Türkçü Turancı Otağ | Türkçüler

GENEL KONULAR OTAĞI => GÜNCEL => Konuyu başlatan: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 22:23:25

Başlık: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 22:23:25
Bir öğretiyi, düşünceyi, inancı, siyasi görüşü başkalarına tanıtma, benimsetme ve yayma amacıyla, her tür iletişim aracı kullanılarak sözle ve yazıyla yapılan tüm eylemlere, propaganda denilir.

Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, propaganda tek yanlıdır.

Propaganda, 2.Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Almanya'da Naziler tarafından çok korkunç bir silah olarak kullanılmıştır. Kendisi müthiş bir konuşmacı ve usta bir propagandacı olan Hitler, faşist hükümetinde bir de Propaganda Bakanlığı kurmuş, başına çok zeki ve yetenekli Dr.Joseph Goebbels'i getirmişti. Tarihçiler, Almanya'da Faşizmin yayılıp güçlenmesinde Hitler'den sonra en büyük rolü oynamış kişi olarak Goebbels'i göstermektedirler.

Tüm iletişim araçlarını, sinemalar, tiyatrolar ve sanat sergileri de dâhil tekeline geçiren Goebbels, propagandasını şu temel ilke üzerine kurmuştu:

"Eğer bir yalan, uzun bir süre yeterince tekrarlanırsa, sonunda o yalan bir gerçekmiş gibi algılanır".

Propagandanın, sürekli olarak yalan söyleme sanatı olduğunu çok iyi bilen Goebbels, yalan uydururken de şeytanca bir yol izlemiştir: Tamamı yalana dayalı bir propaganda asla yapmamıştır! Hep, söylediği büyük yalanların arasına bazı küçük doğruları da serpiştirmiştir! Böylece, dinleyicilerini ve izleyicilerini çok daha kolay kandırıp aldatmıştır!

Avrupa Birliği (AB) projesinin mimarları da, yaptıkları propagandada, Goebbels'i kendilerine örnek almışlardır. Günümüz AB propagandacıları da tıpkı Goebbels gibi, büyük yalanların arasına birkaç doğru sıkıştırarak kitleleri aldatmayı, kandırmayı hedeflemişlerdir.

AB propagandacıları, faşist Goebbels yöntemiyle propaganda yaparken, para musluklarını da sonuna kadar açmışlardır. Her yıl AB bütçesinden milyarlarca Avro, Avrupa'da AB propagandası için harcanmaktadır. Avrupa'da her yıl milyarlarca Avroyu propagandası için harcayan AB, Türkiye'de de, özellikle 1995 yılından beri, propaganda amacıyla her yıl milyonlarca Avro dağıtmaktadır.

Türkiye'de hangi kuruluşların AB'den ne zaman, hangi gerekçeyle, ne kadar para almış olduğu bugüne kadar hiçbir yerde derli toplu bir şekilde yazılmamış, açıklanmamıştır. AB'den 'Hibe' adı altında alınan karşılıksız paralarla yapılan projelerle ilgili olarak 8.241 haber medya organlarında yer almış, birkaçı hariç tamamında alınan paraların miktarı dahi belirtilmemiştir! 8.241 haberin tamamında, AB'ye övgüler dizilmiş, coşkulu söyleşiler yapılmış, parlak fotoğraflar basılmış, ama AB'den gelen paraların miktarına hiç değinilmemiş, bu paraların neden karşılıksız verildiği asla sorgulanmamıştır! Medyanın tek yanlı AB propaganda bombardımanı altında kalan Türk halkı, AB'den Sivil Toplum Örgütü adı verilen hangi tüzel kişilerin karşılıksız kaç para aldığını ve bu paraların nerelere gittiğini öğrenememiştir.

İşte şimdi sizler, AB'den para almış 315 Sivil Toplum Örgütünün adını, ne kadar parayı ne zaman hangi gerekçelerle almış olduklarını Türkiye'de ilk kez, burada okuyup öğreneceksiniz. Listeyi okumaya başlamadan önce, bir noktayı açıklıkla belirtmemiz gerekiyor: Adlarını okuyacağınız kuruluşlar, AB'den paraları yasal yollardan almışlardır. Yani, yasa dışı bir eylem, asla söz konusu değildir!

Peki, AB'den karşılıksız paralar almak, yasa dışı değilse nedir?

Bunun yanıtını, siz listeyi okuyup bitirdikten sonra vermeye çalışalım.

Aşağıdaki listeyi okurken, hiç kuşkusuz, çok şey dikkatinizi çekecek, çok şeye hayret edeceksiniz. Özellikle, alınan paralar karşılığı yapılmış olduğu söylenen projelerin adlarını okudukça şaşıp şaşıp kalacaksınız! Ben de aynı şaşkınlığı yaşadığım için, bazı projelerin İngilizce adlarını Türkçe adlarının yanına yazmak zorunda kaldım! Hatırlatmak isterim, tüm projeler hem Türkçe hem de İngilizce yazılıp Brüksel'e onay için gönderilmiştir. Dolayısıyla, projelerin hem Türkçe hem de İngilizce adları vardır.

Aşağıdaki listeyi uzun bir süre elinizden düşüremeyeceğinizi sanıyorum.


İşte, liste başlıyor:

TÜRKİYE'DE AVRUPA BİRLİĞİ'NDEN PARA ALAN  SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ
(Ankara Ticaret Odası Raporudur)

1 - SENDİKALAR:

Al Sana 550.128 Avro, İşçilerine İnsan Haklarına Saygıyı Öğret!

DİSK, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu - Genel Başkan: Süleyman Çelebi - Projenin Adı: DİSK Üyelerine İnsan Haklarına Saygıyı Öğretme. - Tarih: 30.05.2002 - AB'den Aldığı Para: 550.128 Avro

DİSK-Dev. Maden-Sen: Türkiye Devrimci Maden Arama ve İşletme İşçileri Sendikası - Genel Başkan: Çetin Uygur - Projenin Adı: Tavşanlı İlçesinde İşsiz Kalan Maden İşçilerine İş Bulma. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 141.950,11 Avro

DİSK-Dev. Maden-Sen: Türkiye Devrimci Maden Arama ve İşletme İşçileri Sendikası - Projenin Adı: Özel Sektör Madencilik Alanlarında Ekonomik ve Sosyal Hakların Tanımı, Kalkındırılması ve Uygulanması. - Tarih: 06.09.2004 - AB'den Aldığı Para: 83.189 Avro

TEK-GIDA İŞ Sendikası Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Şubesi - Genel Başkan: Mustafa Türel - Bölge Temsilcisi: Mecit Amaç - Projenin Adı: Özelleştirme Sürecinde Olan İş Yerlerindeki İşçilerin Yeniden Eğitimi. - Tarih: 30.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 161.062,14 Avro

HAK-İŞ İşçi Sendikaları Konfederasyonu - Genel Başkan: Salim Uslu - Projenin Adı: Mesleki Eğitimi Geliştirme ve Sosyal Ortaklık. - Tarih: 20.04.2005 - AB'den Aldığı Para: 169.963 Avro

Türkiye Barolar Birliği - Başkan: Avukat Özdemir Özok - Projenin Adı: Hukuk Mesleğine Enformasyon. - Tarih: 28.10.2004 - AB'den Aldığı Para: 36.384 Avro

TESK, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu - Genel Başkan: Derviş Günday - Projenin Adı: Deneyimlerin Paylaşılması, Fırsatların Yaratılması ve İşbirliği Konularında AB Uygulamalarının Değerlendirilmesi. - Tarih: 20.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 142.189 Avro

1.500 Türk Kadını Girişimcilik Becerisi Öğrensin Diye, AB'den 1.040.000 Avro Hibe geldi!

TESK, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu - Projenin Adı: Türkiye'de 5 Eğitim Merkezi Açarak Bu Merkezlerde 1500 Kadına Girşimcilik Becerisini Öğretmek ve Pazarlama, Yönetim, Finans Konularında Eğitmek. - Tarih: 1995-1999 süreci - AB'den Aldığı Para: 1.040.000 Avro

HİZMET-İŞ Sendikası - Genel Başkan: Mahmut Arslan - Projenin Adı: İnşaat İşçileri ve Teknisyenlerinin Mesleki Eğitimi. -Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 167.002,50 Avro

MESS, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası - Yönetim Kurulu Başkanı: Tuğrul Kudatgobilik - Projenin Adı: Otomotiv Endüstrisi İçin Elektronik Kontrol Teknisyeni Eğitimi. -Tarih: 21.04.2005 - AB'den Aldığı Para: 184.896 Avro

MESS, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası - Projenin Adı: İstihdamda Yeni Ufuklar. -Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 142.158 Avro

MESS, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası - Projenin Adı: AB Sürecinde Diyalog ve Mesleki Eğitim ve Öğrenimde İşbirliği. - Tarih: 01.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 148.078,58 Avro

İNTES, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası - Yönetim Kurulu Başkanı: M. Şükrü Koçoğlu - Yönetim Kurulu: Atilla Önen (Başkan Yrd.), Necati Ünal (Başkan Yrd.), Celal Koloğlu, Erhan Peker, İsmail Çelik, Mehmet Güneş, Gürhan Özdemir, Oktay Varlıer - Projenin Adı: İnşaat Sektöründe Güvenlik ve Sıfır Mesleki Kaza Eğitimi - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 137.132,86 Avro

Genç Türk İşsizler Yeni Ufuklara Kavuşsun Diye, AB 187.580 Avro Bağışladı!

İNTES, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası - Projenin Adı: Genç İşsizlere Yeni Ufuklar - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 187.580,54 Avro

İNTES, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası - Projenin Adı: İnşaat Sektöründe Mesleki Standartlar ve Uygulamalı Eğitim - Tarih: 04.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 143.835,78

İNTES, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası - Projenin Adı: Mesleki Yeteneklere Bağlı Ölçümler ve Değerlendirmeler. - Tarih: 04.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 144.268,33 Avro

TEKİS, Türk Özel Eğitim Kurumları İşverenler Sendikası - Yönetim Kurulu Başkanı: Tuğrul Kutadgobilik - Projenin Adı: Nitelikli Otel Elemanı Eğitimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 121.338 Avro

TİSK, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu - Yönetim Kurulu Başkanı: Tuğrul Kutadgobilik - Projenin Adı: Eğitim ve İstihdamda Verimliliği Artırma. - Tarih: 19.04.2005 - AB'den Aldığı Para: 152.414 Avro

Demiryol-İş, Türkiye Demiryolu İşçileri Sendikası - Genel Başkan: Ergün Atalay - Yönetim Kurulu: Hüseyin Demir, Recep Fil, M.Edip Gülnar, Taki Ulusoy, Yusuf Seçinalp, Yunus Büke - Projenin Adı: Kaynak Teknisyenlerine Mesleki Eğitim. - Tarih: 17.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 107.886,56 Avro

Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: gurturk - 28 Eylül 2007, 22:29:37
Sonrada utanmadan meydanlarda gösteri yapar,eylemlerde bulunurlar,işçi hakkını savunmaktan sözederler.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 22:34:09
(Ankara Ticaret Odası Raporudur)
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

2 - ODALAR

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası - Başkan: Kutbettin Arzu - Projenin Adı: Küçük ve Ortaboy İşletmeler İçin E-Ticaret Eğitimi - Tarih: 20.04.2005 - AB'den Aldığı Para: 172.242 Avro

Diyarbakır'ın Geleneksel El sanatlarının Tanıtımı Bile AB'ye Dert Oldu, 369.000 Avro Yolladı!

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası - Projenin Adı: Diyarbakır'da Geleneksel El Sanatlarının Tanıtımı. - Tarih: 28.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 369.000 Avro

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası - Projenin Adı: Pazarı İzleme ve Mesleki Nitelik Kazanma. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 120.075,08 Avro

Diyarbakır Barosu - Başkan: Avukat M. Sezgin Tanrıkulu - Projenin Adı: Güneydoğu'da Adaletten Yararlanmayı Artırma: Herkes İçin Adalet. - Tarih: 23.12.2003 - AB'den Aldığı Para: 454.649 Avro

Van Barosu - Başkan: Avukat Ayhan Çabuk - Projenin Adı: Bölgesel İnsan Hakları Merkezi. - Tarih: 21.10.2004 - AB'den Aldığı Para: 70.226 Avro

Antalya Barosu'na 100.000 Avro: Demokratikleşme Bilincini Arttır!

Antalya Barosu - Başkan: Av.Zeki Durmaz - Projenin Adı: Demokratikleşme Bilincinin Arttırılması, Modern Demokratik Devletin ve AB İnsan Hakları Kavramlarının Tanıtılması. Bu Proje, Alman Friedrich Naumann Vakfı ile Birlikte Yürütülmüştür. – Proje Uygulama Sürecinde Baro Başkanı: Av. Osman Güven (1994-98) - Tarih: 01.01.1997 - AB'den Alınan Para: 100.000 Avro

Erzurum Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği - Projenin Adı: Gümüş ve Oltu Taşından Mücevher Tasarımı, Üretimi ve Pazarlaması Eğitimi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Alınan Para: 124.989 Avro

Adıyaman Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası - Projenin Adı: Muhasebe Yardımcısı Eğitimi. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 63.490,50 Avro

Sivas Ticaret ve Sanayi Odası - Başkan: Osman Yıldırım - Projenin Adı: Kadın ve Genç Girişimcilerin Desteklenmesi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 63.801 Avro

Niğde Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği - Projenin Adı: Deri Sanayisinde Yenileme ve Değişim. - Tarih: 28.02.2005 -AB'den Aldığı Para: 70.365,21 Avro

Kayseri Ticaret Odası - Hasan Ali Kilci - Projenin Adı: Profesyonel Eğitim Hizmetlerinin ve İşbirliği Kapasitesinin Geliştirilmesi. - Tarih: 18.04.2005 - AB'den Aldığı Para: 77.407 Avro

Kayseri Oto Sanatkârları Odası - Projenin Adı: Bilgisayar Yardımlı Oto Mekanik Araçların Eğitim Merkezi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 82.118,25 Avro

Kayseri Ticaret Odası - Projenin Adı: Türkiye'de Kayseri'de ve Yörelerinde Genişleme Amaçlı İletişim Stratejisinin Yerel Enformasyon ve Kültürel Etkinlikler Aracılığıyla Uygulanması. - Tarih: 28.03.2005 - AB'den Aldığı Para: 44.000 Avro

Kayseri Ticaret Odası - Projenin Adı: Personel Değerlendirme. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 158.565,35 Avro

Konya Ticaret Odası - Hüseyin Üzülmez - Projenin Adı: Mesleki ve Teknik Girişimcilikte Otomotiv Mekanik-Elektronik Deneyim ve Bilgiyi Geliştirme. - Tarih: 02.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 199.585 Avro

Konya Sanayi Odası - Başkan: Mustafa Boydak - Projenin Adı: Konya Sanayisinde CAD-CAM ve Otomasyon Teknoloji Kullanılarak Teknik Elemanların Niteliklerini ve Yeteneklerini İlerletme. - Tarih: 03.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 198.450 Avro

Konya Sanayi Odası - Projenin Adı: Endüstriyel Otomasyon Eleman Eğitim Merkezi. - Tarih: 03.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 152.140 Avro

Konya Torna Kaynak ve Oto Tamircileri Odası - Projenin Adı: Teknik Elemanların Eğitimi - Tarih: 05.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 1888.319,47 Avro

Konya Ticaret Odası - Projenin Adı: Konfeksiyon Sanayisi İçin Mesleki Eğitim. - Tarih: 27.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 181.212,90 Avro

Konya Sanayi Odası - Projenin Adı: Konya'da Enformasyon Teknolojileri Merkezi kurulması. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 108.574,43 Avro

Kırıkkale Sanayi ve Ticaret Odası - Başkan: Cemalettin Akdoğan - Projenin Adı: Girişimcileri ve Girişimciliği Tanıtma Merkezi İçin Yatırım Danışmanlığı. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 172.957,50 Avro

Bursa Elektronikçiler Odası - Projenin Adı: Bilgisayar Teknik Hizmet Eğitim Programı. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 48.384,46

Denizli Marangozlar ve İnşaatçılar Odası - Projenin Adı: Bilgisayarda Mobilya Tasarımı. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 54.934,34 Avro

Bursa Elektrik Teknisyenleri Odası - Projenin Adı: Destekleme Pano Eğitimi. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 37.730,61 Avro

Bursa Tuhafiyeciler ve Benzerleri Odası - Projenin Adı: Baskı Tasarımında Mesleki Öğrenim. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 67.796,38 Avro

Bursa Dokumacılar Odası - Projenin Adı: Tekstil ve Dokunmuş Kumaşta Mesleki Geliştirme Desinatörlük Kursu. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 63.964,28

Bursa Seyyar Pazarcılar Odası - Projenin Adı: Ürünlerin Toplanması, Stoklanması ve Nakliyesi Eğitimi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 58.577,25 Avro

Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği - Projenin Adı: EN 287 Standardında Kaynak tekniklerinin Eğitimi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 77.397,75 Avro

Bursa Elektronikçiler Odası - Projenin Adı: Mekotronik Teknik Elemanların Eğitimi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 65.972,25 Avro

Zonguldak Esnaf ve Sanatkârları Odası Birliği - Projenin Adı: İşsizler ve Özelleştirme Nedeniyle İşsiz Kalmışlara Mesleki Eğitim. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 110.497,50 Avro

Gaziantepliler Kilim Dokumasını Öğrensinler Diye AB'den 126.129 Avro Hibe!

Gaziantep Sanayi Odası - Başkan: Nejat Koçer - Projenin Adı: Kilim Tasarımı Eğitimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 126.129,15 Avro

Gaziantep Ticaret Odası - Başkan: Mehmet Aslan - Projenin Adı: Gıda ve Halı Sektörüne Nitelikli Eleman yetiştirme Eğitimi. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 140.051,48 Avro

Adana Ticaret Odası - Başkan: Şaban Baş - Projenin Adı: Dış Ticaret ve Kambiyo Eğitimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 58.322,63 Avro

Ceyhan Ticaret Odası - Projenin Adı: Örme Çorap Üretimi Eğitimi. - Tarih: 27.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 67.082,18 Avro

Osmaniye Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası - Projenin Adı: Bilgisayarla Muhasebecilik Öğretimi. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 44.973,75 Avro

Isparta Ticaret ve Sanayi Odası - Hasan Hüseyin Kaçıkoç - Projenin Adı: Isparta Kilim Dokuma, Pazarlama ve Destekleme. - Tarih: 28.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 157.554,45 Avro

Denizli Elektrikçiler Odası - Projenin Adı: Mesleki Gelişme Duyarlılığı ve SVET Uyum Çalışmaları. - Tarih: 24.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 67.555,41 Avro

Bursa Elektronikçiler Odası - Projenin Adı: Çırak Yetiştirme Uygulaması Olmayan Yerlerde Mesleki Eğitim. - Tarih: 26.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 49.442,34 Avro

Eskişehir Sanayi Odası - Başkan: Savaş M. Özaydemir - Projenin Adı: Mesleki ve Teknik Öğrenimde Yeni Teknolojilerin Kullanılması - Tarih: 31.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 44.900 Avro

Turgutlu Elektrikçiler Odası - Projenin Adı: Mikro İşlemci Programlayıcıların ve Uygulayıcıların Geliştirilmesi. - Tarih: 31.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 34.876 Avro

Bursa Kumaşçılar ve Benzeri Girişimciler Odası - Projenin Adı: Çıraklık Eğitiminin Bulunmadığı Alanlarda Mesleki Yetenek Belgesi ile Ödüllendirme. - Tarih: 01.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 33.615,12 Avro

Mersin Sanayi ve Ticaret Odası - Başkan: Kadri Şaman - Projenin Adı: Turizm Sektörüne Orta-Derecede Nitelikli Eleman Eğitimi. -Tarih: 03.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 137.789,89 Avro

Mersin Sanayi ve Ticaret Odası - Projenin Adı: Bambu Mobilya Üretimi Eğitimi. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 63.857,33 Avro

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası - Projenin Adı: Mersin Yöresinin Antik Tarih ve Kültürü. - Tarih: 31.12.2002 - Aldığı Para: 45.399 Avro

Gaziantep Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği - Projenin Adı: CAD-CAM'e Odaklı Eğitim Kapasitesini Artırmak. - Tarih: 07.06.2005 - ABden Aldığı Para: 33.676,11 Avro

Ege Bölgesi Sanayi Odası - Başkan: İ.Tamer Taşkın - Projenin Adı: Tekstil Sektörüne Kalite Kontrol Elemanları Eğitimi. - Tarih: 20.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 88.123 Avro

Ege Bölgesi Sanayi Odası - Projenin Adı: Bilgisayar Kullanarak Kumaş Tasarım Kursları. - Tarih: 06.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 117.996,89 Avro

Mersin Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası - Projenin Adı: Meslek Eğitim Merkezi kurma ve İşletme. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 88.909,50 Avro

TMMOB, Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Şehir Plancıları Odası - Projenin Adı: Bilgisayar Yardımlı Tasarım (CAD) Uygulamalarına Dayalı Çizim Teknikleri ve Coğrafi Enformasyon Sistemleri (GIS) Eğitim Programı. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 75.000 Avro

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi - Genel Başkan: Gökhan Günaydın - Adana Şube Başkanı: Ayhan Barut - Projenin Adı: İşsiz Ziraat Mühendislerine Mesleki Eğitim Kursları. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 62.914,05 Avro

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Şanlıurfa Şubesi - Projenin Adı: Mesleki Becerileri Geliştirme Kursları. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 52.074,23 Avro

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Burdur Ziraat Odası - Projenin Adı: Burdur Tarım Sektöründe Emeğin Geliştirilmesi ve Yeni Tarım Teknikleri. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 160.043,25 Avro

Ankara Sanayi Odası - Başkan: Zafer Çağlayan - Projenin Adı: Mesleki Danışmanlık ve İş Kulübü Hizmetleri Sunumu. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 119.380,73 Avro

Ankara Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği - Projenin Adı: Kumaş Desen Tasarımında Bilgisayar Kullanımı Kursları. - Tarih: 03.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 117.383,92 Avro

Ege Bölgesi Sanayi Odası - Projenin Adı: Giyim Sanayisinde Üretim Kursları. - Tarih: 20.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 121.054,25 Avro

Karabük Ticaret ve Sanayi Odası - Projenin Adı: Bilgisayar Yardımlı Tasarım ve Enformasyon Teknolojileri Eğitim Merkezi Kurulması. - Tarih: 27.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 118.256,40 Avro

Bandırma Ticaret Odası - Başkan: Osman Kocaman - Projenin Adı: Genç İşsizlerin Okuma-Yazma Yeteneklerini Artırarak İş Bulma Olanakları Yaratmak. - Tarih: 25.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 63.642,29 Avro

İzmitli Çiftçilere Hayvan Yetiştirmesini Öğrenmeleri İçin AB'den Karşılıksız 130.672 Avro!

İzmit Ziraat Odası - Projenin Adı: Tarım Sektörünü Kalkındırmak İçin Hayvan Yetiştirme Eğitimi. - Tarih: 25.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 130.672,40 Avro

İzmir Ayakkabıcılar Odası, İşletmelerüstü Çıraklık Kalfalık Eğitim Merkezi - Projenin Adı: İşsizlere Ayakkabı Üretim Eğitimi Kursu. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 72.405 Avro

Çamlıyayla Ziraat Odası - Projenin Adı: Tarımı Kalkındırma. - Tarih: 24.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 25.603,76 Avro

Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası - Mehmet Balduk - Projenin Adı: Konutlara Doğal Gaz Kurulması ve Uygulanması Eğitimi. - Tarih: 24.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 75.330 Avro

Aydın Ticaret Odası - Başkan: Mustafa Baştuğ - Projenin Adı: Dış Ticaret Uzmanı Eğitimi. - Tarih: 25.02.2005 - Aldığı Para: 39.427,09 Avro

Trabzon Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği - Projenin Adı: Büro Yönetimi ve Sekreter Becerileri Eğitimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 174.656,93 Avro

Amasya Ticaret ve Sanayi Odası - Projenin Adı: Amasya'yı Yeni Pazarlara Sokmanın Eğitim Programı. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 96.099,95 Avro

Amasya Madeni Eşya Esnaf ve Sanatkârlar Odası - Projenin Adı: Elektronik Araçların Genel Bakımı ve Onarımı Eğitimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 11.347,50 Avro

Eskişehir Sanayi Odası - Başkan: Savaş M. Özaydemir - Projenin Adı: Kalite Kontrol Elemanlarının Eğitimi. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 30.064,50 Avro

Eskişehir Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası - Projenin Adı: İş Yaratma. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 64.686 Avro

Şereflikoçhisar Ticaret Odası - Başkan: Nizam Ali Emekçi - Projenin Adı: Engellilerin Toplumla Sosyal ve Mesleki Bütünleşmesi. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 55.651,86 Avro

Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası - Başkan: Suat Öztürk - Projenin Adı: Yeni İş Yerlerinin Kurulmasını Destekleme Eğitim Kursu. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 122.679,90 Avro

Bucak Ticaret ve Sanayi Odası - Başkan: H. Yalçın Meçikoğlu - Projenin Adı: Bucak'ın Antika Mermerlerini ve Taşlarını İşleme Eğitim Merkezi Kurulması. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 63.750 Avro

Düzce Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği - Projenin Adı: Mesleki Bilgi ve Becerileri Geliştirme. – Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 25.042,50 Avro

AB'den Antalya Oto Tamircilerine Karşılıksız 102.911 Avro!

Antalya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği - Başkan: Orhan Tolunay - Projenin Adı: Oto Onarımında Yeni Onarım Araç ve Gereçlerinin Kullanımı. - Tarih: 14.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 102.911,95 Avro

İSO, İstanbul Sanayi Odası - Başkan: C. Tanıl Küçük - Projenin Adı: İSO'nun Mesleki Eğitim Kapasitesini Güçlendirme. - Tarih: 04.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 97.772 Avro

İSO, İstanbul Sanayi Odası - Projenin Adı: KOBİ, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşyerleri İçin Yeni İş Kurma Eğitimi. - Tarih: 12.05.2005 - AB'den Aldığı Para: 41.761,57


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: gurturk - 28 Eylül 2007, 22:39:21
Anda, bence yardım almayanları yaz , daha kolay olur.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 22:44:48
(Ankara Ticaret Odası Raporudur)
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

3 - VAKIFLAR

Turistik Hediyelerin Tanıtımında Demokrasinin Payı: AB'den 153.098 Avro Hibe!

TDV, Türk Demokrasi Vakfı - Başkan: Emre Kocaoğlu - Projenin Adı: Dekorasyon ve Turistik Hediyelerin Tanıtımı ve Satışı. - Tarih: 28.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 153.098,84 Avro

TDV, Türk Demokrasi Vakfı - Projenin Adı: Türkiye'nin AB Üyeliği, Etkileri, Sorumlulukları ve Çıkarları Konusunda Toplumsal Kurumların ve Mesleki Örgütlerin Öğrenimi. - Tarih: 31.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 500.000 Avro

TDV, Türk Demokrasi Vakfı - Projenin Adı: Demokratik İlkeleri Yayılması ve Temelde İnsan Hakları Bilincinin Yaratılması. - Tarih: 01.01.1997 - AB'den Aldığı Para: 250.000 Avro

ÇEV, Çağdaş Eğitim Vakfı - Başkan: Gülseven Yaşer - Projenin Adı: Beyoğlu Mozaik ve Çini Çarşısı. - Tarih: 29.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 113.501,25 Avro

AB'den Bir Kucak Sevgi Karşılığı 71.856 Avro Hibe!

ÇEV, Çağdaş Eğitim Vakfı - Projenin Adı: Bir Kucak Sevgi (An Embrace of Love). - Tarih: 29.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 71.856,65 Avro

ÇEV, Çağdaş Eğitim Vakfı - Projenin Adı: Yaşama Geri Bakış (Looking Back to Life). - Tarih: 07.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 498.385 Avro

TKV, Türkiye Kalkınma Vakfı - Başkan: Zeki Ünver - Projenin Adı: Türkiye'de Demokrasi, İnsan Hakları ve Sivil Katılım Ağı. - Tarih: 09.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 600.000 Avro

TKV, Türkiye Kalkınma Vakfı - Projenin Adı: Avrupa El Kitabı. - Tarih: 17.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 114.089 Avro

TKV, Türkiye Kalkınma Vakfı - Projenin Adı: İşsizlik ve Güvenlik Problemleri Van ve Diyarbakır'da Sürekli Göçün ve Beraberinde Yoksulluğu Getiren Aşırı Büyümenin Başlıca Nedenidir. Projenin Amacı Bu Problemlerle İlgili, Gelecekte Hükümet Örgütlerinin Desteğini Kazanma Amaçlı Olarak Halkı Sorunlardan Haberdar Etme ve Bilinçlendirme. - Tarih: 1995-1999 süreci - AB'den Aldığı Para: 150.000 Avro

ŞIRGEV, Şırnak İli ve İlçelerini Geliştirme Vakfı - Başkan: Osman Güneş, Vali - 2.Başkan: Mustafa Yel, Vali Yrd. – Üyeler: Hüsnü Onuk, Abdurrahman Batıhan, Mehmet Yarka - Projenin Adı: Şırnak El Sanatlarını Yaşatma ve Geliştirme. - Tarih: 09.09.2005 - AB'den Aldığı Para: 448.776 Avro

TAP Vakfı, Türkiye Aile Planlaması Vakfı - Yönetim Kurulu: Prof.Dr.Baran Tuncer (Başkan), E.Org.Necati İkizoğlu (Başkan Yrd.), Zeynep Göğüş (Başkan Yrd.), Nuri Çolakoğlu, Bülent Eczacıbaşı, Kaya Erdem, Dalya Garih Herzikowitz, Erdoğan Karakoyunlu, Caroline Koç, Meltem Kurtsan, Canan Pak. - Projenin Adı: Sağlık Hizmetlerinin Büyükşehir Belediyeleri Aracılığıyla İyileştirilmesi. - Tarih: 02.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 335.878 Avro

Türk Gençlerinin Cinsel Sağlık Eğitimi İçin, AB'den 248.126 Avro Bağış!

TAP Vakfı, Türkiye Aile Planlaması Vakfı - Projenin Adı: Gençlere Cinsel Sağlık Tanıtımı. - Tarih: 10.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 248.126 Avro

TESEV, Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı - Yönetim Kurulu: Can Paker (Başkan), İshak Alaton (Başkan Yrd.), Mete Sayıcı (Başkan Yrd.), Osman Kavala, Dr.Vural Akışık, Selim Alguadiş, Oğuz Özerden, Dr.Yılmaz Argüden, Hasan Karacal - Projenin Adı: Vatandaşların Bilgi Edinme Haklarının Yasalarca Geliştirilmesi ve Toplumun Bu Konuda Duyarlılığının Artırılması İçin Kampanya. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 86.129 Avro

TESEV, Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı - Projenin Adı: Devletin Açık Politikalar Üretimini Desteklemek, Devlet Kurumlarının Şeffaflığını ve Sorumluluğunu Arttırmak ve Hâlihazır Yapının Nasıl Reforma Tabi Tutulacağı Konusunda Açık Bir Tartışma ve Diyalog Forumu Oluşturmak. - Tarih: 01.01.1997 - AB'den Aldığı Para: 600.000 Avro

Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı - Yönetim Kurulu: Suay Aksoy, Suavi Aydın, Halim Bulutoğlu, Esra Danacıoğlu, Edhem Eldem, Ferdan Ergut, Sülün Falay, Murat Güvenç, Dilara Kahyaoğlu, Etyen Mahçupyan, Nevra Necipoğlu, Ersin Salman, Orhan Silier, İlhan Tekeli, Bülent Ünal, Sabri Yetkin - Projenin Adı: İlk ve Ortaöğrenim Okulları Ders Kitaplarında İnsan Haklarının Tanıtımı. - Tarih: 21.05.2002 - AB'den Aldığı Para: 375.923 Avro

Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı - Projenin Adı: Türkiye'de İnsan Haklarını ve Sivil Toplumu Yeniden Düşünüş. - Tarih: 13.08.2002 - AB'den Aldığı Para: 408.091 Avro

Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı - Projenin Adı: Yetişkinler ve Çocuklar İçin Avrupa Hakkında Tarihi Yayınlar. - Tarih: 25.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 181.140 Avro

Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı - Projenin Adı: Kadınlara Oyuncak Üretiminin Öğretilmesi ve Onların Eyüp'te Fener-Balat Semtinde Kendi İş Yerlerini Kurmalarına Yardın Edilmesi. -Tarih: 08.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 67.767,35 Avro

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı - Yönetim Kurulu Başkanı: Dr.Metin Eriş - Projenin Adı: Türk El Sanatları ve Girişimcilik. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 157.179,15 Avro

TÜRSAK, Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı - Başkan: Engin Yiğitgil - Projenin Adı: 6. Uluslararası Sinema ve Tarih Toplantısı. - Tarih: 31.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 50.000 Avro

TİHV, Türkiye İnsan Hakları Vakfı - Genel Başkan: Yavuz Önen - Projenin Adı: İşkenceden Kurtulmuş Olanların Tedavi ve İyileştirme Merkezi. - Tarih: 25.03.2003 - AB'den Aldığı Para: 700.000 Avro

Demokrasiyi Hareketli İzleyin, AB'den 90.000 Avro Hibeyi Alın!

TİHV, Türkiye İnsan Hakları Vakfı - Projenin Adı: Demokrasiyi Hareketli İzleme. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 90.000 Avro

Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı - Yönetim Kurulu: Ayşe Güney Haştemoğlu, Nurcan Denizli, Hasibe Yeta Şen, Necla Basut, Meri Altıntaş, Esin Üçüncüoğlu, Nevin Özgün. - Projenin Adı: Meslek Fırsatları Eğitimi ve Toplumsal Destek. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 89.161,76 Avro

Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı - Projenin Adı: Suç İşleme Olasılığı Yüksek Koşullarda Yaşayan Gençlere İnsan Hakları Bilgisini Verme ve İş Bulmaya Dönük Eğitim. - Tarih: 21.10.2004 - AB'den Aldığı Para: 71.620 Avro

Plastikte Yeni Bir Adım Atın, AB'den 128.754 Avro'yu Kapın!

