Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  
Ulak Posta: soruhunturk [[@]] gmail [.]com

HT MAĞAZA

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
 11 
 : 16 Aralık 2018, 01:56:38 
Başlatan [Hun Türk] - Son İleti Gönderen: [Hun Türk]
Otağ adresimiz "SSL" olarak yenilendi.

https://forum.hunturk.net




Tarayıcılarda artık "güvensiz" uyarıları kalkacaktır. Yazışmalar 256 bit ssl ile şifreli olarak sunucu içinde yorumlanır.

 12 
 : 16 Aralık 2018, 01:33:55 
Başlatan [Hun Türk] - Son İleti Gönderen: [Hun Türk]
Sunucumuzu değiştirdik. Gökalp adını verdiğimiz sunucumuzu kapatıyoruz. Kayra adlı sunucumuza geçiş yaptık an itibariyle.

Sıkıntılı durum varsa ziyaretçilerimiz iletişimden bizleri bilgilendirirse seviniriz.

 13 
 : 14 Aralık 2018, 21:21:33 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
YENİDEN DOĞUŞ OLAN YENİ YIL;  EĞLENCE Mİ, İBADET Mİ, UMUT MU?

Karnı aç olanda kutluyor, karnı tok olan da kutluyor yılbaşını. ‘’Kim bilir babadan kalma bir alışkanlık’’ diyorlar.
Dini hiçbir vurgusu olmamasına rağmen, Yeni yıl kutlamalarına dini kılıf uydurarak karşı çıkanlar Yılbaşı kutlamak gavur icadı diyenlerin kullandıkları hangi cihaz Müslüman icadı onu söylesinler. Türbelere giderek o türbelerdeki ölülerden medet ummaktan vaz geçsinler, küçücük çocukları taciz ederek dünyalarını karartmaktan vaz geçsinler, yalandan, talandan, faizden vaz geçsinler. Alın teri, göz nuru emekle kazanan paraları yardım diye garibanların ellerinden almaktan sonra da Hıristiyan ve Yahudi ve Budist’in ürettiği teknolojiyi kullanarak sahte dindarlık yapmaktan vazgeçsinler.
Yılbaşının insanlık tarihindeki gerçeği ise her toplumda ayrı algılanmaktadır.
Türk Kültüründe "Nardugan Bayramı", Yahudi Kültüründe 2/10 Aralık’ta kutlanan ‘’Hanuka Bayramı’’, Hıristiyan kültüründe 25 Aralık’ta kutlanan "Noel" ve İslami çevrelerce 11 Ocak 630 (Hicri: 20 Ramazan 8 ) "Mekke'nin Fethi" olarak kamufle edilmek suretiyle yapılan Yılbaşı kutlamaları aslında tüm dünya insanlarının yeni yılı sevgi, umut ve coşku ile karşılamalarıdır.
Kadim Türklerin ‘’Yeniden Doğuş Bayramıdır’’. Akçam, ‘’Hayat Ağacıdır’’ kadim Türk kültüründe. ‘’Nar-Güneş’’, Tugan-Doğan’’  Doğan Güneş. ‘’NARDUGAN’’ Gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşır. Kadim Türk kültüründe Türkler, bu günlerde ‘’Güneşi geri ver’’ diye Tanrı’ya dualar ederler. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanır. İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutlarlar. Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bu bayram için, evler temizlenir. Güzel giysiler giyilir. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynanır. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret edilir, ‘’Ayaz Ata’’ ve torunu ‘’Kar Kız’’ kimsesiz çocukları sevindirir, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içilir. Yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme yenir. Bu bayramda, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş diye inanılır. Türk Milleti en az (15.000) yıldır Nardugan (Yeniden Doğuş) Bayramını kutlamaktadır. Türk Milletinin binlece yıldır kutladığı, Narduğan (Yeniden Doğuş) Bayramının dini bir özelliği yoktur tamamen doğa sevgisine dayanır.
Aslında dini kimliklere her ne kadar adapte edilmek istense de her üç dinde de Yılbaşı gününe denk gelen hiçbir gün yok iken insanların eğlenmesine, mutlu olmasına normal hiçbir insan veya topluluk karşı çıkamaz. Tüm insanlığın yeni bir yılı karşılama coşkusudur. Yaşadıkları ve biten yılda umduklarını bulamayan insanların yüreklerinde gelmekte olan yılda tekrar yeni umutların, yeni sevgilerin yeşermesidir.
Eğlenmek, neşelenmek insanın doğasında vardır. İsteyen şükreder, isteyen eğlenir. İnsan doğasındaki bu güzel duyguyu aşırıya kaçarak kirletmek kadar çeşitli dini veya kültürel baskılarla yok etmeye çalışmak ta ilkelliktir, insanlığa düşmanlıktır.
Öldürmek, çalmak, iftira atmak, tecavüz etmek, rüşvet vermek, rüşvet almak günahtır.
Toplumsal kutlamalar toplumsal kültürü ve toplumsal ahlakı yansıtır. Kutlamaları dini gerekçelerle sınırlamak veya yasaklamak yerine ahlaki boyutta ele alıp insanlığa daha faydalı hale getirmek gerekir. Çünkü Yılbaşı kutlamasının hiçbir dini boyutu yoktur. Sadece yaşanmış olan yılın son gecesi, yaşanacak olan yılın ilk gecesidir. Yapılması gereken en uygun şey; Sevdiklerine, komşularına, akrabalarına, dostlarına iyi dilekte bulunmaktır.
Yeni yıl mutluluk ve esenlikler getirsin.
Adil ÖZTÜRK

