Son İletiler

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
11
TÜRKÇÜLÜK / TÜRKÇÜLÜK VAZGEÇİLMEZ MECBURİYETİMİZDİR
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 02 Mayıs 2019, 19:15:21 »
TÜRKÇÜLÜK VAZGEÇİLMEZ MECBURİYETİMİZDİR

Biz yıllarca Türkçülüğü sağ kulvarda düşlemedik mi?
Algı mekanizmaları Türkçülüğü her seferinde Sağ kulvarda gösterdi. Oysa Türkçülüğe en büyük darbelerden birisi (1969) da sağ kapitalist ve siyasal İslamcılığın sentezlenmesi vurmuştur. Bu demek oluyor ki Türkçülük sağ kulvarda gösterilerek fark ettirilmeden infaz edilmekte. Mevcut Türkçü oluşumlar veya Türkçü kalemlerin tamamına yakını bu tuzağın pençesindeler.
Günümüz şartlarında Türkçülüğü yeniden tanımlayamamanın sancılarını yaşamaktayız. Büyük bir kafa karışıklığındayız ki Türkçü olabilmeyi ya dindar Müslüman, ya İslam öncesi Şamanist veya Tenğrici olmak sanıyoruz. Ateist olanlar ile Hıristiyan Türkçüler ise işin başka bir sıkıntılı tarafı.
İslamcısı, Şamanisti, Tengricisi, Hıristiyanı ve Ateisti hepsi ayrı baş çekiyor. Oysa Türkçülük dini etkileşimlerden ayrı olarak, Türk Milli kültürün harmanlanması olmalı.
Türkçülüğün önünde en büyük tehlike, Arap Kültür Emperyalizmi olduğu gibi Masonların melezleştirme tuzağı da büyük bir tehlikedir.
Peki Türkçülük sol kulvarda mı olmalı? sorusu karşımıza çıkıyor bu durumda.
Sol kulvara baktığımızda ise durumun sağ kulvarda olduğundan hiç de farklı olmadığını görmekteyiz. Komün zihniyetinin hakim olduğu sol kulvarda insanlar burjuva sınıfı, işçi sınıfı diye sınıflandırılarak adeta hücrelere kapatılmakta kapalı bir toplum yaratılarak kitlesel bir çatışma ortamında sürekli karışıklık oluşturulmakta.
Türkçülüğü sistemleştirme çabalarındaki ilk Türkçüler kimlerdi; Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura, Sultan Galiyev, Neriman Nerimanov sömürücü emperyalist yönetimlerden kurtulmak için mücadele verdiğini söyleyen Sosyalist dünya görüşüne aldanarak destek veren ama sonradan Sosyalist dünya görüşünün de sömürücü ve emperyalist olduğunu anlayarak Sosyalist dünya görüşünü terk edip tek kurtuluşun yine Türk Milletinin kendi kadim kültür yapısının şekillenmesinde ve geniş bir coğrafyaya dağılmış bulunan Türk topluluklarının harmanlanarak ''Turan Birliği'' oluşturmasında olduğunun bilincine varan ‘’Her şey Türk için Türk’e göre, Türk tarafından’’ prensibini ortaya atıp, ‘’Fikirde, Dilde, işte Birlik’’ sloganı ile yola çıkan kendi başına bağımsız Türkçülüğü savunan insanlardı.
Türk Milleti çok geniş coğrafyaya dağılarak binlerce yıllık siyasal ve kültürel tecrübelerle bir tarafın değil kendisinin taraf olduğu yüksek vasıflı bir ‘’Türk Milleti Olmuştur.’’
Demek oluyor ki Türkçülük; şu veya bu taraf olmaktan daha farklı olarak,  yaşayan bütün dünya dinlerini içerisinde barındırabilen sistematik sömürü ideolojilerini de dışlayarak bulunduğu toplumu refah içerisinde yaşatmayı amaçlayan, daima ileri gitme yolunda çalışmalar yapan ‘’Yurtta sulh, dünyada sulh’’ ilkesini esas almış ama ‘’Bağımsızlık benim karakterimdir, Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’ düsturu temelleri üzerinde yükselen bir yaşam kültürdür.
O halde biz günümüz Türkçülerinin başka ideolojilerle oyalanmadan gelecek nesillerimizi de mutlu bir hayat yaşatmak amaçlayan bilimsel, toplumsal, kültürel ve ahlaki Türkçülüğün temellerini atarak Uzay bilimlerinde, tıpta, tarımda, hayvancılıkta, sanayide kısaca yaşam için gerekli olan her alanda en iyisi olmayı hedeflemeliyiz.
Geçmişteki atalarımızın askeri ve kültürel başarıları elbette bizler için gurur verici bir güçtür ama onlarla övünerek tembel tembel yatmak, geleceğimiz için başarılı çalışmalar yapmamak, insanlık ailesi içinde geri kalmak da Türk milleti için utançtır. Yakın zamanda ''Turan Birliği'' oluşturamasak ta ''Avrupa Birliği'' benzeri bir Türk Devletleri İşbirliği Teşkilatı oluşturabiliriz. Dünya nüfusunun hızla arttığı ve teknolojinin gelişmesi ile globalleşen dünya da Türk milleti için Türkçülük vazgeçilmez bir mecburiyettir.
Türkçüler İçin Her gün 3 Mayıstır.
Türkçülük ruhu ebediyyen yaşasın.
Ne Mutlu Türküm Diyene!..