PAGEV, Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı - Başkan: İ. Selçuk Aksoy - Projenin Adı: Plastikte Yeni Bir Adım. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 128.754 Avro

TOSYÖV, Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı - Başkan: Hilmi Develi - Başkan Yardımcısı: A. Kurtçebe Alptemoçin - Projenin Adı: OSTİM Sanayi Bölgesi'nde Küçük ve Orta Boy İşletmelerin Verimliliğini Artırma. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 91.425 Avro

Türklerin Üreme Sağlığının Gelişmesinde Dindar Elemanların Kullanılmasını Öngören AB, Masraflar İçin 235.027 Avro Bağışladı!

Adnan Menderes Üniversitesi Vakfı - Başkan: Yrd.Doç.Dr. Mehmet Karagöz - Projenin Adı: Üreme Sağlığı Düzeyini Yükseltmek İçin Dindar Elemanların Kullanılması.(Use of Religious Personel to Increase the Level of Reproductive Health). - Tarih: 15.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 235.027 Avro

İKV, İktisadi Kalkınma Vakfı - Başkan: Davut Ökütçü - Başkan Yardımcıları: Yılmaz Kanbak, Zeynep Bodur Okyay - Yönetim Kurulu: Prof.Dr.Haluk Kabaalioğu, Ömer Cihad Vardan, Mehmet Rıfat Akyüz, Dr.Mazhar Basmacı, Şaban Baş, Hasan Büyükdere, Yavuz Canevi, Fatih Dalan, Adil Göksu, Engin Keçeli, Güney Kıldıran, Tuğrul Kudatgobilik, Tahsin Öztiryaki, Ertuğ Yaşar. – Projenin Adı: AB ile Katılım Müzakereleri Süreci. - Tarih: 18.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 124.338 Avro

İKV, İktisadi Kalkınma Vakfı - Projenin Adı: Küçük ve Ortaboy İşletmelere Gümrük Birliği Hakkında Bilgi Ağı Kurmak. - Tarih: 03.10.1996 - AB'den Aldığı Para: 158.568 Avro

İKV, İktisadi Kalkınma Vakfı - Projenin Adı: AB Müktesebatının Uygulanışının Türk İş Dünyasına Etkileri. - Tarih: 20.03.2003 - AB'den Aldığı Para: 78.258 Avro

UPAV, Ulusal Politika Araştırma Vakfı - Başkan: Dr.Yavuz Ege - Başkan Yardımcıları: Mehmet Daşer, Hüsamettin Nebioğlu - Yönetim Kurulu: Prof.Dr.Sahir Çörtoğlu, Prof.Dr.Müslim Ekni, Prof.Dr. Gazi Özhan, Dr.Özhan Üzümcüoğlu, Zeynep Arat, Hamit Camiloğlu, Duygu Eroğlu, Taylan Erten, Şakir Karpar, Vecdi Sevig, Selami Şengül. - Projenin Adı: AB'nin Enerji Politikası ve Türkiye'ye Yansımaları. - Tarih: 01.03.2003 - AB'den Aldığı Para: 99.518 Avro

Eruh Köylüleri, Ağaç Aşılamasını ve Budamasını Bilmiyorlarmış!

Eruh Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı - Projenin Adı: Ağaç Aşılama ve Budama Eğitim ve Uygulaması. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 84.936,75 Avro

Keban Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı - Başkan: Kaymakam Adem Uslu (Görevi Kasım 2005'de bitti). - Projenin Adı: Kilim Dokuma Eğitimi. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 77.647,50 Avro

Boğaziçi Üniversitesi Vakfı - Başkan: Prof.Dr.Ayşe Soysal - Projenin Adı: Girişimci Eğitimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 109.155,75 Avro

Boğaziçi Üniversitesi Vakfı - Projenin Adı: İstihdam İçin Mesleki Eğitim Programları. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 104.478,08 Avro

Reklâmcılık Mesleki Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı - Projenin Adı: Hâlihazırda İşsiz Reklâm ve Pazarlama Elemanlarının İş Bulma Olanaklarını Artırma. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 118.739,85 Avro

IBC, Uluslararası Mavi Hilal İnsani Yardım ve Kalkınma Vakfı - Başkan: Recep Üker - Projenin Adı: Ardahan'da Doğum Sağlığı - Tarih: 09.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 267.016 Avro

MEKSA, Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Destekleme Vakfı - Başkan: Dr.Erdoğan Okyay - Projenin Adı: Bilgisayar Kullanarak Tasarım ve Ürün Teknolojisi - Tarih: 20.04.2005 - AB'den Aldığı Para: 89.000 Avro

MEKSA, Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Destekleme Vakfı - Projenin Adı: Otomotiv Sektöründe Çalışan Elemanların Öğrenim Derecesini Yükselme. - Tarih: 28.04.2005 - AB'den Aldığı Para: 113.931 Avro

MEKSA Vakfı, Erzurum Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Doğal Gaz ve Sıhhi Tesisat Kurulması Eğitimi. - Tarih: 30.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 40.749,34 Avro

MEKSA Vakfı, Şanlıurfa Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Otomotiv ve Metal Eğiticilerin Eğitimi. - Tarih: 08.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 52.347,88 Avro

MEKSA Vakfı, Şanlıurfa Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Üst Düzey Yönetici Yardımcısı Mesleki Eğitim ve Sosyal Destek. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 41.850 Avro

MEKSA Vakfı, İmes Sanayi Sitesi İşletmeler Üstü Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Autocad R14 Mekanik Dizüstü Bilgisayar Yardımlı Tasarım Teknik Eğitim. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 21.998,25 Avro

MEKSA Vakfı, Atatürk Oto Sanayi Sitesi Motor Tamircileri İşletmeleri - Projenin Adı: Otomotiv Elektronik ve Tanı Koyma Eğitimi. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 38.286 Avro

MEKSA Vakfı, Doğu Sanayi Sitesi Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Bilgisayar Yardımlı Tasarım Eğitimi. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 20.205 Avro

MEKSA Vakfı, Kocaeli Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Perakende Satış Elemanları Eğitim Programı - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 79.568,25 Avro

MEKSA Vakfı, Van Hizmet Meslekleri Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Gümüş Nakış Atölye Eğitimi. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 88.785 Avro

MEKSA Vakfı, Diyarbakır İşletmelerüstü Eğitim Merkezi - Projenin Adı: Otomotiv Motor Onarım Teknisyenleri Eğitimi. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 46.878,75 Avro

Türkler Arıcılık Öğrensin Diye, AB 11.672 Avro Hibe Etti!

Uluslararası Mavi Hilal İnsani Yardım ve Kalkınma Vakfı - Projenin Adı: Arıcılık Eğitimi. - Tarih: 31.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 11.672,25 Avro

Edirne Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı - Projenin Adı: Konfeksiyon Üretimi Eğitimi. - Tarih: 11.01.2005 - AB'den Aldığı Para: 159.204,75 Avro

Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı - Projenin Adı: Öğrenme Merkezleri Aracılığıyla İş Yaratmak ve Gelir Kazanmak. - Tarih: 04.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 69.872,23 Avro

ODTÜ Eymir Kültür Vakfı - Başkan: Ayşe Taylan - Projenin Adı: Yunanistan ile Türkiye Arasında Barış İçin Kadınları Güçlendirme Programı. - Tarih: 06.08.2002 - AB'den Aldığı Para: 200.000 Avro

TOHAV, Toplumsal Hukuk Araştırmalar Vakfı - Başkan: Av.Şehnaz Turan - Projenin Adı: Azınlık Dillerinin Kullanımında Yasal Yardım Eğitimi. - Tarih: 29.02.2004 - AB'den Aldığı Para: 44.990 Avro

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı - Başkan: Şakir Eczacıbaşı - Projenin Adı: Yeni Müze Çalışmaları Uzman Eğitimi - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 42.214,50 Avro

Boyacıköy Surp Yerits Mangans Ermeni Kilisesi Vakfı - Projenin Adı: İstanbul'da Yaşayan Azınlıkların Toplumsal Sorunlarını İfade Etmede Bir Modern Yöntem. - Tarih: 30.12.2003 - AB'den Aldığı Para: 47.670 Avro

ŞURKAV, Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı - Başkan: Şanlıurfa Valisi Şemsettin Uzun - Projenin Adı: Geleneksel Kilim Türlerinin ve Desenlerinin Tanımı ve Üretimlerinin Canlandırılması. - Tarih: 15.09.2005 - AB'den Aldığı Para: 195.425,10 Avro

Türk-Yunan Gençlerinin Buluşması İçin AB'den 49.852 Avro Harçlık!

TOBAV, Tiyatro Opera Bale Çalışanları Yardımlaşma Vakfı - Başkan: Tamer Levent - İstanbul Şube Başkanı: Murat Karasu - Projenin Adı: Ege'nin Komşuları Gençlerin Buluşması. - Tarih: 31.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 49.852 Avro

Fethiye Sağlık Vakfı - Başkan: İsmail Başoğlu - Projenin Adı: Yalnız Değilsiniz. (You are not alone). - Tarih: 10.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 258.669 Avro

Semiha Şakir Sarıgöl Sağlık Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı - Başkan: Z. Dina Topbaş Şakir - Projenin Adı: Ergenlerin Cinsel Sağlık Hakları. - Tarih: 10.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 356.616 Avro

Gençlerimizin Bilinçlenmesi İçin AB, 297.000 Avro Bağışladı!

Milli Eğitim Sağlık Eğitimi Vakfı - Başkan: Kenan Okan - Projenin Adı: Bilinçli Gençler. - Tarih: 07.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 297.000 Avro

Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi - Projenin Adı: Engelli Çocuklar İçin Mesleki Eğitim ve Sosyal Uyum Kursları. - Tarih: 25.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 40.743,74 Avro

IPS İletişim Vakfı - Projenin Adı: Medya Özgürlüğü ve Bağımsız Gazetecilik İzleme ve Haber Ağı. - Yönetim Kurulu: Füsun Özbilgin, Ertuğrul Kürkçü, Nadire Mater, Tuğrul Eryılmaz, Prof.Dr.Şahika Yüksel - Proje Danışmanı: Nadire Mater - Proje Koordinatörü: Ertuğrul Kürkçü - Tarih: 17.11.2003 - AB'den Aldığı Para: 809.760 Avro

KEDV, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı - Başkan: Şengül Akçar - Vakfı Destekleyen Kuruluşlar: AB, BM-UNDP, Global Fund for Women (ABD), Path Finder Fund (ABD), Bernard van Leer Foundation (Hollanda), American Jewish World Service (ABD), NOVIB (Hollanda), CIDA (Kanada), Citybank, İngiliz Konsolosluğu, Kanada Konsolosluğu, Hollanda Konsolosluğu. - Projenin Adı: Kadınların Çalışmalarına Destek. - Tarih: 27.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 87.688,79 Avro

KEDV, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı - Projenin Adı: Özellikle Ortaklık, Katılım , Savunma Mekanizmaları, Kurumsal kapasite Oluşturulması ve İletişim Ağları kurulması Üzerine Odaklanarak Kadınların Girişimciliğini Desteklemek. - Tarih:01.01.1997 - AB'den Aldığı Para: 200.000 Avro

Kadın Dayanışma Vakfı - Başkan: Prof.Dr.Leziz Onaran - Projenin Adı: Aile İçi Şiddet Hakkında Halkın Bilgilendirilmesi. - Tarih: 21.06.2004 - AB'den Aldığı Para: 78.984 Avro

Kırsal ve Kentsel Gelişme Vakfı - Projenin Adı: Olba Plato Uygarlığı, Doğa, Tarih ve Kültür Turizmi Geliştirme. - Tarih: 29.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 159.030 Avro

İstanbul Sanat Müzesi Vakfı - Projenin Adı: Sanatçılar Toplantısı. - Tarih: 31.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 10.000 Avro

Kelkit Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı - Başkan: Kelkit Kaymakamı Avni Oral - Projenin Adı: Kadın İstihdamını Geliştirme. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Alığı Para: 156.627 Avro

BSV, Başak Kültür ve Sanat Vakfı - Başkan: Şahhanım Kanat - Projenin Adı: Çalışarak Mesleki Beceri Elde Etme. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 113.981,18 Avro

LÖSEV, Ankara Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı - Başkan: Dr.Üstün Ezer - Projenin Adı: Zorunlu Göçle Karşı Karşıya Bulunan Lösemili Çocuk Sahibi Ailelere İş Bulma ve Mesleki Beceri Kazandırma. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 80.750,25 Avro

Marmara Gurubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı - Başkan: Dr. Akkan Suver - Projenin Adı: Toplumsal Total Örgüt. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 104.289,53 Avro

Ostim Araştırma Geliştirme Eğitim Kalkınma ve Dayanışma Vakfı - Başkan: Orhan Aydın - Projenin Adı: Ostim Danışmanlık Merkezinin Kurulması. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 87.009 Avro

Osmaniye Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı - Projenin Adı: Konfeksiyon Üretimi Eğitimi. - Tarih: 25.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 64.338,98 Avro

Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 22:49:26

Anda, bence yardım almayanları yaz , daha kolay olur.


Vallahi doğru söylüyorsun, Anda.

Yazmakla, eklemekle bitecek gibi değil ki.
Bu memlekette ne kadar hain varmış böyle ?
Tanrı Türk'ü Korusun ve uyandırsın!!!

Esenlikler dilerim...

TTK.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 22:55:46
(Ankara Ticaret Odası Raporudur)
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

(VAKIFLARA DEVAM)

Fındıktan Vazgeç, Trabzon Hurması Üret, AB'den 37.889 Avro Hibe Al!

ÜNÇEV, Ünye Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı - Başkan: Cevat Güven - Projenin Adı: Karadeniz Bölgesi'nde Fındığa Alternatif Ürün Olarak Trabzon Hurması Üretimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 37.889,25 Avro

TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı. – Başkan: Nihat Gökyiğit – Projenin Adı: Artvin'deki İşsizleri Arıcılık ve Bal Üretimi Eğitimi Vererek İstihdam Yaratma. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 103.711,50 Avro

Kırklareli İlini Kalkındırma ve Tanıtma Vakfı - Projenin Adı: Doğal Gaz Teknolojileri Eğitim Merkezi. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 83.120,75 Avro

Teknik Eğitim Vakfı Adana Şubesi - Projenin Adı: Dekorasyon Çiçekleri Yetiştirme Eğitimi. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 59.859 Avro

Teknik Eğitim Vakfı Adana Şubesi - Projenin Adı: İnşaat Sektöründe Bilgisayar Yardımlı Tasarım. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 43.582,05 Avro

İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı - Başkan: Zeynep Bodur Okyay - Projenin Adı: İstihdama Dönük Seramik Döşeme Eğitim Kursları. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 121.453,43 Avro

ANTÇEV, Antalya Çağdaş Eğitim Vakfı - Başkan: Hülya Bilgin - Projenin Adı: Biz de Çalışıyoruz: İstihdama Katkı. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 95.222,25 Avro

KAYEMA, Kayseri Erozyonla Mücadele ve Ağaçlandırma Vakfı - Başkan: Mehmet Uçmaz - Projenin Adı: Fidan Üretimi Eğitimi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 53.382,75 Avro

Zihinsel Özürlüleri Yetiştirme ve Koruma Vakfı - Başkan: Gülsen Keserman - Projenin Adı: Zihinsel Engellilere Marangozluk Eğitimi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 72.414,65 Avro

MARSEV, Marmara Sağlık Eğitim ve Araştırma Vakfı - Proje Sorumlusu: Yrd.Doç.Dr.Dilşad Save - Projenin Adı: Evli Kadınlar ve Ailelerinin Aile Planlaması Konusunda Tavır ve Uygulamaları. - Tarih: 20.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 51.280 Avro

Marmara Sağlık Eğitim ve Araştırma Vakfı - Projenin Adı: Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampusundaki Genç Öğrencilerinin Üreme Sağlığına Duyarlılığını Artırma. - Tarih: 27.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 63.927 Avro

AÇEV, Anne Çocuk Eğitim Vakfı - Başkan: Ayşen Özyeğin - Projenin Adı: Gelir Kaynakları Düşük Aileleri Güçlendirme. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 295.825 Avro

AÇEV, Anne Çocuk Eğitim Vakfı - Projenin Adı: Üreme Sağlığı Hizmetlerini Güçlendirme Eğitimi ve Hakları. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 289.752 Avro

Eğitimde Cinsiyet Ayrımını Kaldırın, AB'den 800.000 Avro Hibe Alın!

AÇEV, Anne Çocuk Eğitim Vakfı - Projenin Adı: Kadınları Kalkındırma: Eğitimde Cinsiyet Ayrımını Azaltmak. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 800.000 Avro

Milli Eğitim Sağlık Eğitimi Vakfı - Projenin Adı: Sakat ve Yaşlı Bakıcılarının Eğitimi. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 146.216,72 Avro

Avusturya Liseliler Vakfı - Başkan: F.Şadi Gücüm - Projenin Adı: Türkiye'de Koro Çalışmaları ve Konser Turları. - Tarih: 27.10.2004 - AB'den Aldığı Para: 77.460 Avro

BİTAV, Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı - Başkan: Prof.Dr.Tosun Terzioğlu - Projenin Adı: Türkiye-Avrupa Birliği Ansiklopedisi. - Tarih: 29.11.2004 - AB'den Aldığı Para: 75.679 Avro

Üzülme, Kendine Bak, AB'den 50.000 Avro Hibe Kap!

BSV, Başak Kültür ve Sanat Vakfı - Başkan: Şahhanım Kanat - Projenin Adı: "Üzülme, Kendine Bak". ("Do not be sorry but look after"). - Tarih: 23.12.2003 - AB'den Aldığı Para: 50.000 Avro

Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı - Başkan: Faruk Pekin - Projenin Adı: Tarihi Ahşap Binalarda Çalışan İşçilerin Eğitimi. - Tarih: 22.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 159.761,70 Avro

İKGV, İnsan Kaynaklarını Geliştirme Vakfı - Başkan: Berna Eren - Projenin Adı: Kadın Ticaretine Karşı Türkiye'nin Yasal Kapasitesini Güçlendirme. - Tarih: 23.12.2003 - AB'den Aldığı Para: 49.405,32 Avro

İKGV, İnsan Kaynaklarını Geliştirme Vakfı - Projenin Adı: İhsaniye'de Tarımda İstihdamı Geliştirme. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 78.350,48 Avro

İKGV, İnsan Kaynaklarını Geliştirme Vakfı - Projenin Adı: İstanbul'un Gecekondu Semtlerinde Yaşayan Genç Kız ve Kadınlara Bir Dizi Eğitim Programı Uygulayarak Onların Mali ve Teknik Beceriler Edinmesini ve Okuma -Yazma ve Temel Haklar Konusunda Bilgi Kazanmalarını Sağlamak. - Tarih: 01.01.1997 - AB'den Aldığı Para: 100.000 Avro

LMV, Lozan Mübadilleri Vakfı - Başkan: Sefer Güvenç - Projenin Adı: Türkiye ve Yunanistan'dan Göç Edenlerin Arkalarında Bıraktıkları Mimari Mirasa Karşı Yerel Halkın Duyarlılığını Geliştirmek. - Tarih: 15.03.2004 - AB'den Aldığı Para: 50.000 Avro

Kadınların Çalışmasını Destekleme Vakfı - Projenin Adı: İlk Çocukluk Yıllarında Kültürel Farklılıklara Saygıyı Öğretme. - Tarih: 27.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 82.000 Avro

TURSAK, Türkiye Sinema ve Görsel-İşitsel Kültür Vakfı - Başkan: Engin Yiğitgil - Projenin Adı: Ege Denizi'nin İki Kıyısında Barışın Kalemleri. - Tarih: 13.07.2004 - AB'den Aldığı Para: 64.910 Avro

Elginkan Vakfı - Projenin Adı: Vasıfsız İnsanları Elektrik Ark ve Oksi-Gaz Kaynakçısı Olarak Eğitme. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 62.915,57 Avro

İstanbul'un Fener ve Balat Semtlerindeki Evlerin Onarım ve Bakımı İçin AB'den 285.000 Avro Hibe!

İKGV, İnsan Kaynağı Geliştirme Vakfı - Projenin Adı: İstanbul Programı: Fener-Balat Semtine Sosyal Merkez. - Tarih: 23.10.2005 - AB'den Aldığı Para: 285.000 Avro

İKGV, İnsan Kaynağı Geliştirme Vakfı - Projenin Adı: Seks İşçileri Arasında Güvenli Cinsel İlişkilerini Güçlendirerek HIV/AİDS'in Önlenmesi. - Tarih: 06.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 258.277 Avro

İKGV, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı - Projenin Adı: Cinsiyet Ayrımına Bağlı Şiddet Hakkında İç Eğitim. - Tarih: 01.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 176.046 Avro

İçel El Sanatları ve Eğitim Vakfı - Projenin Adı: DOBOP, Doğal Boya Projesi. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 123.135,75 Avro

TOG, Toplum Gönüllüleri Vakfı - Başkan: İbrahim Betil - Başkan Yardımcıları: Tuğba Jabban, Murat Çitilgülü - Yönetim Kurulu Üyeleri: Orhan Karal, Kaddafi Bozkurt, A.Nilgün Arıt, Kerim Paker, Levent Yücel, Tahir Uğurlu, Ralf Arditi. - Projenin Adı: Gönüllü Demokrasi Transformasyonu ve Öğrenim Programları. - Tarih: 17.08.2004 - AB'den Aldığı Para: 89.185 Avro

İlhan Koman Kültür ve Sanat Vakfı - Projenin Adı: Kentimiz İçin Sanat (Art For Our Town Project). - Tarih: 09.09.2004 - AB'den Aldığı Para: 89.953 Avro

Ankara Endüstri Vakfı - Projenin Adı: Kadınların Kamu Hayatına Katılımını Arttırmak Amacıyla, Onlara Seçimle Gelinen Makamlara Seçilebilmek, Para Toplamak İçin Nasıl Kampanya Yapılacağını Öğretmek, Liderlik ve Demokratik İşlemler Hakkında Bilgilendirmek. - Tarih: 01.01.1997 - AB'den Aldığı Para: 170.000 Avro

Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı - Projenin Adı: Şiddete Karşı Savaşımda Kadının Medyadaki Görüntüsünü Vurgulamak. - Tarih: 01.01.1999 - AB'den Aldığı Para: 130.000 Avro


Şu Avrupalının büyüklüğüne(!) bak! Sokak Çocuklarını bile unutmamışlar!

Sokak Çocukları Gönüllüleri Vakfı - Projenin Adı: Sokak Çocuklarına Geçici Barınak, Rehabilitasyon ve Meslek Eğitimi Sağlamak. - Tarih: 01.01.1999 - AB'den Aldığı Para: 70.000 Avro

CEM Vakfı - Genel Başkan: Prof.Dr.İzettin Doğan - Vakfın Şubeleri: Antalya, Yalova, Kahramanmaraş, Erzincan, Malatya, Sivas, Ankara, Kocaeli, Adıyaman(Gölbaşı). - Projenin Adı: Şanlıurfa-KISAS Kültürü ve Folklor Mirası Duyarlılık ve Kalkındırma. - Tarih: 27.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 267.750 Avro

Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 23:04:08
(Ankara Ticaret Odası Raporudur)
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

4 - DERNEKLER

STGM, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği - Başkan: C. Sunay Demircan - Projenin Adı: Sivil Toplumun Kalkındırılması İçin Derneklerin Özgürlüklerinin Güçlendirilmesi. - Tarih: 14.06.2005 - AB'den Aldığı Para: 1.820.000 Avro

AB, Türk Tüketicilerini Bile Düşündü, 410.000 Avro'yu Hibe Etti!

TÜKODER, Tüketiciyi Koruma Derneği - Merkez: İstanbul - Genel Başkan: Mehmet Sevim - Genel Başkan Yardımcıları: Ali Ulvi Büyüknohutçu, Cahit Meke - Yönetim Kurulu Üyeleri: Nurgül Dal, Ogün Sarıçayır, Fatma Çiftçi, Türkan Bulut, Lerzan Erkan, Ziya Özdamar, Gülçin Tonguç, Av .Ali Er. – Projenin Adı: Tüketici Politikası. - Tarih: 01.10.2001 - AB'den Aldığı Para: 410.000 Avro

Türk Yargıçları Görevlerini Öğrensinler Diye, AB'den 360.374 Avro Bağış!

İzmir Barosu Derneği İnsan Hakları Hukuku ve Hukuk Araştırmaları Merkezi - Baro Başkanı: Av.Nevzat Erdemir - Projenin Adı: İşkencenin Önlenmesinde Yargıçların Rolü. - Tarih: 04.08.2003 - AB'den Aldığı Para: 360.374 Avro

TURABDER, Türkiye-Avrupa Birliği Derneği - Başkan: Prof.Dr.Haluk Günuğur - Projenin Adı: Kadın Girişimcilerinin Bölgesel Eğitimi. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 67.494 Avro

TÜKD, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği - Genel Başkan: Dr.Kıymet Çalıyurt - Şubeleri: Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kastamonu, Konya, Samsun. - Projenin Adı: Kırsal Alanda Yaşayan Kadınlar İçin Tarım Ürünleri Üretiminde Uygulamalı Öğrenim. - Tarih: 25.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 118.406,48 Avro

AB, Antep İşi Nakış El Sanatını Bile Kendisine Dert Etti, 89.406 Avro Hibe Etti!

TÜKD, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Gaziantep Şubesi - Şube Başkanı: Akgün İncioğlu - Projenin Adı: Antep İşi Nakış El Sanatının Yaşatılması ve Ekonomiye Kazandırılması. - Tarih: 14.09.2005 - AB'den Aldığı Para: 89.406 Avro

TAPD, Türkiye Aile Planlaması Derneği - Başkan: Prof.Dr.Hakan Şatıroğlu - Projenin Adı: Estetik Eğitim Merkezlerinde Girişimci Kadınların Kalkındırılması. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 121.159,50 Avro

TAPD, Türkiye Aile Planlaması Derneği - Projenin Adı: Gençlerin Cinsel Sağlık Konusunda Duyarlılığını Artırmak. - Tarih: 17.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 268.876 Avro

TAPD, Türkiye Aile Planlaması Derneği - Projenin Adı: Milletvekilleri Aracılığıyla Çok Sektörlü İşbirliği ve Siyasi Karlılığın Sağlanması. - Tarih: 15.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 265.116 Avro

TTKD, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği - Başkan: Yunus Ensari - Projenin Adı: Yunanistan ve Türkiye'de Yaşamsal Tehlike İçinde Olan Hayvanlar. - Tarih: 13.08.2004 - AB'den Aldığı Para: 50.454 Avro

TURÇEK, Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu - Başkan: Doç.Dr.Barbaros Gönençgil - Projenin Adı: Karadeniz Bölgesinde Koruma İşbirliği Ağının Kurulması. - Tarih: 19.07.2004 - AB'den Aldığı Para: 78.267 Avro

Türk Gençliği Birliği Derneği - Projenin Adı: Gençler İçin İletişim ve İş Birliği Ağı. - Tarih: 16.07.2004 - AB'den Aldığı Para: 84.015 Avro

Türk Sosyal Bilimler Derneği - Başkan: Korkut Boratav - Başkan Yrd.: Galip Yalman - Yönetim Kurulu Üyeleri: Sina Akşin, Mustafa Şen, Ahmet Haşim Köse, Metin Özuğurlu, Oktar Türel - Projenin Adı: Kırmızı, Beyaz, Mavi Kız Kardeşler (Red, White, Blue Sisters). - Tarih: 15.03.2004 - AB'den Aldığı Para: 44.620 Avro

Türk Gençleri Seslerini Yükseltsin Diye, AB 74.520 Avro Hibe Etti!

Türk Sosyal Bilimler Derneği - Projenin Adı: Türk Gençliği Sesini Yükseltiyor (Turkish Youth Speaks Up). - Tarih: 19.10.2004 - AB'den Aldığı Para: 74.520 Avro

Türk-Britanya Derneği - Projenin Adı: Avrupa Sanatları ve Kültürüne Yakınlaşma. - Tarih: 25.10.2004 - AB'den Aldığı Para: 55.911 Avro

Türkiye Sakatlar Derneği Genel Merkezi - Başkan: Şükrü Boyraz - Projenin Adı: Sakatlara Yeni İş Fırsatları. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 134.381,77 Avro

Türkiye Sakatlar Derneği Amasya Şubesi - Projenin Adı: Sakatlar İçin Ayakkabı Üretimi Eğitimi - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 51.273 Avro

Türkiye Sakatlar Derneği Aydın Şubesi - Projenin Adı: Sakat Bireylere Yeni Bir Fırsat ve Yeni Bir Hizmet. - Tarih: 28.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 91.042,65 Avro

Türkiye Sakatlar Konfederasyonu - Projenin Adı: Konfederasyon İçi Ağın Güçlendirilmesi. - Tarih: 30.07.2004 - AB'den Aldığı Para: 39.730 Avro

AB, Ardahan'ın Kadınlarını Bile Düşünüyor, 66.028 Avro Bağışlıyor!

Türkiye Yardım Sevenler Derneği, İstanbul Merkezi - Projenin Adı: Ardahan-Çıldır'da Kadın ve Genç Girişimcileri Destekleme. - Tarih: 24.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 66.028,50 Avro

Türkiye Felsefe Derneği - Başkan: Prof.Dr.Necati Öner - Projenin Adı: İnsan Haklarıyla İlgili Sorunlarla Karşılaşan Gecekondu Semtlerindeki Çocukları Eğitmek ve Onları Demokrasi Karşıtı İdeolojilere Karşı Korumak. - Tarih: 01.01.1999 - AB'den Aldığı Para: 70.000 Avro

TÜSİAD, Türk Sanayi İşadamları Derneği - Başkan: Ömer Sabancı - Projenin Adı: E-MAG- Avrupa Üzerine Radyo Programı ve İnternet Sitesi. - Tarih: 31.12.2002 - AB'den Aldığı Para: 53.637 Avro

MÜSİAD, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği - Başkan: Dr.Ömer Bolat - Projenin Adı: Hidrolik Teknisyenlerini Eğitim Programı. - Tarih: 29.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 173.701,13 Avro

TYD, Türk Turizm Yatırımcıları Derneği - Oktay Varlıer - Projenin Adı: AB Yasalarının Sektöre Olacak Etkisine Türk Turizminin Duyarlılığını Artırmak. - Tarih: 29.01.2003 - AB'den Aldığı Para: 78.951 Avro

KAD, Kuş Araştırmaları Derneği - Başkan: C.Can Cilgin - Projenin Adı: Dadia-Lefkimi-Souifli Ulusal Parkı ile Soğuksu Ulusal Parkı Arasında Deneyim Alış-Verişi. - Tarih: 02.08.2004 - AB'den Aldığı Para: 60.540 Avro

GESİAD, Genç Sanayi ve İşadamları Derneği - Projenin Adı: Sanayide Otomasyon Bilgi ve Becerisinin Artırılması İçin Yoğun Eğitim Kursu. - Tarih: 25.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 30.912,30 Avro

Süryani Kültür Derneği - Başkan: Jakop Gabriel - Projenin Adı: Süryani Kültürünü Korumak İçin Altyapının Kurulması. - Tarih: 29.07.2005 - AB'den Aldığı Para: 261.504 Avro

MAZLUMDER, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - Başkan: Cevat Özkaya - Projenin Adı: Türkiye'deki Geçici Sığınmacı Kadın ve Çocuklara Psikolojik Bir Ortam Yaratmak ve Onların Yaşam Koşullarını İyileştirmek İçin Öneride Bulunmak. - Tarih:25.02.2004 - AB'den Aldığı Para: 41.565 Avro

Türkiye'nin 12 İlinde; İmam-Hatip, Müezzin ve Kuran Kursu Öğrencileri Arasından Seçilen 455 Din Görevlisinin Eğitimi İçin AB'den 40.170 Avro Hibe Geldi!
(Bir de Avrupalılara İslam düşmanı derler!!!)

MAZLUMDER, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - Projenin Adı: Türkiye'de Din Görevlilerini Temel Ulusal ve Uluslararası İnsan Hakları Standartları Konusunda Eğitmek. - Tarih: 20.05.2004 - AB'den Aldığı Para: 40.170,15 Avro

**ÇYDD, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği - Genel Başkan: Prof.Dr.Türkan Saylan - Projenin Adı: Demokrasi ve İnsan Hakları Hareketinin Başlatılması. - Tarih: 02.03.2004 - AB'den Aldığı Para: 49.955,75 Avro
http://www.hunturk.net/forum/index.php?topic=2569.msg16428#msg16428

ÇYDD, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği - Projenin Adı: Lise Diplomalı Kızlara Mesleki Eğitim Programı ve Onların İş Gücüne Katılımlarını Destekleme. - Tarih: 25.02.2005 - AB'den Aldığı Para: 91.797,98 Avro

ÇYDD, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zonguldak Şubesi - Projenin Adı: Çocuk Bakımı Eğitimi. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 26.034,75 Avro

ÇYDD, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ümitköy Şubesi - Projenin Adı: Ümitköy'den Sincan'a Kadar Olan Bölgede Yaşayan Kadınlara Çağdaş Yaşam Hakkında Eğitim ve Öğrenim Verilmesi. - Tarih: 21.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 25.760,25 Avro

Göçmenlere Yardım ve Dayanışma Derneği - Projenin Adı: Mersin'deki Göçmen Kadınlara İnsan Hakları İhlalleri Konusunda Temel Bilgi Öğretimi. - Tarih: 25.02.2004 - AB'den Aldığı Para: 19.250 Avro

Bursa Tophane UNESCO Gençlik Derneği - Projenin Adı: Cumalıkızık'da Kültürel Turizmin Kalkındırılması. - Tarih: 23.12.2004 - AB'den Aldığı Para: 55.000 Avro


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 23:51:36
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi

— Belediye Başkanı: Osman Baydemir.

1.Projenin Adı: Diyarbakır Kentinin Kanalizasyon Sisteminin İyileştirilmesi ve Genişletilmesiyle Birlikte Atık Su Arıtma Tesisinin Kurulmasında İlk Aşamanın Gerçekleştirilmesi.

— Tarih: 01.01.2001–01.01.2004

AB’den Aldığı Para: 32 milyon Avro
- Proje Birimi Koordinatörü: Serdar Birtane

2. Projenin Adı: Gazi Caddesi Rehabilitasyonu ve Çevre Düzenleme Projesi.

– Açıklama: Bu projeyle, şehrin dokusunu koruma ve geliştirme amaçlandığı açıklanmıştır.

