluk unsuru Türk Milletini adeta aşağılayıcı gelişmeler toplumla ters düşen yöneticilerin akıbetinin ne olduğu hakkında tarihten ders almayan yöneticilerin gelecekte nasıl bir sıkıntı ile karşı karşıya kalacağını gösteriyor.
''ANDIMIZ'' (1933 yılı) ilk hali ile ''Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.'' şeklinde iken zaman içerisinde bir kaç kez düzenleme ile (1997 yılında) son şeklini almıştır. ''Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir. Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne Mutlu Türk’üm Diyene!..'' Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ''Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir'' hatırlatmasının okullarda tekrarıdır. İşin özü ''ANDIMIZ'' Cumhuriyet çocuklarının, Dedelerince kurulan devlete okullarda sahip çıkma sözüdür.
Devletin sahibi milletin hislerine ters düşersen millete ters düşmüş olursun. Millete ters düşenlerin de sonu tarihte açık seçik görülmektedir. Milli Şairimiz Mehmet Akif ne güzel özetlemiş: ''Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? "Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? [Safahat: Yedinci Kitap]'' Daha bunun ''GENÇLİĞE HİTABESİ'' var, daha bunun ''NUTUK'' u var.
''Türk milletini ayağa kaldırmak zordur ama daha da zoru harekete geçince bu milleti durdurmaktır. [Mustafa Kemal ATATÜRK]'' isterseniz bu milleti hiç ayağa kaldırmayın. Durun durduğunuz yerde. Türk olmasanız da Türk gibi göründüğünüzle kalın.
''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..''
Adil ÖZTÜRK
100
Yedinci Ateş Suyu:
Dincilik ve Sahte Din Anlayışı


Din, toplumsal yaşamda önemli ve gerekli sosyal bir kurumdur. Toplumları etkileme ve özellikle bireyleri yönlendirme etkisine sahiptir. Ancak, din siyasal bir amaç gütmeye ve iktidar mücadelesi vermeye kalkınca, toplumsal sorunlara da yol açabilmektedir. Kuşkusuz, bunu dinin kendisi değil, din adına hareket ettiğini iddia edenler yapmaktadır. Dindar ile dinciyi iyi ayırt etmek gerekir. Dindar ile kimsenin bir sorunu olamaz.

Din üzerinden siyaset ve ticaret yapanlar, dinsel değerleri ve inanan insanları sömürmekte, sorunlara yanlış teşhislerin konulmasına yol açmaktadır.

Din konusu, kendisi için farklı çıkarları olan başka ülkelerin de ilgi alanına girer. Örneğin, emperyalizmin sahte şeyh, mezhep ve tarikatlar oluşturması yeni bir uygulama değildir. Afganistan ve Arabistan’da şeyh kılıklı Amerikan ve İngiliz ajanları yüzyıldır faaliyetlerine devam ediyorlar. Bunu İslam’a iyilik için mi yapıyorlar? Bunlarla hem din anlayışı değişir, din saptırılır hem de yeni dinsel akımlarla bölücülüğe yol açılarak toplumsal çözülme sağlanır. İnsanlar gerçek sorunlar üzerinde düşünmekten alı konulur. Hatta ülkeler işgal edilir.

Cezayir’de 1840 yılında egemen olan dinsel güç, Ticani tarikatı ve şeyhi de Muhammed Es Sağir’dir. O sırada Fransa tarafından Cezayir’e gönderilen ajan Monsieur Rosch, Müslümanlığı kabul etmiş  görünerek önce Es Sağir ile işbirliği içinde, yerel İslam ulemasına başvurmuş ve arkasından Mısır’ın ünlü El Ezher medresesinin ve en sonunda da Mekke ulemasına başvurarak onlara yönelttiği “İslami itikada halel gelmeden, geçici süre, Hıristiyanlara boyun eğmek caiz midir” sorusuna karşı “elcevap: caizdir” yanıtını almıştır.
Hıristiyanlara geçici tutsaklık yüz yılı aşmıştır.
“ABD ile işbirliği yapmadan başka ülkelerde okullar açamayız” diyen yerli şeyhler de bu bağlamda değerlendirilebilir.