Adil ÖZTÜRK
12
GÜNCEL / ÇOCUKLARIMIZ VE ŞEHİTLERİMİZ
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 27 Nisan 2019, 18:23:41 »
ÇOCUKLARIMIZ VE ŞEHİTLERİMİZ

Bütün insanlığın en çok hassas olduğu iki duygudur "Çocuklar ve Şehitler".
Türk milleti olarak bizler için en çok hassas olduğumuz iki duygudan da öte şefkat ve manevi duygularımızın zirve yaptığı kutsalımızdır; çocuklarımız ve şehitlerimiz.
Çocuklarımız geleceğimizdir, şehitlerimiz ebediyetimizdir.
Son zamanlarda gerek çocuk istismarı ve gerekse şehit istismarı o kadar çoğaldı ki artık yüreğimizdeki yangın bir volkan oldu patlama noktasına geldi. Çocuk istismarında vazgeçirici idam gibi cezaların olmaması, din adamı ehliyeti olmayan zevatların "İslam'da küçük yaşta çocuklarla oynaşmaya Bademleme denir" demesi, ısrarla "Allah Resulü (sav) Aişe validemiz (9) yaşında iken nikah kıydı" demeleri çocuk istismarcılarına adeta cesaret vermektedir. Çocuk istismarcıları için caydırıcı cezalar ki en uygunu idam tekrar uygulamaya konulurken kendini din adamı sıfatına koyan bu tür sapık zihniyetlerin de bir an önce susturulması gerçek din adamlarımız ve çocuklarımızın geleceği açısından çok faydalı ve mecburiyettir.
Şehitlerimiz konusu da istismarı yapılan diğer bir yaramız. O kadar çok şehit yakınları dernek, sendika ve federasyonlar kurulmaktaki. Mutlaka içlerindeki şehit ateşleri yanmakta ama kendilerinin de farkında olmadan bu şehit ateşinin bazen suistimal edilmesine neden olduklarını üzüntü içerisinde izlemekteyiz. Bu gün Türk vatanı için şehit olan Mehmetçik ve polislerimiz kastedilerek kurulmuş olan şehit yakınlarına ait dernek, sendika ve federasyonların bu şekilde kontrolsüzce çoğalmaları ileride peşmergeleri, pkk itlerini, el kaide gibi sapık düşünceleri de kapsama tehlikesi de baş gösterdiğinde önüne geçilmesi zor bir kagren olacak, o zaman bizler için şehit olan kahraman Mehmetçik ve polişlerimizin ruhu acı çekecektir.
Daha kız ve erkek diye cinsiyeti bile ayrılmayan minicik yavrularımız şefkatle büyümesi gereken çocuklarımıza şehvetle yaklaşılmasına engel olacak caydırı cezalar bir an önce uygulamaya konulurken, ebediyetteki canlarımız olan şehitlerimizin de ruhlarının acı çekmemesi için şehit istismarına fırsat vermeyelim.
Çocuklarımız geleceğimiz, şehitlerimiz ebediyetimizdir.
Ne Mutlu Türküm Diyene!..

