Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  
Ulak Posta: soruhunturk [[@]] gmail [.]com

HT MAĞAZA

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : 19 Ocak 2019, 12:01:05 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
SON CİHAT FETVASINDAN BU GÜNE

Birinci Dünya Savaşı'na girilirken, Osmanlı Devleti olarak son resmi cihadı; (1914'ün 14 Kasım)ında ‘‘İslam'ın düşmanlarına’’ Cihad-ı Ekber Fetvası  ile ‘’Cihat İlan Ettik’’ ama fetvamız bir işe yaramadı. İslam dünyasının bir bölümü burnumuza bize karşı yazılmış bir başka ‘’Cihat Fetvası’’ dayadı, Hıristiyanların yanı sıra Müslümanlar ile de savaşmak zorunda kaldık ve bu fetvalar savaşı on binlerce Türk askerinin canına mal oldu.
Birinci dünya savaşını tetikleyen nedenlerin başında her ne kadar Avrupa’daki reform hareketleri gösterilse de insanların milliyetçi duyguları ön plana çıkmaktaydı ve bu milliyetçilik duygularının harekete geçmesi birinci dünya savaşını başlatmıştı. Birinci Dünya Savaşı sonunda hanedanların hüküm sürdüğü İmparatorluklar yıkılmış yerine ulus devlet esasına dayalı birçok devlet kurulmuştu. Osmanlı devleti de bu gelişmelerden etkilenmiş ve Hıristiyan Avrupa’daki topraklarını kaybettiği gibi Müslüman Ortadoğu’daki topraklarını da kaybetmiştir. Osmanlı devleti (24 milyon km2)yi bulan topraklarından Anadolu diye tabir edilen (814.578 km2)lik bir alana kadar inmişti. Emperyalistler bu küçük toprak parçasını da Türklere layık görmedikleri için Türkleri Anadolu’dan da tamamen atmak için Çanakkale’ye çıkarma yapmaya kalkmışlar ama karşılarında ummadıkları bir Türk direnişi sonunda yenilmişlerdir. Bu ölümcül gelişmeler karşısında çaresiz ve sessiz kalan Osmanlı padişahından ve İslam Halifesinden ümidini kesen Türk milletine Çanakkale Zaferi adeta can simidi olmuş, Türk Milletini yüzyıllarca süren uyuşukluk uykusundan uyandırmıştı.  Zümrüdü Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğan Türk Milleti, artık silkinmeye başlarken emperyalistlerde boş durmamış Türk yurdunu işgale başlamıştı. ‘’Ya İstiklal Ya Ölüm’’ diye ayağa kalkan Türk Millet (19 Mayıs 1919) da başlayan amansız bir savaş sonunda (24 Temmuz 1923) tarihinde imzalan Lozan Barış Anlaşması ile Hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm dünyaya karşı kendisini tescillemiş oluyordu. Artık ‘’Türkiye Türklerin’’di ve bunu tüm dünya da kabul etmişti.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi ‘’Türkçülük’’tü. Bunu pekiştirmek için T.C. Devletinin paralarında ve pullarında Bozkurt amblemi kullanılmaktaydı. Ayrıca Seküler bir Milliyetçilik anlayışı ile devlet destekli özel sektör sermayelerince üretime dayalı fabrikalar kurulmaya başlanmıştı. Savaştan yeni çıkılmış olmasına rağmen Yolcu uçağı üretimine başlanmış ve dünyadaki uçak üreten (5) ülkeden birisi T.C. olmuştu. Demiryolları ile yurdun dört bir yanı demir ağlarla örülüyor, bilim, sanat, spor, edebiyat, tekstil, tarım, sanayii hamleleri mucize derecesinde başarılı bir şekilde devam ediyordu. T.C.nin bu hızlı kalkınma hamleleri birilerini rahatsız etmeye başlamıştı. Birkaç kez T.C. devletinde etnik isyan çıkarma çabaları ve dini kalkışma çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
O kara gün (10 Kasım 1938) adeta Türk mucizesini sekteye uğrattı. Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK artık sonsuzluğa gitmişti. Yerine gelen iktidarlar ne yazık ki aynı Türklük şuurunda olamadılar. Türk Milletinde Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK ile uyanan Türkçülük şuuru dalga dalga yeni nesillere aktarılırken iktidar sahipleri emperyalist güçlere yavaş yavaş boyun eğmeye başlamışlardı. İktidar ile halk ilk kez ciddi olarak (1944 Türkçülük Olayları) diye adlandırılan yargılama sürecinde karşı karşıya gelmişlerdi. Türk Milleti Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün tekrar kazandırdığı Türklük kimliğini koruma savaşı ile karşı karşıya idi. (1969 Şubat)ına gelindiğinde yargılamalar durduramadıkları Türkçülük uyanışı yeni bir şok daha yaşayacaktı. Adana’da iki gün süren değişim kongresinde Türkçülerin simgesi "Tanrıdağı"nın yanına, İslamiyet’in simgesi "Hiradağı" eklenip yeni bir slogan üretilmişti: "Tanrıdağı kadar Türk, Hiradağı kadar Müslüman.",  "Tanrı Türk’ü Korusun" parolasının yerini de "Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın" almıştı. Türkçüleri asimile etmek için İslam dini kullanılmaya başlanmıştı. Son dönem Türkçülüğün ateşli savunucusu Hüseyin Nihal ATSIZ ve arkadaşları partiden tasfiye edilmişler, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) adı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olmuş, "Bozkurt" sembolü, yerini "Üç Hilal"e bırakmış. "Bozkurtlar", "Ülkücüler"e dönüştürülmüştü. Artık, "Türkçü" yerine "milliyetçi" denilecekti. MHP Genel Başkanı olan Alparslan Türkeş bir müddet sonra ‘’Hac’’ vazifesini yaparak ‘’Hacı Başbuğ’’ olmuştu.  