— Tarih: 01.01.2005

AB’den Aldığı Para: 1 milyon Avro

3. Projenin Adı: Yenikapı Sokak Renovasyonu.

– Açıklama: Yenikapı, Diyarbakır’ın merkezinde SİT alanı içerisinde olan bir sokağın adıdır. Bu sokakta Dört Ayaklı Minare, Keldani Kilisesi, Ermeni Kilisesi, Esma Ocak Evi ve Paşa Hamamı bulunmaktadır. Bu projeyle şehrin tarihi dokusunun korunması ve geliştirilmesi amaçlandığı belirtilmiştir.

— Tarih: 01.01.2005

AB’den Aldığı Para: 203.000 Avro

4. Projenin Adı: Kaparinin Yaygınlaştırılması Projesi.

— Tarih: 01.01.2006

AB’den Aldığı Para: 262.000 Avro

– Açıklama: Kapari, Kebere adıyla da tanınan tıbbi ve hoş kokulu bir bitkidir. Diğer tıbbi ve hoş kokulu bitkiler şunlardır: Kimyon, kekik, keçiboynuzu, defne, anason, rezene, adaçayı, çemen ve meyan kökü. Çapı 1–13 mm. arasında değişen kapari çiçek tomurcukları turşu yapımında kullanılmakta, salamura veya hazır konserve olarak yurtdışına satılmaktadır. Kurağa dayanıklı olması, çok derinlere kök salması ve toprak yüzeyini kaplayan aksamı ile kurak ve eğilimli yerlerde toprak aşınmasını engellemede de kullanılabilen bir bitkidir. Dünyada kaparinin pazar hacmi yaklaşık 10 bin tondur. Türkiye son yıllarda 4–6 bin ton kapari dış satımı yapmakta ve bu satıştan 8–12 milyon dolar gelir elde etmektedir. Türkiye’den dış satımı yapılan tıbbi ve hoş kokulu bitkiler arasında kaparinin payı yüzde 12’dir.

5. Projenin Adı: Kırkkoyun Kalkınma Projesi

— Tarih: 01.01.2006

AB’den Aldığı Para: 250.000 Avro

- Açıklama: Diyarbakır’ın 13 ilçesi ve 743 köyü bulunmaktadır. Kırkkoyun, merkez ilçeye bağlı bir köyün adıdır. Bu projeyle, Kırkkoyun köyünde örnek bir köy evi, meralık bir alan yapılması ve köylülere hayvan dağıtılarak hayvancılığın kalkındırılması amaçlandığı açıklanmıştır.

6. Projenin Adı: Kentsel Gelişim Projesi

— Tarih: 01.01.2005

AB’den Aldığı Para: 6,5 milyon Avro

— Açıklama: Bu projede, göç edenlerin sosyal yaşamlarının, mevcut eğitim ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, kentlilik bilincinin oluşturulması ve nitelikli işgücü kapasitesinin artırılmasının hedeflendiği belirtilmiş ve 600 kişiye iş bulunacağı açıklanmıştır.

Yorum:
2001–2006 yılları arasında Avrupa Birliği, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne, toplam yaklaşık 40 milyon Avro hibe etmiştir.

20 milyon işsizini, Avrupa kentlerinin sokaklarında yatan 3 milyon evsizini unutup göz ardı eden AB, Türkiye’ye gelmiş, tutmuş Diyarbakır’a gitmiş ve orada sadece bir caddenin onarım ve bakımı için 1 milyon Avro hibe etmiştir! Çoğu kişinin adını bile bilmediği, kapari adlı bir bitkinin üretimini desteklemek amacıyla Diyarbakır’a 262 bin Avro hibe vermiştir! Diyarbakır’da sadece bir sokağın onarım ve bakımı yapılsın diye 203 bin Avro bağışlamıştır!

Diyarbakır’ın 743 köyünden birine giden AB, bu köyde hayvancılığın kalkındırılması için 250 bin Avro hibe etmiştir!

Avrupa Birliği’nin kurucu üyelerinden olan Hollanda’nın Başkenti Amsterdam’ın sokaklarında yatan işsiz ve evsizlere yiyecek yardımı yapan ‘Çorba Otobüsü’ günde altı tur atarken, AB yetkilileri Diyarbakır’a gelmiş, kentteki mevcut sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve 600 kişiye iş yaratılması için 6,5 milyon Avro hibe etmiştir!

Avrupa Birliği’nin, yukarıdaki gerekçelerle, Diyarbakır’a son beş yıl içinde hibe olarak 40 milyon Avro akıtmış olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Nasıl oldu da, Türkiye’nin bir kenti olan Diyarbakır, AB’nin himayesine girdi?

Türkiye’nin üç kez başbakanı olan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, 15 Aralık 1999’da Diyarbakır’da yaptığı şu konuşmayla, Diyarbakır’ı AB’nin himayesine sokuyordu:

“Biz, AB’ye giden yolun Diyarbakır’dan geçtiğine inandığımız için buradayız. Zaman gelip çattı. Bu devlet yapısıyla artık gitmez. Devlet çağın gerisinde kaldı. Devleti kırgın gören millet, milletine güvenmeyen devlet, insanını dışlayan cumhuriyet, acze düşmüş siyaset ile Türkiye’yi çağa taşıyamayız. Bu sökük artık dikiş tutmaz…

Merkeziyetçi yapı yok edilmeli, devlet ekonomiden süratle çıkmalı, her kişi ve kurumun zihniyeti değişmeli.”

Bu sarsıcı sözleriyle Mesut Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sonunun geldiğini ilan ediyordu!

Türkiye Cumhuriyetini, vatandaşlarını dışlamakla suçluyordu!

AB’nin kurucu üyelerinden Fransa’da devlet giderek daha da güçlenirken, Türkiye’de devletin hızla ekonomiden çıkmasını öneriyordu.

Mesut Yılmaz, Avrupa Birliği’nin hem anti-demokratik hem de katı bir merkeziyetçi yapıya sahip olduğu gerçeğini Türk halkından saklıyor ve merkeziyetçi olarak nitelediği Türk devletinin yok edilmesini istiyordu!

Mesut Yılmaz bu sözleriyle, çok açık ve net olarak, Diyarbakır’ı AB’nin himayesine bırakıyor ve Diyarbakırlılara artık T.C. Devleti’nden hiçbir şey beklememeleri öğüdünü veriyordu!

Mesut Yılmaz’ın, aslında bir ihanetin belgesi olacak nitelikteki bu açıklamalarına, sivil kesimden de askeriyeden de bir ses çıkmadı!

T.C. Devleti’ne sahip çıkmaları gereken güçlerden ses çıkmayınca, Diyarbakır da kendi başının çaresine bakma yoluna gitti, AB’nin himayesine sığındı.

Ekonomi demek, para demektir.

Mademki Türk devleti ekonomiden elini çekecekti, yani artık para veren el, Türk devletinin eli olmayacaktı, öyleyse karşılıksız para vermeye hazır AB’nin eline bakmak gerekirdi.

Yirminci yüzyılın en büyük emperyalist projelerinden olan Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye dönük amacı, Türkiye’yi ve Türk halkını bölüp parçalamaktı. AB, Diyarbakır’ın kendilerine hediye edilmesinden daha iyi bir fırsat yakalayamazdı. İşte, AB güçleri bu fırsatı kullanıp, Diyarbakır’a girdiler. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne oluk oluk Avro akıtmaya başladılar. Artık paraların hangi ad altında verildiği de önemli değildi!

Diyarbakır’a AB’nin paraları, yalnız belediye aracılığıyla girmedi.

Avrupa Birliği, kısaca TEDP denilen, Temel Eğitimin Desteklenmesi Projesi adı altında Diyarbakır’a 7milyon 607 bin Avro harcayarak 18 okul yaptırdı.[2]

Yalnız ANAP Genel Başkanlığı ve üç kez başbakanlık yapmış Mesut Yılmaz değil, özellikle son 25 yıldır Türkiye’nin yönetiminde bulunmuş cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve TBMM’de temsil edilmiş siyasi partilerin tümü şu ortak görüşte anlaşmıştılar:

Devlet, ekonomiden elini çekmeliydi.

Devlet, küçülmeliydi.

Devlet, herkese iş bulmak zorunda değildi.

Devlet, herkesi okutmak zorunda değildi.

Devlet, herkese sağlık hizmeti vermek zorunda değildi.

Tüm bunları, bir cümlede özetlediler: Artık devlet, ‘baba’ değildir!

Binlerce yıllık tarihinde ve kültüründe, devlete baba demiş olan Türk halkına, artık devlet baba değil, diyorlardı. Bu, artık senin baban yok, anlamına da geliyordu.

Türk devleti, Türk halkının babası olmaktan çıkarıldı.

Ama babasız olunmuyordu.

Türk devletinin boşalttığı baba koltuğuna, önceleri ABD, IMF ve Dünya Bankası oturmuştu. Şimdi ise bu role, AB soyunuyordu.

Avrupa Birliği de babalığını gösteriyor, başta Diyarbakır olmak üzere özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya oluk oluk para akıtıyordu. Para akıttığı yerlere ve kuruluşlara, on iki yıldızlı bayrağını dikmeyi de asla ihmal etmiyordu. Bu yörelerde yaşayan halkımız da artık Türk devletini değil, AB’yi baba olarak görüyor, her tür destek ve yardımı AB’den bekliyordu.

Baba AB’den aldığı parasal ve moral destekle, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, tıpkı bir devlet başkanı ya da başbakanı gibi dış ülkelere resmi ziyaretlerde bulunuyor, daha da ileri gidip, ‘Bizim de kırmızıçizgilerimiz var!’ diyerek Türk devletine horozlanabiliyordu.

Ve tüm bu olanlar, artık hiç mi hiç yadırganmıyordu.

Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 28 Eylül 2007, 23:57:57
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Şanlıurfa Belediyesi

Belediye Başkanı: Dr.Ahmet Eşref Fakıbaba

- Projenin Adı: Kentin İçme Suyu Dağıtım Şebekesinin Kaynaktan Tüketiciye Kadar (579 km.) Yeniden Yapılandırılması.

- Tarih: 01.12.2001

- AB’den Aldığı Para: 21 milyon 300 bin Avro

- Proje Uygulaması: Projenin uygulanmasına 01 Ekim 2002 tarihinde başlanmış ve 12 Mart 2006 tarihinde bitirilmesi öngörülmüştür. Projeye başlama tarihinde, Elektrik Yüksek Mühendisi Ahmet Bahçıvan Belediye Başkanlığı görevinde bulunmaktaydı.

Bu projenin uygulanmasında, “Safege” adlı Fransız Danışmanlık Firması yetkili olmuştur. Bu firma, kendi getirdiği yabancı uzmanlarla projeyi yürütmüştür. Şanlıurfa Belediyesi ise kendi bünyesindeki elektrik ve makine mühendislerini proje çalışmalarında görevlendirmiştir. Tüm AB projelerinde olduğu gibi, bu projenin de uygulanması sürecinde tüm mali ve diğer denetimler sadece AB yetkilileri tarafından yapılmıştır.

– Açıklama: Bu proje ile sadece bugünkü 400 bin nüfuslu kentin değil, 2020 yılının 1 milyon 400 bin nüfuslu Şanlıurfa’sının da içme suyu ihtiyacını karşılayacak şekilde planlandığı belirtilmektedir. Şanlıurfa İçme Suyu Projesi’nin çevre kirliliğini ve suyun kalitesizliğine bağlı olarak sağlığı tehdit eden riskleri azaltarak bölgedeki yaşam standartlarını yükseltmeyi hedeflediği de açıklanmaktadır. Yapılan açıklamaya göre; bu proje tamamlandığında, yaklaşık 35 kilometrelik katodik korumalı su iletim boruları döşenmiş; kapasiteleri 2500–20.000 metre küp arasında değişen betonarme içme suyu depoları inşa edilmiş; mevcut içme suyu depolarının 3–4 pompalama istasyonunun ve ikinci dağıtım sistemi bağlantılarından gerekli olanlar onarılmış, su temin sisteminin idare edilmesi ve bakımı için ilgili belediye personeli eğitilmiş olacaktır.

Yorum
Şöyle düşününüz:

Bir Türk ailesinin sağlıklı ve sürekli içme suyu ihtiyacını, o ailenin babası kendi olanaklarıyla karşılayamıyor. Bu aileyle hiçbir bağı olmayan bir yabancı çıka geliyor, ailenin su ihtiyacının karşılanması için bir çuval parayı hibe ediyor ve karşılığında hiçbir şey istemiyor.

Böyle bir durumda:

Onurlu bir baba, hiç tanımadığı bir yabancının böyle teklifini kabul eder mi?

Böyle bir teklifi kabul edecek olan babanın, ailedeki konumu ne olur, eski saygınlığını sürdürebilir mi?

Yalnız baba değil, ailenin diğer bireyleri de, karşılıksız para teklif eden yabancının gerçek niyetleri üzerinde kafa yormaz mı?

Türk ailesinin içme suyu ihtiyacını karşılamak için bir çuval para veren yabancının, kendi ailesi ve yakın akrabaları arasında çok sayıda işsiz ve hatta sokaklarda yatan evsizlerin bulunduğunu öğrendiğinde, Türk ailesinin düşünce ve tepkisi ne olur?

Şimdi, yukarıdaki örnekte, Türk ailesinin yerine Şanlı Urfa Belediyesini, karşılıksız hibe veren yabancının yerine de AB’yi koyunuz ve soruları yanıtlayınız.

Avrupa Birliği, Şanlı Urfa Belediyesi’ne yalnız 21 milyon 300 bin Avro hibe vermekle kalmamış, Temel Eğitimin Desteklenmesi Projesi adı altında, Şanlı Urfa’da 7 milyon 447 bin Avro harcayarak 15 okul ve 10 lojman yaptırmıştır.

Türkiye’de devlet artık baba değildir, diyenler Şanlı Urfa’da da babalığı AB’ye bırakmışlardır.

AB de babalığını göstermiş, Şanlı Urfa’ya milyonlarca Avro’yu akıtmıştır.

Peki, milyonlarca Avro’yu akıtan baba AB’nin, Şanlı Urfa’dan beklentisi nedir? Görünüşteki bu tek yönlü ilişkide çıkarı nedir?

Kendilerini halkımıza aydın kişiler olarak tanıtanların çoğu, neden bu sorularla yüzleşmekten kaçmaktadırlar?


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:06:13
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

İzmit Büyükşehir Belediyesi

— Belediye Başkanı: İbrahim Karaosmanoğlu (2004- )

Projenin Adı: Sanayi Atıklarının Toplanması ve Arıtılmasını Sağlayan İşletmelerin İyileştirilmesi.

— Tarih: 01.01.1999

— Proje Sürecinde Belediye Başkanı: Sefa Sirmen (1989–2002)

AB’den Aldığı Para: 11 milyon 300 bin Avro
Gelişmeler

Proje hakkında ayrıntılı bilgi rica ettiğim e-posta iletisini 20 Kasım 2005 tarihinde, Başkan İbrahim Karaosmanoğlu’na yolladım.

Uzun bir süre geçip, cevap gelmeyince aynı ricamı 11 Aralık 2005 tarihli e-posta iletimle yeniledim.

Yine Başkan’dan cevap gelmeyince, aynı ricamı 8 Ocak 2006 tarihli e-posta iletimle yeniledim.

Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, 9 Ocak 2006 tarihinde e-posta ile şu yanıtı gönderdi:

“Sizin istediğiniz bilgileri buradan size gönderemiyorum. Bayramdan sonra danışmanımız Erkan AYAN beyle bir zahmet irtibat kurarsınız.”

Danışman Erkan Ayan’a telefonla ancak 19 Ocak 2006 günü ulaşabildim. Daha sorularımı tamamlamadan, Erkan Ayan, “Biz 11,3 milyon Avro’luk bir proje yapmadık! Böyle bir şey yok!” deyip kestirip attı. Kendisine, böyle bir proje yapıldığını ve 11,3 milyon Avro hibe alınmış olduğunu gösterir belgeyi gönderebileceğimi söyledim. Göndereceğim belgeye bakacağını, inceleyeceğini ve görüşünü bildireceğini söyledi. Aynı gün belgeyi kendisine belgegeçer ile yolladım.

Aradan iki ay geçip, Danışman Erkan Ayan’dan bir haber gelmeyince, kendisini 28 Mart 2006 günü telefonla aradım. Bu kez Danışman Erkan Ayan şunları söyledi:

“Evet, böyle bir proje yapılmış. 1995 yılında başlamış, 2001 yılında bitmiş. Proje, Sefa Sirmen döneminde yapılmış. Ama şimdi elimizde, o dönemde yapılmış olan bu projeyle ilgili hiçbir bilgi yok!”
AB’den 11 milyon 300 bin Avro hibe, Sefa Sirmen’in Belediye Başkanlığı döneminde verilmiştir.
Belediye Başkanlığı döneminden sonra CHP’den milletvekili olan Sefa Sirmen hakkında; zimmet, görevi kötüye kullanma, görevde yetkiyi kötüye kullanma, ihale mevzuatına aykırı davranma, ihaleye fesat karıştırma iddialarıyla 21 suç dosyası hazırlanmıştır. Sefa Sirmen, hakkında en fazla dokunulmazlık fezlekesi bulunan milletvekili unvanını kazanmıştır.

TBMM Karma Komisyonu’nda, dokunulmazlık dosyalarının görüşülmesi ertelenince, Sefa Sirmen hakkındaki iddiaların görüşülmesi de askıya alınmış oldu.

28.04.2005 tarihinde İzmit Belediyesi’nde, ‘AB Fon ve Hibelerin Kullanımı’ konulu bir seminer verilmiştir. Bu seminerde konuşan, İzmit Büyükşehir Belediye Başkan Vekili İlyas Şeker, şunları söylemiştir:

“AB fonlarının kullanımı konusunda Türk halkı eksik bilgilere sahiptir. Bu eksiklik ve uzak yaklaşım nedeniyle, 2 milyar doları bulan fon miktarının ancak yüzde ellisinden faydalanılabilmektedir.”


Türk halkının AB konusunda çok eksik bilgiye sahip olduğu bir gerçekti. Türk halkı AB konusunda birçok yalan bilgiyle de bombardıman edilmişti. Belediye Başkan Vekili İlyas Şeker, sözde halkımızın AB konusundaki bilgi eksikliğine işaret ederken, bir yandan da kafaları karıştıracak bir ifade kullanmakta ve ‘2 milyar doları bulan fonun ancak yüzde 50’sinde faydalanılmaktadır’ derken, acaba bazı çevrelerin bilinçli olarak saptırdığı gibi, bu fonlarda Türkiye’nin de katkısı olduğunu mu söylemek istiyordu? İşte buna açıklık getirmek için Belediye Başkan Vekili İlyas Şeker’i telefonla aradım. 29 Mart 2006 günü, aramızda şöyle bir konuşma geçti:

- İlyas Bey, AB’den alınan hibelerin içinde, Türkiye’nin de katkısı olduğunu mu ima ediyorsunuz?

- “Benim bildiğim, Türkiye’nin de AB bütçesine katkı yaptığıdır. Bu hep böyle biliniyor!”

- Peki, ben size Türkiye’nin AB bütçesine tek bir kuruş dahi katkı yapmadığını, belgelere dayalı olarak söylersem, ne dersiniz?

- “Çok detayını bilmiyorum!”

- Hala AB’den hibe alıyor musunuz, yaptığınız projeler var mı?

- “Evet, sivil toplum örgütleriyle birlikte yaptığımız projeler var, hibe alıyoruz’”

- Sizce, AB bize neden karşılıksız para veriyor?

- “Dünya artık küçüldü. AB, üye olacak ülkelerin ekonomilerini geliştirmek istiyor.”

- Ama AB’nin milyonlarca işsizi, fakiri var. Bakın, bugün Fransa’da gençlik ayakta ve işçiler genel grevde. Fransa’da üniversite mezunu olmayan gençlerin yüzde 40’ı işsiz! Kendileri bu durumdayken nasıl oluyor da bize milyonlarca Avro hibe edebiliyorlar! Kaldı ki, bizleri pek sevdiklerini de söyleyemeyiz! Bir yandan dinimize Peygamberimize hakaretler ediyorlar, bir yandan da bize milyonlarca Avro hibe veriyorlar! Sizce, bunun altında, arkasında bir şey yok mu?

- “Ben öyle bakmıyorum! Küreselleşen çağımızda dünya küçüldü! Hem biz, aldığımız hibeler karşılığında bir şey vereceğimizi taahhüt etmiyoruz ki!”

- AB, hibe verdiği yerlere, on iki yıldızlı bayrağını da dikiyor. Sizin belediye binasına da bayrağını dikti mi?

- “Bizden önceki dönemde, Belediye binasının önüne bir bayrak dikmişler!”

- Sanırım binanın içine de on iki yıldızlı bayraklarını dikmişler, değil mi?

- “Evet… Bizden önceki dönemde, binanın içine de bayraklarını asmışlar.”

Hatırlatmaya gerek olduğunu hiç sanmıyoruz: Bayrak, bir egemenliğin göstergesidir. Bir devlet, egemenliğini ele geçirdiği yerlere bayrağını diker!

AB, verdiği hibeler karşılığında hiçbir şey istemiyor diyenlere, bundan daha kesin ve keskin yanıt olabilir mi: Evet, hibeler karşılığında hiçbir şey istemiyorlar, egemenliğimizden başka!


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:10:43
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Adana Büyükşehir Belediyesi
Belediye Başkanı: Aytaç Durak

Projenin Adı: Kentin Atık Su Problemlerinin Çözümüne Katkıda Bulunmak.

— Açıklama: Bu proje kapsamında, 1 adet Seyhan İlçesi’ne, 1 adet Yüregir İlçesi’ne olmak üzere 2 adet Atıksu Arıtma Tesisi kurulması öngörülmüştür. Gerek projenin hazırlanması aşamasında, gerekse uygulanması sürecinde, yerli uzmanların yanı sıra yabancı uzmanlar da görev almıştır. Atıksu arıtma tesislerinin kurulmasından sonra, Akdeniz’in kirlenmesi de engellenmiş olacaktır.

— Tarih: 01.01.1999

AB’den Aldığı Para: 10 milyon 800 bin Avro

Yorum

Her büyükşehir belediyesinin olduğu gibi, Adana Büyükşehir Belediyesi’nin de İnternette bir ‘Web Sitesi’ bulunmaktadır. Tanıtım amacıyla hazırlanmış bu sitede, AB’den alınmış olan para, ‘hibe kredi’ olarak tanımlanmış ve miktarı yazılmamıştır. Verilen paranın hem hibe hem de kredi olması, elbette mümkün değildir. Hibe, bağış anlamına gelmektedir. Kredinin ise borç olduğunu herkes bilmektedir. Acaba Adana Büyükşehir Belediyesi, AB’den hibe aldığından biraz sıkıldığı için mi, hibenin aynı zamanda kredi olduğunu yazarak çelişkiye düşmüştür, bilemiyoruz. Ama ister hibe ister kredi olsun, AB’den almış olduğu paranın miktarını yazmamış olması, o dillerden hiç düşmeyen ‘şeffaflık’ ilkesi ile bağdaşır mı?

Adana Büyükşehir Web sitesinde, AB’de alınan hibe karşılığı yapılan projenin uygulanmasında, ‘yerli ve yabancı uzmanların katılımından’ söz edilmekte, ancak bu konuda da ayrıntıya girilmemektedir. Örneğin, kaç yerli, kaç yabancı uzman çalışmıştır? Bu uzmanlar ne kadar ücret alıp ne kadar süre çalışmışlardır?

İşte bu tür soruları yanıtlaması ricasıyla, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’a; 11.12.2005, 19.12.2005 ve 8.01.2006 tarihlerinde üç kez elektronik posta iletisi gönderdim. Bay Aytaç Durak, bunların hiçbirisini yanıtlamadı!

Öyle anlaşılıyor ki, AB’nin babalığından çok mutlu olan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı, aldığı hibeyle ilgili kimseye bilgi verme gereği duymamaktadır.


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:14:31
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor
5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Tarsus Belediyesi

— Belediye Başkanı: Burhanettin Kocamaz (1994- )

Projenin Adı: Tarsus Atık Su İşleme Tesisinin Kurulması.

– Açıklama: Bu projeyle, ana kanalizasyon sisteminin şehrin tümünü kapsayacak şekilde genişletileceği hedeflenmiştir. Bunun yanı sıra, 57 km. lik yeni boru ve toplama kanalizasyonu, 6 km. lik fırtına su tankı ile ilgili sel önleme mekanizmaları ile günlük kapasitesi 65.100 metre küp olan bir atık su arıtma tesisi kurulması öngörülmüştür.

– Tarih: 01.01.1999–01.03.2002

— AB’den Aldığı Para: 9 milyon 550 bin Avro
- Projenin Uygulama Süreci: Projede yabancı firmalar ve yabancı danışman/uzmanlar da çalışmıştır. Projenin, Mart 2003’de bitirilmiş olduğu duyurulmuştur. 16.03.2002 tarihinde, dönemin Başbakan Yardımcısı Dr. Devlet Bahçeli, Tarsus Atık Su Arıtma Tesisleri’nin açılışını yapmak üzere Tarsus’a gitmiş, bir konuşma yapmıştır.


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:17:56
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

İstanbul Fatih Belediyesi

Belediye Başkanı: Mustafa Demir

Projenin Adı: Projenin Genel Amacı, Balat ve Fener Semtlerinde Oturanların Yaşam Koşullarını İyileştirmektir. Bu Amaçla, Bu Semtlerdeki Konutlar ve Altyapı Hizmetleri Geliştirilecektir.

— Tarih: 01.01.2003–01.10.2006

— AB’den Aldığı Para: 7 milyon Avro

— Projenin Uygulama Süreci:

* 3.850.000 Avro, toplam 200 evin onarım ve bakımı için ayrılmıştır.

* Balat ve Fener Semtlerinde eğitim ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi için 1 milyon Avro ayrılmıştır

eğitim kampanyaları için 100.000 Avro ayrılmıştır.

* Balat Çarşısı’ndaki dükkânların onarım ve bakımı için 150.000 Avro ayrılmıştır. Projenin uygulanmasında, Fatih Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti vermek üzere FOMENT Ciutat Vella SA adlı İspanyol firma ile anlaşma yapılmıştır. Bu İspanyol şirketin liderliğinde bir şirketler birliği kurulmuştur. IMC Danışmanlık Şirketi (İngiltere), GRET (Fransa) ve Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (Türkiye), bu şirketler birliğinin içinde yer almışlardır.

Yorum

Fatih Belediyesi’nin İnternetteki sitesinde, ‘Neden Fener-Balat Bölgesi Seçilmiştir’ sorusu şöyle yanıtlanmaktadır:

Bu bölgenin seçilmesi ve uygulaması başlatılan ilk proje olmasının birkaç nedeni vardır. Birbirini dik kesen geometrik yolları, çok yüksek olmayan birbirleriyle uyumlu sıra halindeki cepheleri ve mimari özellikleriyle fiziksel anlamda homojen korunmuş yegâne semtlerdir.”
Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde 3 milyon evsiz insan Avrupa kentlerinin sokaklarında sefil bir hayat yaşarken, birbirini dik kesen geometrik yollara sahip olduğu için AB’nin İstanbul Fatih Belediyesi’ne 7 milyon hibe ettiğine inanmamız isteniliyor!

Fatih Belediyesi’nin İnternetteki sitesinde, ‘Projenin Hedefi’ de şöyle açıklanmaktadır:

“Zengin kültür mirasının yanı sıra yoksulluğu da bünyesinde barındıran Fener-Balat Bölgesi, 1950’lerden bu yana yaşanan göç olgusundan nasibini almış bir bölgedir. Ve projenin hedefi sadece evlerin tarihi dokusunun korunarak restore edilmesi değil, aynı zamanda mevcut nüfusun toplumsal profilinin geliştirilerek yaşam koşullarının iyileştirilmesidir.”

Yani bizlere söylenen şudur: AB öylesine derin insancıl duygularla doludur ki, İstanbul’a geldiğinde Fener-Balat semtlerini geziyor, burada bir dizi neredeyse yıkılacak duruma gelmiş bakımsız evler görüyor, içi cız ediyor, üstüne üstlük bu evlerde oturanların yoksul olduklarını görünce acıdan ciğerleri parçalanıyor ve Fatih Belediyesi’ne dönüp, al şu 7 milyon Avro’yu, evleri onar ve bakımını yap, içinde yaşayan zavallı insanların da yaşam koşullarını iyileştir, diyor!

Peki, böylesine derin insancıl duygularla dolu olan AB, niçin önce şu sefalet tablosuna bakmıyor?

15 milyon Avrupalı, ya çok kötü koşullara sahip ya da çok kalabalık konutlarda yaşamaktadır.

2,4 milyon Avrupalı, insanların yaşamasına elverişli olmayan sığınaklarda yaşamaktadır.

Her yıl ortalama 400,000 Avrupalı, yaşadıkları konutlardan resmen çıkarılıp sokağa atılmaktadır.

2,7 milyon Avrupalı, ya yakın akrabalarının ve tanıdıklarının evlerinde geçici olarak kalmakta, ya da evsizlere barınma olanağı sağlayan sığınma evlerinde kısa süreli olarak yaşayabilmektedirler.[3]

Milyonlarca kendi insanı yokluk, yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşarken, AB’nin Fatih Belediyesi’ne sırf insancıl duygular nedeniyle 7 milyon Avro hibe etmiş olmasına inanabilir misiniz?

Fatih Belediyesi’ne bağlı Fener ve Balat semtlerinde, geçmişte, Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler yaşamıştı. AB’den verilen 7 milyon Avro hibe ile onarılması istenilen evler, işte geçmişte Yahudilerin, Rumların ve Ermenilerin yaşamış olduğu evlerdir. Nedense, Fatih Belediyesi’nin İnternetteki sitesinde bu gerçekten hiç söz edilmemektedir! Başka yayınlarda bu gerçekten söz edilirken de nedense, Rumlar ve Ermeniler öne çıkarılmakta, Yahudilerden hiç söz edilmemektedir. Oysa tarihi bir gerçektir, İstanbul’un Fener, Balat, Hasköy ve Kuzguncuk semtleri geçmişte Yahudilerin çoğunlukta bulunduğu semtlerdi.

Geçmişte gayri-Müslimlerin yaşamış olduğu Fener-Balat semtlerindeki evlerin onarımı için AB’nin 7 milyon Avro hibe etmesini içine sindiremeyen köşe yazarı Mustafa Canbey, haklı olarak şu yorumu yapıyordu:[4]

“Topraklarımızda yer alan Hıristiyan kültürüne dair ne varsa yeniden gün yüzüne çıkarılıyor ve restorasyonu yapılarak, canlandırılıyor. İslam kültürüne ait eserleri ise hatırlayan yok.”

Fener Rum Ortodoks Kilisesi de AB’nin onarım ve bakımı için 7 milyon Avro hibe ettiği Fener-Balat semtlerinin sınırları içinde bulunmaktadır. Bu kilisenin Başpapazı ‘ekümenik’ olmak, yani dünyadaki tüm Ortodoks Hıristiyanları yönetmek istemektedir. İşte bu gerçekleri de hatırlatan araştırmacı-yazar Aytunç Altındal, AB’nin hibesini şöyle değerlendirmektedir:

“AB, benzeri projelerle kültürel varlıklara sahip çıkmak adı altında kredi veriyor ve sonra da sahipleniyor. Fener’de yapılan çalışma da bu niyetin ürünüdür. Buraları Patrikhanenin geleceği için hazırlıyorlar. AB, Patrik’in ekümenik olması için çalışıyor. Turizm ve kültür adına yapılanlar da gelecekteki hesapların altyapısıdır.”

İnsanlar, tapusuna sahip oldukları, içinde kendi oturacakları konutları büyük paralar harcayarak onarırlar.

Dünyada hiç kimse, kendisine ait olmayan ve içinde yabancıların oturacağı evleri, çuvallarla para harcayarak onarmaz!

Eğer AB, Fatih Belediyesi’ne milyonlarca Avro hibe ederek Fener-Balat semtlerindeki evlerin onarım ve bakımını yaptırıyorsa, yakın bir gelecekte buralara kendi insanlarını, yani Hıristiyan Avrupalıları yerleştirmeyi planlıyor, demektir.

Vatan topraklarının yabancılara satılmasına tepki göstermek bir yana, bunu büyük bir marifetmiş gibi Türk halkına sunanlar, İstanbul’un Fener-Balat semtlerinin de Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarına satılmasına elbette hiç ses çıkarmayacaklardır.


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:21:01
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Manisa Kula Belediyesi

Belediye Başkanı: Halil Gülcü, Elektrik Mühendisi

1. Projenin Adı: Tarihi Kula Evlerinin Restorasyonunda Çalışacak Nitelikli İş Gücünün Yetiştirilmesi.

– Proje Ekibi: Halil Gülcü (Kula Belediye Başkanı, Proje Yürütücüsü), Aytaç Savaş Ova (Proje Koordinatörü), Atıl delibalta (Koordinatör Yardımcısı), Ömer Faruk Sarı (Bilgisayar Programcısı), Ayfer Çolak (Muhasebeci), Hasan Yiğen (Sekreter).

— Uygulama: Bu proje kapsamında toplam 45 kişiye eğitim verilmiş ve eğitim sonunda bu kişiler onarım ve bakım işlerinde görevlendirilmeye başlanmıştır. Eğitim sırasında, kursa katılanlara günde 6,25 Avro cep harçlığı verilmiştir. Eğitim sürecinde, AB temsilcisi olarak bir Belçikalı denetçi gözlem ve denetimde bulunmak üzere gelmiştir

— Tarih: Projeye, Mart 2005’de başlanmış ve Mart 2006’da tamamlanmıştır.

— AB’den Aldığı Para: 104.318,75 Avro

2. Projenin Adı: Tekstil Sektörünün İhtiyaç Duyduğu Nitelikli Ara Eleman Yetiştirme ve Geliştirme Sürekli Eğitim.

— Uygulama: Bu eğitime katılanlara, günde 5 Avro cep harçlığı verilmiştir.

— Tarih: Haziran 2005’de başlamış ve Mart 2006’da tamamlanmıştır.