Adil ÖZTÜRK
13
Esenleşme ve Tanışma / Ynt: Yeniyim
« Son İleti Gönderen: [Hun Türk] 25 Nisan 2019, 14:59:32 »
Hoş buldum.
Otağa girmeden önce gözlem yaptım. Başka Turancı Otağları ile karşılaştırırsak en olgun, en bilimsel ve en güvenilir topluluk burası. Hele internet ortamında kendine Türkçü diyen bazıları var ki, gençliği Türkçülükten ve Turancılıktan kaçırmak için çaba veriyorlar resmen. Buraya giren ise aydınlanıp çıkıyor. Turania aracıyla buldum burayı. Dediğiniz gibi, eskisi kadar canlı olmasa bile bilgi kaynağı dolu dolu. Bu yüzden elinize, emeğinize sağlık. Ben başkaları adına da çok teşekkür ederim size.

Öncelikle hoş geldiniz,

Malumunuz üzere sadece otağ yöneticileri olarak bizler kaldık. Ağımız açık, kullanabilir durumda olması için tedbirler alıyoruz. Malasef "Sosyal Medya" bizi zamanında tek bir darbe ile indirdi. İşin Sosyo-teknolojik boyutu bu.

Özgün bilgi açısından ağımız daime açık kalacaktır.

TTK
14
Duyurular / XP işletim sistemi olan ziyaretçilerin dikkatine
« Son İleti Gönderen: [Hun Türk] 25 Nisan 2019, 14:44:06 »
Sayın Ziyaretçiler;

XP İşletim sisteminde sadece Firefox tarayıcısı ile girelebilir duruma gelmiştir. Güvenlik sertifikamız daha eski işletim sistemi ya da tarayıcıların girişine izin vermeyecektir.

Özellikle Chrome tarayıcısında -Opera Chrome çekirdeğini [chromium] kullandığı için Opera içinde geçerli-;

"ERR_CONNECTION_CLOSED"

bağlantı hatasını görebilirsiniz.
15
TÜRKÇÜLÜK / TÜRKÇÜ OLMAK
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 25 Nisan 2019, 12:03:45 »
TÜRKÇÜ OLMAK
16
Esenleşme ve Tanışma / Ynt: Yeniyim
« Son İleti Gönderen: AlpTurkOgluTurk 18 Nisan 2019, 17:56:30 »
Hoş buldum.
Otağa girmeden önce gözlem yaptım. Başka Turancı Otağları ile karşılaştırırsak en olgun, en bilimsel ve en güvenilir topluluk burası. Hele internet ortamında kendine Türkçü diyen bazıları var ki, gençliği Türkçülükten ve Turancılıktan kaçırmak için çaba veriyorlar resmen. Buraya giren ise aydınlanıp çıkıyor. Turania aracıyla buldum burayı. Dediğiniz gibi, eskisi kadar canlı olmasa bile bilgi kaynağı dolu dolu. Bu yüzden elinize, emeğinize sağlık. Ben başkaları adına da çok teşekkür ederim size.
17
Esenleşme ve Tanışma / Ynt: Yeniyim
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 18 Nisan 2019, 08:55:55 »
Hoş geldiniz, esenlikler getirdiniz değerli kandaşımız AlpTurkOgluTurk!
Yapacağınız değerli paylaşımlardan faydalanacağımız muhakkaktır.