Türkçülükten Ülkücülüğe dönüştürülen geçler otobüslere bindirilip Adıyaman’daki Nakşibendi Menzil Şeyhi’nin elini öptürülmeye götürülüyordu. Parti binalarından yavaş yavaş ATATÜRK resimleri indirilmeye başlanmıştı. Hüseyin Nihal ATSIZ’ın, Ziya GÖKALP’in kitaplarının okunması yasaklanmış sadece Seyit Ahmet ARVASİ’ye yazdırılan ‘’Türk-İslam Sentezi’’ kitap okutularak Türkçü gençlik Ülkücü olarak yeniden dizayn edilmeye başlanmıştı. Bu yeni oluşum için Türkçülere gözdağı vermek amaçlı olarak Ankara’da Ali BALSEVEN isimli Türkçü bir Üniversite öğrencisi öldürülmüştü. Ali BALSEVEN sıradan bir Türkçü’de değildir. Namıdeğer ‘’Biber Ali’’ 1969 Adana Kongresinde tarihteki on altı bağımsız Türk devletini simgeleyen on altı bayrağı taşıyan idealist Türkçülerden biriydi. Türk Milliyetçisini Türk Milliyetçisine öldürtmüşlerdi.  Artık Türkçülük Türk Milliyetçileri arasında da öcü gibi algılanmaya başlanmıştı. Türk Milliyetçilerine bu fitneyi sokanlar bir yandan da ‘’Milli Mücadeleciler’’, ‘’Büyük Doğu’’, ‘’Milli Görüş’’ isimleri altında Arap Kültür Emperyalizmini Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yeşertmeye başlamışlardı.
Diğer yanda Komünist Rusya’nın sıcak denizlere inmek hayalleri için Türkiye Cumhuriyeti içinde oluşturmaya çalıştığı Komünist bir gençlik oluşmakta idi. Aslında Osmanlı devleti döneminde ‘’Amele Fırkası’’ olarak ilk kez filizlense de Kurtuluş Savaşı nedeni ile duraksamıştı. Sovyet Rusya’nın el altından desteğini alan Komünist örgütlenme kendilerini topluma Solcu, Halkçı, Devrimci olarak sunmakta ve ‘’Bağımsız Türkiye’’ sloganını kullanmakta idiler. Birçoğu samimi düşünce ile fırsat eşitliğini savunsa da içlerine Kürtçü ve Ermeni Taşnak Örgütü militanları sızarak iyi niyetli olanları sabote ederek adeta bir sol terörü haline getirmişlerdi. Sol örgütlerin ‘’Bağımsız Türkiye’’ sloganına Ülkücüler de ‘’Milliyetçi Türkiye’’ sloganını kullanmaya başlamışlardı. İlginç olan ise  ‘’Milli Mücadeleciler’’, ‘’Büyük Doğu’’, ‘’Milli Görüş’’ adını kullanan dini yapılanmadakilerin hiçbir sloganı veya belirgin özelliği yoktu. Adeta hayalet birer yapılanma görünümündeydiler. Esas amaç din ile kamufle edilerek hem Türklük bilincini yozlaştırılmak hem de Arap Hegemonyasını hakim kılarak melez bir toplum yaratmaktı. Bu sinsi amaçları için gayritürk olan Türkümsüler her şeyi kendilerine mübah görerek emperyalist güçler ile işbirliğine gitmişler bu işbirliklerini de kamufle etmek için ‘’Yavuz hırsız ev sahibini bastırır’’ misali ‘’Derin Devlet’’, ‘’Gladio’’ gibi etkenleri bahane ederek Türk Milletine istediklerini yaparak iktidara gelmişler ve iktidarlarını da devam ettirmişlerdir. (1980 in 12 Eylül) sabahı birilerinin ‘’Bizim Çocuklarımız’’ dedikleri bir karanlık darbesi; Türkçüler hemen hemen bitme noktasına gelmişti ama kendilerine Ülkücüyüm diyen Türk Milliyetçiler ve kendilerine Devrimci diyen Solcular için adeta kıyameti yaşatmıştı. Ülkücüler ve devrimciler kıyamda ilen birileri palazlanmakta, güçlenmek idiler. Türkiye’nin dört bir yanında ayrık otu misali kök salıyorlardı. Türklüğe ait ne var acımasızca yok ediyorlar din adına Arap Emperyalizmini yerleştirenlerin ihanetlerini zafere dönüştürme projeleri hazırlıyorlardı. Dışarıdan Arap, Süryani, Kürt, Ermeni ve Afrikalı Zenci getiriliyordu. Artık Türkiye Cumhuriyeti kurucusu olduğu Türklerin çoğunlukta olduğu Ulus devlet olmaktan çıkmaya başlamış Melez bir devlete dönüşmüştü. Bu dönüşüm Ülkücüleri Ümmetçiliği kabule, Devrimcileri de Burjuvalaşmaya ikna etmişti. Birinci dünya savaşında yıkılan hanedanlıkların yerini şimdi küresel sermaye hanedanlıkları almakta idi ve bu küresel sermaye hanedanlıklarının yerli işbirlikçileri İttifaklar oluşmaya başlamış, son Cihat Fetvasından bu güne unutulan Ümmet (Arap) ihaneti şimdilerde Hac ve Umre Turları ile yeniden necip millet safsatalarına ve Arap aşkına dönüştürülmeye başlanmıştı.
On binlerce yıllık tecrübe ve birikimi olan köklü Türk Kültürünün yerini bedevi Arap çöl adetleri almaktaydı.
Türkiye Cumhuriyeti yeni güneşlerin doğuşunda kimlere, nasıl ‘’Günaydın’’ diyecekti, bunu da ileriki günlerde göreceğiz.
‘’Tanrı Türkü Korusun!..’’