— AB’den Aldığı Para: 119.092,68 Avro

Yorum

Avrupa Birliği’nin, Manisa’daki Kula evlerinin onarım ve bakımı için yaklaşık 105 bin Avro hibe etmesinin nedeni olarak, bu evlerin ahşap ve oymalı mimarisiyle dikkati çekmiş olduğu söylenmekteyse de, asıl gerekçe bu evlerde 18. ve 19. yüzyıllarda Rumların yaşamış olmasıdır.

Onurlu bir geçmişe, şanlı bir tarihe sahip olan Kulalılar, tapusu kendilerine ait evlerin onarım ve bakımı için, Avrupa Birliği’ne el açan insanlar durumuna düşürülmüşlerdir! İşte, Kulalıların yakın geçmişinden onurlu tablolar:

Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgale başladıklarında, Kulalılar hemen ‘Reddi İlhak’ ve ‘İstihlası Vatan’ Cemiyetlerini kurmuşlar, kendi aralarında topladıkları parayla ilgili yerlere ve yabancı konsolosluklara protesto telgrafları çekmişlerdir.

Kurtuluş Savaşı sırasında Kula’nın zengin aileleri, tenekeler dolusu sarı liraları Kuvayı Milliye güçlerine vermişlerdir.

Kurtuluş Savaşı zaferle sona erdikten sonra, Ankara’dan İzmir’e geçerken Alaşehir tren istasyonunda Kulalı Hamdullah Efendi (Hamdullah Çil)’ye, Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle demiştir: “Ben Kulalıları çok severim. Kula gençlerinin geçmiş tarihimizde ve Milli Mücadelemizdeki kahramanlık ve fedakârlıklarını biliyorum.”

Tenekeler dolusu altınlarını vatanın kurtuluşu için seve seve vermiş olan Kulalıların çocuklarını, torunlarını, yüz bin Avro için AB’ye el açtıranlar, acaba hiç utanmıyorlar mı?

Atatürk’ün övdüğü Türk gençlerini, AB’nin günde 5–6 Avro cep harçlığına muhtaç durumuna düşürenler, acaba hiç sıkılmıyorlar mı?

Kula Belediyesi’nin İnternetteki sitesinde şunlar yazılıdır:

“Kulanın insanları hem terbiyeli, hem insaniyetli, hem verici ve bonkördür. Aç ölürler, biz açız demezler. Hissiyatlarını söylemezler. Kadını kuru ekmek yer, bal baklava yedik der, sırrını dışarıya vermez.”

Böylesine onurlu bir halkı, bir avuç Avro için Avrupa Birliği’ne el açtıranlar, bu halkın onurlu geçmişine, şanlı tarihine hiç utanmadan, hiç sıkılmadan ihanet edenlerdir!


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:23:35
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

İstanbul Kadıköy Belediyesi

Belediye Başkanı: Av.Selami Öztürk

Projenin Adı: Kadıköy’de Yeni Umutlar.

— Uygulama: Projenin genel amacının; Kadıköy ilçesi sınırları içinde eğitim olanağı bulamamış vasıfsız kadın ve gençlerin istihdam olanaklarını artırmak, dolayısıyla sosyal uyumlarını ve yaşam standartlarını yükseltebilmelerini desteklemek olduğu bildirilmiştir. Bu bağlamda; 300 kişiye Tezgâhtarlık, 101 kişiye Hastabakıcılık, 207 kişiye Girişimcilik ve 200 kişiye de Ev Hizmetleri eğitimi verilmiştir. Bu kurslara katılanlara, eğitim boyunca günde 8 Avro cep harçlığı ödenmiştir. Kursları başarıyla bitiren toplam 808 kişiye 02.12.2005 tarihinde törenle sertifikaları dağıtılmıştır. Projenin eğitim danışmanlığını, Marmara Üniversitesi’nden Prof.Dr. Necla Pur yapmıştır.

— Tarih: 01.03.2005

AB’den Aldığı Para: 175.726,05 Avro

Yorum

Türkiye’nin en zengin kenti, İstanbul’dur.

Kadıköy de İstanbul’un en zengin ilçelerinden biridir.

İşte böyle bir ilçenin belediyesi, toplam 808 kişinin iş eğitimi için Avrupa Birliği’ne el açıyor, 175 bin Avro için AB’nin himayesine giriyordu! Bu konuda görüşünü öğrenmek için İstanbul Kadıköy belediye Başkanı Av.Selami Öztürk’ü birçok kez telefonla aradım. Başkana ulaşamadım. ‘Yeni Umutlar Projesi’nde görevli olanlarla konuşmam önerildi.

09.01.2006 günü, Kadıköy Belediyesi, ‘Yeni Umutlar Projesi’ Koordinatörü Dilsaz Kacatürk’le konuştum. Sordum:

“AB niçin size karşılıksız para verdi? Kadıköy gibi zengin bir belediyenin AB’den hibe alması
hiç yakışıyor mu?”

Dilsaz Kocatürk’ün yanıtı, ibret vericidir:

“Parayı verenin kimliği önemli değildir! Ben, o parayı iyi kullanmaya bakarım!”

Türk devletinin ‘baba’ olmaktan çıkmasıyla, yerine baba olarak gelen AB’nin dayattığı ahlak ölçüsü işte budur: Parayı verenin kim olduğu önemli değildir! Önemli olan, para elde etmektir. Bu paranın hangi amaçla verilmiş olduğu da önemli değildir!

İşte bugün geldiğimiz yer, burasıdır!


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:26:05
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Aydın Söke Belediyesi

- Belediye Başkanı: Nejdet Özekmekçi

Projenin Adı: Koruma Amaçlı İnşaat Sektörüne Restorasyon Eğitimi İle Kalifiye Eleman Kazandırma.

— Tarih: 01.12.2004
AB’den Aldığı Para: 166.400,63 Avro

—Açıklama: Projenin amacı, Söke’nin Kemalpaşa Mahallesi’nde bulunan eski Rum evlerinin onarılmasıdır. Söke Belediyesi’nin tespitlerine göre bu evler 1831, 1887 ve 1897 yıllarında yapılmış ve günümüze kadar ayakta kalma mücadelesi vermiştir.

— Projenin Uygulama Süreci: Kemalpaşa Mahallesi’ndeki eski Rum evlerinin onarımı için gerekli nitelikli eleman yetiştirme amacıyla, önce bir sınav açılmıştır. Bu sınava katılan 53 inşaat teknikeri, demirci ustası, marangoz ve inşaat işçisinden 35’i kursa katılma hakkını kazanmıştır. 35 kişiye 8 ay süren kurslarda eğitim verilmiştir. Eğitimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eti Levi Akyüz ve Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi Ayşe Çetin vermişlerdir. Bu eğitmenlere ayda 340 Avro ücret ödenmiştir. Kurslara katılmayı hak eden 35 kişiye de günde 8 Avro haçlık verilmiştir. Kursları başarıyla bitirenler, eski Rum evlerini onarabilecek niteliklere kavuşmuşlardır. Söke Belediyesi, bir Rum evini kamulaştırmış ve bu ev kursiyerler tarafından onarılmıştır. 21.01.2006 günü, Söke Efes Sineması salonunda yapılan bir sempozyumla, projenin tamamlandığı duyurulmuştur. Sempozyuma; Prof.Dr. Eti Levi Akyüz, Ayşe Çetin, Oktay Ekinci, Erhan İşözen ve Hanzade Özbaş konuşmacı olarak katılmışlar, Belediye Başkanı Necdet Özekmekçi de, “Yeni Fırsatlar Hibe Planı” çerçevesinde AB’den aldıkları hibeyle projeyi başarıyla bitirmiş olduklarını ilan etmiştir.

Yorum

Söke Belediyesi’nin İnternetteki sitelerinde şöyle bir söylem yer almaktadır:

“Geçmişin mirasçısı değil, geleceğin mimarı olacağız!”

Söke Belediyesi, geçmişten bugüne kalan mirası reddetmektedir! Söke’nin Kemalpaşa Mahallesindeki eski Rum evleri de bizlere miras kalmış değildir, demektedir! Bu Rum evleri bizim değil, Rumlarındır, şimdi geçmişteki Rumların günümüzdeki mirasçıları gelip bu evleri sahiplensin, diyerek davetiye çıkarmaktadır!

Kendi malını kendi eliyle teslime hazır olanlar, AB için kolay lokma olmuşlardır.

Söke Belediyesi’nin reddi-mirasta bulunması üzerine, Avrupa Birliği de, al şu Avro’ları, onarımını tamamladıktan sonra da eski Rum evlerini bize teslim et, demiştir!

Söke Belediyesi, 35 Türk vatandaşının cebine, AB’nin günde 8 Avro harçlık koymasından hiç utanmamış, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin öğretim üyeleri de, ayda 340 Avro karşılığ AB’ye hizmet etmekten hiç sıkılmamışlardır!
Söke Belediye Başkanı Necdet Özekmekçi, bir avuç Avro’ya, yüz elli yıl önce Rumların oturmuş olduğu evleri AB’ye teslim ederken, projeyi başarıyla bitirmiş olduklarını ilân etmeyi, ulusal onurla bağdaştırabilmiştir!


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:29:19
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Manisa Salihli Belediyesi

Başkan: Mustafa Uğur Okay

Projenin Adı: Jeotermal Isıtmalı Seracılık Meslek Eğitimi.

— Proje Koordinatörü: Yrd. Doç. Dr. Osman Tatar

—Tarih: 28.02.2005
AB’den Aldığı Para: 169.545,10 Avro

— Projenin Uygulama Süreci: Salihli ilçesinde Kurşunlu Kaplıcaları, pilot bölge olarak seçilmiştir. Burada uygulanacak seracılıkta çalışacak kişilere meslek eğitimi verileceği duyurulmuş, toplam 341 kişi başvuruda bulunmuştur. Bunlardan, 7’si engelli, 4’ü eski hükümlü olmak üzere 160 kişi seçilmiştir. Seçilenlere 40 iş günü süreli kurslar verilmiş ve her kursiyere günde 5 Avro harçlık ödenmiştir. Kursiyerler, şu uzmanlar tarafından eğitilmiştir: Ziraat Yüksek Mühendisi Dr. Bekir Fikri Aksoy, Ziraat Yüksek Mühendisi Doç.Dr. Eşref Girgit, Ziraat Yüksek Mühendisi Dr. Mihriban Coşkun, Peyzaj Mimarı Elif Torosdağ, Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Levent Çetiner, Peyzaj Mimarı Müveyla Sayman ve Sera Uygulama Uzmanı İlyas Çallı. Eğitim sonunda, 18 Aralık 2005 tarihinde, Salihli Belediyesi Kurşunlu Kaplıcaları’ndaki seranın açılışı yapılmıştır. Açılış törenine Manisa Vali Yardımcısı Necmi Kurt, Salihli Kaymakamı İsmail Hakkı Develi, Salihli Belediye Başkanı Mustafa Uğur Okay, İzmir İl Çevre ve Orman Müdürü Osman Tatar, Sart Belediye Başkanı Ali Güngör, Adala Belediye Başkanı Süleyman Oğuz, Durasıllı Belediye Başkanı Mehmet Uygun, bürokratlar, idareciler ve AB yetkilileri katılmıştır. Törende konuşan Osman Tatar şunları söylemiştir: “Biz öyle bir model oluşturduk ki, bu eser ortaya çıktı. Bu projede çevre ve Orman Bakanlığı’nın da katkıları oldu. Neden bu projeyi seçtiğimizi sorarsanız her şeyden önce jeotermalin vanası, musluğu ülkemizdedir. Projeyle jeotermalin önemini ortaya çıkardık. Jeotermalin yerli bir kaynak olduğunu, bu milli servete sahip çıkılmasını bu projeyle resmileştirdik. Bizim kabul gören yüzde 90’nı AB kaynaklarından karşılanacak olan 190 bin Euro’luk Jeotermal Isıtmalı Seracılık Meslek Eğitim Projesi Türkiye’de ilk olup, bu projeyle de 168 işsiz iş sahibi olacak, Salihli’de istihdam artacak ve ekonomiye katkı sağlayacak. Bu kursiyerler yetiştikten sonra sera ustaları olacak ve Salihli sera ustaları üreten merkez haline gelecek. Salihli’de 240 bin dekarlık sulanabilir alan var. Bunların sadece yüzde 1’ini sera yapmak istersek 2 bin 400 adet sera eder. Oysa Salihli’de 24 adet sera işletmesi var. Niye bu yerli imkânı değerlendirmeyelim. Bu proje bir zihniyetin son bulma sürecidir.”

Sera yapımında herkesin mükemmel çalıştığını belirten Salihli Kaymakamı İsmail Hakkı Develi ise, törende yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: “Burada zihniyetin yanı sıra bakış açısının dönüşümü olmuştur. Her şey değişiyor, hayat değişiyor. Değişen dünyayı yakalamamız gerekiyor. Biz bu anlayış içerisinde gidersek Avrupa’yı 5 yılda yakalar, 6. yılda geçeriz.” Törende Manisa Vali Yardımcısı Necmi Kurt da konuştu, şunları söyledi: “Yerin altından çıkan jeotermalle Türkiye’de çok şeyler yapılabilir. Jeotermal her idarecinin içinde bir uhdedir. Bu projenin uygulanmasıyla çiftçilerimiz ürünlerini 15 gün önce de olsa erken alma şansı olacak. Bu da turfandacılık için çok önemlidir. Manisa olarak canı gönülden destekliyoruz. Belediye başkanlarımızı tebrik ediyorum. Her belediyenin örnek alması gerekir.”

Yorum

Şimdi, şu duruma bir bakınız.

Kaplıcalar bizim.

Jeotermal enerji kaynakları, bizim topraklarımızda.

Sera yapmaya uygun sulanabilir alanlar, bizim.

Jeotermal enerji kaynaklarımızı kullanabilecek yetenekte, Jeoloji Yüksek Mühendislerimiz var.

Ziraat Yüksek Mühendislerimiz, üreticilerimize seracılığı öğretebilecek düzeyde.

Peki, hangi eksiğimiz nedeniyle Manisa Salihli Belediyesi, Avrupa Birliği’ne el açmış?

170 bin Avro için mi?

Elinde çok değerli doğal kaynakları ve yetişmiş yetenekli insanları olduğu halde, bir avuç Avro için AB’ye el açanlara siz ne adını verirsiz?

Bizim mühendislerimiz, bizim topraklarımızda, bizim jeotermal enerji kaynaklarımızı kullanıma açıyorlar, 160 vatandaşımızı seracılık konusunda eğitiyorlar, ama tüm başarıları AB sahipleniyor! Çünkü Salihli Belediyesi’ne bir avuç Avro hibe etmişler!

Meslek onurunun, ulusal onurun bu kadar ucuza satıldığına Türk tarihinde ilk kez tanık olunuyor!

Kurşunlu Kaplıcaları’ndaki açılış töreninde konuşan Doç.Dr. Osman Tatar, bu projeyle bir zihniyetin son bulduğunu ilân ediyordu.

Doğru söylüyordu, meslek onuruna ve ulusal onura en yüce değeri veren zihniyetin sonuydu bu!

Yeni zihniyet, bir avuç Avro için AB himayesine girmeyi kabullenme zihniyetidir! Açıkçası bu, Mandacı zihniyetidir!

Peki, açılış töreninde, Salihi Kaymakamı İsmail Hakkı Develi’nin, ‘Biz bu anlayış içerisinde gidersek Avrupa’yı 5 yılda yakalar, 6 yılda geçeriz’ demesini nasıl karşılıyorsunuz?

Uşakların, efendilerini geçtiğine tarihte hiç rastlanmış mıdır?


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:32:02
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

İzmir Konak Belediyesi

Belediye Başkanı: Ali Muzaffer Tunçağ

Projenin Adı: Bir Mesleki Eğitim Merkezi Kurarak, Temel Bilgisayar ve Bilgisayarla Muhasebe Eğitimi Vermek.

— Proje Yönetmeni: Mehmet Yünak

— Proje Danışmanı: Doç. Dr. Erdal Özkol (Dokuz Eylül Üniversitesi)

— Tarih: 25.02.2005

AB’den Aldığı Para: 122.422,40 Avro

— Proje Uygulama Süreci: Projenin uygulama aşamasında, 150’si Belediyenin kendi elemanı olmak üzere, toplam 395 kişi kurslarda eğitilmiştir.

Yorum
Türkiye’nin en zengin kentlerinden biri olan İzmir’in Konak Belediyesi, 395 vatandaşımıza bilgisayar eğitimi vermeyi kendi başına beceremiyor, gidiyor AB’ye el açıyor ve onlardan gelen bir avuç hibe karşılığı AB’nin himayesine giriyor!

Bir Avrupalı, yarın şöyle derse haksız mı sayılacaktır:
“Türkiye’nin en zengin yörelerinden ve sözde en uygar yerlerinden birindeki Türklere, bilgisayar kullanmasını biz öğrettik, öğrenmeleri için bir yığın para verdik!”
Bir avuç Avro için AB’nin himayesine girenler, Türk milletinin onuruna gölge düşürmüş olmuyorlar mı?



Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:34:45
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Diyarbakır Bismil İlçe Belediyesi

Belediye Başkanı: Şükran Aydın

Projenin Adı: Hazır Giyim İşgücü Yetiştirme Kursu.

— Tarih: 04.07.2005

AB’den Aldığı Para: 119.631,60 Avro

— Proje Uygulama Süreci: Projenin uygulanma süresi 8 ay olarak belirlenmiştir. Bu süreçte, 3 dönemde 50’şer kişilik gruplar halinde, toplam 150 kişiye eğitim verilmesi öngörülmüştür.

Yorum

Avrupa Birliği’nin, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne milyonlarca Avro yu nasıl akıtmış olduğunu yazımızın başında ayrıntılarıyla anlatmıştık.

Bismil, Diyarbakır’ın 13 ilçesinden biridir. T.C.Devleti’nin, ‘Devlet Baba’ olmaktan çıkması ve yerine ‘Baba AB’ nin geçmesinden sonra, AB özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde istediği gibi at koşturmuştur. Ve işte, Bismil’e gitmiş ve orada 150 vatandaşımız hazır giyim üretimini öğrensin diye, yaklaşık 120 bin Avro hibe etmiştir.

Eğer gelecekte, Türkler Avrupa Birliği’ne başkaldırmaya kalkışırlarsa, ya da en azından AB’yi eleştirmeye yeltenirlerse, AB yetkilileri tüm dünyaya şöyle haykıracaklardır:

İlkel Türklere, elbise dikmesini bile biz öğrettik, hem de cebimizden çuval dolusu paralar harcayarak!

Türkiye’nin haritada nerede olduğunu bilmeyen Amerikalılar ve çoğu Avrupalılar, bu sözlere inanmayacaklar mıdır?

Sivil Toplum Örgütlerinin ve Belediyelerin, AB’den hibe alarak Türkiye’nin bağrında açmış oldukları derin yara, kolayca kapanabilecek midir?


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:39:34
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

Bursa Yıldırım Belediyesi

Belediye Başkanı: Özgen Keskin

Projenin Adı: Engelliler İçin Tekstil İş Eğitim Atölyesi Kurulması

— Tarih: 28.02.2005
AB’den Aldığı Para: 112.959,90 Avro

— Proje Uygulama Süreci: Projenin amacı şöyle açıklanmıştır: Bursa’nın Yıldırım İlçesindeki işsiz engellilere belediye bünyesinde kurulacak iş atölyesinde, tekstil konfeksiyon alanında mesleki beceri kazandırarak iş sağlamak ve toplumsal yaşama kazandırmaktır. Bu amaçla, Yıldırım İlçesi sınırları içindeki eğitilebilir ve çalışabilir, okur-yazar olan, 18–45 yaş arası 80 engelli seçilmiştir. 12 Nisan 2005 tarihinde, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Hans Jorg Krestchemer, Bursa Yıldırım Belediyesi’ni ziyaret etmiş, hazırlık aşamasında olan Tekstil Atölyesini gezmiş, Belediye Başkanı Özgen Keskin’i kutlamıştır. Seçilen 80 engelliye, 2 grup halinde, 2 aylık hazırlık ve tanıtım eğitimi verildikten sonra 7 aylık bilgisayar destekli tekstil giyim tasarımı ve dikimi kursu verilmiştir. 80 engelliye eğitim verilen Engelliler Tekstil İş Eğitim Atölyesinin açılışı, 25 Haziran 2005’de bir törenle yapılmıştır. Açılış törenine Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Bursa Valisi Oğuz Kağan Köksal, AKP Bursa Milletvekili Mehmet Emin Tutan, Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin, AKP Bursa İl Başkanı Hayrettin Çakmak, çok sayıda belediye meclis üyesi ve vatandaş katılmıştır.

Yorum

Bursa, Türkiye’nin en zengin kentlerinden biri olup, tekstil sanayisinin de en büyük merkezlerindendir. İşte böyle bir yapıya sahip olan Bursa’da, Yıldırım Belediyesi, 80 engelli vatandaşımıza tekstil eğitimi verebilmek için AB’ye el açıyor, hem de bir avuç Avro için!

Bir avuç Avro için, Yıldırım Belediyesi’nin AB’ye el açmasından, acaba Bursa’nın o anlı şanlı tekstil patronları hiç utanıp sıkılmışlar mıdır?

Kaldı ki, madalyonun diğer yüzü daha da ibret vericidir:

Bugün AB’nin ilk 15 ülkesinde, yaklaşık 37 milyon fakir engelli bulunmaktadır.

Avrupa Komisyonu, bedensel ya da zihinsel fakir engellilerin iş bulmada, toplumsal hizmetlerden yararlanmada, eğitim ve öğrenimde çeşitli engeller ve kısıtlamalarla karşılaştıklarını kabullenmekte ve bu durumun sonucu olarak Avrupalı engellilerin fakirleştiğini ve toplumdan dışlandığını itiraf etmektedir.[5]

Avrupa Komisyonu, AB’nin hükümeti konumundadır. AB’nin hükümeti konumunda olan resmi makam, milyonlarca Avrupalı engellinin giderek fakirleştiğini ve toplumdan dışlandığını itiraf ediyor.

Peki, şimdi şu soruyu yanıtlar mısınız: Avrupa’da milyonlarca işsiz ve fakir engelli bulunurken, niçin AB Türkiye’ye gelip, Bursa’nın bir ilçesindeki 80 engelli Türk vatandaşı tekstil eğitimi alsın diye, 120 bin Avro hibe ediyor?

80 engelli vatandaşımızın AB hibesiyle tekstil eğitimi alması, medyaya muhteşem bir gelişme olarak tanıtılıyor, açılış merasimleri düzenleniyor ve devlet bakanları, milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri bu büyük şölene büyük gurur duyarak katılıyor!

Bu manzara, bir komedi midir, yoksa trajedi mi?


Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: gurturk - 29 Eylül 2007, 00:43:43
Akp hükümeti tamda şu sıralar bir çok kritik konulardaki yetkileri belediyelere devretme aşamasıda, işte o zaman  para alan o belediyeler karşılığını vermeye başlıyacaklar.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 00:50:40
Liste bitecek, sayfalara sığacak gibi değil ki. Gavur ekmeği yiyip, gavur kılıncı sallayanlar devam ediyor

5 - AB’DEN PARA ALAN BELEDİYELER ve PROJELER (DEVAM)

İzmir Bornova Belediyesi

- Belediye Başkanı: Dr.Sırrı Aydoğan

1. Projenin Adı: Kadınlar İçin ‘Hasta ve Yaşlı Bakımı’ Eğitim Programı.

—Tarih: 14.04.2005

AB’den Aldığı Para: 97.088,07 Avro

- Projenin Uygulama Süreci: Bu projeyle toplam 120 kişinin eğitilmesi öngörülmüştür. 20–45 yaşları arasında, en az ilkokul mezunu 120 kişi seçilmiş, 4 dönemde, 30’ar kişilik sınıflarda ikişer aylık kurslar verilmiştir. Eğitimi, yerli eğitmenler vermiştir. Eğitmenler arasında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun eşi Dr.Türkegül Kocaoğlu da yer almıştır. Kursiyerlere aktif eğitim uyguladıklarını söyleyen Dr.Türkegül Kocaoğlu şunları söylemiştir: “Bu kursun konusu hasta ve yaşlı bakımı. Ancak, çocuklarımı büyütürken ehil olmayan insanlara teslim etmenin sıkıntısını yaşadığım için, bir anne ve hekim olarak konunun önemini biliyorum. Bu nedenle, hepsi bayan olan kursiyerlere çocuk sağlığı ve bakımı konusunda bilgi veriyorum. Özellikle, yanlış bilinen konulara dikkat çekerek, doğru bilgileri hanımlarımıza anlatıyorum. Hanımların ilgisinden memnunum, derslere büyük istekle katılıyorlar. Bebeğin giydirilmesi, beslenmesi, kazalardan korunması, basit ilkyardım önlemleri, hasta çocuğa yaklaşım, çocuk psikolojisi konularını anlatıyorum. Bir tür aktif eğitim uyguluyoruz. Yani karşılıklı sohbet havasında, soru cevaplarla ev hanımlarına bu konularda eğitim veriyoruz.”

2. Projenin Adı: Ara Teknik Elemanları İçin İstihdamı Artırmaya Yönelik Mesleki Yeterliliği Geliştiren Eğitim Programları.

—Tarih: 23.12.2004

—Proje Üretim Aşamasında Belediye Başkanı: Aziz Kocaoğlu (Hâlihazır İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı)
AB’den Aldığı Para: 218.363 Avro

— Projenin Uygulama Süreci: Projeye, Endüstri Meslek Lisesi ile Meslek Yüksek Okulu mezunu olup halen işsiz olanlar başvuruda bulunmuştur. Bu projeyle, 453 ara teknik elemana, mesleklerine yönelik uygulamalı eğitim verilmiştir. Toplam 453 kişi, 10 ayrı konuda 32 adet kurs programında eğitilmiştir. Kurslar, Mimar ve Mühendis Odaları (MMO) İzmir Şubesi bünyesindeki uzman mühendis ve teknik elemanlar tarafından verilmiş ve her eğitim kapsamında uygulama da yapılmıştır. Bu kurslarda eğitilen 453 kursiyere, günde 8 Avro harçlık verilmiştir. Bu proje ile sanayiye ve sanayiciye nitelikli elemanlar yetiştirmeyi hedeflediklerini belirten Aziz Kocaoğlu şunları söylemiştir: “Bu proje ile Bornova Belediyesi’nin AB’ye hazır olduğunu göstermiş olduk. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu tür proje çalışmalarının devam etmesi ve AB fonlarından yararlanmayı sağlamak için ilçe belediyelerine her türlü desteği vereceğiz.”

Yorum

İzmir Bornova Belediyesi, 120 vatandaşımıza,‘Hasta ve Yaşlı Bakımı’ eğitimi versin diye, 97 bin Avro hibe eden AB’nin kendi durumuna kısaca göz atalım:

AB’nin ilk 15 ülkesinde, 65 milyon kişi hala fakirlik sınırında yaşamaktadır. Bu fakirlerin;

· 20 milyonunu işsizler,

· 37 milyonunu bedensel ya da zihinsel engelliler,

· 3 milyonunu evsizler,

· 5 milyonunu da yaşlılar oluşturmaktadır.

Bakıma, yardıma muhtaç kendi 5 milyon yaşlısını unutup göz ardı eden AB’nin, Türkiye’ye gelip, İzmir’in Bornova Belediyesine ‘Hasta ve Yaşlı Bakımı’ eğitimi için 97 bin Avro hibe etmesini, sizler nasıl yorumluyorsunuz?

Bornova Belediyesi, 120 vatandaşımıza eğitim veremeyecek kadar bilgisiz ve beceriksiz midir?

120 vatandaşımıza Türk eğitmenler ders vermiş, ama parsayı AB toplamıştır!

Bornova Belediyesi, bir avuç Avro için AB’nin himayesine girmiştir!

Gün gelecek ve AB yetkilileri, tüm dünyaya şöyle duyuracaklardır: ‘Türkler, hastalarına ve yaşlılarına nasıl bakacaklarını bile bilmiyorlardı. Gittik, onları bunu biz öğrettik, hem de cebimizden bir çuval para harcayarak!’.

Böylesine ağır bir suçlamanın cevabını, Bornova Belediye Başkanı Dr.Sırrı Aydoğan verebilecek midir?

Türk halkı, böylesine ağır bir hakareti hak ediyor mu?

Yine Bornova Belediyesi, 453 vatandaşımıza teknik eğitim verebilmek için AB’ye el açıyor ve 218 bin Avro hibe alıyor. Eğitimi verenler, bizim mühendislerimiz. Ama yine parsayı toplayan AB oluyor!

Ulusal onur ve meslek onuru kavramlarından haberi olmadığı anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, ‘Bu proje ile Bornova Belediyesi’nin AB’ye hazır olduğunu göstermiş olduk’ diyor.

Aslında bu projeyle, AB’nin himayesine girdiğinin farkında bile olmuyor!


Kaynak:Yılmaz Dikbaş

[1] “AB’ye giden yol”, Hürriyet, 17 Aralık 1999

[2] Yılmaz Dikbaş, “Türk Çocuklarının Eğitim ve Öğrenimi Avrupa Birliği’ne teslim Edildi”, Akdeniz Manşet, 18–21 Ekim 2005

[3] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nin Evsizleri”, Zümrüt Rize, 24.08.2005; Akdeniz Körfez, 23–25.08.2005; Müdafaa-i Hukuk Dergisi, sayı 85, Eylül 2005

[4] Mustafa Canbey, “Bu hibenin amacı ne?”, Milli Gazete, 27.11.2005

[5] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği’nde Engelliler”, Akdeniz Gerçek, 25–26.08.2005; Yeni Adana, 24.08.2005; Zümrüt Rize, 27.08.2005; Müdafaa-i Hukuk, sayı 86, Ekim 2005

http://64.233.169.104/search?q=cache:E4IDRXSY8yMJ:jitem.wordpress.com/2007/06/14/abden-para-alan-belediyeler-ve-proj
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: ÇEPNİ FİRUZ - 29 Eylül 2007, 11:19:08
Bütün yazılanları dehşetle okudum, Hainlerin çokluğu hiçbir dönem bukadar fazla olmamıştı.Avrupa hülyasına kapılıp giden hainlerin. Sattığı değerlerimizi hiçbir Türk evladı kabul edemez. Karşılıksız bir şeyler vermek sadece Tanrıya mahsustur.Verdikleri üç kuruşluk yardım paralarının karşılığında bizim Onur ve Şerefimiz ayaklar altına alınmaktadır. Bu işbirlikçi hainlerin ve Avrupalı yandaşlarının ayak oyunlarına son vermek için muhakkak milli bütünlüğümüz içinde birleşmek gerekiyor. Biz asil Türk kanı taşıyan,Türk evlatları tüm gerçekleri Türk halkına anlatmamız gerekiyor.Sanaldan çıkıp gerçek hayatta fiili anlatımlarla ,söylemlerle ve eylemlerle hainlere karşı savaş vermemiz gerekiyor. Tanrı obamızı ailemizi ve Vatanımızı hainlerden korusun. Türk Türk'ü korusun.    çepni
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Kayra Beg - 29 Eylül 2007, 12:30:11
Uzun bir ihanet romanı okudum. Mutlu olabilecek hiçbirşeyimiz kalmadı gibi görünüyor. Nereye dönseniz ihanet, nereye dönseniz başkaldırı. Saldırılan ne? TÜRKLÜK.

Uzun yazının içerisinde kendine sağcı diyenleri de, solcu diyenleri de görüyorum maalesef. Akbabalar, çakallar üşüşmüş üstümüze, bağırsaklarımızı, gözlerimizi yiyorlar. Ölmemizi bile beklemeden.

Devlet kadrolarının Türk olmayan unsurlarla doldurulması yeni bir oluşum değildir. Osmanlıdan kalma bir yapılanmanın devamıdır sadece.  Zira Osmanlı, Türk insanını sadece savaşta kılıç sallayacak, diğer zamanlarda çiftçilik ve hayvancılık yapıp vergi verecek ikinci sınıf insanlar olarak görmüş, devşirmeler ve gayri Türk azınlıklarla saray ve bürokrasi kadrolarını doldurmuştur. Savaş bittiğinde Başbuğumuz yeni kurulan devletin kadrolarına atama yapacak adam bulmakta çok zorlanmıştır. Bu nedenle de pek çok kadroya asker kökenli atama yapılmıştır. Yine de malum kadrolardan da kullanılmak zorunda kalınmış, ama sımsıkı denetlenmiştir. Başbuğumuzun uçmağa vardığının ertesi günü ise o ana kadar sessizce bekleyen malum kadrolar, yeni liderlerinin(!) desteği ile gerekli faaliyetlere hemen başlamış ve günden güne artarak tüm devlet kadrolarını ele geçirmişlerdir.

Günümüzde ise tek bir farklılık vardır. O kadroların içerisine yeni akbabalar katılmış, siyasi irticanın yanında, dini irticada siyasetten payını almaya başlamıştır. İşin içine din girince ümmet girmiş, ümmet olunca da nedense Türkler ümmetten sayılmayıp şeyh sait ve torunları ümmet sayılmıştır sadece. Türklerin Kutsal Tanrı Dağı Türke güç verirken, Hira dağını tek kutsal dağ ilan edenler nedense sadece uzanıp yenmeyi beklemesini fısıldamıştır Türk'ün kulağına. 

Yedikleri gövde ise biziz. TÜRKLER.  Üzerine ölü toprağı serilmiş olan biz TÜRKLER.

BİRLEŞELİM!!!!   BİRLEŞMELİYİZ!!!!!!
Yoksa üzerimize serilecek toprakda kalmayacak.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 18:08:27
 Değerli Üçoklu Börü Ağabeyimizin gözler önüne serdiği hain oluşumları ve bunların kendilerini, ülkelerini ne kadara sattıklarını, ibret, nefret ve tiksintiyle okudum.

 Sivil Toplu örgütleri adı verilen TÜRK DÜŞMANI, terörist aşığı haşarat yuvalarının kimlerden ve nerelerden beslendiklerini gördük.

 Değerli kandaşlarım, sizlere yalan bilgiler verme lüksüne sahip değiliz. Size satılmış basın gibi ekonomiide büyük atılım var, istikrar sürüyor, sıcak para Türkiye'yi seçti, Türkiye Avrupa ve Ortadoğu'da başat bir aktör oldu gibi şerefsizce yalan söyleme, haberleri allayıp pullama kabiliyetinde ve kıvraklığında değiliz.