Maalesef sosyal medya adı verilen bir takım günü birlik paylaşım ağellerinin popüler olması nedeniyle, gerçek bir bilgi deryası ve akademi olan otağlara pek rağbet kalmadı.
Her şeye rağmen otağımızın çok ciddi bir izleyici kitlesi var olup, doğru bilgiyi doğru kaynaktan edinme rolümüzü bilhakkın yerine getirmenin haklı gururunu yaşıyoruz.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
18
Esenleşme ve Tanışma / Yeniyim
« Son İleti Gönderen: AlpTurkOgluTurk 17 Nisan 2019, 17:13:57 »
Esenlikler kandaşlarım.

Otağda yeniyim. Bu yüzden kendimi tanıtmak gereksinimi hissederim:

Ben yirmi yaşında bir Türk genciyim. Ülküleri olan bir gencim. Bilgisayar ve programlama alanında çalışıyorum ve yegane amacım Türk ulusunun, dünya üzerindeki tüm Türk halklarının gücüne güç katabilmek. Bunun için günümüz teknolojisini öğreniyorum, kod yazıyorum ve tüm acuna yüce ırkımızın gücünü bir kez daha göstermeyi kendime hedef belledim. Milletim için bu alanlarda emek vermeye hayatım sona erene kadar devam edeceğim. Evet, tüfek icat oldu; mertlik bozuldu ama artık dört tarafı bizden korkan ve bize kurnazca saldırılar yapan şahısların olduğu bu ölümlü acunda yeni teknolojinin, bilimin, fenin, ilmin ışığını da sonuna kadar yakacağım, milletimin ve devletimin gücünü her zaman bilmesi için. Planlarımı şu an açıklamıyorum ama diyeceğim odur ki kodlama, yazılım konusunda devletimin ve ordumun her zaman önde olması için yapmayı istediğim bir sürü şey var. Hayatım el verirse de yapacağıma sizlerin huzurunda söz veririm.

Buraya kayıt olma sebebim şudur: bilirim ki her Türk gencinin vazifesi tarih bilincine sahip olması, Atalarını tanımasıdır. Bizler Napolyon'un bile "Bana Türkleri verin, tüm dünyaya diz çöktüreyim." dediği güçlü, savaşçı, büyük milletiz. Tarihi bizler yazdık ve var ettik. Tarih boyunca büyük liderler yetiştirdik. Her Türk gencinin de bunu bilmesi gereklidir. Ben de bunun için tarihi ve atalarımı öğrenmeyi, son başbuğumuz olan Mustafa Kemal'i, önderimiz Atsız Ata'yı ve dava arkadaşlarını, değerli büyüğümüz Nejdet Sançar'ı tanımak için araştırıyorum, onları tanımak için yazdıkları kitaplardan maddi durumum el verdiği kadarını okuyorum. Bu forumda da aklımda olan soruları, tarihi meseleleri çözümlerken merak ettiklerimi sizlere danışmak istiyorum çünkü biliyorum ki daha öğreneceğim çok şey vardır ve sizler de sonuna kadar bilgili kandaşlarsınız.

Umarım beni aranıza kabul edersiniz.

Esenlikler...
19
GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
(KÖY ÖĞRETMEN OKULLARI)