Adil ÖZTÜRK

 2 
 : 06 Ocak 2019, 22:48:46 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
GEP GEŞTEK
Türkistan yöresinin çok eski bir geleneği olan ve yemekli sohbet toplantısı anlamına gelen ‘’Gep Geştek’’ e davet edildik.  Türkistanlılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından organize edilen geleneksel ‘’Gep Geştek Toplantısı’’ çok muhteşemdi. Doğu Türkistan’dan gelen özgürlük ateşiyle yanan civanmert gençler göğsümüzü kabarttılar. Her biri ayrı bir Kürşad, her biri ayrı bir Bilge Han, her biri ayrı bir Osman Batur adayıydı. Doğu Türkistan Türklüğünün sorunları konuşuldu. Karınca kararınca Allah ne verdiyse bir şeyler geldi masaya yendi. Yemek esnasında bu gençler yine büyük bir ahlak ve fazilet örneği sergilediler. ‘’İşte Asil Türk Milleti’’ diye gururlandık. Yemek sonrası Kuran’ı Kerim okundu ve Peygambere, ashaba, sahabeye dua edildi ama edilen duada ne bir İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur vardı, ne bir Gan, Batur Mehmet Bakioğlu vardı, ne Alibek Hakim vardı, ne Mehmet Rıza Bekin Paşa vardı nede bizim duymadığımız ama Doğu Türkistan Türklüğü için şehit olmuş bir Türk ismi hep Araplar için dua edildi Araplara rahmet okundu. Elbette İslam içtihadı üzerine olduğumuzdan güzel bir şeydi yemek sorası Kur’an’ı Kerim okunması ve dua edilmesi. Ama yemek duasında bir an kendimi Suriyeli Mülteci Arapların veya Filistinli Mültecilerin yemeklerinde dua ediyormuşum gibi hissettim. Sözlerim yanlış anlaşılmasın ama bu yemek Doğu Türkistanlıların dayanışma yemeği idi ve yemek duasında Doğu Türkistan’ın milli kahramanı İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur anılmayacak, Nilka ayaklanmasının lideri Gani Batur Mehmet Bakioğlu anılmayacak, Doğu Türkistan’da başlayan istiklal hareketine katılarak Kazak ve Uygur Türkleri ile birlikte askeri ve siyasi mücadele veren Alibek Hakim anılmayacak, Doğu Türkistan Vakfını kurarak Doğu Türkistan Türklüğünün haklı mücadelesini dünyaya duyuran Doğu Türkistan Vakfı Kurucu Başkanı Emekli General Mehmet Rıza Bekin Paşa anılmayacak ne zaman anılacak. Elleri ve gönülleri Allah’a yönelmiş duayı pür dikkat dinleyen bu Kürşad ruhlu, Bilge Kağan ruhlu, İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur ruhlu Türkistanlı asil Türk gençleri bu anlarda İstiklal mücadelelerinin önderlerini bu dualarda anmayacaklar, onlara dua etmeyecekler de ne zaman o kahramanlarına dua edecekler bilecekler, bu kutlu davayı başlatan bu yiğitleri şimdi bilmeyecekler de, kalplerine şimdi koymayacaklar da o kahramanlarını ne zaman bilip, ne zaman kalplerine koyacaklar. Doğu Türkistan Mücadelesinin evveliyatını bilmeden sonrasını nasıl getirecekler. Allah Resulü Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde; ‘’Ahte vefa göstermeyenin imanı, emanete riayet etmeyenin (hıyanet edenin) dini yoktur.’’ Buyurmuştur. Doğu Türkistan’da Kürşad’ın, Bilge Kağan’ın, İsa Yusuf Alptekin’in, Osman Batur’un, Alibek Akim’in, Bani Batur Mehmet Bakioğlu’nun, Mehmet Rıza Bekin Paşa’nın emanetidir Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesi bayrağı.
Hukukta ‘’Usul ile uğraşırken esası kaybediyoruz’’ diye bir deyim vardır. Biz Doğu Türkistan Türklüğünün istiklal Savaşında, Doğu Türkistan Türklüğünü bağımsızlığa götürmemiz gereken mücadele vermemiz gerekirken şucu, bucu olmanın telaşında, kısam amaçların kazanımları telaşındayız. Milli kimliğimizi vurgulamaktan korkar bir vaziyet sergileyerek tamamen dini bir kimlik bürünmüş görünümündeyiz. Oysa esas olan Türk olabilmektir.  Türklük mecburiyetimizdir, bu mecburiyeti geri plana atarak dini tercihimizi hareket ekseni yapacak olursak asla başaramayız. İsrail’in Filistin’i işgali bunu en açık örneği değil mi.
Doğu Türkistan Türklüğünün Özgürlük mücadelesi sadece Türkiye Türklüğünün meselesi değildir, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan’ı içine alan bir ‘’Turan Davasıdır’’.  Dilde, Fikirde, İşte Birlikte hareket edilerek Doğu Türkistan Türklüğüne bağımsızlık kazandırılır. Bu nedenle Doğu Türkistanlı Türk kardeşlerimizin Arapça harfleri kullanmaktan vaz geçip bütün Türk kardeşlerinin kullandığı latin alfabesini kullanmaları ve dini ögelerin yerine milli ögeleri ön plana çıkarması gerekmektedir. (2019 Yılı) Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilen Kırgızistan’ın ‘’Oş şehrinde’’ Doğu Türkistan Türklerinin bağımsızlığı her yönüyle ele alınmalıdır. Doğu Türkistan davası sadece Türkiye’nin veya Doğu Türkistan’ın sorunu değildir, Türk Dünyasının Turan olma yolunda önündeki en büyük sınavıdır.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’
Adil ÖZTÜRK