 14 
 : 11 Aralık 2018, 10:37:03 
Başlatan TanriKutMete - Son İleti Gönderen: Bozkurt42
Murat Yeni ve tayfası Fettuhlaçılıktan tutuklanıyor şimdi. Yav arkadaş bunların Fettuhlahçı olduğunu yeni mi gördük. Bunlar bangır bangır biz buyuz demiyorlar mıydı diğerleri gibi.

 15 
 : 11 Aralık 2018, 10:08:56 
Başlatan AyşeFiliz - Son İleti Gönderen: [Hun Türk]
Etnik özürlülerin kendilerini bir yere yamalamıyor olmasından kaynaklı. Soyu bozuk olunca tek ben değilim psikolojisi içindeler ki bu da normal bir şey.

NY'ın aynı DW ya da BBC gibi çok yanlı haberleri var. İçindeki DNA diziliminin ne kadar hatalı olduğunu gösteriyor bu yabancı etnik döküntülerin.
Adam gibi bir gazetecilik dahi yapamıyorlar.

 16 
 : 10 Aralık 2018, 17:44:24 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
YÜZ YILIMIZIN İKİ BÜYÜK TÜRKÇÜSÜ

 17 
 : 10 Aralık 2018, 17:31:39 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
Hüseyin Nihâl ATSIZ
(12 Ocak 1905, Kadıköy, İstanbul – 11 Aralık 1975, İstanbul)
"İnsanlar mizah ve şaka yapabilirler. Fakat bazı konular vardır ki, onlar asla şakaya gelmez. Orada ciddi olmak insanlık borcudur. Bayrakla alay edemezsin. Milli tarihle eğlenemezsin. Kur'an'ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar milli mukaddesatlardandır. Milli mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür. Bana göre Ticanilik, Nurculuk, Yobazlık, Komünizm ve Partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, Milli Ülküden yoksunluktur. Türkçüler, Tanrı’yı bir kenara atmamıştır. Atmaz da. ‘’Tanrı Türkü Korusun.’’ Sözü Türkçülerin sloganıdır. Tanrı, insan zeka ve idrakinin kavrayamayacağı yükseklikte olduğu için ikide bir onu ortaya sürerek, üzerinde kırıcı tartışmalar yapmanın aleyhindeyiz." [Hüseyin Nihal ATSIZ]
Türk edebiyatının önemli isimlerinden olan Tarihçi, Edebiyatçı ve bir Türkçü düşünce adamı olan Hüseyin Nihal ATSIZ, yaşamı boyunca Türkçülüğünden hiç taviz vermemiş, yazdığı makaleler ve çıkardığı dergiler yüzünden birçok kez mahkemelik olmasına, tabutluklarda işkenceler görmesine rağmen düşüncelerini kararlılıkla ve haykırırcasına savunan bir ülkü eridir. Sert üslubu ve kararlı duruşu, her ne kadar Türkçülüğe karşı olanların (Çoklukla da Türk soylu olmayanların) düşmanlıklarına neden olmuşsa da, bu kişilerin verdiği zararlar ATSIZ’ın bir Bozkurt gibi başı dik yaşayışında en ufak bir tavize neden olmamıştır. ATSIZ, olgun ve üstün bir kişiliğe sahip ciddi bir karaktere sahip olduğundan, yine takdir edilmesi gereken bir dava adamıdır.
1944 yılı 19 Mayıs törenlerinde dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Hüseyin Nihal ATSIZ ve arkadaşlarını ağır bir şekilde eleştiren nutkunu söyledi. Bunun üzerine Hüseyin Nihal ATSIZ ve 34 arkadaşı 1 Numaralı İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandı. Irkçılık – Turancılık davası adı verilen bu yargılama 7 Eylül 1944’te başladı ve mahkeme haftada 3 gün 65 oturum şeklinde devam etti. 29 Mart 1945 tarihinde mahkeme sonuçlandı. Hüseyin Nihal ATSIZ, 6 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Hüseyin Nihal ATSIZ bu kararın temyizini istedi ve Askeri Yargıtay mahkemenin kararını esastan bozdu. Sonuçta Hüseyin Nihal ATSIZ, bir buçuk yıl kadar ceza çekti ve 23 Ekim 1945’te tahliye edildi. Bir süre işsiz kaldı. Özellikle Ekim 1945 – Temmuz 1949 yılları arasında geçinmek için kitaplarını satmak zorunda kaldı. 25 Temmuz 1949’da Süleymaniye Kütüphanesi’ne “Uzman” olarak tayin edildi. 21 Eylül 1950’de Edebiyat Öğretmeni olarak Haydarpaşa Lisesi’ne atandı. 4 Mayıs 1952’de, Ankara Atatürk Lisesi’nde “Türkiye’nin Kurtuluşu” adlı bir konferans düzenledi. Verdiği konferansın bilimsel olduğu tespit edilmesine rağmen, ama yine de Haydarpaşa Lisesi’ndeki görevinden 13 Mayıs 1952’de “Muvakkat” kaydı ile alınarak Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki görevine geri gönderildi.
1952 yılları arasında haftalık olarak çıkan “Orkun” dergisinde başyazarlık yaptı. Artık daha tecrübeliydi ve daha sağlam adımları vardı. 1962’de kurulan Türkçüler Derneği’nin Genel Başkanlığını da bu sebepten üstlendi. 1964’te “Ötüken” dergisini yayınlamaya başladı ve ölene kadar da devam etti. Türk Ansiklopedisine de tarihî ve edebî konularda makaleler yazdı.
Cenaze namazına (Er kişi niyetine) deyip durulduğunda, ‘’Nihal ATSIZ’ı nasıl bilirdiniz’’ diye İmam sorunca saflar arasından Fethi GUMUHLUOĞLU’nun sesi duyuldu: ‘’Bir de soruyor, belki hayatında ilk defa böyle gerçek bir er kişinin namazını kıldırıyorsun.’’
Uçmağa varışının (11 Aralık 1975) 43.Yılında; Şeref ve Saygı ile anıyoruz. Ruhu Şad olsun. Türk Irkı var olsun.
[Adil ÖZTÜRK]