Köy Enstitüleri; Köylerdeki eğitim sorunu çözmek, “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek” için 17 Nisan 1937’de Eskişehir Çifteler’de, ikincisi de İzmir Kızılçullu’da açılmıştır. (1934 yılında kapatılan Kızılçullu Amerikan Koleji binası 62.500 liraya satın alındı,19 Şubat 1937 tarihinde satın alma işlemleri tamamlandıktan sonra, 20 Şubat’ta binaya Türk bayrağı çekildi. Nisan ayında İzmir’e gelen Kültür Bakanlığı Müsteşarı Rıdvan Nafiz Ergüder, Amerikan Koleji binasının Öğretmen Okulu olarak açılmasını uygun buldu.) Eğitmen Uygulaması ve Köy Öğretmen Okullarını açılma süreci ile açılmıştır. Köy Enstitüleri açılınca,11 Haziran 1937 tarih ve 3238 sayılı kanunla açılan Köy Eğitmen Kursları Köy Enstitülerine bağlanmıştır. Yani aslında ilk Köy Enstitüleri Köy Öğretmen Okulu adıyla, 22 Mart 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına dair kanunla açılmıştır.
Sorgulayan, soran, eleştiren, araştıran, dogmayı geride bırakıp aklı ön plana çıkaran insanlar köy enstitüleri sayesinde yetişmiştir. 20 bin civarında insanın yetiştiği bu okullardan şairler, yazarlar, sendika liderleri, politikacılar gibi toplumun kanaat ve değişim önderleri çıkmıştır. Köy Enstitüleri toplumsal kalkınmanın itici gücü olmuş, Genç Türkiye Cumhuriyetini dönüştüren bir güç haline gelmiş, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamış, toplumun her kesimine, yurdun her köşesine eğitim ve öğretim faaliyetlerini ulaştırmıştır, yaşayan bilgi üreten okul anlayışıyla öğrencilerini yetiştirmiştir ve bu öğrencileriyle de çevresini geliştirmiştir. Köy Enstitülerinde iş için- iş içinde- işle eğitim anlayışı benimsenmiştir.
Tren yollarına yakın ve tarıma elverişli 21 bölgede kurulan Köy Enstitüleri'nde eğitim görenler hem örgün eğitim aldı hem de modern tarım teknikleri konusunda bilgiler edindi. Böylece tarımda verimliliğin arttırılması planlandı.  Köy Enstitüleri'nin tümünün kendisine ait tarlası, bağı, besi hayvanları, arı kovanları ve atölyeleri vardı. Köy Enstitüleri'nde verilen derslerin yarısı temel örgün eğitim diğer yarısı ise uygulamalı eğitim konularını kapsıyordu.
Köy Enstitüleri'nde derslerden bazıları: 1.Ziraat, 2.İpek Böcekçiliği (Teori ve Pratik), 3. Arıcılık, 4.Bahçecilik (Teori ve Pratik), 5.Tarla Ziraati, 6.Sebzecilik, Ağaççılık, 7.Bağcılık, 8.Halıcılık, 9.Fotoğrafçılık, 10.Demircilik, 11.Marangozluk, 12. Biçki-Dikiş (Kızlar için), 13.Pedagoji, 14.Türkçe, 15.Matematik, 16.Fizik, 17.Kimya, 18.Makina ve motor, 19.Kooperatif, 20.Sosyoloji, 21.Vatandaşlık.

Genç Türkiye Cumhuriyeti Tarımda ve eğitimde mucizevi başarılar kazanarak, silahla kazandığı zafere yeni zaferler ekliyordu. Köy Enstitüleri, bu başarılarından dolayı birbirinden çok farklı kesimlerin hedefi haline gelmişti. Bir yandan kızıl bulutlar çökmeye başlarken diğer yandan da, Köy Enstitüsü nedeniyle çıkarları zarara uğrayan köy ağalarının hedefi olmuştu. Bu ağalar büyük bir oranda Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan aşiret ağalarıydı. Geçmişten beri köylülerin emeğiyle geçinen köy ağaları, enstitüler sayesinde eğitim alan köylülerin kendi otoritelerine hizmet etmemelerinden korkuyorlardı. Bu nedenle Köy Enstitülerine yönelik birçok suçlama ortaya atılmıştır.
Tek bir örnek genç Türkiye Cumhuriyetinin doğan sabah güneşinin batırılışına yetecek sanırım:
‘’Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var. Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar.” Kinyas Kartal  Bir gazete yazarının dönemin Van milletvekili Kinyas KARTAL ile yaptığı bir röportaj:
– Köy enstitüleri komünist yetiştirdiği için mi kapatıldı?