Dinciler aracılığıyla farklı kültürel anlayışlar sanki “İslam buymuş gibi” topluma dayatılmaktadır. Müslüman olmak ile Araplaşmak hâlâ birbirinden ayrılamadı. Yıllardır başörtüsü ve İmam Hatip Liseleri üzerinden kıyametler koparılmaktadır. Körüklenen bunun gibi yapay sorunlar, adeta bir “sis bombası” etkisi yaratarak, asıl sorunlarımızın görünmesi engelleniyor.

Dinsizleştirmecilik de bir ateş suyu haline gelmektedir. Din, toplumsal yapıyı ayakta tutan sosyal yapıştırıcılardan biridir. Birçok kültür kodu dinsel değerlere ilişiktir ve din toplumsal ve bireysel birçok işlev görür. Din, manevi olduğu kadar stratejik de bir güçtür. Onu dışlar ya da ilgisiz kalırsanız başkaları ilgilenir ve size karşı kullanır. Yanınızda olması gereken bir gücü karşınıza almış olursunuz. Oysa, bir kısım laiklik savunucularının bilerek ya da bilmeyerek, işi ileri götürüp laiklik savunusu değil, dinsizleştirmecilik yaptığı görülmeye başladı. Öncelikle laiklik, dinin olmadığı bir yerde anlamsızdır. Laiklik din ile birlikte vardır. Laiklik bir barış antlaşmasıdır. Yeni ayrışmalara meydan vermemesi gerekir.

Böylesi kişiler, laiklikle hiçbir sorunu olmayan dindar kişileri dinci saflara itmektedirler.

Din ve dinsel alanda önemli kavram ya da simgeler alaya alınmakta, küçük düşürülmekte ve önemsizleştirilmektedir. Edebiyatta, sinema ve “bir kısım” medyada din adamlarımız küçük hesaplar peşinde koşan, çağdışı, yobaz ve aşağılık bir çok niteliği kendinde toplayan karakterler olarak sunulmaktadır. Anadolu’da taşlayarak öldürme (recm) hiç olmadığı halde “vurun kahpeye” sahnelerini sık sık izlemek zorunda kalınır.
Öte yandan engizisyon ve endüljans süreçlerinden geçen Batı toplumlarında din adamları medya ve sanatta adeta evliya olarak sunulmaktadır. İslam’daki dinsel simgeleri aşağılamak laiklikle açıklanamaz. Olsa olsa din düşmanlığı özellikle de İslam düşmanlığıdır.

Zira laikliğin karşı olduğu din değil, yobazlıktır.

Laikliği savunanların bu savunuya devam etmekle birlikte son tahlilde bu toplumun Müslüman bir toplum olduğunu unutmamaları gerekiyor.
Modernleşme adına Batılı davranışlar beklemek kimsenin hakkı değildir, doğru da değildir. 

Toplumu yönettiği/yönlendirdiği iddiasında olanların öncelikleri iyi belirlemesi gerekir.
Ülkeye yönelik “görünen ve açık bir emperyalist tehdit” hatta saldırı varken, tarafların incir çekirdeğini doldurmayacak konuları bir tarafa bırakmaları gerekir.
Bu durum evleri yanarken yorgan kavgasına tutuşan karı-kocanın durumuna benzemeye başladı.
Laiklik mücadelesinde kimilerinin geldiği nokta burasıdır.

(Bu yazının ve devamındaki yazıların hazırlanmasında ;Yrd. Doç. Dr. İkram ÇINAR 'ın "mankurtlaşma süreci" adlı eserinden faydalanılmıştır.)

Türk Milleti ve devleti aleyhine işletilen mankurtlaştırma proje ve programlarının ne denli başarılı olduklarını ve bir daha asla telafi edilemeyecek yıkımlar yaptıklarını ibretle ve çaresizlik içerisinde, kahrolarak, izliyor ve yaşıyoruz.

Türk Milleti SİYASAL İSLAMCI soysuzların yalan ve hilelerine kanarak geleceğini ipotek ettirmiştir.

TÜRK MİLLETİNİN, ARTIK, BİR BEKA SORUNU VARDIR!..

TTK.
Sayfa: 1 ... 8 9 [10]