 18 
 : 09 Aralık 2018, 13:01:24 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
(ÖLMEK Mİ YAŞAMAK MI)  İNSANLIĞIN GÖZYAŞLARI
Bu gün Doğu Türkistan’da (100 Milyon) dan fazla Türk olması gerekirken (40-45 Milyon) Türk kalmıştır. Tanrıkut Mete Han’ın, Cengiz Han’ın, Bilge Kağan’ın, Atilla’nın, Timur’un, 40 yiğidiyle Çin sarayını basan Kürşad gibi kahramanların torunlarına ne oldu da bu haldeler. Atalarının özgürlük için savaşan ruhlarının yerine Arapların ağlayan, inleyen ruhları gelmiş. Beden Türk ama ruh Arap olmuş adeta.  Bu acizlikten, bu gevşeklikten cesaret alan kızıl Çin Türkleri Çinlileştirilmek için yoğun asimilasyon baskısında tutuyor. (670’lerden 740’lara) kadar Abbasi halifesinin uyguladı asimilasyonun bir benzerini şimdi kızıl Çin yapıyor. Doğu Türkistanlı Türk kardeşlerim, sizlerin merhamet beklediğiniz devletlerin de en az kızıl Çin kadar elleri kanlı. (70 milyon) Kızılderili’yi, (65 milyon) Bizonu da sırf Kızılderililer yiyor, yemesin aç kalsın diye öldüren ABD’den, 1.Dünya Savaşı'nın ardından Ruanda ve Kongo'da 10 milyondan fazla insana soykırım uygulayan Belçika’dan, Yüz binlerce Libyalı Müslümanı 1911-1940 yılları arasında çölün ortasında öldüren İtalya’dan, 1954-1962 yılları arasında 1.5 Milyon Cezayirliyi katleden Fransa’dan, 1933-1945 yıllarında 21 milyon insanı topluca kurşuna dizerek veya toplama kamplarında gaz odalarına atarak katleden Almanya’dan,  Sömürgesi yaptığı Avustralya’nın yerli halkı Aborjinleri katlederek yok eden İngiltere’de, Berberileri, Mısırlıları, Somalilileri, Filistinlileri asimile ederek Araplaştırmak suretiyle yok eden Araplardan medet umuyorlar. Medet umdukları devletler de en az Çin kadar soykırım suçlusu.
Kızıl Çin zulmü altındaki Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin ağlamayı bırakıp bir an önce kendi Kuvva-i Milliyesini kurması ve sonrasında Milli ordusunu oluşturması lazım. Ordusu olmayanın devleti olmaz. Milli Ordusu ile İstiklal Savaşı vermeli ki bizler de gerek askeri gerek parasal desteğimizi kendilerine verelim. Bağımsızlık savaşı böyle olur, devlet böyle kurulur, millet böyle olunur. Dilenmekle, ilenmekle, ağlamakla ne devlet olunur, ne bağımsızlık kazanılır. Ordusu olmayan mücadele olmaz, ordusu olmayan bağımsız olamaz. Ordu güçtür, ordu bağımsızlıktır, ordu şahsiyettir. Biz Türkiye Türklüğü ağlayıp, ilenmedik, dilenmedik. Kuvva-i Milleyemizi kurduk sonra düzenli orduyu oluşturduk dünyaya parmak ısırtan İstiklal Savaşımızı verdik.