 3 
 : 29 Aralık 2018, 23:48:33 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
MERHAMETİMİ ÇALDIN

Zamanın birinde delikanlının birisi at çiftliğinin önünden geçerken gözüne bir tay ilişir. Bu taya adeta aşık olur. Çiftlik sabine varır ‘’- Bu atı bana sat’’ der. Çiftlik sahibi ‘’- Ver Beş bin altın tayı al’’ der. Delikanlı çiftlik sahibi ile el sıkışır yanındaki parayı da kaparo olarak verir beş bin altını kazanmak için yollara düşer. Gel zaman, git zaman aradan yedi yıl geçer ve delikanlı beş bin altını tamamlar çiftlik sahibine götürür verir beş bin altını tayını alır. Tabi tay da bu yedi yıl içinde tam bir küheylan olmuştur. Delikanlı sevinçle atına biner memleketinin yolunu tutar. Epey bir yol gittikten sonra hem kendi karnını hem de atını doyurmak için bir dere kenarında mola verir. Allah ne verdiyse çıkınındaki soğan ekmeğini yemeğe başlar ki, üstü başı yırtık, sersefil olmuş biri gelir ‘’- Selamünaleyküm delikanlı üç gündür boğazımdan lokma geçmedi bana da yiyecek bir şeyler verir misin’’ der. Delikanlı hemen toparlanır yabancıyı buyur eder. ‘’ – Aleykümselam amca, biz Türklerin töresinde düşküne yardım, olan yiyeceğimizi paylaşmak vardır gel Allah ne verdiyse birlikte yiyelim’’ der. İkisi birlikte yemeklerini yemeye başlarlar. Sonradan gelen açım, perişanım diyen, yabancının karnı doymaya başlayınca delikanlının atını gözüne kestirir. Delikanlının bir anlık gafletinden yararlanan yabancı atın üzerine biner ve oradan hızla uzaklaşır. Delikanlı yabancının atını çaldığını fark ettiğinde artık iş işten geçmiştir. Atını çalan yabancının arkasından; ‘’Açım dedin rızkımın yarısını verdim ona yanmıyorum,  atı almak için yedi yıl çalıştım yedi yıllık emeğimi çaldın ona yanmıyorum. O yedi yılda atı almak için beş bin altın biriktirdim şimdi o beş bin altını çalmış oluyorsun ona yanmıyorum, beş yıl aç, susuz kaldım çalıştım didindim altın biriktirip aldığım hayallerimin atını çaldın ona da yanmıyorum, (Merhametimi Çaldın) ona yanarım.’’ diye bağırmış.