 Ülkemiz Gayri Türkler, bu ihanet şebekesi örgütler ve soysuz ümmetçi bir hükümet tarafından anarşiye, kaosa ve yıkıma doğru götürülmektedir. Amaçları Türk Milleti'ni yok etmektir. Düşmanlarımız güçlüler, ama asla yenilmez değiller. TANRININ YERYÜZÜNDEKİ ASKERLERİ TÜRKLER olarak bu düşmanı da yenecek güce sahibiz. Lakin önce artık şu asırlık Oğuz uykusundan kendimizi bir kurtaralım, silkinelim ve de düşmana karşı derhal BİRLİK içinde saldırıp, ilerleyelim !

 TTK



 
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 21:34:40
 Konuyla İlgili olarak hain bir saldırıda Şehit Verdiğimiz Rahmetli Dr. Necip Hablemitoğlu Hocamızın yazdığı Türkiye'deki Alman Vakıfları Raporu adlı makaleyi sizlerle paylaşacağım.

 Bu Rapor, Yeni Hayat Dergisi'nin 2001 yılındaki Temmuz-Ağustos 81-82.sayısı'ndan alıntıdır.

 Büyük Türkçü Dr.Necip Hablemitoğlu Hocamızın Ruhu Şad Mekanı TANRIDAĞI olsun !

 TTK
Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU I
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 21:49:25
TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU-Dr. Necip Hablemitoğlu

  Almanya’daki Türkleri biliriz de, Türkiye’deki Almanları bilenimiz var mıdır? Kastedilen, Almanya’daki 2.5 milyon Türk vatandaşına karşılık Türkiye’de yaşayan –çoğu emekli- yaklaşık 100.000 Alman değildir: Türkiye’de her türlü etnik, dinsel-mezhepsel ajitasyonu gerçekleştiren; toplumsal-siyasal-ekonomik ve hatta genetik alanlarda hazırlattığı projelerle her türlü espiyonaj faaliyetini sürdüren; yerel basında-yerel yönetimlerde-üniversitelerde-sendikalarda-kamu kurum ve kuruluşlarında, kısaca stratejik öneme sahip birimlerde “etki ajanı” ve “Alman sempatizanı” yetiştiren; şeriatçı yapılanmalardan çevreci örgütlere, bölücü yapılanmalardan terör örgütlerine, legal derneklerden siyasal partilere kadar uzanan çizgide, Türkiye’ye, Atatürk ilke ve devrimleri ile Cumhuriyetin tüm değerlerine karşı olan, ulus-devletin parçalanmasını isteyen tüm rejim karşıtlarına lojistik destek vererek bu ülkeyi alttan oyan –deyim uygunsa- bir avuç Alman istihbaratçısıdır.

 Türkiye’de istihbarat kuruluşları, Almanya’nın Türkiye içindeki “Beşinci Kol” faaliyetlerinin farkında mıdırlar? Elbette ki evet!.. Ne var ki, klasik bürokrat uzlaşmacılık anlayışı, “bu iş benim boyumu aşar” mantığı, siyasal baskılar, siyasal erke güvensizlik, mevcut istihbarat kuruluşları arasındaki olumsuz rekabet ve koordinasyonsuzluk gibi nedenlerle önlem alınamamaktadır. Önlemden vazgeçtik, kamuoyu bilgilendirilememektedir. Bu acizlikte, hiç şüphesiz, sözkonusu istihbarat kuruluşlarımız içindeki şeriatçı ve de etnik görüntülü kadrolaşmaların payını da yadsımamak gerekmektedir (1).

 Türkiye’deki Alman “Derin Devleti”nin temsilcileri, gerçekte Alman Dış İstihbarat Servisi olan “Bundesnachrichtendienst” (BND) mensubu olup, bir kısmı diplomatik dokunulmazlık kapsamında, bir kısmı gazeteci, akademisyen (arkeolog, dilbilimci, Türkolog, siyasetbilimci, çevrebilimci, ekonomist, sosyolog, etnolog ve ilahiyatçı ağırlıklı), serbest araştırmacı, sendikacı kimliğinde ve diğerleri de vakıf temsilcisi olarak kesintisiz faaliyet göstermektedirler (2). Bu araştırmanın konusunu, sadece Alman vakıfçıları oluşturmaktadır (3). Alman istihbaratçılarının Türkiye’de vakıf temsilcisi statüsünde de olsa görev yapmalarına, vakıflar mevzuatı olanak tanımamaktadır (4). Buna rağmen, Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütleri (NGO) olgusunu çok iyi kullanan, zaafları ve mevzuat açıklarını çok iyi değerlendiren Alman istihbaratçıları, Türkiye’yi tanımakla işe başlayıp, kısa sürede hemen her alanda Türkiye’yi yönlendirecek aşamalara gelmişlerdir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle, emperyalizmin hedefi konumundaki ulus-devletlerde ve bu doğrultuda Türkiye’de mevcut işbirlikçi NGO’lara yüklenen misyonların açıklanması gerekmektedir.

1.TÜRKİYE’DEKİ KÜRESELLEŞMECİ YA DA İŞBİRLİKÇİ NGO’LAR

 Küreselleşme sürecinde, uluslararası sermayenin serbest dolaşımının önünde en büyük engel oluşturan ulus-devletlerin zayıflatılması ve mümkünse yıkılması doğrultusunda ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkeler ile AB, NGO’lara (Non-Governmental Organizations) yani hükûmetdışı sivil toplum örgütlerine aşağıdaki görev ve sorumlulukları öngörmektedirler: (a) Yerel kültürlerin yaşatılması kapsamında alt kültür kimliklerinin siyasallaştırılması ve etnik karşıtlıkların belirginleştirilmesi; (b) misyoner faaliyetlerine karşı toplumsal reaksiyonu törpüleyecek sürecin başlatılması ve geliştirilmesi; (c) dinsel özgürlükler kapsamında dinlerarası diyalog ve hoşgörü söylemlerinin kullanılmasıyla, tarikat-cemaat ve benzeri yapılanmaların farklı hukuklarının yaşama geçirilmesi ve eğitim-öğretim birliğine son veren girişimlerin desteklenmesi; (d) hükûmet politikalarını ve kamuoyunu önemli ölçüde yönlendirme gücüne sahip siyasal partilerin, meslek odalarının, medya kuruluşlarının, sendikaların, birliklerin, vakıfların, derneklerin, tarikat ve cemaatlerin ve de illegal örgütlerin, rejim-devlet aleyhine -farklı siyasal kamplarda yeralsalar da- asgari müştereklerde buluşturulması ve kullanılması; (e) demokratik kitle örgütlerinin süratle NGO’laştırılması ve “sivil itaatsizlik” çağrıları ile kitlelerde kamu düzeni-devlet otoritesi aleyhine başkaldırı refleksinin oluşturulması; (f) “sivil denetim” stratejisi ile devlet kurum ve kuruluşlarının denetlenmesi ve hedeflenen gizli bilgilere doğrudan ulaşılması; (g) bağlı NGO’ların baskı grubu olarak kullanılmasıyla hükûmetlerin siyasal, toplumsal, kültürel, hukuksal ve de ekonomik politikalarının doğrudan ya da dolaylı etkilenmesi; (h) resmi ideoloji-sivil ideoloji ayrımı ile mevcut sistemden hoşnut olmayan, ezildiğine, sömürüldüğüne inanan kitlelerin toplumsal dayanışma bağlamında yönlendirilmesi ve resmi ideolojiyi temsil eden tüm kurum ve kuruluşlara, değerlere, resmi politikalara düşmanlaştırılması; (i) etnik ve dinsel amaçlarla yerel yönetimlerin önplana çıkarılması; (ı) “küresel vatandaşlık” kavramının “etki ajanlığı” ile istismar edilmesi, hedef ülkedeki etki ajanlığı potansiyelinin böylece geliştirilip güçlendirilmesi vs. vs.”.

 Küreselleşmeci NGO’ları, ulusal düzeydeki demokratik kitle örgütlerinden ayıran en önemli kriterler ise şöyle belirlenmektedir: Küreselleşmeci NGO’lar, hiçbir şekilde hükûmetten yani resmi makamlardan yardım almayacaklardır. Bu bağlayıcı özellik, onların devlet tarafından teslim alınmalarının ve de kullanılmalarının önüne geçecektir. Ancak, aynı NGO’ların dış ülkelerden yardım almalarında ve yönlendirilmelerinde-kullanılmalarında ise hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, yasal demokratik kitle örgütleri (dernekler, vakıflar, meslek odaları ve birlikleri, sendikalar vd.) ne kadar ulusal görüntüye ve niteliğe sahiplerse, küreselleşmeci NGO’lar da o ölçüde ulusallık karşıtı-işbirlikçi (agent) görüntü ve niteliğe sahiptirler. Diğer taraftan, küreselleşmeci NGO’lar için, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, ülke ekonomisinin gelişmesi, üretimde ve işgücünde verimlilik, işçi-memur-köylü-öğrenci-esnaf-kadın hakları, sendikal mücadele, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği, bilimsel aktiviteler, sömürü, sömürgeler gibi konu ve kavramlar pratikte hiçbir anlam ve değer ifade etmemektedir. Buna karşılık, küreselleşmeci NGO’ların kayıtsız şartsız savundukları iki temel özgürlük vardır: Dinsel özgürlükler (mezhep, tarikat, cemaat ve hatta yasadışı radikal dinci yapılanmalar arasındaki farklılıkları derinleştirme, kışkırtma) ve de etnik parçalama-parçalanma özgürlüğü. Laik hukuk sisteminin çökmesiyle ya da alt kültür kimliklerinin siyasallaştırılmasıyla ortaya çıkacak iç savaş ve bu iç savaşta ortadan kalkacak olan başta yaşama hakkı olmak üzere, yokolacak tüm temel insan hak ve özgürlüklerinin hesabı hiç önemli değildir. Örneğin, Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde yaşanan etnik temizlik operasyonlarında öldürülen, tecavüz edilen, işkence gören kadınların, çocukların envanterini çıkaran, haklarını arayan ve sorumluların gerçekten izini süren kaç küreselleşmeci NGO vardır küreselleştiği söylenen dünyada? Keza, Irak, Çeçenistan, Kosova, Filistin ve Afganistan gibi ülkelerdeki yansımaları izleyen ve kamuoyunu bilgilendiren, gerçekten takipçi küreselleşmeci NGO’lardan söz edebiliyor muyuz? Kuzey Irak deneyimi göstermiştir ki, “insani yardım” amaçlı yüzü aşkın NGO’nun neredeyse tamamı, ABD, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin istihbarat servislerinin tamamlayıcı ve kamufle edici unsuru olarak görev üstlenmişler; bu servislere ajan peşmerge devşirmişlerdir (5). Bu bağlamda bölgeye en ciddi insani yardım, NGO’lar arasında adı bile geçmeyen Türk “Kızılay”ından gelmiştir. Bunca yaşananlar ortadayken, küreselleşmeci NGO’lar, eylem yerine, “insan hakları ve özgürlükleri” söylemlerini yeğlemektedirler. Kimlere karşı? Sadece kendi devletine ya da diğer ezilen devletlere karşı, tabii kendilerini yöneten-yönlendiren emperyalist devletin ya da devletlerin verdikleri izin ölçüsünde!..

 Çelişkiler sadece bu kadar mı?!. Elbette ki hayır!.. Tıpkı, örgüt içi demokrasinin (seçimle işbaşına gelmek, kaydıhayat şartıyla yönetimde kalmamak, görev ve sorumlulukları paylaşmak, kişisel çıkar sağlamamak vb.) olmadığı yapılanmaların NGO kabul edilemeyeceğine ilişkin genel tanım ve tutuma rağmen, tarikat ve cemaatlerin bir nevi NGO olarak (Sivil Toplum Cemaatleri) tanınmaya zorlanması gibi. Küreselleşmeci NGO’lar, dinsel mürit-militanlığın ya da etnik faşizmin yolaçacağı sorunları değerlendirmek yerine, “işkenceye hayır”, “düşünceye özgürlük” gibi temelde tüm insanların katılacakları sloganları, sadece hedef hükûmetleri köşeye sıkıştırma aracı olarak kullanmaktadırlar. Örnek mi?!. Türkiye başta olmak üzere tüm hedef ülkelerde, küreselleşmeci-işbirlikçi NGO’lar, haftalık-aylık ve yıllık insan hakları raporları hazırlayıp bunu kendi ülkesini küçük düşürecek, aşağılayacak, şikâyet edecek biçimde yayınlamaktadırlar. Bu raporların sunumu, yönetilip yönlendirildikleri ülkelerin dışişleri bakanlıklarınadır. Bu bağlamda, Türkiye’deki İnsan Hakları Derneği’nin ya da Mazlum-Der’in ya da Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın, ABD, Almanya ya da AB ülkelerindeki insan hakları ihlâllerine ilişkin rapor hazırlamaları kesinlikle sözkonusu değildir. Daha açık ifadeyle, insan hakları ve özgürlüklerine ilişkin konular, küreselleşmeci NGO’larla, kendilerini yöneten-yönlendiren, para aldıkları yabancı devletlerin “müdahale-baskı-şantaj” aracı olarak sürekli gündemde tutulmaktadır, yoksa gerçekten samimi oldukları için değil.

 Tüm bu fonksiyonları ile küreselleşmeci NGO’lar, kendilerini yöneten-yönlendiren ülke silahlı kuvvetlerinin, casuslarının yapamayacakları tüm alanlarda hizmet sunmaya, dolayısıyla da kendi devletine yönelik çok yönlü vatana ihanet suçunu –hem de alenen- işlemeye devam etmektedirler. Satın alınmanın adı, “proje bedeli” olmuştur. Buna karşılık, Türkiye dahil hedef ülkeler, küreselleşmeci NGO’lara karşı yasal önlemleri alamaz konuma getirilmişlerdir. Örneğin, ilgili devlet ya da hükûmet başkanlarının ve parlamenter heyetlerinin Türkiye’ye ziyaretlerinde, sözkonusu küreselleşmeci NGO’ların yöneticileri ile görüşmeleri rutin kabul edilmekte ve gezi programının üst sıralarında yer almaktadır (6). Bu olgu, sözkonusu NGO’lara bir nevi itibar kazandırmakta ve örtülü dokunulmazlık sağlamaktadır.

 Bütün bu olumsuz gelişmelere karşı Türk Devleti ne yapmaktadır? Ulusuna ve tarihine lâyık olmayan ya da “etki ajanı” konumundaki kimi politikacıların, kimi istihbaratçıların, kimi medya mensuplarının, kimi akademisyenlerin, kimi tarikat şeyhlerinin, kimi işadamlarının varlığı, Türk Devleti’nin sözkonusu küreselleşmeci NGO’lar karşısında sadece seyirci konumuna gelmesine neden olmuştur ve olmaktadır. Tipik bir örnek olmak üzere, Başbakanlığa bağlı olarak kurulan İnsan Hakları Üst Kurulu’nun küreselleşmeci benzerlerinden farklı hiçbir fonksiyonu bulunmamaktadır. Ekonomik önlemler için hükûmet, milyonlarca üyesi olan ulusal nitelikli sivil toplum kuruluşları yerine, sıradan bir dernek statüsündeki TÜSİAD’dan öncelikle görüş alırken, eleştirilerinin gereğini de anında yerine getirmektedir. Kısaca, Türk Devleti, kendini savunma mekanizmasını çalıştıramadığından, kendi NGO’larını da kuramamaktadır. Özellikle kurulan devlet kaynaklı vakıfların, kamu çıkarları yerine, kimi devlet bürokratlarına hareket –daha doğrusu harcama- esnekliği ve serbestisi sağlaması, uluslararası literatürde GONGO olarak nitelendirilen “Governmental NGO”ların artışına yol açmaktadır (7). Tapu-Kadastro, Adalet, Polis, MEB, Üniversiteler başta olmak üzere hemen hemen tüm kamu kurum ve kuruluşlarının katrilyonlara hükmeden GONGO’ları, kamu kaynaklarından ve halkın sırtından haksız kazanç sağlamaya devam etmektedir. Sorun sadece bu kadarla kalsa yine kabul edilebilir boyutlarda. Daha kötüsü, sırf kamu kaynaklarını hortumlamak amacı ile kurulan yüzlerce NGO’ya en tipik örnek, vakıf üniversiteleridir. Devlet malına vakıf olunamayacağına ilişkin tarihsel ilkeye rağmen, kurulan vakıf üniversiteleri, kimi sermaye sahiplerine ya da cemaat şeyhlerine, reklâmın yanında, yüzbinlerce metrekarelik bedava arsa, hatta boğaz manzaralı orman arazisi, vergi indirimleri, cari harcamaların % 45’ine varan ölçülerde devlet desteği de sağlanmaktadır. Harcama faturaları biraz şişirildiğinde, vakıf üniversitelerinin neredeyse cari harcamalarının tamamı devlete yükletilirken, zaten maddi olanaksızlıklar içinde kıvranan devlet üniversitelerine bütçe içinde ayrılan pay da giderek azalmaktadır. Özetle söylemek gerekirse, Türk Devleti’nin ne küreselleşmeci NGO’lara, ne kendi GONGO’larına ve ne de halk deyimi ile “hortumcu” NGO’lara karşı belirlenmiş bir politikası bulunmamaktadır. Bu acizlik görüntüsü, 21-22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi’nde ilk maddede yer alan aşağıdaki yargıyı hatırlara getiriyor: “...hükûmet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor” (8).

2.TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARININ GENEL KARAKTERİSTİĞİ

 ABD’nin hedef ülkelerdeki küreselleşmeci NGO’lara dolaylı parasal destek için, NED (Demokrasi Milli Fonu) üzerinden Cumhuriyetçi Partiye bağlı IRI (Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitüsü) ve Demokrat Partiye bağlı NDI (Ulusal Demokrasi Enstitüsü) ağırlıkta olmak üzere, CIPE (Uluslararası Özel Girişimciler Merkezi), ACILS (Amerikan Uluslararası İşçi Dayanışması Merkezi), Hoover Enstitüsü gibi merkezlere sahip olduğu biliniyor. NED, ABD Kongresi denetiminde oluşturulmuş resmi bir para fonu olduğundan, harcamalarının gizliliği bulunmuyor. Bu fona sadece Federal Bütçeden kaynak aktarılmıyor, ilâveten uluslararası şirketler ve stratejik müttefik ülkeler de destek sağlıyor. Dolayısıyla, Türkiye dahil hangi üçüncü dünya ülkesinin hangi işbirlikçi NGO’su bu merkezlerden hangi miktarda nakit yardım almış, internete yüklenmiş resmi kaynaklardan kolaylıkla öğreniliyor (9).

 AB ülkelerinin de aynı amaçlı “birinci sınıf” NGO’ları bulunuyor; ancak Türkiye’ye baktığımızda, en etkin Avrupalı NGO’lar arasında, özellikle Almanların başı çektikleri gözlemleniyor. Türkiye’de faaliyet gösteren Alman Kültür Merkezleri’nin yanısıra, Beyrut merkezli “Morgenlaendische Gessellschaft”a bağlı Orient Institut’un İstanbul Şubesi ve Goethe Enstitüsü, Alman NGO’larının Türkiye’deki ilk sıçrama noktaları olarak kabul ediliyor.
 
 Türkiye’de faaliyet gösteren Alman vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND’nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçeden karşılanan “taşeron” NGO’lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -aşırı sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegre sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur. Örneğin, Almanya’nın en büyük partilerinden biri olan Hristiyan Demokratik Birliği-CDU, Konrad Adenauer Vakfı’na, Yeşiller ise Heinrich Böll Vakfı’na sahiptir. Aynı şekilde, Sosyal Demokrat Partisi-SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı, Hür Demokrat Parti-FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı da aynı statü içindeki vakıflar arasında yer almaktadır. Alman Parlamentosu’nda grubu bulunan partilerin bünyesi içindeki bu vakıfların tamamı, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmaksızın Federal Hükûmetin “Politik Eğitim Fonu”ndan finanse edilmektedir. Bu vakıfların yurtdışı faaliyet giderleri de tamamiyle Federal Hükûmet tarafından karşılanmaktadır. Resmen Alman Hükûmeti’nden yardım alan sözkonusu vakıflar, dış ülkelere “Hükûmetdışı Sivil Toplum Örgütleri” yani NGO olarak takdim edilmektedir. İşte bu vakıflar, 1984’den itibaren Türkiye’ye gelerek ve de yasal boşluklardan yararlanarak, her biri birer “taşeronun taşeronu” legal Türk NGO’sunun tabelâsı ardında faaliyetlerini sürdürmektedirler.
 
 Sözkonusu Alman vakıflarının yıkıcı-bölücü ve de espiyonaj faaliyetlerine karşı ilk kez Türk kamuoyunu bilgilendirerek uyaran Türkiye’nin tek Doğubilimcisi Tamer Bacınoğlu, sözkonusu vakıflarla ilgili şu çok önemli değerlendirmeyi yapmaktadır:

“... Alman parti vakıfları, devlet finansmanlı çok özel NGO’lardır ve Alman dışpolitikasının önemli bir aracı durumuna gelmişlerdir. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın ... yayınında, ülkelerin içişlerine sorun yaratmadan karışabilmek için ne tür ‘kamuflaj projeleri’ kullanabileceği üzerine bir dizi ‘pratik örnek’ verilmektedir. ‘Politik Vakıflar’ın bu bağlamda ‘diyalog programları ile yapıcı bir rol oynayacakları’ en yetkili ağızlardan itiraf edilmektedir.

 Ankara ve İstanbul’da şubeleri bulunan tüm Alman parti vakıflarının programları kabaca şu üç maddeden oluşur: Birinci maddedeki etkinlikler, Kemalizmin iflas ettiğini ve sorunun geçici bir hükûmet sorunu değil, ‘yapay ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yaşatmaya çalışan Türk devleti’ olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Bu çerçevede üçlü bir strateji izlenir:

A- ‘Toplumun değişik katmanlarını Kürt sorunu üzerine tartışmaya ve çözüm üretmeye alıştırmak’ ve buna paralel olarak ‘kürtçü gruplar’ ile Almanya arasında köprü kurmak. B- ‘Toplumun değişik katmanları ile siyasal islâmcıları bir araya getirmek’ ve buna paralel olarak islâmcılar ile Alman devleti arasında köprü kurmak. C- ‘Alevilerin aşırı islâma karşı oluşlarını dikkate alarak, Aleviler ile özel görüşmek ve konuyu gerektiğinde Kürt sorununa kaydırmak’.

 İkinci maddedeki etkinlikler, ‘Türkiye’de yerel yönetimlere işlerlik kazandırmak’ amacıyla Almanya’da adı var, kendi yok ‘federal sistem’i Türkiye’ye tanıtmayı hedefler. FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı, ‘federalizmi tanıtma’ çabalarını genelde Batı Anadolu’da yürütürken, Yeşillerin Heinrich Böll Vakfı ‘federal yönetimin nimetleri’ni Doğu Anadolu konusunda gündeme getirmektedir. Yeşiller’in bu vakfı şu sıralar, Türkiye’nin etnik çetelesini tutmakla meşgul ve hem Alman Dışişleri Bakanı ile hem de aynı bakanlığa bağlı Alman resmi ‘araştırma’ enstitüleri ile ortak çalışmakta. SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı da, daha ‘global’ bir yaklaşımla ‘Türkiye’de sivil toplum kurulabilmesi’ için çaba gösterirken, daha çok ‘ekonomi ağırlıklı diyalog arayışı’nda olduğu izlenimini vermek istiyor. Türkiye’de ‘İslâmı demokrasiyle barıştırmak’ yolunda en kapsamlı projeler ise CDU’nun Konrad Adenauer Vakfı’nca yaşama geçiriliyor.

 Vakıf ajandasının üçüncü maddesi, ‘yerli köprübaşları oluşturmayı’ öngörür. Almanya’ya davet edilen Türk akademisyenleri, aydınlar, burs verilen doktora öğrencileri, vakıf şubelerine alınan Türk elemanlar için ödenen Alman ‘kalkındırma yardımı’, bazı duyumlara göre yıldan yıla katlanarak artırılmaktadır. Etkinlik alanlarının farklılığı, parti programlarının farklılığından değil, aralarındaki görev dağılımından kaynaklanır....

 Almanya kökenli vakıflar, ‘biz NGO’yuz’ diyor. Ancak ‘sivil toplum’, ‘küresel ekonomi’ ve ‘insan hakları’ için uğraşı verdiklerini iddia ederken, ‘Türk devletinin varlığı sorundur, Türk ulusu uyduruk bir yapıdır’ da diyebiliyorlar. Hepsi de ‘dost ve müttefik Almanya’ hesabına çalışıyor. Söylev’deki ‘Her tarafta ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları faaliyette...” sözlerini hep anımsamalıyız” (10)
.
 
 Federal Alman İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Aralık 2000’de yayınlanan “Yeni Türkiye Konsepti”, Alman vakıflarına, rutin faaliyetlerinin yanında –özellikle espiyonaj ağırlıklı- yeni görevler yüklemektedir: “Köylülerde çevre bilincini geliştirmek; köylü kadınları politikaya duyarlı hale getirmek; sistem karşıtı eleştirel ve alternatif medyacılığı teşvik; çevre düşmanı yatırımlara özellikle turizm bölgelerinde gereksiz endüstri tesislerine, otoyollara ve baraj inşaatlarına karşı sivil itaatsizlik eylemleri organize etmek vs. vs.” (11). İşte bu vakıflardan birkaçı ve saptanan faaliyetlerinden bazıları:



Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU II
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 21:55:24
 2.1. KONRAD ADENAUER VAKFI
 
Halihazırda Dr. Wulf Schönbohm ve yardımcısı Dirk Tröndle gibi iyi derecede Türkçe ile, Türkiye’nin zaaf boyutlarındaki etnik-dinsel-ekonomik-siyasal ve de toplumsal sorunlarını çok iyi bilen iki servis elemanı tarafından yönetilen bu vakıf, 1984’den bu yana ülkemizde faaliyet göstermektedir. Vakıf Temsilciliği, Ankara’da müstakil bir binaya sahip olup, İstanbul’da da şube düzeyinde temsil edilmektedir. Vakıf, faaliyetlerini, Türk yasaları izin vermediğinden dolayı, Türk Demokrasi Vakfı’nın işbirliği çerçevesinde kamufle etmeye çalışmaktadır (12). Vakıf Temsilcisi Dr. Wulf Schönbohm’un ülkemizdeki etkinliği konusunda, bizzat kendi yazdığı şu satırlar, bir fikir verecek düzeydedir:
 
“Bu yılın 6 Temmuzu’nda Ardahan Subay Gazinosu’nda akşam yemeğindeydim, telefonla arayıp Cumhuriyet Gazetesinde Türkiye’deki Alman vakıflarının çalışmalarını kötü bir biçimde yansıtan bir makale yayımlandığını bildirdiler. Bize ev sahipliği yapan Ardahan Valisi, nezaket gösterip kendi özel Cumhuriyet nüshasını bana verdi, böylece ben de bilgi sahibi olabildim.

 Ardahan ilinde belediye başkanları ve belediyede ve idarede çalışanlar için iki günlük bir seminerin açılışını yapmıştım. Bu semineri uzun yıllar birlikte çalıştığım Türk ortağımız Türk Belediyecilik Derneği (TBD) ile birlikte düzenlemiştik. Seminerin konuları arasında şehircilik, ihaleler, belediye başkanının, belediye meclisinin ve belediyenin görevleri ve birbirleriyle ilişkileri vardı. Ortağımız TBD, her yıl Türkiye’nin bütün yöre ve illerinde aşağı yukarı 100’e yakın bu tür meslek eğitimi semineri düzenlemektedir. TBD ve Konrad Adenauer Vakfı (KAV), iyi işleyen bir yönetim ve demokrasi için yerel düzeyde nitelikli yöneticilerin bulunmasını ve bağımsız yetkilerle donanmış bir yerel yönetimin varlığının önemli bir önkoşul olduğu görüşünde birleşiyorlar.

 Bu ziyaret vesilesiyle Ardahan ve Artvin il merkezleri ve ilçelerinden sayısız memurla konuşma fırsatı da bulmuş, açık yüreklilikleri, ehliyetleri ve coşkuları karşısında etkilenmiştim. Bu konuşmalar, daha sonraki çalışmalarımız için bana bir esin kaynağı oldu. Aynı zamanda bu yöredeki doğanın güzelliği, Türkiye’nin bu ücra köşesindeki insanların özel dostluk ve candanlıklarını da tanımak fırsatını buldum” (13).

 Wulf Schönbohm’un yazdıkları, dev bir gerçeğin küçük bir yansımasıdır. Alman vakıfçıları, deyim yerindeyse, ellerini kollarını sallayarak, Türkiye’nin hemen her yerine rahatça girebilmekte; faaliyet gösterebilmektedirler. Diğer yandan biliyoruz ki, Almanların Artvin, Ardahan ve Rize illerine olan özel ilgisinin geçmişi 1960’lı yıllara dayanmaktadır. Wolfgang Feurstein adlı bir istihbaratçı akademisyen (halkbilimci) bu yıllarda bölgede çalışmış ve sonuçta “kaybolan laz ulusunu kurtarmak” misyonu adına, özel bir alfabe (Lazuri Alfabe) yaratmıştır. Almanların bölgedeki etnik çalışmaları, daha sonra giderek yoğunlaşmıştır. Türkiye’de 47 ayrı etnik halk söyleminden yola çıkan Alman istihbaratçı akademisyenleri, kendi ülkelerinde iki laz örgütünün yanısıra, üniversitelerde kürsüler oluşturmuşlardır (14). Önceleri, Almanya’da basılan laz alfabesiyle yazılmış kitapları valizlerine gizleyerek bölgeye getiren bu istihbaratçılar, artık Alman vakıfları sayesinde örgütsel faaliyetlerini alenen yürütmektedirler, hem de konaklamalarını orduevlerinde yaparak, valiler tarafından ağırlanarak...

2.1.1. K.A.V.’NIN BASIN VE KAMUSAL İLİŞKİLERİ

 Dr. Schönbohm ve yardımcısı Tröndle’nin ilişki kurmadığı, kuramadığı sivil toplum kuruluşu ya da resmi kurum ve kuruluş neredeyse sözkonusu değildir. Örneğin, sadece Türk Belediyecilik Derneği değil, tabelâsı ardında faaliyet gösterdiği Türk Demokrasi Vakfı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Arı Hareketi, TİSK, TOSYÖV, KA-DER ve daha yüzü aşkın sivil toplum örgütünün yanısıra, üniversiteler ile de Konrad Adenauer Vakfı (KAV) müşterek etkinlikler düzenlemişlerdir (15).

 Vakıf, asıl gövde gösterisini 29-30 Haziran 2000’de düzenlediği “Türkiye’de Anayasa Reformu-Prensipler ve Sonuçlar” adını taşıyan kongrede yapmıştır. Bu kongreye, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Yargıtay Başkanı Sami Selçuk gibi kamuoyunun yakından takip ettiği isimler katılmıştır. Katılımcıların temsil düzeyi, vakıf için adeta “aklanma”, “prestij artırma”, “dokunulmazlık sağlama”, “ilgi odağı olma” yorumlarına yolaçmıştır. Tıpkı bildirilerin toplandığı kitapçığın önsözünde Dr. Schönbohm’un yazdığı gibi:
 
“... Yeni seçilen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Yıldırım Akbulut’un kongrenin açılışı ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi bir takdim konuşması yapmaları konunun önemini vurgulamış ve etkinliği düzenleyenleri ve katılanları onore etmiştir” (16).

 Kongrede, BND danışmanlarından Prof.Dr. Kay Hailbronner, Türkiye açısından en kritik konulardan biri “AB Üyesi Olarak, Egemenlik Haklarının Devri Sorunu” üzerine katılımcıları Almanya’dan edinilen deneyimler (!) çerçevesinde bilgilendirmiştir (17). Alman iç istihbarat örgütü olan “Federal Anayasa’yı Koruma Teşkilâtı”nın (BfV) en gözde hukukçularından Avukat Dr. Christian Rumpf ise, tebliğleri değerlendirirken şu mesajları vermeyi ihmal etmemiştir:

“Temel haklar konusu herhalde Türk anayasa sistemindeki en ağır yaradır.... Ordunun Türk anayasa düzeni içerisindeki rolü, sıkça Türkiye’nin gizli iktidarı olarak görülen Milli Güvenlik Kurulu’yla bağlantılı olarak dile getirilmiştir. Öncelikle anayasanın birçok bağlamda orduyu da kattığı tespit edilmelidir.... Milli Güvenlik Kurulu kararlarının hukuki açıdan bağlayıcı kararlar değil, sadece hükümete ‘tavsiye’ niteliğinde olması da önemli değildir. Gerçekten bugüne kadar Milli Güvenlik Kurulu’nun tüm tavsiyelerinin yerine getirildiğini ve 28 Şubat 1997 tarihli köktenciliğe karşı mücadele hususundaki ‘tavsiyelerinin’ çok ağır gerçekleştirilmesinin de o zamanki Erbakan hükûmetinin sonu olduğu görülmüştür. Aslında ordu Türk siyaset sisteminin Avrupalılaşması konusunda pek çok siyasal parti veya hükümetten daha fazla katkıda bulunmuş olsa da, böylece egemen bir ordunun Avrupa’nın özgürlükçü demokratik temel düzeniyle bağdaşamayacağı şüphesizdir. Oturumlarda gözüken yaklaşımla doğal olarak Milli Güvenlik Kurulu yapısının yeniden düzenlenmesi istenmiş, ‘sivillerin’ etkili egemenliği talep edilmiştir.... Kemal Atatürk’ün kendisinin ve o zamanki partisinin temel düşüncelerini bugünkü Avrupa’nın entegrasyon gelişmeleriyle bağdaştırmak zorunludur. Zira bu temel düşüncelerin, özellikle Kemalist milliyetçiliğinin çağın gereksinimlerine aykırı olan yorumu, AB’ye entegrasyonun beraberinde getirdiği milliyetçi strüktürlerin bir kısmının tasfiyesine çelişki arz etmektedir” (18).

 Dr. Rumpf, Atatürk’ün yaşadığı dönem itibariyle çağın koşullarına ve gereksinimlerine tamamiyle zıt “anti-emperyalist” bir mücadele sonrasında ülkesine bağımsızlık kazandırdığı gerçeğini es geçmekte ve Kemalizmin yorumunun saptırılarak AB talepleri çerçevesinde yeniden yapılmasını ima etmektedir. Ancak, Türkiye’nin ergeç yola gireceğinin kanıtı ve emaresi olarak “tüm Türkiye’de faaliyet gösteren İnsan Hakları Derneği ilk defa işkence vakalarında belirgin bir azalma tespit etmiş” diyerek güvenilir, hatta MGK’dan da güvenilir bir kaynağa (!) atıfta bulunmaktadır.