Kendi asil kanı Türklüğünden başka hiçbir milletten veya devletten kendilerine hayır gelmez. Filistinliler gibi göçebe bir topluluk olarak tarih sahnesinden silinirsiniz. Doğu Türkistan’lı Türk kardeşlerimiz, Filistin yaygaracılığını örnek almaktan vaz geçip, bir an önce Türkiye Türklüğünü örnek alıp, kendi Atatürkleri önderliğinde İstiklal Savaşına başlamalılar. Din kardeşliği dediler hangi İslam ülkesi sahip çıktı. Yine kendi kanından olan Türk devletleri sahiplendiler.
Doğu Türkistanlı Türk kardeşlerim titreyip özünüze dönün.
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Adil ÖZTÜRK

 19 
 : 09 Aralık 2018, 10:18:44 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
ANADOLUDA TÜRKÇÜ OLMAK
Çok zor Anadolu coğrafyasında Türkçü olmak. En az (25.000 yıllık) Türk Tarihini, İnsanlığa binlerce yıl ışık olan Türk Kültürünü bileceksin, elinden geldiğince Türk Kültürünü yaşayacaksın, yaşatacaksın. Dik duracaksın, tavizsiz. Devşirmelere karşı, Türkümsülere karşı, Mankurtlara karşı. Açık kimlikli düşmanların belli zaten kimi batılı emperyalist, kimi asyalı komünist. Rus ile Fars da Çinliler gibi ebedî düşman. En tehlikelisi de din ile vuran, Allah ile kandırıp din kardeşliği uyutması ile içimize karışan Araplar. Ermenilerse Batı'nın kudurmuş itidir ısırır durur bir de onları itlaf etmekle uğraşırsın. Birde senin gibi görünüp te sana karşı olan Sentezciler vardır. İşte en çok da onlar acıtır canını. Yani zor Anadolu coğrafyasında Türkçü olmak. Solcu olsan en fazla bir iki fraksiyona ayrılırsın bir halkların kardeşiliği Türküsü tutturursun kendini avutursun, dindarlık en kârlısı galiba gıda yardımları, cemaatler, vakıflar işine gelmedi mi gömlek değiştirir gibi cemaat değiştirirsin. Kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden nefsini doyurursun zevkine göre, kasanı doldurursun keyfine göre. Birazda Atatürk'e saldırdın mı baştacı olursun. Eleştireni Cehennemle korkutursun, tutarsın bir şeyhin eteğini Cennete gidip hurilerle meşk etmenin hayaliyle yaşarsın.
Masonda olabilirsin tehlikesi yok düşmanı az, dostu çok. Mesela Liberal olursun veya çağdaş bir çizgi tutturursun ben demokratım dersin suya sabuna karışmazsın bazen dindar bazen milliyetçi, bazen de cumhuriyetçi olur idare edersin.
En zoru Türk olmak Anadolu'da. Bir de Türkçü olmak çok zor Anadolu'da.
Adil ÖZTÜRK