KISSADAN HİSSE;
Yüce Türk Milleti Ülkesini istila eden düşmanları kanıyla, canıyla savaşarak ülkesinden kovduktan sonra yıllarca çalışıp didindiği, emek verip kalkındırdığı ülkesine aman dileyip gelenleri geri çevirmedi, merhamet etti ekmeğini-aşını paylaştı, evini, ocağını açtı. Ama o acınacak halde gelenler karınları duyunca yüce Türk Milletinin canına, malına, ırzına kastetmeye başladı. Yüce Türk milletinde de kim bilir ilerde vatanıma da kastederler endişesi oluşmaya başladı. Kucak açtıklarının nankörlükleri sonucu oluşan bu endişe yüce Türk Milletinin ‘’Merhamet duygusunu’’ zedelemez İnşallah. Yüce Türk Milletinin merhameti kadar hiddeti de yücedir. Aman dileyip gelen yabancılar artık tez zamanda ülkelerine dönerler de Türk Milletindeki yüce merhametin yerini Cehennemi hiddet almaz.
Girecek olan (2019) yılı tüm insanlık ve Yüce Türk Milleti için Mutluluk yılı, misafir olarak gelenlerin de ülkelerine geri dönüş yılı olur.
Mutlu Yıllar!..

Adil ÖZTÜRK

 4 
 : 26 Aralık 2018, 15:44:20 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
YILBAŞINDA NEDEN HİNDİ YENİR?
Rivayet odur ki; ‘’Amerika’nın keşfinde bulunan hindi, Avrupa’da zamanın Hıristiyan lideri Papa’ya hediye olarak götürülür. Papa ilk defa gördüğü hindiye bakarak (Bu ne tür bir hayvan bu böyle, aynı Türkler gibi kırmızı suratlı, kabararak yürüyor, bunun adı Türk olsun) der ve Hıristiyanların inanışlarınca her yılbaşında Hz. İsa’ya bir Türk kurban etmek borç bilinirdi. Avrupalı Hıristiyanlar her yılbaşında bir Türk kurban edemedikleri için Türklere benzettikleri ve ismini Türk (Turkey) koydukları hindiyi keserler.’’
Son günlerde başka bir rivayet de; ‘’Türk Mitolojisinde Ayaz Ata yokmuş, Narduğan hakkında devşirme bir bayram olduğu hakkında şüpheler varmış, kucağımıza yeni bir bayram doğuyormuş.’’, Türk Milletinin ekmeğini yiyen hainin biri çıkar ‘’Türk diye bir ırk yok’ der. falan, filan. Hep miş’ler, muş’lar.
Hindiye neden Turkey derler, Narduğan Bayramı kadim Türk kültüründe var mıdır, yok mudur, Türk diye bir kavim var mıdır, yok mudur bunlarla uğraşanlara baktığımızda rahatsız olan çevrelerin dışta KGB artıkları içte Arap sevicileri olduklarını, Türk Milletinin kudreti karşısında ezildiklerini görüyoruz. Şamanist kafa ile Gök Tanrıya inanan Türk Milletinin efsanesi çocuklara ve düşkünlere yardım eden Ayaz Ata’ya Slav Kültürü kahramanı diye çamur atmak,  Türk Milletinin kadim kültürüne Slav ağzı ile dil uzatmak, Türk Milletine karşı kuyruk acılarını hindiyi Türk’e benzeterek uğraşmak olsa olsa basiretsizlik, acizlik olur. Bu basiretsiz ve aciz açıklamaları da gerçek gibi göstermek te aynı acizlik ve basiretsizlikten başka bir şey değildir.
Türk Milletinin kendi kadim kültürünü araştırarak güzel olan yönlerini tekrar yaşamaya başlaması birilerini rahatsız etmeye başladı. Öncelikle Narduğan Bayramı dini bir kimliği olmayan sadece Kozmolojide ileri seviyelere ulaşmış kadim Türklerin doğa ile bütünleşmesini, doğa sevgisini, hayvan sevgisini, insan sevgisini, yardımlaşmayı sembolize eden bir kutlamadır. Öğle kucağımıza bir bayramın falan doğduğu yok, bizlere unutturulmaya çalışmasına rağmen Türk dünyasının on binlerce yıldır kutladığı bir bayramdır. Bir zamanlar Türk Milletinin Nevruz Kutlamalarından rahatsız oldular ‘’Nevruz Moğol Bayramı’’ dediler. Devekuşu gibi kafalarını Ortadoğu kumlarına sokup Arap seviciliği ve Gobi Çölü kumlarına sokup Rus seviciliği yapmaya devam etsinler. Türk Milleti on binlerce yıllık kadim kültürüne sahip çıkacak. Artık Avrupalı arkeologlardan, Çin tarihçilerinden yalan yanlış şeyleri Türk tarihi diye okumayacak, kendi gerçek kadim tarihlerini kendi araştırmaları ile öğrenecekler. İyi ve güzel olanları da yeniden yaşayacaklar. Siz buna slav deseniz yırtınsanız da, Yeni bir bayram doğuyor diye çıldırsanız da atamız Bilge Kağan’ın ‘’Türk Oğuz Beyleri!.. Türk Ulusu. İşitin: Üstte gök basmasa (çökmese), altta yer delinmese, Türk Budununu, ilini töreni kim bozar? Türk Budunu!.. Kendine dön!.. Bağımsız, güzel yurduna, kendin yanılıp kötülük ettin.’’ buyruğu doğrultusunda Türk Milleti yüzde yüz Türk olma yolunda ilerlemeye devam edecektir.
Bir toplumun millet olması için kültürü, sanatı, sanatçısı, edebiyatı, edebiyatçısı, destanı, ozanı olur. Bütün bunlar da Türk milletinde on binlerce yıldır var ve bundan sonra da olmaya devam edecektir. Kıçını taşla silen sonradan olma milletcikler gibi uydurulmuş masallara ihtiyacı yok.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’
Adil ÖZTÜRK