2.1.2. TEHLİKENİN BOYUTU: K.A.V.’NIN ÖNEMLİ ETKİNLİKLERİ

 Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilciliği, her yıl çok sayıda konferans, seminer, atölye çalışması ve sempozyum düzenlemektedir. Vakfın sadece 2000 yılında saptanan 33 etkinliğine katılan davetli sayısı 3.000 olup, toplam 281 etkinliğe katılan davetli sayısı ise 23.400’dür. 2000 Yılı itibariyle üç tartışma forumu düzenlenmiştir. Siyasal diyalog kapsamındaki bu tartışma forumlarının her birine, kendi alanlarında sivrilmiş 100’er davetli katılmıştır: “Orta Ölçekli Sanayinin ve Modern Teknolojinin Bavyera Eyaletinde Teşviki” konulu forumun konuşmacısı Müsteşar Hans Spitzner, “Yüksek Teknolojilerdeki Devrimsel Gelişmeler-Silahlı Kuvvetler İçin Sonuçlar” konulu forumun konuşmacısı Dr. Holger Mey ve “Türkiye’de İnsan Haklarına Saygı Eğitimi” konulu forumun konuşmacısı Prof.Dr. İonna Kuçuradi’dir.
 
 Vakfa göre, “siyasi diyaloğun diğer önemli bir bileşeni, siyasi müşaveredir. Bu hususta Alman siyasetçilere, önemli siyasetçiler ve şahsiyetler ile yerinde görüşme ve durum hakkında yerinde fikir edinme imkânı sağlanır. Bu temasların her iki tarafın çalışmaları için çok faydalı olmakla kalmayıp, aynı zamanda önyargıların tasfiye edilmesi ve karşılıklı diyaloğun sağlamlaştırılmasına önemli bir katkı sağladığı geçmişteki uygulamalarda görülmüştür. 2000 Yılında Avrupa Halk Partisi (EVP) milletvekili Bayan Dr. Renate Sommer’in ziyareti, Bay Dr. Norbert Lammert’in ziyareti (Milletvekili ve Alman Federal Parlamentoda Hristiyan Demokrat Partisi/Hristiyan Sosyal Birliği CDU-CSU dış siyasi sözcüsü) ve milletvekili Manfred Grund başkanlığında Thüring Eyalet Grubunun ziyareti gerçekleşmiştir” (19).

 Konrad Adenauer Vakfı, 2000 yılı içinde aşağıdaki uluslararası kongreleri düzenlemiştir: “Turkey on Her Way to EU-Membership” başlıklı bir yuvarlak masa tartışması; “Türkiye’de Okul Reformu Sonrasında Yabancı Dil Dersi Reformu” konulu sempozyum; “Küreselleşme ve Modernleşme Sürecinde Kültürel Kimlik” konulu kongre; “Türkiye’de Anayasa Reformu-İlkeler ve Sonuçlar” konulu kongre; “Karadeniz/Ereğli’de Bölgesel Gelişme” konulu kongre; “Almanya’nın Birleşmesinin 10. Yılı” konulu etkinlik; “Alman Okullarında İslâm Din Dersi” konulu kongre; “Türkiye ve AB-Ulusal Egemenlik Haklarının Devri” konulu kongre; “Globalleşme-Türkiye İçin İktisadi Zorluklar ve Şanslar” konulu kongre; “Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Sınırötesi İşbirliği-Strateji ve Projeleri” konulu kongre vd. Vakıf, bu etkinliklerle ulaşmak istediği hedefi ise şu cümlelerle ifade etmektedir: “Partnerimiz TDV sayesinde, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ile birlikte organize edilen ‘Almanya’nın Birleşmesinin 10. Yılı’ konulu etkinlikte olduğu gibi geçen yıl düzenlediğimiz etkinlikler için konuşmacı olarak önemli siyasetçiler kazanılmıştır. Bahsi geçen bu etkinlik için, Almanya birleşmesini Türk bakış açısından inceleyen Başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz KAZANILABİLMİŞTİR” (20).

 Gerçi Vakıf, Mesut Yılmaz’ın kazanılmasıyla ilgili bilinenlere yeni bir ekleme yapmamaktadır. Ancak önemli olan, bu etkinlikler sayesinde önemli siyasetçilere kanca atılarak kazanılması hedefinin alenen ifade edilmesidir. Kaldı ki, yukarıda da ifade edilen, Federal İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı’nca hazırlanan “Alman NGO’larının 2001 Türkiye Konsepti”nde Konrad Adenauer Vakfı’ndan “ANAP merkeziyle ve taşra bürokratlarıyla ilişki ağı kurması” istenilmektedir. TDV yani Türk Demokrasi Vakfı’nın Başkanının ANAP milletvekili Bülent Akarcalı olduğu, keza Vakıf Yönetim Kurulu’nda iki ANAP milletvekilinin Emre Kocaoğlu ve Türkiye’de etnik hobileri ile tanınan Yılmaz Karakoyunlu’nun da bulunduğu gözönüne alınacak olursa, KAV’nın Almanya’dan gelen resmi direktiflere nasıl bağlı kalmakta duyarlılık gösterdiği anlaşılacaktır.

 KAV, önemli politikacıların yanısıra, gençlerin de “kazanılmasına” büyük önem vermektedir. Kendi cümleleriyle işte amaçları: “Gençlerin teşvik edilmesi, özellikle de gençlerin siyasi fikir oluşturma sürecine katılımı, Türkiye’de yoğun olarak ihmal edilen bir sahadır. Bu husus, Türkiye nüfusunun % 70’inin 35 yaşın altında bulunduğu dikkate alındığında özellikle şaşırtıcıdır. KAV bu nedenle geçen yıl toplam üç gençlik konferansı (09.04.2000 tarihinde Gaziantep, 17.05.2000’de Mardin ve 19-21.05.2000’de Van) ve 23-25.11.2000 tarihleri arasında Kuşadası/Aydın’da gençlik günleri konulu bir forum düzenlemiştir. Özellikle ‘Türkiye’nin Geleceği, Geleceğin Türkiyesini Konuşuyor’ çalışma konusu altında düzenlenen Van’daki etkinlik, katılanlar için bir tartışma forumu sunmuştur. Foruma katılan 140 kişi, 4 çalışma grubuna ayrılmış ve muhtelif konuların ele alınması ile görevlendirilmiş olup, sonuçları bir komünikede toplanmıştır. En önemli sonuç, FARKLI MENŞELERE rağmen, kültürel bir birlikte yaşamanın temeli sayılabilecek müşterek ideallerin ve fikirlerin var olduğu yönündeki tespit olmuştur” (21).

 Konrad Adenauer Vakfı’nın Güneydoğuya ilgisi, farklı menşelerle ilgilenmesi, Büyükelçi Dr. Rudolf Schmidt’in daha güven mektubunu sunmadan KDP Temsilcilik Resepsiyonuna katılması; Diyarbakır’da “biji Apo”, “kürdara azadi” pankartları ve sloganları altında şehir içmesuyu tesislerinin temelini atması gibi ayrıntılar (!) Türk istihbarat kurumlarının engin hoşgörüsü (!) altında yeni yeni etkinliklerin davetiyesini çıkarmaktadır (22).
 
 KAV’nın Türkiye’ye, Türkiye’nin sorunlarına (!) ilgi yelpazesi öylesine geniştir ki, Türkiye dar gelmekte ve kimi zaman faaliyetler ülke dışına taşmaktadır: “KAV’ın faaliyetleri sadece Türkiye ile sınırlı kalmamıştır. KAV, diğer partnerleri ile birlikte Almanya ve Belçika’da üç etkinlik düzenlemiştir. Bunlar münferit olarak: Berlin’de 21-24.09.2000 tarihlerinde ‘Helsinki’den Sonra Almanya-Türkiye İlişkileri İçin Gelecek Perspektifleri: Gelişmeler ve Şartlar’ konulu uzman toplantısı; Köln’de ‘Yapısal Dönüşüm İçerisinde Bulunan Orta Ölçekli İşletmeler” konusunda Alman/Türk ekonomi toplantısı ve 09.12.2000 tarihinde Brüksel’de ‘Türkiye ve AB’ konulu uluslar arası sempozyum. KAV’ın konsepsiyonel katkıda bulunduğu bu etkinlikte Almanya, Belçika ve Türkiye’den gelen siyasetçiler ve karar organları, fikir alışverişi fırsatı bulmuştur”(23). KAV ayrıca, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Karadeniz Ekonomik İşbirliği Sekreteryası’na sponsor olarak da destek vermektedir (24).

 Konrad Adenauer Vakfı, yerel medya ile öylesine sıkı bir ilişki kurmuştur ki, Vakıf Temsilcisi Dr. Schönbohm, çok iddialı biçimde basına “görüşmediğim yerel basın kalmadı” biçiminde demeçler vermektedir. Bu kapsamdaki faaliyetlerde, Türk ve Alman yerel gazetecilerin katıldıkları seminerler, Türk gazetecilerinin “bilgi ve görgülerini artırmaya yönelik Almanya ziyaretleri” ağırlıklı yer işgal etmektedir. KAV, bu alanda tek “burnunu sokmadığı” alana da el atmış ve 22-23 Haziran 2000’de Kemer/Antalya’da “Uluslararası İhtilafların Çözümü Konusunda Medyanın Rolü” konulu seminere Türk, Alman ve Yunan gazetecilerinin katılımını sağlamıştır (25).

Vakfın, destek verdiği projelerin yanısıra, yayınları da mevcuttur. 2000 Yılında vakıf yayınları arasında çıkan kitap sayısı 14’tür (26). Vakfın 2001’de yaptığı çok sayıda etkinlikler arasında, 4 Nisan 2001’de Ankara’da Türk Kadınlar Konseyi Derneği ile müşterek düzenlenen ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Beyza Bilgin’in konuşmacı olarak katıldığı “İslam’da Kadının Rolü-Türkiye’de Kadın” konulu konferans, bu defa 11 Nisan 2001’de Ka-Der (Kadın Adayları Destekleme Derneği) ile müşterek olarak İstanbul’da yinelenmiştir. 27 Nisan 2001’de TOSYÖV Başkanı Işın Çelebi –ki o da ANAP milletvekilidir- Alman Büyükelçisi Dr. Rudolf Schmidt ve de Vakıf Temsilcisi Dr. Wulf Schönbohm’un müştereken açılışını yaptıkları Alternatif-Yenilenebilen Enerji Kaynaklarına ilişkin sempozyum gerçekleştirilmiştir (27). 3 Mayıs 2001’de ise, KAV Temsilcisi Dr. Schönbohm ile İstanbul Goethe Enstitüsü yöneticisi Dr. Rüdiger Bolz tarafından müştereken gerçekleştirilen “Konrad Adenauer Vakfı’nın 20. Tartışma Forumu”nun konusu ise, “1930’lu Yıllarda Türkiye’deki Alman Göçmenler” olarak belirlenmiştir (28).

 31.05/1.06.2001’de İstanbul’da Konrad Adenauer Vakfı’nın öncülüğünde gerçekleştirilen “Almanya ve Türkiye’de Devlet, Vatandaş ve Sivil Toplum Kuruluşları” konulu Uluslararası Kongre’nin davetiyesinde, açılışta söz alacak konuşmacılar arasında Dr. Wulf Schönbohm’un yanısıra, dönemin iki Bakanı, Yüksel Yalova ve Sadettin Tantan’ın isimleri zikredilmiştir. Kongre’deki konuşmacılar arasında özellikle BND’nin İstanbul’daki “Kürt ve Arap” uzmanı kadrolu elemanı Gottfried Plagemann ile BND’nin Türkiye etnik ve dinsel azınlıklar uzmanı Dr. Günter Seufert dikkati çekerken, Alman Federal Anayasayı Koruma Teşkilâtı BfV bağlantılı faaliyetleri ile yakından tanıdığımız Prof.Dr. Roland Eckert, Prof.Dr. Gerd Mutz, Dr. Konrad Hummel, Christopher Kubaseck, Gisala Anna Erler de Alman Devleti’nin resmi politikalarını anlatmışlardır. Türk konuşmacılar arasında ise şu isimler özellikle dikkatleri çekmiştir: Sermaye kesimini temsilen ABD’den proje bazında destekli TESEV’in Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Argüden, uluslararası faaliyetleri ile yakından izlenmesi gereken Arı Hareketi’nin Başkanı Kemal Köprülü, muhafazakâr söylemleriyle tanınan Merkez Valisi Recep Yazıcıoğlu, ikinci cumhuriyetçi çizgide kabul gören Ali Bayramoğlu, Prof.Dr. Burhan Şenatalar, Prof.Dr. Zafer Üskül ve Alman vakıflarının gedikli konuşmacısı Prof.Dr. İbrahim Kaboğlu vd. (29).
 
 Konrad Adenauer Vakfı’nın tüm bu etkinlikleri gerçekleştirmedeki niyet ve emellerini bir kenara bırakıp, sadece otel, kokteyl, yemek, çay gibi organizasyon masraflarını hesaplamaya kalktığınızda bile, bu vakfın ve de vakfın arkasındaki Alman Devletinin Türkiye’yi ne kadar sevdiği (!) ve düşündüğü (!) ortaya çıkacaktır... Ama daha da düşündürücü olan gerçeği, KAV’ın Türkiye’deki en önemli “ işbirlik partneri” olan Türk Demokrasi Vakfı’nın Başkanı Bülent Akarcalı’nın aşağıdaki sözlerinde bulmak mümkündür:
 
 “Son iki yıldır vakıf Türkiye Temsilcisi olan Wulf Schönbohm, uzun yıllardır ülkemize gelenler içinde tanıdığım en dengeli ve sorunlarımıza çok müspet bakabilen, ciddi siyasi geçmişi ve inandırıcılığı olan kişidir. BUNA İNANARAK YAZIYORUM... Dolayısıyla sorun, BAŞKALARININ ÜLKEMİZDE NE YAPTIĞI DEĞİLDİR. KALDI Kİ GİTTİKÇE BÜTÜNLEŞEN DÜNYADA BU KAÇINILMAZDIR. Esas sorun, bizim niye dışarıda hiç ama hiçbir şey yapmadığımızdır. Tembelliğin mazereti yabancıya kızmak olmamalıdır” (30).
Unutmadan ekleyelim ki, Bülent Akarcalı, yukarıda da ifade edildiği üzere, aynı zamanda T.B.M.M. üyesidir ve uzun yıllardır iktidara ortak olmuş milliyetçi-muhafazakâr (!) söylemli bir partinin, ANAP’ın mensubudur. Ve tabii ki, yeminini Alman Parlamentosu’nda değil, tıpkı Mesut Yılmaz, Ercan Karakaş, Gökhan Çapoğlu, Leyla Zana, Şevki Yılmaz, Sadettin Tantan, Bülent Ecevit, Hasan Mezarcı ve benzerleri gibi T.B.M.M. kürsüsünde yapmıştır...

Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU III
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 22:00:12
2.2 HEINRICH BÖLL VAKFI

 Alman Yeşiller Partisi’ne bağlı Heinrich Böll Vakfı, BND’nin espiyonaj faaliyetleri kapsamında en çok kullandığı vakıf olarak dikkat çekmektedir. Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen rejim karşıtı pek çok etkinliğin ardında Böll Vakfı yeralmaktadır. Ülkemizde en aşırı sağdan en aşırı soluna, ikinci cumhuriyetçilerden etnik bölücülere uzanan çizgide, ortak paydası Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı olan tüm birey ve örgütleri biraraya getirme, ortak platformlar oluşturma çabası içinde görünen vakıf, Türk istihbarat kuruluşları nezdinde dikkat çekmemek için de, özelllikle espiyonaj faaliyetleri dışında tutulan normal bir Türk vatandaşını Temsilci olarak göstermektedir (31).
 
 1988’de Berlin’de kurulan Heinrich Böll Vakfı’nın, tıpkı diğer vakıflar gibi, Alman iç politikasına karışması yasaktır. Hükûmetin öngördüğü sınırlar içinde, misyonunun gereğini yerine getirmede ise, tıpkı diğer vakıflar gibi, oldukça özgürdür. Vakfın Almanya faaliyetleri, iki bölümden oluşmaktadır: Gerçek Almanlara yönelik faaliyetler; “yabancılar”a yönelik faaliyetler. Birinci bölüme yönelik faaliyetler, apolitik çevre projelerinden ibarettir. İkinci bölümdeki faaliyetlerin ağırlık noktasını ise Türkler oluşturmaktadır. Böll Vakfı, bu kapsamda, Türkiye karşıtı tüm etnik, ideolojik ve dinsel yapılanmaların (PKK, Ermeniler, Süryaniler, Pontusçular, Keldaniler, Yezidiler, Milli Görüşçüler, Kaplancılar, Fethullahçılar, Süleymancılar, Nizam-ı Alemciler, DHKP-C ve Tikkocular vd.) yanısıra, Federal Anayasa’yı Koruma Teşkilâtı, İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı, Protestan ve Katolik Kilise Akademileriyle yine bunlara bağlı haber ajansları ve diğer medya kuruluşları ile koordineli organik ilişki içindedir. Vakfın Almanya faaliyetlerinin finansmanı, İçişleri Bakanlığı’nın “global fonları” ve değişik bakanlıkların proje güdümlü kaynaklarından karşılanmaktadır ki, 1999 yılı için -sadece Almanya içi faaliyetlere- Devletten alınan yardım tutarı 67 milyon marktır. Böll Vakfı’nın asıl faaliyet alanı, Almanya için stratejik öneme sahip olan, başta Türkiye olmak üzere, “arka bahçe” ülkeleridir. Yurtdışı faaliyetlerinin tamamı, Federal Dışişleri Bakanlığı ve Federal İstihbarat Servisi’nin (BND) “örtülü fonları”ndan karşılanmaktadır.
 
 Böll Vakfı, Türkiye’de uzmanlaştığı başlıca üç konuda faaliyet göstermektedir: Birincisi, “insan hakları” konusu ki, en yoğun işbirliği yaptıkları Türk sivil toplum kuruluşları arasında İstanbul Barosu, İnsan Hakları Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, KOMKAR, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Alternatif Toplum Merkezi, Mazlum-Der, Türkiye İnsan Hakları Vakfı vd. bulunmaktadır. Bu kuruluşlarla müşterek panel, sempozyum, atölye çalışmaları ve benzeri etkinliklerde, Yücel Sayman, Hüsnü Öndül, Hasip Kaplan, Murat Bozlak, Şanar Yurdatapan gibi isimlerin yanısıra, Claudia Roth, Angelika Graf, Jonathan Sugden gibi Türkiye karşıtı olarak tanınan Avrupalı parlamenterlere, gazetecilere vd. rastlamak genellikle olanaklıdır. Bu etkinliklerin birinde, davetlilere dağıtılan “kendi devletini ihbar anketi”, içeriği itibariyle suç boyutu taşımasına rağmen, sıradan bir belgeymişçesine kamuoyunda tartışılmamış; Cumhuriyet Savcıları da işlem yapmamıştır (32). Benzeri bir ihbar hattı da Mazlum-Der tarafından yaşama geçirilmiştir (33).Vakıf, ayrıca kadın hakları ile ilgili etkinliklere de ilgi göstermektedir. Vakıf broşürlerinde Türkiye, Mali, Sudan ve Mısır’ın yanında ‘kadın haklarının ezildiği ülkeler’ listesinde yer almaktadır. Ayrıca, vakfın İstanbul’da “Pazartesi” adlı feminist ve ordu düşmanı bir periyodiği finanse ettiği kaydedilmektedir. Kaldı ki, Yeşiller Partisi’nin yayın organı olan “TAZ”ın “Perşembe” adlı ekinin içeriği de, aşağı yukarı aynıdır (34). Vakıf, AB ve Kopenhag Kriterleri çerçevesinde Türkiye’deki insan hakları-azınlık hakları konusunu sık sık gündeme getirmektedir (35). Son olarak, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Azınlık Hakları Çalışma Grubu’nun Heinrich Böll Vakfı işbirliğiyle 8-9 Haziran 2001’de İstanbul’da gerçekleştirdiği etkinliklerden biri olan “Ulusal, Ulusalüstü ve Uluslararası Hukukta AZINLIK HAKLARI (Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Lozan Antlaşması)” konulu sempozyum, gerek zamanlama, gerek katılımcılar ve gerekse tebliğ konuları itibariyle oldukça dikkat çekmektedir (36). Bir uzmanın bu sempozyumla ilgili son derece önemli değerlendirmeleri şöyledir:

 “Sempozyumun yabancı konuşmacıları, ülkelerinin azınlık konseptlerini savunan kişilerden oluşuyor. Örneğin, Pakistan asıllı İngiliz Javaid Rehman, Leeds Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olup, çalışma alanı, Pakistan’daki ‘etnik ve dini azınlıklar’dır. Steven Wheatley, ulus-devletleri etno-kültürel kimliklerle parçalama projesinin Anglosakson mimarlarından biri olarak tanınıyor. Nicole Guismazenes’in ilgilendiği alan, ‘yabancılar ve ilticacılar’. Diran Bakar, Türkiye’deki Ermeni vakıflarının avukatı.

 Türkiye gibi ulus anlayışı dil temeline dayanan bir ülkede, Almanya öncülüğünde bir ‘azınlık hakları’ sempozyumu yapılabilmesi, aymazlığın ve aptallığın zirvesi olsa gerek. Zira, ‘etnik ulus’ düşüncesine Hitler dönemindeki kadar bağlı ‘çağdaş’ Federal Almanya’nın tanıdığı ‘ulusal azınlıklar’ın toplam nüfusu toplam 100 bin kişi!.. Bu rakamın % 60’ı, yani 60 bini Schleswig Eyaletinde oturan Danimarka kökenliler. Almanya Danimarka kökenli yurttaşlarına ‘azınlık statüsü’nü mütekabiliyet esasına göre ve daha da önemlisi, galip güçlerin baskısıyla verdi. Geriye kalan 40 bin kişilik ‘Sorb azınlığı’ ise, istisnasız tamamı kendisini Alman olarak gören insanlardan oluşuyor. Bir başka deyişle Almanya –sırf dış dünyaya azınlık hakları dayatabilmek amacıyla- ‘Sorb’ları göstermelik azınlık olarak pazarlıyor. Almanya ‘Kopenhag Kriterleri’ni eksiksiz uyguladığı için, ‘Sorblar’, kendi dillerinde eğitim hakkına sahipler. Ne var ki, 40 bin kişilik ‘Sorb azınlığı’ içinde ‘Sorbça’ bilenlerin sayısı ikibin; ilkokullarda ‘Sorb dili dersi’ alan öğrencilerinki ise, sadece ikiyüz civarında. Almanya bu harikulâde ‘azınlık’ sistemini Türkiye’ye önerirken, ‘biz nasıl Sorblara, Danimarkalılara azınlık statüsü verdiysek, siz de aynı hakları Kürtlere ve diğer azınlıklara vermelisiniz’ diyor. Not: Museviler, Çingeneler, Polonya asıllılar Almanya’da azınlık kabul edilmiyor. Almanya’da üç milyona yakın Türk toplumunu azınlık olarak kabul etmediği gibi, böyle bir azınlığın doğmaması için, Alman İslâmı projesi uyguluyor” (37).

 Ayrıca, vakfın işbirliği içinde olduğu diğer dış kuruluşlar arasında, Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) İstanbul Ofisi ve özellikle de Almanya Şubesi (38), İstanbul Orient Enstitüsü, Konrad Adenauer Vakfı ve diğerleri (Kurdish Human Right Projects, ERNK, International Comittee of the Red Cross, International Centre for Human Rights and Democratic Development) başı çekmektedir.

 Vakfın ikinci faaliyet konusu, “çevre sorunları” üzerinedir. Vakfın bu konudaki hedefi, Türkiye’de sanayileşmenin, madenciliğin ve enerji kapsamında hidroelektrik santrallerin karşısında, bilimsel ve akılcı bir çevrecilik yerine; salt tepkisel ve duygusal boyutlarda bir çevrecilik hareketine dinamizm kazandırmak ve oluşturulan bu dinamik güçleri, Almanya’nın çıkarları lehinde, Türkiye’ye karşı koz kullanmak olarak özetlenebilir. Bu bağlamda, İstanbul Çevre Konseyi, Doğu Akdeniz Çevrecileri, Batı Akdeniz Çevre Platformu, Karadeniz Çevre Platformu, Karadeniz Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Forumu ile yakın ilişkiler kurulmuştur ve amaca uygun etkinlikler düzenlenmektedir. Böll Vakfı, Almanya’nın ekonomik çıkarları doğrultusunda çifte standart esasına göre faaliyet gösteren sözde çevreci FIAN örgütü ile de paslaşmaktadır (39).

 Vakfın üçüncü uzmanlık konusu ise, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını, süratle küreselleşmeci NGO çizgisine çekmektir. Örneğin, 15-16 Aralık 2000’de, İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen “Türkiye-AB Bütünleşmesinde STK’ların Rolü” konulu 8. STK Sempozyumu’nun ilk çağrısında konumuzla ilgili şu bilgiler verilmektedir: “Sekretaryası Tarih Vakfı tarafından yürütülen bu sempozyumda da, daha önceki yedi sempozyumda uygulanan çalışma yöntemi izlenecek ve ilk gün uzman sunumları, yabancı ülkelerden tecrübe aktarımları ile genel tartışmalar yer alacaktır. İkinci gün ise önceden belirlenmiş konularda atölye çalışmaları gerçekleştirilecektir. Sempozyumun zorunlu giderleri Heinrich Böll Vakfı’nın desteği ve katılımıyla karşılanmaktadır, bu kuruluşa teşekkürlerimizi sunuyoruz”(40). Sözkonusu sempozyumun Düzenleme Kurulu’nda, Böll Vakfı’nın yanısıra, Arı Hareketi, Beyaz Nokta Vakfı, Atlanta Ana Merkezi Uzay ve Teknoloji Derneği, ÇareSİZ Hareketi, Doğa ile Barış Derneği, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İstanbul Avrupa Gençlik Forumu Derneği, TESEV, Tarih Vakfı, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Yeşil Adımlar Çevre ve Eğitim Derneği, 21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı, Yöret Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarının yeraldığı anlaşılmaktadır. Keza, yine aynı adreste 2-3 Haziran 2001’de toplanan “Sivil Toplum Kuruluşlarında Örgütiçi Demokrasi ve Gönüllülük” konulu 9. STK Sempozyumu’nun Düzenleme Kurulu’nda ise önceki katılımcılara ilâveten Marmara Vakfı da yer almaktadır (41).

 Böll Vakfı, özetle ifade etmek gerekirse, Almanya’nın emperyalist politikalarından habersiz Türk NGO’larını, “sivil itaatsizlik” bağlamında merkezi otoriteye karşı dinamik bir güç olarak örgütlemeye çalışmaktadır.
 
2.3 FREIDRICH EBERT VAKFI VE DİĞERLERİ
 
 Böll Vakfı gibi ilgi ve sorumluluk yelpazesi hayli geniş olan Alman vakıflarından bir diğeri, SDP’ye bağlı, merkezi Bonn’da bulunan Friedrich Ebert Vakfı’dır (42). Vakfın asli görevlerinden biri, Almanya’daki Türklerin arasında yürütülen çalışmaların yanısıra, Türkiye’deki faaliyetlerin bilimsel sonuçlarının raporlaştırılarak Alman Hükûmeti’ne sunulmasıdır. Bu raporlara bakıldığında, Ebert Vakfı’nın Alman emperyalizmine mi, yoksa Türk halkına mı hizmet sunmakta olduğu açıkça görülmektedir (43). Vakfın Türkiye’deki ağırlıklı faaliyet alanı, çalışma ekonomisi ve sendikalar üzerinedir: Türkiye’de iç göç, işçiler, sendikalar, toplumsal ve ekonomik değişim, sendikalarda kadın eğitimi, sendikal eğitim teknikleri, endüstri ilişkileri, işsizlik ve eksik işgücü sorunları, üniversiteler ve sendikalar arasındaki ilişkiler, sosyal demokrat istihdam politikaları gibi konu başlıklarını içeren çok sayıda bilimsel toplantı düzenlenmiştir (44). Ayrıca, Böll Vakfı’nın çalışma alanına girilerek, İslâmi yapılanmalara ilişkin konuların yanısıra, NGO’lar ve üniversitelerle ortak olarak, etnik tarih, medya, dışpolitika ve de Avrupa Birliği konularını içeren konferanslar, paneller, atölye çalışmaları, yayınlar ve benzeri etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Ebert Vakfı, Türkiye’deki siyasal partiler içinde en çok CHP ile ilişki içindedir (45).
 
 Körber Vakfı ve Georg Ecker Enstitüsü, Türkiye’deki 47 ayrı etnik halk söylemini yaşama geçirmeye yönelik olarak etnik farklılıkların ortaya çıkarılması ve mevcut farkların derinleştirilmesine yönelik faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Özellikle Tarih Vakfı’nın projelerine verilen desteğin yanısıra, Türkiye’de kimlik ve normların değişimi konusu, özellikle Körber Vakfı’nın ilgi alanına girmektedir. Körber Vakfı, Türk-Alman ilişkilerinin geliştirilmesi yolunda, Türkiye’de lise düzeyinden itibaren Alman sempatizanı bir nesil yaratmak gibi geniş vizyonlu (!) bir misyona da sahiptir (46). Friedrich Naumann Vakfı ise, Türkiye’yi etnik ve dinsel açıdan paramparça federal bir yapılanmaya götürecek stratejinin taşeronluğunu üstlenmiştir. Yerel yönetimlerin merkezi hükûmet aleyhine güçlendirilmesi, merkezden kopmak isteyen halkların (!) kendi kaderlerini tayin hakkının ifadesi olarak yerel yönetimleri kullanması, ormancılık, kobiler, çalışan çocuklar, demokratikleşme, insan hakları gibi konular, Naumann Vakfı’nın etkinlik konuları arasında yer almaktadır (47). Gerek Almanya’daki ve gerekse Türkiye’deki etnik bölücü yapılanmalara Alman Devleti’nin tüm olanaklarını dolaylı olarak sunan bir başka merkez ise, Tehdit Altındaki Halklar Derneği’dir (48). Ayrıca, Türkiye’de misyonerlik faaliyeti yürüten Alman merkezleri de mevcuttur. Örneğin, BND kadrolu rahiplerin en ünlüsü olan Wolfgang Jungheim’in temsilciliğini yaptığı Uluslararası Katolik Barış Hareketi, Alman Protestan Kilisesi Konseyi ise, ülke sınırları içinde PKK ile özdeşleştirilen Türk ve Türkiye düşmanı alevilik hareketinin yanısıra, başta süleymancılar, fethullahçılar ve milli görüşçüler olmak üzere, “Alman İslâmı” yaratma projesi doğrultusunda tüm sünni ve şafii yapılanmalara lojistik destek sağlamaktadır (49). Tüm Türkiye’de faaliyet gösteren BND orijinli Alman misyonerleri, farklı kilise gruplarını temsil ediyorlarsa da, ki deprem sonrası Sakarya’da insani yardımla gelip, kısa bir süre sonra ruhani yardım (!) aşamasına geçen Alman Protestan Kilisesi, Türkiye-Alman Kiliseleri Birliği ve Federal Alman Kilisesi buna örnek gösterilebilir, ortak olarak Almanya’nın Türkiye’deki Büyükelçiliği’nin koruması altında bulunmaktadırlar. Ayrıca, tüm bu istihbaratçı-misyonerlerin ikâmet adresi olarak gösterdikleri evlerin her nedense tamamı Alanya’dadır. Mardin, Urfa ve çevresinde Yezidilik, Süryanilik, Asurilik, Keldanilik doğrultusunda destek çalışmalarında bulunan Alman misyonerleri, Doğu ve Güneydoğu’nun yanısıra, Karadeniz bölgesinde de -hedef kitle Kürtler, Lazlar ve Aleviler- din değiştirme faaliyetlerini sürdürmektedirler. Mürted yani din değiştirmiş Türk asıllı misyonerleri ise, hedef bölgelerde iş yapan Alman ya da işbirlikçi Türk şirketlerinde istihdam ederek kamuflajı sağlamaktadırlar (50).