 20 
 : 28 Kasım 2018, 11:43:58 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
"AKKURUM" nedir bilir misiniz.
Türklerin tarihte bilinen ilk başkentlerinin adı "KARAKURUM" dur. Türkler Kostantiniyye Polis'i Feth edince adına "AKKURUM" demişlerdir. Taaaki Eşari ekolü Türk Müslümanlığını geri plana atarak nakilci Emevi zihniyetini Osmanlıda hakim kılana kadar. Artık "AKKURUM" yerine "İSLAMBOL" denmeye başlandı. Demem o ki içimizdeki Türkümsü devşirme çaşıtlar Türkün o muhteşem zaferini bile hile ile kendilerine mâl etmişlerdir. Osmanlının son zamanlarına kadar İstanbul da basılan kitapların çoğunda "Basıldığı Yer: Akkurum" diye geçer.
Cemal Gürsel’in Ocağı himaye etmesinin altında, gençlik yıllarında Türk Ocaklarından feyz almış olması yatar. “Birinci Dünya harbinde Harbiye’yi yeni bitirmiş, genç bir mülâzım-ı evveldim. Suriye cephesindeydik. Oradan İstanbul’a gönderdiğimiz mektupların üzerine adres kısmına İstanbul yazmazdık, Akkurum yazardık. Çünkü Türk Ocaklarından aldığımız terbiyeye göre Türklerin ilk devletinin başkentinin adı Karakurum olduğuna nazaran şimdiki başkentinin adı da Akkurum olmalıydı.”  Nitekim Tekin müstear ismiyle o yıllarda yayınlanan “Turan” kitapçığının kapağında da basıldığı yer “Akkurum -‘Kader’ Matbaası” yazılıdır.
[alıntı]
Adil ÖZTÜRK

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10

ÖNEMLİ! OTAĞIMIZ ARŞİV YAYIMINDADIR. AKTİF/ANLIK OLARAK HİZMET VEREMEMEKTEDİR. HİZMET SÜRESİ 3+ GÜN OLABİLİR



Önemli! Bu ağda Türk Ceza Kanunun 20.ci madde ve 5651 sayılı kanunun 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre yazılan yazıların sorumluluğu yazı sahibine aittir. Ülkemizin anayasal hukuk kuralları çerçevesince kişiler kendi görüşlerini beyan etmişlerdir. Uygunsuz/Aykırı içerikleri lütfen bildirmekten çekinmeyin. İlgili hukukçu arkadaşlarımız bildirimlerinizi inceleyip 5 (beş) iş günü içerisinde sonuçlandıracaktır. İçerik sahibi olarak uygunsuz içerikleri kaldırmayı taahhüt ediyoruz.

HunTürk Türk Otağı açılış tarihi Mayıs 2005. Irkçılar Irkçı Gökbörü Türkçüler Türkçü Turancı.
Ulak bilgimiz soruhunturk { @ } gmail [.] com adresinden ulaşabilirsiniz. Yazılım: SMF olup tarafımızca modifikasyonlar yapılmıştır.
Ağımız özgür yazılım olan Mozilla Firefox tarayıcı özellikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Sorunsuz gezinim için Firefox'u tercih ediniz. Yüksek Çözünürlükte(+1024) en iyi performansı verecektir.

Bu sayfa 0.062 saniyede 20 sorgu ile oluşturulmuştur, son güncelleme 260418, Gökalp Sunucu