 5 
 : 24 Aralık 2018, 12:29:34 
Başlatan TanriKutMete - Son İleti Gönderen: atsizcerisi
Fetullah CIA Ajanıdır,Bunu Amerikanın onu korumasından ve Dünyada çok rahat hareket eden bir oluşum olmasından ve yaptığı ihanetten anlayabilirsiniz

 6 
 : 23 Aralık 2018, 11:20:27 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
TÜRK OLMAKTAN KORKAN TÜRKLER OLDUK

Türkçü bir sitede gezinirken ilgimi çeken en önemli şey, Türk Kültürü: 12, Türk Siyasi Tarihi: 36, Yakın Dönem Türk Tarihi: 36, Atatürk: 97 arası okunmuş ama, Fettullah Gülen konulu yazı: 39031, Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar Konulu Yazı: 38893, Misyonerlik Konulu Yazı: 47284, Türklerin Baş Düşmanı Yahudiler Konulu Yazı: 168891, Güncel Yazar Çizerlerin Anlatıldığı Yazı: 64133. Gördüm ki, kendilerini Türkçü olarak adlandıran kardeşlerimiz dahi bilinçaltlarında, Arap Kültür Emperyalizminin etkisindeler.
Bir başka keşmekeşimiz ise Türk Milleti adı ile Türk Dünyası, Türk Devletleri, Türk Birliği, Turan gibi isimleri kullanarak İstişareler, Kurultaylar düzenlenmekte ama bu etkinliklerde havanda su dövülmekte, birilerinin kişisel hırlarına hizmet edilmeye çalışılmakta. Bunların hizmet ettikleri nefisleri ile hırslarını kontrol edenler ise, Arap Kültür Emperyalizmi merkezi odaklı kişi veya kuruluşlar olduğu izlenimi uyandırmaktadır.
Türk olmayı kabullenemeyen veya Türk olmaktan korkan Türkler olmuşuz.
İşte Türkçülüğü reddedip, Arap asıllı Türk Milliyetçisi Seyit Ahmet Arvasi'nin ‘’Türk-İslam Sentezi’’ ile yetişen Türk Milliyetçisi son kuşak.  Oysa daha üç-dört gün önce İslam dini söz konusu olduğunda Maturidilik, Sunnilik hakkında o kadar çok şeyler yazıldı, söylendi ki, adeta dindarlığını ispatlamaya çalışanlar vardı. Ama şimdi söz konusu Türklük adeta vebadan kaçar gibi kaçmaktayız, suskunuz. Oysa Türk Milletinin İslam Dinini algılama ve yaşama biçimi anlatmaktan öte yaşayarak özdeşleşmek üzere olmuştur. Öyle ki, yüzyıllarca Türk dendi mi Müslümanlık, Müslümanlık dendi mi Türklük akla gelmekte idi. Ne sunnilik bilinirdi, ne orjinallik bilinirdi adına Türk Müslümanlığı denirdi. Sadece Türk Müslümanlığı olarak algılanan İmam-ı Azan Ebu Hanife (Numan bin Sabit) isimli Türk’ün yaşayarak uyguladığı İslam anlayışı dünyaya örnek oldu ama Araplara bir türlü örnek olamadı, Türk’ün İslam’ı alıp dünyaya yaymasını hazmedemediler. ‘’Benim olmayan başkasının da olmasın’’ diyerek din adına Selefilik fitnesini ürettiler. Kendi fitnesini kabullendirmek için de sunnilik uydurmasını ortaya attılar. Türkiye’de bu fitneye karşı durabilecek tek Fikir olan Türkçüleri de Türk-İslam Sentezi tuzağına çekerek Türklüğü İslam’a yama gibi gösterdiler. Attıkları bu fitne sonucu bu gün Türkiye dahil İslam dünyası birbirinin canına kastetmekte, on binlerce yıllık Türk Medeniyeti tekrar kendini bulma mücadelesi vermektedir.
Bir başka kanayan yaramız olan, Doğu Türkistan Türkleri olan Uygur Türkü kardeşlerimiz adları Türk ama Kültür olarak adeta Araplaşma sevdasındalar. Her mücadelelerinin içinde mutlaka Marksist Filistin özentisi var. Alfabe olarak Arap harflerini kullanmaktalar. Günümüzde bütün Türk toplulukları Latin alfabesi ile okuyup yazarken Türkiye Türkçesi merkez olmak üzere bir toparlanma içerisinde iken Doğu Türkistanlı Türk kardeşlerimizin haklı mücadele süreçlerindeki bu tutarsızlıkları Türklük için ayrı bir tehlike. Doğu Türkistanlı Türk kardeşlerimizin tek özgürlük şansları Türkçülük bilincine sarılmaları gerekmektedir. Kürşad’ın kırk yiğidiyle Çin sarayını bastığı o ruhu ve Bilge Kağan ve Kül Tiğin’in el ele vererek Türk Milletini ayağa kaldırdıkları Türkçü ruhu yüreklerinde hissetmeleri gerekmektedir. Başka devletlerden, başka milletlerden medet umulmaz. Başka devletler ve başka milletler bir yardım ediyor gibi olur ama bin sömürür. Afganistan, Libya, Irak, Suriye örnekleri hala canlı şahidi değil mi. Türk’ün kendi asil kanı Özgürlük mücadelesi için yeter yeter ki o asil kanı hissetsinler.  “Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından” olursa özgürlük olur, zafer olur.
Sonuç olarak; Bilge Kağan atamızın buyruğuna uymak zorundayız. ‘’  “Türk, Oğuz beyleri, Milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk Milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk Milleti vazgeç, pişman ol!..’’ – [Orhun Abideleri, Kültigin Abidesi, Doğu Cephesi, 23]
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’
Adil ÖZTÜRK