 Türkiye’deki Alman kökenli etnik bölücülüğün en önemli lojistik merkezlerinden biri olarak kabul edilen Orient (Doğu) Enstitüsü, 1961’de Beyrut’da kurulmuştur. Enstitü’nün tüm masrafları Federal Hükûmet (Eğitim ve Araştırma Bakanlığı) tarafından finanse edilmektedir. Almanya’nın Türkiye dahil Orta Doğu’da gözü-kulağı olan ve BND’nin kadrolu elemanlarına “bilimadamı” kamuflajı sağlayan; 1987’de Lübnan’daki iç savaş nedeniyle tüm ajan kadrosunu İstanbul’a nakleden Enstitü, 1994’den itibaren tekrar Beyrut’a taşınmıştır. Alman Dışişleri Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Ebenhaussen Bilim ve Politika Vakfı’nın yanısıra, Volkswagen Vakfı, Fritz-Thyssen Vakfı gibi BND ile koordineli ilgili Alman Vakıfları, sözkonusu Enstitüye ek kaynak oluşturmaktadırlar. Türkiye’de Cumhuriyet karşıtı tüm bölücü unsurların “entelektüel” düzeydeki yazar, sanatçı ve gazetecileri, Enstitü’nün İstanbul Şubesi tarafından desteklenmekte, sevk ve idare edilmektedir. Enstitü, ayrıca,Tarih Vakfı’na amaçları doğrultusunda proje desteği de sunmaktadır. Türkiye’nin etnik ve dinsel yapısını en iyi bilen yabancı istihbaratçı olarak nitelendirilen Dr. Günter Seufert’in yönetimindeki Enstitü Şubesi, kimi projelerin finansmanında ve gerçekleştirilmesinde, İstanbul’daki Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü ve AB organları arasındaki koordinasyonu da üstlenmektedir (51). Hamburg’daki Alman Orient Enstitüsü, yine BND’nin doğrudan gözetiminde, Almanya ve AB ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşları arasındaki dinsel ve etnik bölücülüğün yanısıra; Türkiye karşıtı tüm örgüt, tarikat ve cemaatlerle ilgilenmektedir (52). Türkiye’deki Goethe Enstitüsü ve Alman Kültür Merkezleri ise, Alman istihbaratçılarının en önemli barındırma-kamuflaj işlevine sahip merkezler olarak nitelendirilmektedir (53).
Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU IV
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 22:06:26
3.TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARININ ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

 Türkiye’ye yönelik dış tehditleri kategorize ettiğinizde, iki temel yöntemin kullanıldığını görürsünüz. Örneğin, Yunanistan, İran, Suriye gibi ülkelerin düşmanlığı nettir. Dost görünmek için arada bir zorlasalar da, buna kendileri bile inanmazlar. Tanırsınız, bilirsiniz ve önlemini alırsınız. A.B.D. gibi müttefik ülkelerin “dostluk” anlayışları ise, sadece kendi çıkarları açısından sözkonusudur. Dostluk ya da düşmanlığın nerede başlayıp ne zaman ve nerede biteceğine tek taraflı kendileri karar verirler. Ekonomik-siyasal-kültürel bir egemenliği ve sömürüyü hedeflediklerinden, son derecede gelişmiş yöntemlerle hareket ettiklerinin farkına varırsınız. Örneğin, hedef ülkeleri işgal etmek yerine, dışarıdan Bakan atamak ya da kendi etki ajanlarını doğrudan yönetime getirmek... İşte, Almanya’nın konumu, bu iki temel kategorinin arasındadır. Hem müttefiktir, hem ucundan dostluk gösterir ama buna karşılık en kaba ve sıradışı yöntemlerle sizi önce parçalamaya ve sonra “arka bahçesi” içinde sindirmeye çalışır... Düşmanlığı, doğrudan ulus-devlete ve ulusal bütünlüğümüzedir. Bu bağlamda Alman vakıflarının yukarıda açıklanan faaliyetleri, Türkiye’deki yerli işbirlikçilerin yani etki ajanlarının temini ile güçlendirilmesi amacına yöneliktir. Tipik bir örnek olmak üzere, Alman Büyükelçiliği’nin bünyesinde mevcut Türkische Medien birimi, ulusal ve yerel düzeydeki Türk Basınında Alman sempatizanı ve de “tetikçisi” gazetecileri araştırmak, bulmak, yetiştirmek ve bunları gündem belirleyici olarak etkili medya kuruluşlarında desteklemekle yükümlüdür. Bu birimin yaptırdığı bilimsel araştırmalardan birinin sonucuna göre, Türk Basınında Almanya aleyhine en çok yazı ve haber yayınlanan gazete Hürriyet, Almanya aleyhine hiç yazı ve haber yayınlanmayan gazete ise fethullahçıların Zaman gazetesidir. Sözkonusu birimin temel görevi, Almanya karşıtı medya kuruluşlarını ve mensuplarını pasifize ederek, Zaman gibi medya kuruluşlarının sayısını arttırmaktır. GTZ biriminin görevi ise, etnik bölücülüğü teşvik kapsamında Güneydoğu ve Karadeniz ağırlıklı tüm prestij yatırımlarının takibi ile, Türkiye’deki devlet ihaleleri başta olmak üzere, Almanya’nın çıkarı olan tüm ekonomik gelişmeleri izlemek ve gereğini yerine getirmektir (54).

 Yine yukarıda örnekleri verildiği üzere, Alman vakıfları, işbirliği yaptığı Türk NGO’larına proje başına para vererek kendi yanına çekmekte ve yönlendirmektedir. Yapılan iş hiç şüphesiz legaldir, casusluk değildir. Proje başına para alan Türk NGO’larının ulusal duyarlılıkları sözkonusu olmadığından, yapılan işbirliği etikdışı olarak da algılanmamaktadır. Ve hiçbir Türk NGO’su da, kendilerine proje hazırlatan veya sponsorluk yapan Alman vakıflarının Türk mevzuatına göre yasal konumda olup olmadığını sorgulamamaktadır. Bu yüzden, ulusal ya da uluslararası etkinliklerini beş yıldızlı otellerde yapmak isteyen iddialı NGO’lardan, etkinliklerinde sadece salon tahsisi ve çay-pasta ikramına razı (!) mütevazi NGO’lara kadar uzanan çizgide, Alman vakıfları, tüm taleplere cevap verecek ekonomik serbestiye sahiptirler. Bu ekonomik serbestinin her yıl yüzmilyonlarca mark harcanarak elde edildiğinin altını çizmek gerekmektedir. Bu arada, başta kobiler, kısmen çevrecilik ve kadın sorunları olmak üzere, Alman vakıflarının arada bir gerçekleştirdikleri “sakıncasız” ve “zararsız” etkinliklerinin de hakkını teslim etmek icap etmektedir.

 Almanya, Türk üniversitelerinde ve de bürokraside “etki ajanı” (en olumsuz halde Alman sempatizanı) yetiştirmek için de büyük meblağlar harcamaktadır. Örneğin, Alexander von Humboldt Vakfı, Boehringer Ingelheim Fonds Vakfı, Carl Duisberg Gessellschaft e.v., Deutscher Akademischer Austauschdienst e.v., Friedrich Naumann Vakfı, Fritz Thyssen Vakfı, Hanns Seidel Vakfı v.d. Elbette ki bu vakıflardan burs alan Türk vatandaşlarını potansiyel Alman “etki ajanı” olarak kabul etmek yanlıştır. Kesin olan gerçek şu ki, Türk bursiyerler için her yıl yüzmilyonlarca mark harcayan Alman vakıfları, ABD vakıfları kadar sonuç almada başarılı (!) değillerdir ama bu ileride başarılı olmayacakları anlamına da gelmemektedir. Şimdilerde, eski bursiyerlerle ilişkiyi koparmamak için DAAD yani Alman Akademik Değişim Servisi harekete geçirilmiştir. Tüm bu alandaki faaliyetler, Ankara’daki Büyükelçilik (Kültür Ataşesi) ve İstanbul Başkonsolosluğu üzerinden gerçekleştirilmektedir. BND, tüm bu orta ve uzun vadeli yatırımların meyvelerini toplama aşamasına gelmiştir. Örneğin, Türk Üniversitelerinde görevli çok sayıda akademisyene, projelendirilen kritik konularda çalışmalar yaptırılmıştır ve yaptırılmaya da devam edilmektedir: Türkiye’deki etnik, dinsel, ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel farklılıklar ve değişimlerle ilgili, bir başka ifadeyle istihbarat değeri taşıyan konularda bugüne kadar yüzlerce proje, Türk akademisyenlerine yaptırılmıştır. Türkiye’nin güçlü ve zaaf (yumuşak karın) noktalarını ortaya koyan bu bilimsel dosyalar, bugün Alman Devleti’nin istihbarat arşivinde temel başvuru kaynakları arasında yer almaktadır.

 Kısaca, Almanya, “proje bedeli”, “şerefiye”, “burs”, “bedava tatil”, “inceleme gezisi”, “araştırma bedeli”, “masraf”, “telif” gibi adlar altında Türk NGO’larına, gazetecilere, akademisyenlere, mülki ve yerel yöneticilere, başta memur sendikacıları olmak üzere tüm sendikacılara, meslek odaları yöneticilerine, çevrecilere adeta para dağıtmakta; teknik deyimle “çengel atmaya” çalışmaktadır. Amaç, bu ülkede en az ABD’nin olduğu kadar güçlü “etki ajanı” kadrosuna sahip olmaktır. BND, bu amaç doğrultusunda, İzmir Karaburun ve Ayvalık’ın yanısıra, Alanya, Mersin ve İskenderun’da oteller kapatmakta; Türk Devleti’nin istihbarat birimlerinin acizliğinden ve siyasal irade yoksunluğundan istifadeyle, bu otellerde, Türkçe öğrenecek Alman istihbaratçılarına dil eğitiminin yanında, kendilerini anarşist, bölücü, sosyalist olarak tanımlayan en marjinal siyasal gruplar dahil tüm Türkiye Cumhuriyeti karşıtlarına bedava hizmet sunmaktadır. Bütün bunlar, alenen ve kabaca, gözümüze adeta “soka-soka” yapılırken; ilgililer ve de yetkililer, gözlerini yummaya, kulaklarını tıkamaya devam etmektedirler.

4. TÜRKİYE VE ALMANYA: ÇATIŞAN POLİTİKALAR

 Tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında Türk Devleti’nin Almanya’ya karşı uyguladığı bir strateji var mı? Kesinlikle yok!.. Türkiye, faşist Almanya’nın emperyalist politikalarını etkisizleştirecek bir stratejiye maalesef sahip değil!.. Hiçbir konuda alınmış önlemi ya da misilleme politikası bulunmamakta!.. Almanya’nın, Yugoslavya’nın parçalanması aşamasında –Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlıklarını kazanmaları için- Dış İstihbarat Servisi BND’ye tahsis ettiği bütçe 12.000.000.000 (onikimilyar) DM. BND, bu bütçeyi kullanarak Yugoslavya’yı etnik çatışmaya sürükledi ve amacına ulaştı. Ya Türkiye için bugüne kadar harcanan milyarlarca mark?!. Üstelik ellerinde, Türk Toplumunun minimize halini oluşturan, adeta toplumsal laboratuvar gibi çalıştıkları 2.5 milyon Türk var. Sorun, onların Türklükten ve Türkiye’den koparılması olsa, belki bu acizliği bir dereceye kadar hoş gören “nemelâzımcılar” çıkabilir. Ancak sorun, Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğinin, bağımsızlığının tehlikede olması!.. Türkiye’de yönetenler değişmediği sürece, bu kısır döngü bir karayazgı biçimde tecelliye devam edecek. Tıpkı, tarafımdan yazılan ve geçen yıl yayınlanan “Türkiye’de Etki Ajanları-Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar Raporu” başlıklı makalede yeralan aşağıdaki satırlara rağmen hiçbir şeyin değişmediği gibi:

“Türkiye dahilinde kontr-espiyonaj faaliyetlerini yürütmek MİT'nın asli görevidir. Askeri alanlarda da hiç şüphesiz TSK istihbarat kuruluşları faaliyet gösterme yetkisine sahiptir? Ya etki ajanları ya da nüfuz casusları için?!. Türkiye'de maalesef böyle bir misyonu olan resmi kurum yok!.. Olmadığı için de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendini savunma mekanizması felç olmuş durumda!.. İşte, hedef ülkelerde etki ajanlarını en yoğun biçimde kullanan ve kendi ülkesinde ise hasım ülkelerin etki ajanlarına hayat hakkı tanımayan örnek: Almanya!..

 Almanya'da kontr-espiyonaj, etki ajanlığı ve benzeri faaliyetlerle mücadeleyi üstlenen Federal Anayasayı Koruma Teşkilâtı BfV (Bundesamt für Verfassungsschutz)'ın yanısıra, ulusal polis örgütü ve de dış istihbarat servisi BND (Bundesnachrichtendienst) arasında koordinasyonu sağlamakla yükümlü ve de geniş yetkiye sahip -Ernest Uhrlau'nun yönetiminde- ayrı bir birim daha bulunmaktadır. Almanya'daki Türklere yönelik olarak bu istihbarat servislerinin koordineli biçimde yürüttükleri faaliyet sonrasında, Türkiye'deki siyasal-dinsel ve de etnik bölünmüşlüğün küçük bir modeli oluşturulmuştur. Almanya'da faaliyet gösteren her türlü şeriatçı-mezhepçi, nizâm-ı âlem ülkücüsü, ikinci cumhuriyetçi, bölücü, marksist terör örgütleri, yine Türk kimliğine, Türk Devletine, Cumhuriyete, laik hukuk sistemine, kısaca Türkiye'ye karşıdırlar. Yalnız bir farkla, kuklalaştırılmış sözkonusu örgütlerin tamamı, Alman istihbarat servislerince sımsıkı kontrol altında -Türkiye'ye karşı- sevk ve idare edilmektedirler. Alman istihbarat servislerinin kontr-espiyonaj ve etki ajanlığı faaliyetlerine karşı kendi ülkesindeki duyarlılığı, kabul edilebilir sınırlar dışında, adeta paranoya derecesindedir. Örneğin, kendi vatandaşlarının sorunları ile ilgilenmek gibi asli görevlerini yerine getiren diplomatlarımızdan yedisi, geçtiğimiz yılın başında, iki grup halinde (önce üç, sonra dört) olmak üzere- casusluk suçlamasıyla sınırdışı edilmek istenmiştir. Türkiye, bu iş için bizzat Ankara'ya gelen Almanya İstihbarat Servisleri Koordinatörü Ernest Uhrlau'nun baskılarına -koşullu da olsa- sonuçta boyun eğmiş; diplomatlarımız geri çekilmiştir. Resmi gerekçe her ne kadar, sözkonusu diplomatlarımızın, 350 Türk vatandaşının ölümünden doğrudan sorumlu olan PKK'nın sözde komutanı Cemal kod adlı Murat Karayılan'ı izleyerek casusluk (!) faaliyetinde bulunmaları ise de, gerçek gerekçenin bir misillemeden ibaret olduğu yadsınamayacak ölçüde açıktır: Önceki MİT Müsteşarı döneminde, MİT'i kontrol altında tutma ve yönlendirme çabalarındaki başarıları bilinen BND, halihazırdaki MİT Müsteşarı döneminde -ki bu dönemde Almanya'nın desteğindeki PKK'nın üst düzey yöneticilerine yönelik iki başarılı sınırdışı operasyonu: "Yarasa Operasyonu" (Şemdin Sakık ve Arif Sakık), "Safari Operasyonu" (Abdullah Öcalan) gerçekleştirilmiştir- kendilerine yönelik tüm bilgi akışının kesilmesinden dolayı paniklerken, üstüne üstlük PKK'nın bir başka katili olan Cevat Soysal'ın 21 Temmuz 1999'da Moldova'da MİT görevlilerince derdest edilerek Türkiye'ye getirilmesi ile tüm dünya istihbarat servislerinin önünde resmen aşağılanmıştır. Zira, Soysal'ın yakalanmasının açıklaması, Almanya'nın Dışişleri Bakanı Joschka Fisher'in Türkiye ziyareti sırasında -özellikle- yapılmıştır. Ve Alman Bakana, cani Soysal'ın üzerinden çıkan Mönchengladbach (Eyalet Ofisi-LfV) mahreçli 0790937 No.lu seyahat belgesi gösterilerek açıklama istenmiştir. Ve MİT Müsteşarı, bu gelişmelere tavır olarak Almanya'ya yapacağı planlı gezisini iptal etmiştir. İlk kez Türkiye'ye yönelik düşmanca faaliyetlerden dolayı hem de resmi bir belgenin hesabının sorulması ve de tavır konulması, işte sözkonusu misillemenin kaynağını oluşturmuştur. Bu konularda Almanya'nın tek yanlı kural tanımazlığı, diplomatik nezaketsizliği, hatta saldırganlığı yeni bir olgu değildir, tıpkı son olmayacağı gibi. Hâlâ hatırlardadır, 1989'da Stuttgart Başkonsolosluğumuzda görev yapan iki, Berlin Konsolosluğumuzda görev yapan iki, Bonn'da, Nürnberg'de, Hamburg'da ve Köln'de görev yapan birer diplomatımız olmak üzere, toplan sekiz diplomatımızın "casus" suçlaması ile Türkiye'ye dönmeleri sağlanmıştı. Keza, 1994'de Bonn'daki Büyükelçiliğimizde iki, Berlin'de ise bir diplomatımız, yine "casusluk" suçlaması ile geri gönderilmişti.
 
 Gelelim Türkiye'deki "Almanya"ya. Türkiye'nin Almanya'nın ulusal bütünlüğü aleyhine hiçbir amacı ya da girişimi yok. Almanların irredandist-şoven ırkçılığı ise, sadece insan hakları ve de işçilerimizin can güvenliği ile sınırlı olarak takip ediliyor, hepsi o kadar. Türkiye'nin 2.500.000 vatandaşının mevcudiyetine karşın, Almanya'da geçerli bir “etki ajanlığı” programı bile bulunmuyor. Her ne kadar tek yanlı çalışan Gümrük Birliği Anlaşması dolayısıyla aksi mümkün olmasa da, Alman şirketlerine yönelik ihale ya da ithal kısıtlaması sözkonusu değil. Kısaca hiçbir olumsuz önyargımız olmadığı gibi, olumsuz yaptırım politikamız da yok. Türkiye'nin Almanya'daki vatandaşlarının ulusal kimliklerinin korunması, huzur ve can güvenliklerinin sağlanması yolunda izlemede bulunması sadece bir hak değil, uluslararası mevzuata göre de kabul edilmiş bir yükümlülük. Tıpkı, Almanya'nın Türkiye'de yaşayan 100.000 civarındaki etnik Alman vatandaşını izleme, koruma, hak ve hukukunu savunma yükümlülüğü gibi. Türkiye Almanya'nın bu yükümlülüğüne saygı duyuyor. Almanya ise asla. Almanya, Rusya Federasyonu, ABD, Çin, İran gibi stratejik önemi olan ülkeler gibi Türkiye'de de görev yapan tüm diplomatlarını (Büyükelçi, Müsteşar, Başkonsolos ve tüm Konsoloslar, her derecedeki Sekreterler, Basın-Eğitim-Kültür Ataşeleri) BND kadrosundan atamaktadır. Askeri ataşelerinin bile ANBw (Amt für Fernmeldwesen Bundeswehr) mensubu olduğu tüm ilgililerce bilinmektedir. Örneğin, bu ülkenin Ankara Büyükelçiliği'ne geçtiğimiz yılın başında atanan Dr. Rudolf Schmidt'in ilk işi, KDP'nin İrtibat Bürosu'nda (sözde Kürdistan Büyükelçiliği) verilen izinsiz nevruz resepsiyonuna katılmak olmuştur. Arkasından, Alman Dışişleri Müsteşarının "artık kürtler için federasyonun tartışmaya açılması" talebi gelmiştir. Büyükelçi, 27.6.2000'de, Diyarbakır'da 39.5 milyon DM'a malolacak atıksu arıtma tesisinin temel atma törenine, "kürdistan" mizanseni içinde katılarak şov yapmıştır. Bir başka deyişle, bölge halkına ülkesi adına doğrudan destek mesajı vermiştir. Akabinde, Alman Kalkınma Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Peter Trevner başkanlığındaki heyetin sözde yatırım amaçlı gezisi -hem de iki ay içinde iki kez- sözkonusu olurken, bunu diğer Alman heyetleri izlemiştir. Nedense ziyaretler, Mondros Mütarekesi ile Sevr Antlaşması'nda yeralan "vilâyat-ı sitte"ye yapılmaktadır, yoksa ekonomik açıdan çok daha geri olan Kastamonu'ya, Bolu'ya, Yozgat'a değil. Türkiye'deki şeriatçı yapılanmalarla doğrudan ilişki içinde bulunan BND ajanları, bir başka koldan "misyonerlik" kisvesi altında da faaliyet sürdürmektedirler. Alman Sefaretinin diplomatik dokunulmazlığı ile gerçekten dokunulamayan BND misyonerleri, binlerce Türk vatandaşını İslâmiyetten koparmayı başarmışlardır. Örneğin, sözde depremin yaralarını sarma gibi son derecede insancıl amaçlarla izin alarak Adapazarı'na gelip de burada psikolojik sorunlarını devam eden depremzedelere din değiştirme telkinatı yapan BND bağlantılı üç örgüt: "Alman Protestan Kilisesi", "Federal Alman Kilisesi" ve "Türkiye-Alman Kiliseleri Birliği", yıkıcı faaliyetlerini el'an sürdürmektedirler. Türkiye, bugüne kadar hiçbir Alman diplomatını ve de görevlisini sınırdışı etme irade ve kararlılığını gösterememiştir. Bu, nasıl bir sorumsuzluk ve onursuzluktur?

 Kaydedilen o ki, BND'nin kontrolünde Türkiye'de etki ajanı bulan-yetiştiren, sevk ve idare eden "Humboldt Vakfı", "Konrad Adenauer Vakfı", "Heinrich Böll Vakfı" gibi vakıfların yanısıra, gazeteci, araştırmacı, arkeolog, sosyolog, işadamı, çevreci vb. kimliğinde -yüzlerce değil- binlerce BND ajanı Türkiye'de, Türkiye aleyhine faaliyet yürütmektedir. Ama Türkiye, misilleme politikası uygulamamaktadır; daha doğru deyişle, -karar mekanizmalarına yuvalanan Alman etki ajanlarının engellemesiyle- uygulayamamaktadır. Hatta o kadar ki, İçişleri Bakanlığı'nın 24.3.2000 tarihinde yürürlüğe koyduğu, Türkiye'ye girilmesine izin verilmeyecek 56 kişilik sakıncalılar listesinde, Yeni Zellanda'dan Romanya'ya kadar pek çok ülkeden isim bulunurken bir tek Alman'ın ismine rastlanılmamaktadır. Bunun adı, vatanseverlik ya da devlet adamlılığı değildir. Bağımsızlığın, bağımsız dışpolitikanın olmazsa olmaz türünden en önemli ilkesinin biri ulusal güç kaynaklarını harekete geçirmekse, en az onun kadar önemli olan bir diğeri misilleme yapmaktır. Hem ulusal güç kaynaklarını harekete geçiremeyeceksiniz ve hem de misilleme politikalarını üretip yürürlüğe koyamayacaksınız. Bunun adı, olsa olsa manda zihniyetli maşalıktır, etki ajanlığıdır ya da gafilliktir
” (55).
 
 Türkiye’deki Almanya’nın gücünü ifade etmek için, yukarıda verilen bilgiler son derecede yetersiz ve yüzeyel kalmaktadır. Almanya tehlikesini görmek, sahip olduğu bilgi ve kadro gücünün Türkiye’nin çıkarları aleyhine nasıl kullanılabileceğini anlamak için, öncelikle “Fian Örgütü-Bergama Dosyası”nın sayfalarını açmanız gerekecektir. Bu dosya bilinmeden, hasım Almanya’yı tanımak, anlamak ve de Almanya’ya karşı sağlıklı politikalar üretmek tek kelime ile olanaksızdır. Alman emperyalizmi adına, emperyalist karşıtı söylemlerin nasıl ifade edildiği; Türk ulusalcılarının, antiemperyalist kesimlerin, çevrecilerin, alevi kökenli protest karakterli Türk köylülerinin nasıl kullanıldığı, tüm belge ve ayrıntıları ile ikinci bölümdeki dosya içinde yeralacaktır.
Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU V
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 22:13:28
DİPNOTLAR :

1. Türk istihbarat birimleri arasında yıllardır var olduğu bilinen “Çerkezci”, “Gürcücü”, “Arnavutçu” vb. kadrolaşma hareketi, 12 Eylül 1980 sonrasında Fethullahçıların ve Nakşibendilerin de devreye girmesiyle daha da sakil bir çeşitlilik kazanmıştır. Son polis eyleminde atılan sloganlar, İstanbul Emniyet Müdürü ve Valisi arasında yaşanan gerginlikle ortaya çıkan belgeler, bu olgunun hâlâ var olduğunu ortaya koyan somut gelişmelerdir. Tipik ve güncel bir örnek olmak üzere bkz. Zübeyr Kındıra, Fethullah’ın Copları. (İstanbul: Su Yayını, 2000). Türkiye’de yürütülen Alman ve ABD orijinli espiyonaj faaliyetlerinin üzerine gidilmemesi de, istihbarat birimlerindeki bu etnik ve dinsel zaafiyetin bir sonucudur. Görünen acizliğin sorumluluk almama, inisiyatif kullanmama boyutu ayrı bir araştırma konusudur. Ayrıca ilgili diğer bilgiler için internet üzerinden bkz. http://www.hablemitoglu2002.cjb.net

2. Almanya'nın birbirleriyle koordinasyonlu biçimde faaliyet gösteren, genel emniyet hizmet sınıfından ayrı üç grupta kümelenen farklı istihbarat örgütleri bulunmaktadır: Başbakanlığa bağlı Federal İstihbarat Servisi (Bundesnachrichtendienst-BND); İçişleri Bakanlığı'na bağlı Federal Anayasayı Koruma Teşkilâtı (Bundesamt für Verfassungsschutz-BfV) ile 16 ayrı Anayasayı Koruma Eyalet Teşkilâtı (Landesamt für Verfassungsschutz-LfV) ve ayrıca Enformasyon Teknolojisi Güvenliği Federal Teşkilâtı (Bundesamt für Sicherheit in der Informationstechnik-BSI); Savunma Bakanlığı'na bağlı Federal Silâhlı Kuvvetler İstihbarat Teşkilâtı (Amt für Nachrichtenwesen der Bundeswehr-ANBw), Federal Silâhlı Kuvvetler Radyo İzleme Teşkilâtı (Amt für Fernmeldwesen Bundeswehr-AFMBw), Askeri Güvenlik Servisi (Militaerischer Abschirmdienst-MAD). Federal Hükûmetçe yayınlanan 27.6.1973 tarihli İşbirliği Tüzüğü ile tüm bu örgütlerin işbirliği esasları belirlenmiş olup, bir de yetkili koordinatörlük tesis edilmiştir. Almanya'nın Federal İstihbarat Servisi olan BND (Bundesnachrichtendienst), doğrudan Başbakanlığa bağlıdır ve Almanya dışı Espiyonaj, K/Espiyonaj faaliyetlerini yürütmekle yükümlüdür. BND, Almanya'nın dış ülkelerdeki güç ve imajı ile doğru orantılı kadroya, ekipmana ve bütçeye sahip prestijli bir istihbarat servisidir. II. Dünya Savaşı sonrasında C.I.A. tarafından yeniden yapılandırılan BND, özellikle Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya'ya karşı faaliyet gösterdiği "Soğuk Savaş" döneminde, 7.600 personele sahip, anti-komünist karakterde ancak Almanya'nın kısmen müttefik işgali altında bulunması nedeniyle bağımlı bir statüye sahiptir. A.B.D. tarafından Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyelerine yönelik espiyonaj-ajitasyon-propaganda amacıyla Alman topraklarında konuşlandırılan "Hür Avrupa Radyosu", "Özgürlük Radyosu", "Sovyetler Birliği'ni Öğrenme Enstitüsü" gibi kuruluşlar, BND için deneyim kazanılan "staj yeri" olarak önem taşımıştır. Bugün, çok iyi yetişmiş 6.300 kadrolu personele ve mükemmel ötesi teknolojik olanaklara sahip bulunmaktadır. 2000'li yıllarda personel sayısını 4.500'e çekmeyi planlayan BND'nin Almanya dışında 1500 kadrolu personeli mevcuttur. Personelinin yaklaşık 1/10'unu askeri istihbaratçılar oluşturmaktadır (askeri haberalma, izleme, ANBw-AFMBw ve MAD ile koordinasyonu sağlamak üzere). Toplam kadrolu personelinin yarısına yakın sözleşmeli personel de çalıştıran BND'nin merkezi Münih - Pullach'tadır. Batılı istihbarat servislerinin yanısıra ve onlardan farklı olarak, İran, Irak, Libya ve Çin Halk Cumhuriyeti istihbarat servisleri ile de ikili istihbarat antlaşmalarına (eğitim ve bilgi değişimi dahil) taraf olarak büyük güç ve etkinlik kazanan BND, dünyanın hemen her tarafındaki istasyonlarından online olarak gelen durum raporlarını, değerlendirme ile birlikte, GÜNDE 2 KEZ, Başbakanlık, Dışişleri, İçişleri ve diğer ilgili departmanlara iletmekle yükümlüdür. BND, Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar, gerek bu ülkede ve gerekse Doğu Almanya'da, Romanya'da, Yugoslavya'da, Polonya'da, Türkiye'de ağırlıklı espiyonaj faaliyetleri gösterirken; Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra faaliyetlerini globalleştirmiştir. Ancak, bölgesel faaliyetlere de özel bir önem verilmiştir. Doğu Almanya'nın koparılması ve iki Almanya'nın birleştirilmesi; Slovenya'nın ve Hırvatistan'ın bağımsızlığını ilân etmesi; Arnavutluk, Bosna ve Kosova'daki gelişmeler, Türkiye’deki etnik ve dinsel ayrılıkların derinleştirilmesi, BND'nin rüşdünü ispat ettiği bölgesel faaliyetler kapsamındadır. BND, ayrıca, Belçika sınırındaki Hoefen'de çok iyi kamufle edilmiş bir telekomünikasyon istasyonu çalıştırmaktadır. Ayrıca, telekomünikasyon istatistikleri için özel bir birim oluşturmuştur. BND'nin toplanan tüm verileri kaydettiği yüksek kapasiteli ve çok gelişmiş bir bilgisayar sistemi bulunmaktadır. BND, müttefiki olmasına rağmen, A.B.D.'ni ve tüm Atlantik ötesini izleyen güçlü bir istasyonu, Schleswig-Holstein'in batı kıyısında tesis ile işletmektedir. Bu tesis, A.B.D.'nin tüm dünyadaki telefon, faks, e-mail dahil elektronik haberleşmeyi ve elektronik arşiv belgelerini -hem de gizli belgelerin şifrelerini çözerek- izleyen ve bu doğrultuda sürekli kendini geliştiren "Echelon ağı"nı kullanan Ulusal Güvenlik Ajansı'na (NSA) muadil olarak inşa edilmiştir. İngiltere'nin AB ülkesi olmasına rağmen NSA'ya lojistik destek vermesinden rahatsız olan Almanya, benzeri bir istasyonun Fransa'da da kurulması için bu ülkeye telkinin yanısıra, teknik yardımda da bulunmaktadır. Yine Schleswig-Holstein'deki Husom'da bir bilgi toplama merkezi ve arşivi yeralmaktadır. Aynı şekilde, Alman diplomatların yanısıra, Federal Hükûmetten maaş alarak yurtdışına görevlendirilen görevlilerin tümü, BND "hizmetiçi akademisi"nde gidecekleri ülke ile ilgili eğitime tabi tutulmaktadır. Ayrıca, Almanya'nın yurtdışındaki sefaretlerinde görev yapan genellikle 2., 3. ve 4. sekreterlerin; ataşelerin ve müsteşarların tamamının, hedef ülkelerde ise Büyükelçilerin de BND'nin kadrolu-bağlantılı elemanları arasından atanmasına dikkat edilmektedir. 1970'li yıllardan bu yana Türkiye'de görev yapan Alman Büyükelçilerinin tamamının bağlantılı BND elemanı oldukları; Türkiye'de görev yapan Alman gazetecilerin ise doğrudan sözleşmeli BND elemanı oldukları kaydedilmektedir. BND, kuruluşu ve tüm kadrosu itibariyle ırkçı eski-yeni Nazilerden oluşmaktadır. Zamanın Almanya Başbakanı Konrad Adenauer’in, BND’nin başına, Hitler’in Doğu Cephesi İstihbarat Şefi General Reinhard Gehlen’i getirmesi ile başlayan ırkçı gelenek, bugün de ödünsüz sürdürülmektedir. Örneğin, en son atanan Almanya Büyükelçisi Dr. Rudolf Schmidt, daha Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem'i ziyaret bile etmeden, -tabiri caizse- ayağının tozu ile, 21 Mart 2000'de, sözde Kürdistan Devleti'nin lideri Barzani'nin Temsilcisi tarafından Ankara'da verilen skandal resepsiyona katılmıştır. Aynı diplomatik nezaketsizlik, hiç şüphesiz Rusya Federasyonu, A.B.D., İngiltere, İsveç dahil pek çok ülke için de sözkonusudur. İstihbaratçı diplomatlara en tipik bir örnek olarak, görev süresi içinde HADEP yöneticileri ile sıkı ilişkileriyle dikkat çeken ve Şubat 2000'in son haftasında Türkiye'deki görevi sona eren Fransa'nın Ankara'daki Büyükelçisi Jean Claude Cosserand, doğrudan Fransa İstihbarat Örgütü Başkanlığı'na getirilmiştir. Geniş bilgi için bkz. Dr. Necip Hablemitoglu, “Türkiye (M.İ.T.) ve Almanya (B.N.D./BfV) Arasındaki Yüzyıllık Güç Kavgası”, http://www.hablemitoglu2002.cjb.net

3. Bu vakıflar arasında Konrad Adenauer Vakfı, Körber Vakfı, Alexander von Humboldt Vakfı, Friedrich Ebert Vakfı, Friedrich Naumann Vakfı, Heinrich Böll Vakfı, Hans Seidel Vakfı özellikle dikkat çekenleridir. Ayrıca, Alman Orient Enstitüsü, Goethe Enstitüsü, Alman Kültür Merkezi, Georg Eckert Enstitüsü, Fian Örgütü de mutlaka izlenmesi gereken Alman merkezleri arasındadır. Alman “derin devleti”ni en iyi tanıyan Türk akademisyenlerinden Dr. Yavuz Dedegil, BND ve Alman vakıfları arasındaki organik ilişkiyi şu cümlelerle değerlendirmektedir: “Eyaletler ve özellikle federal düzeyde ise, kamuoyunu yönlendirme daha büyük boyutlardadır. Prof.Dr. Schmith-Eenboom, Undercover isimli kitabında, bütün Alman medyası ile devlet istihbarat teşkilâtı arasındaki geniş ilişkileri sıralamıştır. Alman İstihbarat Teşkilâtı (BND), medya içinde doğrudan elemanlara sahip olduğu gibi, ‘Dpa’ veya ‘Reuter’ gibi enternasyonal çalışan haber ajansları ile organik bağlar içindedir. İstihbarat teşkilâtı kendi içinde ‘haber fabrikaları’ kurmuştur ve istediği haberleri değiştirmekte veya kendisi üretmektedir. Bu meyanda Alman siyasi partilerinin ‘kendi vakıfları’nın da, birinci derecede federal yönetim tarafından finanse edildiği ve devletin ‘sivil toplum örgütleri’ni oluşturdukları da bilinmelidir”. Dr. Dedegil’in Ankara’da 16-17 Aralık 2000’de gerçekleştirilen “AB ve Türkiye Sempozyumu”na sunduğu “Almanya’da Kamuoyu Oluşumu ve Yabancılaşma” başlıklı tebliğden.
 