– Hayır. Beni babam Moskova Üniversitesinde okuttu Komünizmin ne olduğunu ben gayet iyi biliyorum.
– Peki, Karma Eğitimden dolayı mı kapatıldı?
– Hayır. Bu da değil bütün dünyada okullar karma eğitim kız – erkek birlikte okuyor.
– Peki ya neden?
– Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var.
Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı. Ama Köy Enstitüleri açıldıktan sonra 5 köyüme KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU GELDİ ve bu köylerden artık KİMSE BANA GELİP DANIŞMAMAYA BAŞLADI. Ben düşündüm 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu  gelirse BENİM AĞALIĞIM NE OLUR, SIFIRA DÜŞER!
Böyleyse benim harekete geçmem  gerekir dedim ve DOĞUDAKİ BÜTÜN AĞALARA telefon ettim onları topladım. Bir de Batı’dan buldum Eskişehir’den Emin SAZAK. Sonra Adnan MENDERES’le pazarlığa gittik. (Yıl 1950 seçimlerin olacağı zaman) Dedik ki; “Köy Enstitülerini kapatırsan şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak’ın oyları sana. KAPATMAZSAN OY YOK” ve Adnan Menderes’te 1950’de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı. Ben kapattırdım Köy Enstitülerini.’’
Köy Enstitüleri 1954’ün Ocak ayında Adnan Menderes’in Başbakanlığındaki Demokrat Parti Hükümetince 6234 sayılı yasa ile kapatılmıştır.
Köy Enstitüleri resmi tarihçesi böyle ve o günden bu güne tarım ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti masallarla uyutularak karanlıklara terk edilmek suretiyle, Buğdayı, Mısırı, Soğanı, Patatesi, Samanı ve birçok tarım ürününü ithal etmek durumunda bırakılmıştır.
Köy Enstitüleri’ni daha iyi anlamak için o ruhu yansıtan marşlarına göz atalım:
Köy Enstitüleri Marşı
Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine.
Milletin her kazancı, milletin kesesine.
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine
Toprakla savaş için ziraat cephesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak
En yeni aletlerle, en içten çalışarak,
Türk için, yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği.
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği.
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Komünist yuvası diye kapatıldı denen Köy Enstitüleri, Türk köylüsünün aydınlanmasını istemeyenlerce kapatılmıştır.
[Adil ÖZTÜRK]
20
GÜNCEL / YALANLARI YUT, TÜRKLÜĞÜ UNUT
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 13 Nisan 2019, 20:45:20 »
YALANLARI YUT,  TÜRKLÜĞÜ UNUT

‘’Türkler milattan önce 13 bin yılında Anadolu’ya gelip, Anadolu’nun dip kültürünü oluşturdular. Ön Türkler Anadolu’ya göçebe olarak değil, göçmen olarak geldiler. Şölgen Mağarasında, Rus ve Fransız araştırmacılar tarafından bulunan yazıtlarda, M.Ö 14000 yılında, Türklerin Tanrının Birliğine inandıkları ve yazıyı buldukları yazmaktadır. Kırgızistan Saymalıtaş Vadisinde bulunan eserlerde, Türklerin tekerleği icat ettikleri, tekerlekli sabanla tarla sürdükleri, geyik-at-köpek gibi hayvanları ehlileştirdikleri kanıtlanmıştır. Bu topraklar sadece size ait. Sizler Anadolu’ya Malazgirt zaferiyle yerleşmediniz. Çatalhöyük’teki arkeolojik bulgular, sizlerin 10.000 yıldan daha uzun süredir burada bulunduğunuzu kanıtlamaktadır.’’
Prof. Dr. Erich Feigl - Avusturya Devlet Onur Nişanı Sahibi) - (Nisan 2005 İstanbul Teknik Üniversitesi Konferans Salonu