 7 
 : 21 Aralık 2018, 14:34:04 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam
Biz Turfanı yarattık uyku uyurken Batı
Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.
Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı:
Türk gücü bir yıldırım, Türk bilgisi bir deniz.


 


Eski Türklerde, gökyüzü Tanrısal bir güç olarak kabul edilirdi. Geceyle gündüz kavga halindeydi. 21 Aralık tarihinin ardından günlerin uzamaya başlaması, kutsal kabul edilen güneşin kavgayı kazandığı gün olarak kabul edilir ve bunun için şenlikler düzenlenirdi. Bu kutlamalarda ‘Akçam’ denilen çam dalı kullanılır, o çam dalının altına, Tanrı iyi insanlara iyi şeyler sunduğu için, hediyeler konulurdu. Tanrı gelecek yıl iyi şeyler versin diye de, o çam dalına iyi dilekleri simgeleyen bezler, süsler bağlanırdı. O gün aileler bir araya gelir, yemekler yapılır, yenir, şarkılar söylenip, dans edilirdi.




“Bugün Noel Baba olarak kabul edilen yaşlı adamın, gökyüzü Tanrısının kötü kardeşi yeryüzü tanrısı olduğuna inanılır. 22 Aralık’ta onun bile iyi olmaya karar vererek, kapı kapı dolaşıp hediyeler verdiği düşünülürdü. Noel Baba’nın kıyafetleri tıpkı Türk geleneklerindeki kıyafetleri yansıtır. Bu adet, Hunlarla birlikte Avrupa’ya, Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte Hıristiyanlara geçti. Yılbaşı kutlama geleneği, 325 yılında alınan bir kararla Hz. İsa’yı anmak için kullanılmaya başlanmıştır”




Nardugan, Roma’da Satürnalya, Antik Yunan’da ise Dionysos Şenlikleri olarak kutlanan, Türklerde Güneş’in Doğuşu anlamına gelen ve Ön Türkler’deki atalar kültü döneminden günümüze kadar Orta Asya coğrafyasında Güneş kültü adına kutlanan bir bayramdır.

Her yıl 22 Aralık’tan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır. Bunun nedeni ise Türklerin eski inanışına göre tıpkı Mısır mitolojisinde olduğu gibi gece ile gündüz sürekli savaşırlar ve 21 Aralık günü en uzun gecedir ve ardından Güneş daha çok görünmeye başlar, günler uzar. Bu yüzden Türklerce Ay yılı esasına dayalı olarak 22 Aralık gününü takiben ilk dolunayın çıktığı gün yeni yılın ilk günüdür.

Bu gün içinde tüm Türkler, ölümsüzlüğün simgesi olarak kabul ettikleri ve Türk Mitolojisi’ne göre tüm insanların türediği ağaç olan Akçaçam Ağaçları’nı süsler ve bu ağaçların altında, çevresinde geleneksel oyunlar oynar, kopuz eşliğinde şarkılar söyler ve eğlenceler düzenler.





Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramıdır.
Noel baba kıyafeti eski Türk kıyafetidir. Geyik sibirya’da yaşayan Türkler için kutsal bir varlıktır. Türkler bu bayrama çam bayramı da diyorlardı.

Hristiyan inanışlarına göre, İsa evrenin nuru, güneşi olarak algılanıyor. İmparator Kostantin (324-337) zamanında İznik’te toplanan konsülde, 22 Aralık’ta güneşin doğumu için yapılan bu “pagan bayramı” İsa’nın doğumu olarak 24 Aralık’a alınıyor ve buna da “Noel Bayramı” deniyor. (Batı kilisesi [yani Katolikler], 25 Aralık’ta kutluyorlarmış bunu.) Çam süsleme ise, ilk olarak 1605’te Almanya’da görülüyor ve oradan Fransa’ya ve diğer Hrıstiyan ülkelere geçiyor.

Ne kadar ilginç değil mi? Batı, en büyük bayramını göçebe ve ilkel (!) olarak tanımladığı Türklerden yürütmüş! Yeni yapılmakta olan çalışmalarla Batı’ya Türklerden kim bilir daha nelerin geçtiği ortaya çıkacak! Belki de yazının ve dillerin anasının da Türkler olduğu kanıtlanacaktır.


Türk Budununun NARDUGAN günü uğurlu ve kutlu olsun!
Kadim Türk adeti olan bu günleri unutturmamak, gelecek nesillere yaşayan bir gelenek olarak aktarmak,Türklüğün unutturulmuş kültür değerlerini yeniden diriltmek Türkçülerin temel görevidir.


Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!



 8 
 : 20 Aralık 2018, 13:01:03 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..


 9 
 : 19 Aralık 2018, 14:52:19 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
ALGIŞ (YAKARIŞ)
Ey Mavi Göğün, Yağız Yerin Efendisi Tanrım!..
Yarattığın Mavi Gök, Yağız Yer ve Su adına, Yağız yerin tek hakimi Türk adına, Tanrı gibi Tanrı’dan olma atalarım adına, Türk’e iz süren, Yol gösteren Kök Börü adına, Tanrı’ya, Doğaya ulaştıran Ulular adına.
Öncesi Kadim, Sonrası Sonsuz, Öncesi Erdem, Sonrası Yağız, Öncesi İl, Sonrası Vatan, Öncesi Dirlik, Sonrası Birlik, Öncesi Kün, Sonrası Aydın, Öncesi de Sonrası da Türk Milletim; Bolluk, bereket ve güzellikler bizimle olsun.
Tanrı’nın överek gökte yarattığı Kök Börü soylu Türk Milleti, Yeni Yıl Türk Milletine ve yaşadığımız yurtlara esenlik getirsin. Erlerimiz Börteçine, Kadınlarımız Asena olsun. Balalarımız Kür Şad ruhlu, Yaşlılarımız Dede Korkut olsun. Tanrı Huzur ve Bolluğu yoldaşınız eylesin. Türk Töresi bilinci ile donatsın hepimizi.
Güneşin yeniden doğuşu, Yeni Doğum ‘’NARDUGAN BAYRAMIMIZ KUT’LU OLSUN!..’’
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’
[Adil ÖZTÜRK]

 10 
 : 16 Aralık 2018, 23:16:39 
Başlatan [Hun Türk] - Son İleti Gönderen: [Hun Türk]
Ağabeğ,

"Kayra" sunucumuzun RAM ve işlemci gücü daha fazla. SSD disk üzerine Linux işletim sitemi kurulu. Diğerine nazaran daha hızlı olmalı : )

TTK

Sayfa: [1] 2 3 ... 10

ÖNEMLİ! OTAĞIMIZ ARŞİV YAYIMINDADIR. AKTİF/ANLIK OLARAK HİZMET VEREMEMEKTEDİR. HİZMET SÜRESİ 3+ GÜN OLABİLİR



Önemli! Bu ağda Türk Ceza Kanunun 20.ci madde ve 5651 sayılı kanunun 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre yazılan yazıların sorumluluğu yazı sahibine aittir. Ülkemizin anayasal hukuk kuralları çerçevesince kişiler kendi görüşlerini beyan etmişlerdir. Uygunsuz/Aykırı içerikleri lütfen bildirmekten çekinmeyin. İlgili hukukçu arkadaşlarımız bildirimlerinizi inceleyip 5 (beş) iş günü içerisinde sonuçlandıracaktır. İçerik sahibi olarak uygunsuz içerikleri kaldırmayı taahhüt ediyoruz.

HunTürk Türk Otağı açılış tarihi Mayıs 2005. Irkçılar Irkçı Gökbörü Türkçüler Türkçü Turancı.
Ulak bilgimiz soruhunturk { @ } gmail [.] com adresinden ulaşabilirsiniz. Yazılım: SMF olup tarafımızca modifikasyonlar yapılmıştır.
Ağımız özgür yazılım olan Mozilla Firefox tarayıcı özellikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Sorunsuz gezinim için Firefox'u tercih ediniz. Yüksek Çözünürlükte(+1024) en iyi performansı verecektir.

Bu sayfa 0.104 saniyede 20 sorgu ile oluşturulmuştur, son güncelleme 260418, Gökalp Sunucu