Türklerin Anadolu’ya ilk geliş değil son geliş tarihi  olan (1071) Malazgirt Zaferinden (13.000 yıl) önce vatan yaptığımız Türkiye’nin on beş bin yılı geçkindir gerçek sahipleri olan Türk Milleti (40 yıla) yakın süredir, Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde PKK terör belası ile uğraşırken batı bölgelerinde son yerel seçim sonuçlarında ortaya çıkan panik de gösterdi ki; şehir, şehir şeriat yapılanması adı altında melezleştirilme son hızı ile devam etmekteymiş. İstanbul ve Ankara'da Halifelik denen Araplaştırma rejim uygulama denemelerine başlanılmış da haberimiz yokmuş.
10 Kasım 1938 de Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün sonsuzluğa gidişinden sonra kuzeyimizden  Komünist rejimi getirme çabaları ve okyanus ötesinden yardım adı altında müstemleke çabalarından sonra, 1960 lı yıllardan itibaren Masonlarla el ele veren Arap sevicileri Hilafet adı altında tekrar saltanatı getirerek kula kulluk devrine geçirme çalışmaları başlatmışlar ve Cumhuriyetin kurucu unsuru olan Türk milleti adeta mankurtlaştırılarak melez bir toplum haline dönüştürülme aşamasına getirilmiştir. Doğuda terör ile korkutup batı illerimizden itibaren Hilafete razı etmek amaç. Planlar son yerel seçimle bozulunca, İstanbul’un kaybedilmesini kâfirler tarafından İstanbul’un işgali gibi vurgulamaya çalışıyor. Ayağa kalkışın isyanın yeri İstanbul olacak deniyor. Cihat söylemi ile halk adeta isyana teşvik edilme aşamasına getirilmeye çalışılıyor.
Dünya hızla ilerleyip gelişirken: KANADA: Yapay zekayla zihin okuma üzerine çalışırken, ABD: Uzaydaki bir kara deliği görüntülerken, FRANSA: Yenilenebilir enerjide G20 lideri olurken, ÇİN: Atom kalınlığında bellek yapmayı başarırken, JAPONYA: HRP-5P isimli insansı robotu basına tanıtırken,  Türk milletinin kaybı çok daha fazla.  Biz Türk Milleti olarak kaybettiklerimiz; ülkemizin (90) yıllık birikimi, Cumhuriyet değerlerimiz ve Türk Kimliğimiz ve geleceğimiz.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesi olan Türkçülük felsefesine ne oldu? Neden şimdilerde kendisini Türkçü, Ülkücü, Türk Milliyetçisi veya Atatürkçü diye etiketlendirenler gayritürk unsurların alt kadrosu durumundalar? Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün başarı ile uyguladığı Karma Ekonomi Modeli neden terk edildi? Oysa Karma Ekonomi Modeli mucizesi ile ‘’İstikbal göklerdedir’’ parolası ile uçak yaparak ihraç ediyorduk, fabrika yapan fabrikalar kuruyorduk, yer üstü ve yer altı zenginliklerimizi kendimiz işliyorduk. Hatta ‘’Çıktık açık alınla on yılda her savaştan’’ diye marş bile bestelendi.
Türk milleti, bir an önce Türkçü felsefe ışığında bilimle, teknoloji ile tıb ile muasır medeniyet yolunda ilerlemeye başlamalıdır.
Dış güçler, Üst akıl, Komplo Teorileri falan - filan işin hikayesi. O Dış Güçler dediklerimize dikkatlice bakarsak onları güç yapan kendi milli politikalarıdır, milli kimliklerine sahip çıkmalarıdır. Biz Türk Milleti olarak da, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine dönerek ATATÜRK’ün uyguladığı politikaları güncelleyip kalkınabiliriz. Aksi taktirde yok olup gideriz.

‘’Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır.’’ [Mustafa Kemal ATATÜRK]

Adil ÖZTÜRK
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10