4. Türkiye, Vakıflar mevzuatının kesinlikle izin vermemesine rağmen, gelmiş geçmiş hükûmetlerin siyasal irade ve kararlılık gösterememeleri nedeniyle, Alman vakıflarının espiyonaj ve ajitasyon faaliyetlerine gözyummak konumundadır. Aynı şekilde, Alman ya da ABD vakıf ya da resmi kurumları ile birebir parasal ilişki ve işbirliği içinde olan Türk dernek ve vakıflarının da yerine getirmeleri gereken zorunlu prosedürlere uymadıkları bilinmektedir. Siyasal irade ve kararlılık yokluğu, yabancı istihbaratçıları ve yerli işbirlikçilerini giderek pervasızlaştırmaktadır: Tam bağımsızlık kavramının içi boşaltılırken, ulusal egemenlik ilkesi ise, giderek Berlin’e veya Washington’a ya da Brüksel’e koşulsuz teslimiyet ilkesine dönüştürülmektedir. Yabancı vakıfların ve yerli işbirlikçileri küreselleşmeci NGO’ların yarattığı bu rahatsızlık, 8. Beş Yıllık Planda da ifadesini bulmuştur ancak nedense gereği bir türlü yapılmamaktadır. Sorumlulardan eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, sadece bir tek girişimde bulunmuştur; o da yabancı istihbarat servisi elemanlarına ya da sahte NGO’larına değil, şahsıma. Konuyla ilgili bir makalemden dolayı 25.000.000.000 TL manevi tazminat davası açarken, Basın Savcılığı vasıtasıyla da İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmamı sağlamıştır. Dava konusu makale için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Etki Ajanları-Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar Raporu”, Yeni Hayat, 6:70, Ağustos 2000, s. 13-29. Ayrıca internet üzerinden bkz. http://www.hablemitoglu2002.cjb.net

5. 1990’lı yılların başında, Kuzey Irak’da bir Kürt Devleti’nin oluşumu için faaliyet gösteren sözde “insani yardım” amaçlı NGO’ların sayısı 100’ü geçmekteydi (Zaho, Duhok, Erbil Süleymaniye vd.). Birleşmiş Milletlerin ve AB’nin insani yardımları, Kızılhaç üzerinden değil de sözkonusu NGO’lar üzerinden ulaştırılmaktaydı. Çatışmaların şiddetlenmesiyle, bütün bu NGO’lar sessizce bölgeden çekilirken, bölgede en güçlü kadroya sahip olan CIA de, sözkonusu elemanlarının dışında, yaklaşık 7.500 yerli ajanını Türkiye üzerinden bir operasyon gerçekleştirerek Guam adasına nakletmiştir. Halen Batılı istihbarat servislerinin sevk ve yönetimindeki bu NGO’ların büyük bölümü tekrar geri dönerek “insani yardım” faaliyetlerini sürdürmeye başlamışlardır. Konunun en acı olan tarafı, bu NGO’ların içyüzlerinin bilinmesine rağmen, bir tek istihbaratçıya yönelik bir tek saldırı bile sözkonusu olmazken; Türk Kızılayının görevlileri, peşmergelerin vahşi saldırısına uğramıştır. Türk Kızılayının bu bölgede “insani yardım” faaliyeti göstermesini istemeyen sözkonusu NGO’lar, işkence ile vahşice öldürülen Türk Kızılayının mensupları için en küçük tepki göstermemişlerdir.

6. Örnek oluşturacak tipik bir haber: “Alman Cumhurbaşkanı Johannes Rau, dün insan hakları örgütleri ile bir toplantı yaptı. Toplantıya, Mazlum-Der Genel Başkanı Yılmaz Ensaroğlu, İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül, TİHV Genel Başkanı Yavuz Önen, ÇHD Gn. Başkanı Ali Ersin Gür, TİHAK Başkanı Nevzat Helvacı, Avukat Yusuf Alataş ve İnsan Hakları Eğitimi Ulusal Komitesi Başkanı Prof.Dr. İonna Kuçuradi katıldı. Türkiye’deki insan hakları, düşünce özgürlüğü, idam cezasının kaldırılması, demokratikleşme, yargı reformu ve işkence konularının gündeme geldiği toplantıda Alman Cumhurbaşkanı Rau, insan haklarından sorumlu Devlet Bakanı M. Ali İrtemçelik’in geçtiğimiz yıl Kasım ayında NGO’larla yaptığı toplantının devamının gelip gelmediğini sordu. Türkiye’de NGO’larla siyasi irade arasında bir kopukluk olduğu ve NGO’ların düşüncelerinin kaale alınmadığı tespitini yapan Rau’nun, ‘siyasi irade NGO’ların düşüncelerini dikkate alması gerekir’ dediği belirtildi. Türkiye’deki insan hakları sorunlarının çözümlenmesinde asıl görevin Türkiye’nin iç kamuoyuna düştüğünü belirten Mazlum-Der Genel Başkanı Yılmaz Ensaroğlu, bu bağlamda DIŞ DİNAMİKLERİN de önemli olduğunu kaydetti. Ensaroğlu, AB üyesi ülkelerin, Türkiye’nin insan hakları ihlallerine ilkeli ve KUŞATICI yaklaşmalarını, seçici davranmamalarını, insan haklarının uluslararası çıkarlara feda edilmemesini istedi. İnsan hakları alanındaki adımlarda ulusal ve uluslararası demokratik kamuoyuna güvendiklerini belirten İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül ise, bu faktörün insan hakları standardının gelişmesinin önünü açağını ifade etti” (Zaman, 8 Nisan 2000).

7. Gönüllü kuruluşların (NGO’ların) kazandıkları prestij, sahip oldukları cazibe, bürokrasinin katı kurallarından uzak olan esneklik ve hareket kabiliyeti, zaman zaman hükûmetleri, daha doğrusu kamu otoritesini de NGO’lar kurmaya yöneltiyor. Bunlara, yine İngilizce’de, azıcık şaka yollu, “Governmental Non-governmental Organization” veya “Governmental NGO”, daha da kısaltılarak “GONGO” deniyor. GONGO’lar; gönüllü kuruluş kavramını, dernek ve vakıf kavramını zedeleyen, zaman zaman belli ölçüde kamu gücünün devredildiği, ama; bürokratik kurallara uymadan at oynatılan kuruluşlardır. Bkz. “Gongoları Ayıklayalım”, Çevre, 86, Mart 2001, s. 1.

8. Ayrıntılı bilgi için bkz. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1961, s. 22-23; Tayyib Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Ankara, 1959, s. 146-148. “Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 2001-2005”de mevzuat ve uygulamadaki boşluklara dikkat çekilmektedir: “(1972) Özellikle uluslararası bağışçıların ve teknik yardım sağlayanların, yardımlarını belirli şartlara bağlamaları, idari kontrol sağlama ve yönlendirme gayretleri Sivil Toplum Organizasyonlarının inisiyatif kullanmalarını etkileyebilmektedir. Bu durum, ülke çıkarlarının gözetilmesi ve milli politikaların gösterdiği hedefler doğrultusunda faaliyette bulunmalarının sağlanması açısından STO’ların demokratik bir şekilde yapılanmalarını, idari ve mali açıdan şeffaf olmalarını gerektirmektedir. (1974) Ulusal ve uluslararası kaynakların harekete geçirilerek kalkınma çabalarının güçlendirilmesi amacıyla, STO’ların milli politika hedefleri istikametinde faaliyet göstermeleri sağlanacaktır. (1978) STO’ların katkı yaptıkları kesimlere, kendi üyelerine ve devlete yönelik olarak demokratik, şeffaf ve sorumlu bir çerçevede faaliyetlerini sürdürmesi sağlanacaktır. (1979) Sivil Toplum Organizasyonlarıyla ilgili gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır” (s. 203).

9. CIA bağlantılı merkezlerden sadece NED’den “proje bedeli” adı altında para alan Türk STK’larından TESEV, TÜSES, TUSİAD, Ka-Der, Türk Parlamenterler Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı en tanınmışları. Elaltından verilen yardımların (!) kanıtlanması mümkün olmamakla birlikte, resmen verilenler bellidir. Örneğin, Doğu Ergil’in TOSAV’ına Türk-Kürt sorunu çözüm çalışmaları için 92.000 ABD doları ile 6250 pound, Gökhan Çapoğlu’nun ANSAV’ına parti örgütlenmesi için 189.604 dolar, Stratejik Araştırmalar Vakfı’na 190.193 dolar, Bülent Akarcalı’nın Türk Demokrasi Vakfı’na 106.100 dolar, Liberal Düşünce Topluluğu’na 111.500 dolar, Türk Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na 1.111.000 dolar vd. IRI’den “proje bedeli” alanlar arasında ise ARI Grubu 278.500 dolar ile dikkat çekmektedir. NDI’nin diğer Türk STK’larına verdiği 824.900 doların yanısıra, Yeni FORUM Dergisine verilen bedel 150 bin dolar ve ayrıca 11.766 dolar, vs. vs. Sözkonusu merkezler hakkında derli toplu bilgi için bkz. Mustafa Yıldırım, “Şifre Çözücü: Project Democracy 1”, Müdafaa-i Hukuk, 32: Mart-Nisan 2001, s. 23-39; 33: Mayıs 2001 s. 39-56; Attila İlhan, “Çok Veren Maldan mı?”, Cumhuriyet, 26.1.2001. Ve de bu yardım (!) merkezlerinin internetteki web sayfaları.

10. “Ülkemizdeki Alman vakıflarının programını en özlü ifade eden kişi sanırım Steinbach’dır. 15 Eylül 1998 günü Katolik Kilisesine bağlı Lingen Akademisi’nin çağrısı üzerine verdiği ‘İslâmın Avrupa İçin Önemi’ konferansında şöyle demiştir: ‘Sorun, Atatürk’ün bir Paşa fermanıyla yarattığı yapay bir ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Olmadığını, Türkiye’de yaşayan Kürt/Türk, Müslüman/Laik, Alevi/Devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yokettiler, sonra da Rumları. Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler, bilinemez...’ Alman devletinin finanse ettiği Steinbach’ın enstitüsünün Türkiye’de bağlantısı olmadığı Alman vakfı ya da ‘araştırma kurumu’ yoktur. Örneğin, Steinbach’ın elemanlarından ‘Alevilik ve Kürtlük uzmanı’ Heidi Wedel, hem SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı ile yakın ilişkidedir, hem de Amnesty International adına Türkiye raporları hazırlar. Alman Doğu Enstitüsü’nün İstanbul şubesi bünyesinde ‘Gazi Mahallesi Araştırması’nı da yapmıştır. Bu enstitü, Türkiye’de çalışan tüm Alman vakıflarına ‘bilimsel’ yol göstericilik görevini üstlenmiştir”. Geniş bilgi için bkz. Tamer Bacınoğlu, “Türkiye’de Alman Vakıflarının Marifetleri”, Cumhuriyet, 6 Temmuz 1999.

11. “Konseptin mesajı açık: ‘Lider sultası altındaki partilerle Türkiye’de sivil toplum inşa edilemez. Örgütlenme tabandan başlatılmalı; yerel düzlemde örgütlenmelere gidilmeli, özellikle köylü hareketlerine öncelik tanınmalıdır. Türk halkı bu konularda tecrübesiz olduğu için, Alman NGO’lar teorik, parasal ve lojistik yardım sunmalıdırlar”: Argun Erbay, “Alman NGO’larının 2001 Türkiye Programı”, Aydınlık, 21 Ocak 2001.

12. Konrad Adenauer Vakfı ile en yoğun ilişki içinde olan Türk Demokrasi Vakfı’nın yönetiminde, Bülent Akarcalı, Yılmaz Karakoyunlu, Emre Kocaoğlu gibi ANAP mensubu milletvekilleri yer almaktadır. Aynı binadaki bu iki vakıf arasındaki koordinasyonu, Proje Koordinatörü Zuhal Yeşilyurt sağlamaktadır. Vakfın AB projeleri başta olmak üzere diğer enternasyonal faaliyetlerini ise Kamil B. Raif ve Jülide Mollaoğlu yürütmektedir. Konrad Adenauer Vakfı’nın adresi: Ahmet Rasim Sok. No. 27 06550 Çankaya-Ankara. Vakfın telefonları: (312) 440.40.80, Fax: (312) 440.32.48 ve 441.27.82 e-posta: kas konrad.org.tr, kaswulf dominet.in.com.tr Vakfın İstanbul Bürosu ise Yeni Çarşı Cad. No. 52 Beyoğlu adresinde faaliyet göstermektedir. Vakıf Bürosunun telefonları: (212) 249.54.36-91, 292.96.24. Fax: (212) 292.96.25.

13. Wulf Schönbohm, “Alman-Türk Dostluğunu Güçlendirme”, Cumhuriyet, 23.7.1999. Dr. Wulf Schönbohm, 1941’de Doğu Almanya’da Bad Saarow’da (Berlin) doğdu. Sovyetler Birliği’nden Batı Almanya’ya geçtikten sonra, üç yıl Orduda teğmen olarak görev yapan Schönbohm, kendisini Batı’ya geçiren BfV-BND ekseninde ve kontrolünde “aşırı solcu” kimlikle öğrencilik hareketlerinde rol aldı. Master ve Doktorasını Bonn Üniversitesi’nde yapan Schönbohm, daha sonra “sosyal demokrat” kimlikle CDU’da ve Konrad Adenauer Vakfı’nın bir departmanında yönetici olarak çalıştı. Anayasa’yı Koruma Eyalet Teşkilâtı’nın (LfV) Stutgart Ofisi’nde de çalışan Dr. Wulf Schönbohm, 1997’den bu yana Türkiye’de K.A.V. Temsilcisi olarak görev yapmaktadır. Schönbohm, Dr. Günter Seufert ile birlikte, Türkiye’de ikâmeti acilen gözden geçirilecekler arasında yer almaktadır.

Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU VI
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 22:16:42
14. ABD, Feurstein’i Dr. Neal Acherson’un “Black Sea” adlı kitabıyla tanıdı. Kitabın 7. Bölümü şu cümlelerle başlamaktaydı: “Laz memleketine ulaşmak için 75 km. kadar Trabzon’un doğusuna gitmek gerekir. Fırtına nehrinin mavi yeşil akan suları köpürerek taşların üzerine dökülür, Ardeşen’den önce bir köprü görünür. Pontus Alplerinin zirvelerinden gelen bu su Kaçkar Dağından çıkar. Bu Laz adıdır, Lazlar ve Hemşinliler Türk değildir.... Karaormanların Schopflock köyünde yaşayan Wolfgang Feurstein adında bir Alman Akademisyen, 1960’larda Lazların memleketine gitti. Bir millet yaratmak istiyordu”. BND, bir millet yaratma (!) çabası sergileyen Wolfgang Feurstein’a bir de “Güney Kafkas Dilleri ve Kültürleri Derneği” kurdurmuştur (1992). Laz alfabesi ile basılan kitap ve dergiler de, mevcut iki dernekte olduğu gibi, BND bütçesinden finanse edilmektedir. Aynı şekilde, Pontus amacına yönelik faaliyet yürüten örgütlerin ve web sitelerinin yarısından çoğu Almanya’da bulunmaktadır. Ayrıca bkz. Ali İhsan Aksamaz, Dil-Tarih-Kültür-Gelenekleriyle Lazlar. (İstanbul: Sorun Yayını, 2000).
 
15. Çok sayıdaki müşterek etkinliklerden rastgele seçilmiş birkaçı: K.A.V.-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile birlikte 1998’den bu yana her yıl düzenlenen “Yerel Gazetecilik Ödülü” yarışmasının (birinciye 2000 DM.) yanısıra, her yıl bölge bölge “Yerel Gazetecilik Meslekiçi Eğitim Seminerleri” düzenlenmektedir. Örneğin, 1997’de Çorum’da düzenlenen seminere, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartın, Bayburt, Bolu, Çankırı, Erzurum, Erzincan, Giresun, Gümüşhane, Karabük, Kars, Kastamonu, Kırıkkale, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon, Yozgat ve Zonguldak illerinden gelen yerel gazete sahipleri katılmışlardır. 9-10 Temmuz 1998’de İsparta’da gerçekleştirilen ve Akdeniz-Ege bölgesindeki yerel gazetecilerin katıldığı “6. Yerel Medya Meslekiçi Eğitim Semineri”, katılımcılar açısından rekor düzeyde olmuştur. 7. Seminer, 10 Ekim 1998’de Elazığ’da (9 ilden 70’e yakın gazeteci katılımı ile) gerçekleştirilmiştir. 25 Haziran 1999’da ise Kütahya’da “12. Yerel Televizyonculukta Meslekiçi Eğitim Semineri” düzenlenmiştir. Oldukça eski bir kuruluş mâzisine (10 Haziran 1946) sahip olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin K.A.V. ile işbirliğinin tarihçesi, ancak 1997 yılına dayanmaktadır. Bu işbirliğini kanıtlayan 14 kitap yayınlanmıştır. K.A.V., 22-23 Haziran 2000’de, yine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Alman-Türk Vakfı ile müştereken Antalya’da “İhtilâfların Azaltılmasında Medyanın Rolü” konulu bir seminer düzenlemiştir. Bu seminere, BND Türkiye ve Balkan uzmanlarından Jean Pierre Froehly, Alman Dışpolitika Kurumu adına konuşmacı olarak katılmıştır. “Deutsche Welle”den Türkiye karşıtı yazılarından tanıdığımız Dieter Weirich’in ve K.A.V. Türkiye Temsilcisi Dr. Wulf Schönbohm’un yanısıra, Yunanistan’dan akademisyen ve gazeteciler de konuşmacılar arasında yer almışlardır (Türkiye’den Zaman gazetesi Danışma Kurulu üyesi Şükrü Elekdağ, Alpay Şahin, Nail Güreli vd.).
 
 K.A.V., Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya İzleme Grubu ile müştereken hazırlanan “Türkiye’de Medya ve Seçimler” başlıklı araştırma sonuçlarını 1999’da kitap olarak bastırmıştır. Aynı şekilde istihbari değer ve önem taşıyan “Media Scape Türkiye 98” Raporu, Kültür-İletişim Haritası da K.A.V. katkıları ile ortaya çıkarılmıştır (tıpkı gizlilikle yürütülen Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Gen Haritasının çıkarılma çalışmaları gibi). TİSK ile müştereken yapılan “AB ve Türkiye’de Sosyal Diyalog, Ekonomik ve Sosyal Konseyler Semineri” ise 14-15 Haziran 1996’da Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Türk Belediyecilik Derneği ile de çok sayıda işbirliği yapılmıştır: “Yerel Yönetimlerin Ekonomik İşlevleri” konulu sempozyuma sunulan tebliğler, 1993’de kitap haline dönüştürülmüştür. Aynı şekilde, Türk Belediyecilik Derneği ile ile 27 Kasım 1998’de Ankara Sheraton Oteli’nde “Yerel Yönetimler ve Organize Sanayi Bölgeleri” konulu bir panel gerçekleştirilmiştir. Türk Demokrasi Vakfı ile “Demokrasi Eğitimi Projesi” dahilinde çok sayıda konferans, panel ve sempozyum düzenlenmiştir. Aynı şekilde, “Türk Alman Parlamenterler Semineri”, “Türk Alman Gazeteciler Diyaliz Programı” kapsamında çok sayıda etkinlik gerçekleştirilmiştir. Farklı konularda da etkinlikler düzenlenmiştir. Örneğin, 18 Aralık 1997’de “Türkiye’de ve Almanya’da Sosyal Güvenlik Sistemleri Reformu” toplantısı gibi. Almanya’da da gerçekleştirilen etkinlikler de sözkonusudur (Berlin’de düzenlenen “Türkiye-AB” konulu toplantı gibi). Keza, merkezi Almanya Hessen’de bulunan ve finansmanı Federal Bütçeden sağlanan Türkiye Araştırmalar Merkezi ile K.A.V.’nın 21 Haziran 1999’da gerçekleştirdiği “Almanya’daki Türk Gençliği” toplantısı, Alman Kültürevi’nde yapılmıştır. Ayrıca, 1995’den bu yana yine Türk Demokrasi Vakfı ile birlikte yürütülen ve halen devam etmekte olan projeler bulunmaktadır: Örneğin, “Demokrasi ve İnsanı Kalkındırma Projesi” (DİKAP), turizm etkisindeki kırsal bölgeler, büyük kentlerdeki gecekondular, dağ köyleri ve sosyo-ekonomik yapıları güdümlü olarak değişime tabi tutulan yörelerde, bir başka ifadeyle en çok ajitasyona ve provokasyona açık bölgelerde uygulanmaktadır. Aynı şekilde, insan hakları, demokratikleşme, işkence gibi söylemlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını ve laik hukuk sistemini ortadan kaldırmaya çalışan örgüt ve tarikat-cemaatlara “göz kırpan” bir diğer proje de “Demokrasi ve İnsan Haklarını Güçlendirme Halk Eğitimi Projesi”dir (DİHGHEP). Bu projede 100 öğretim elemanının çalıştırılması (legal çıkar sağlanması) öngörülmektedir.

16. Türkiye’de Anayasa Reformu Prensipler ve Sonuçlar. (Ankara: Konrad Adenauer Vakfı Yayını, 2001), s. 5.
17. a.g.e., s. 57-70.
18. Dr. Christian Rumpf’ın, tüm Alman ırkçı kamu görevlileri (istihbaratçılar, diplomatlar, hukukçular, sendikacılar, misyonerler, gazeteciler vd.) gibi, ülkelerinde yaşamakta olan 2.5 milyonluk Türk Toplumunun, başta parçalanmış aileler, çocuk yardımı, seçme-seçilme, Türkçe eğitim ve öğretim hakları gibi temel insan hak ve özgürlüklerine getirilen kısıtlamalara hiç atıfta bulunmadığı görülmektedir. Bkz. a.g.e., s. 129-43.
19. Yıl 2000 – Konrad Adenauer Vakfının Türkiye’deki Faaliyetleri, s. 3.

20. a.g.e., s. 4. Mesut Yılmaz, Konrad Adenauer tarafından 25 Haziran 1997’de Almanya’ya Bonn’a götürülmüştür. Mesut Yılmaz’ın Alman vakıfları tarafından kaç kere Almanya’ya davet edildiği bilinmemekle birlikte, Almanya’da vakıflarca ağırlanan ilk ve tek parti lideri olduğu kesin. Kendisi, aynı zamanda Alman parlamenterlerin rahatça ziyaret edebildikleri bir isim. Tıpkı, aşağıdaki haberde olduğu gibi: “Madam Roth Memnun Kaldı- Türkiye’ye her seyahatinde yaptığı açıklamalarla tepkilere yol açan Alman Yeşiller Milletvekili Claudia Roth, dün Mesut Yılmaz ile yaptığı görüşmeden memnun ayrıldı. Roth, Başbakanlık’taki görüşmeyi, ‘yoğun, ayrıntılı ve açıksözlü’ şeklinde tanımlayarak, ‘azınlıklar’ konusunun da konuşulduğunu söyledi. Yılmaz’ın daha önce ‘AB’ye giden yol Diyarbakır’dan geçer’ sözlerine atıfta bulunan ve bu çerçevede ‘Kürtlerin kültürel haklarını da’ konuştuklarını belirten Roth, ‘Yılmaz, bana Kürtçe TV ve radyo yayınlarının yapılmasına karşı olmadığını söyledi’ dedi. Görüşmede, idam cezası konusunun da ele alındığını anlatan Roth, ‘Yılmaz, Türkiye’de siyasi yetkililerin ölüm cezası kaldırılmadan AB’ye üyeliğinin mümkün olmayacağının bilincinde olduğunu söyledi’ dedi. Bu çerçevede insan haklarını da ele aldıklarını belirten Roth, Yılmaz’ın af konusunda, ‘Af toplumsal barış açısından fevkalâde önemlidir’ yorumunda bulunduğunu aktardı” (Hürriyet, 23 Kasım 2000). Kaldı ki, Mesut Yılmaz’ın Almanya’nın Türkiye’deki etnik ve dinsel farklılıklara yönelik emperyalist politikalarının yanısıra, Alman politikacılarının bu yoldaki saldırgan tavır ve söylemlerini eleştiren ya da Almanya’daki Türk Toplumuna uygulanan ayrımcı ve baskıcı uygulamalara karşı çıkan söylemleri hiç olmuş mudur? Arşiv taramasında böyle bir bulguya rastlanamamıştır. Tıpkı, Claudia Roth’un “Sömürge Valisi” edasıyla yaptığı şu açıklamalarına Başbakan Yardımcısı olarak tepki vermemesi gibi: “Kürtlerin kürtçe yayın hakları olduğuna inanıyorum. Herkesin anadilini konuşması hakkıdır. Kürtlerin kültürlerinin garanti altına alınmasını talep ediyorum. Bugün Diyarbakır’da çok güzel bir hava var. Kürt güneşi parlıyor. Bu güneşin barış getirmesini umuyorum. Bu güneşten bir parça hapiste bulunan arkadaşım Leyla Zana’ya gönderiyorum. Çıkarılan af sadece belli bir kesimi değil, hapiste bulunan Kürtleri ve Leyla Zana’yı da kapsamalıdır. Olağanüstü Hal tekrar uzatıldı. Bunu iyi bir gelişme olarak değerlendirmiyorum. Türkiye aynı zamanda etnik ve azınlık gruplarının insan hakları konusunda önemli rol oynamaktadır... Diyarbakır Belediye Başkanı Feridun Çelik iyi bir yönetici ve iyi bir büyükelçi olabileceğine inanıyorum”.

21. a.g.e., s. 3. Almanya’nın Türkiye’deki etnik farklılıklara gösterdiği derin ve anlamlı (!) ilginin en önemli kanıtı için bkz. Peter Alford Andrews - Rüdiger Benninghaus, Ethnic Groups in the Republic of Turkey. (Wiesbaden: 1989). Ayrıca Tübingen Üniversitesi’nin pafta pafta etnik haritaları da görülmeye değer.

22. 28.6.2000 Tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanan haber (yorumsuz): “Alman Elçi’ye Apo’lu Slogan – Diyarbakır’da tamamı Alman Kalkınma Bankası’ndan sağlanan finansmanla projelendirilen 39.5 milyon marklık Atıksu Arıtma Tesisleri’nin temel atma töreni, HADEP’in mitingine dönüştü. Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Rudolf Schmidt’in eşi Utto’yla birlikte katıldığı temel atma töreninde, ‘Apo’ya özgürlük’ sloganı atıldı. Nüfusu 1 milyonu bulan Diyarbakır’da altyapı sorunlarının giderilmesi amacıyla Almanya tarafından finansmanı sağlanan Atıksu Arıtma Tesisi’nin temel atma törenine katılan davetliler, HADEP bayrakları ve sarı, kırmızı, yeşil renkli flamalar eşliğinde zafer işaretleri yaparak halay çekti. Tören alanında ‘Çözüm idam değil, demokratik cumhuriyet’, ‘Anadilde eğitim’, ‘İdama hayır, tutsaklara özgürlük’, ‘Sorunumuz ekonomik değil, siyasidir’, ‘OHAL ve koruculuk kaldırılsın’, ‘Yaşasın demokratik cumhuriyet’ pankartları açıldı. Törende bir konuşma yapan Büyükelçi Dr. Rudolf Schmidt, Güneydoğu’da şiddetin etkisini yitirmeye başladığını belirterek, barış için tüm engellerin kalkması gerektiğini söyledi. Daha sonra kürsüye gelen HADEP’li Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik, dürüst ve şeffaf bir anlayışla hizmet yürütmelerine rağmen, sayısız engellerle karşılaştıklarını ileri sürdü, ‘Türkiye’de hiçbir belediyenin maruz kalmadığı ön yargılı tutum ve davranışlarla karşı karşıyayız’ dedi. Yapılan konuşmalardan sonra havaifişekler atıldı, havaya güvercin uçuruldu”. Tabii ki, Dr. Schmidt bu konuşmasında, Almanya’da bulunan 100.000’den fazla PKK mensubuna kendi sınırları içinde ve dışında verilen lojistik destekleri; ERNK’ya sağladıkları diplomatik ayrıcalıkları; gözyumdukları sığınmacı, narkotik madde, beyazkadın ticaretini ve haraç toplama eylemlerini ve benzeri düşmanlık örneklerini elbette ki sıralayamazdı. Ya da PKK’nın Türk güvenlik kuvvetlerine karşı kullandığı, herhalde barışa katkı (!) için imal edilen Alman mayınları ile hayatını ya da organlarını kaybeden binlerce şehidimizi ve gazimizi de anamazdı...

23. Yıl 2000 ... s. 5.
24. Yıl 2000 ... s. 5. Görüleceği üzere, Almanya, “arka bahçesi” olarak nitelendirdiği bölgedeki tüm siyasal-ekonomik organizasyonlara bir şekilde dahil olmanın yolunu bulmaktadır. Üye olamamasına karşın Almanya, DEİK içinde Türkiye’den daha fazla yönlendirme gücüne sahip bulunmaktadır.
25. Yıl 2000 ... s. 6. Ayrıca bkz. dpn. 15.

26. 1. Yerel Gazetecilik Yarışması “Ödül ve Mansiyonlar” Türkçe; 2. Yerel Gazetecilik Yarışmasında “Ödül ve Mansiyonlar” (Türkçe); Almanya ve Türkiye’de Yerel Gazetecilik (Türkçe); Mutlu Binark-Barış Kılıçbay, Tüketim Toplumu Bağlamında Türkiye’de Örtünme Pratiği (Türkçe); Hüsnü Erkan, Türkiye İçin Sosyal Piyasa Ekonomisi (Türkçe); Türkiye ve Almanya’da İslam Din Dersi Tartışmaları (Türkçe); Ionna Kuçuradi, Türkiye’de İnsan Haklarına Saygı İçin Eğitim (Türkçe); Kemal M. Öke-Ünal Mütercimler, Globalleşme ve Türkiye (Türkçe); Özelleştirme ve Mali Gücün Güçlendirilmesi-21. Yüzyılda Yerel Yönetimler (Almanca-Türkçe); XIV. Alman-Türk Gazeteciler Semineri-Türkiye ve Almanya’da Gazetecilikte Etik (Almanca-Türkçe); Paul-Josef Raue-Wolf Schneider, Gazeteciliğin El Kitabı (Türkçe); Hermann Schlapp, Gazeteciliğe Giriş (Türkçe); Türkiye ve Avrupa’da Gençlik (Türkçe) ve Türkiye’de Anayasa Reformu-Prensipler ve Sonuçlar (Türkçe). Konrad Adenauer Vakfı’nın 1999’da yayınladığı kitaplardan en ilginç olanı World, Islam and Democracy. İngilizce yayınlanan bu kitapta, fethullahçılara yakın söylemleriyle dikkati çeken isimlerden Prof.Dr. Mehmet Aydın, Prof.Dr. Şerif Mardin, Dr. Nilüfer Narlı’nın yanısıra, Konrad Adenauer Vakfı’nın Mısır Temsilcisi Dr. Thomas Scheben ile Hannover Üniversitesi’nden Prof.Dr. Peter Antes ve de tabii ki Prof.Dr. Ionna Kuçuradi’nin bulunması, kesinlikle şaşırtıcı gelmemektedir. Vakfın, 2001 yılı içinde çıkardığı kitapların en ilginci ise, Küreselleşme ve Modernleşme Sürecinde Kültürel Kimlik. (Ankara: K.A.V. Yayını), 127 s.

27. İstanbul Taksim’de Armada Oteli’nde gerçekleştirilen bu etkinlikte, Büyükelçi Dr. Rudolf Schmidt ve Dr. Wulf Schönbohm’dan başka, iki Alman konuşmacı tebliğ sunarak katılmıştır (Stefan Kohler ve Gerd Ketelhake). Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı adına da Müsteşar Doç.Dr. Halil Yurdakul Yiğitgüden tebliğ sunmuştur.

28. Sözkonusu etkinlik, İstanbul’daki Goethe Enstitüsü’nün Galipdede Cad. No. 85 Tünel-Beyoğlu adresindeki eski merkezinde gerçekleştirilmiştir. İki katılımcıdan biri Prof.Dr. Mete Tuncay (Bilgi Üniversitesi), diğeri Prof.Dr. Norman Stone’dur (Bilkent Üniversitesi).

29. Bu etkinlik de İstanbul-Taksim Armada Oteli’nde gerçekleştirilmiştir. Toplantının düzenleyicileri arasında K.A.V.’nın yanısıra, Türk Demokrasi Vakfı, Arı Hareketi ve Uluslararası Kongre de bulunmaktadır. ABD “derin devleti”nin üçüncü dünya ülkelerine yönelik faaliyetlerde kullandığı “Demokrasi İçin Ulusal Fon”a (NED) bağlı National Democracy Institute tarafından desteklenen Türk Demokrasi Vakfı ve TESEV’in yanısıra, “Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü” (IRI) tarafından proje bazında desteklenen Arı Hareketi, sözkonusu etkinliği K.A.V. ile düzenlemekle, uluslararası hareket alanlarını ve vizyonlarını (!) genişletmiş olmaktadırlar. Bu toplantının katılımcıları arasında yer alan TESEV’in Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Argüden’in, ünlü RAND Şirketi’ne bağlı RGS (The Rand Graduate School)’da doktora yaptığı önesürülmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Mustafa Yıldırım, “Şifre Çözücü: Project Democracy (4)”, Müdafaa-i Hukuk, 33: Mayıs 2001, s. 50-51.

30. Bülent Akarcalı, “Batıyla İlişkilerimiz”, Cumhuriyet, 4.8.1999. Bülent Akarcalı, bu açıklamayı Atatürk döneminde yapmış olsaydı, hiç şüphesiz -bu doğrultudaki icraatlarıyla birlikte- derdest edilerek İstiklâl Mahkemesi’ne sevkedilirdi. Ne var ki, Atatürk döneminin koşulları ile günümüz koşulları bir değil. İnsanlar, kurumlar, kavramlar, değerler genel olarak sürekli değişim halinde. Bu bağlamda demokrasi ve hoşgörü kavramı ne kadar değişip gelişse de, aile kavramı gibi, vatan kavramı gibi, devlete sadakat kavramı gibi, ulusal onur ve gurur gibi, bayrağa saygı gibi, tam bağımsızlık gibi kavramlar hiç değişmiyor. Tıpkı ABD’de, Almanya’da, İngiltere’de olduğu gibi. Değişirse de, ancak Bülent Akarcalı gibi olunuyor... Akarcalı’nın K.A.V. ile ilişkisi hakkında küçük bir bilgi: “Bülent Akarcalı dostumuz, Bilgi Üniversitesi’ne bir grup Alman parlamenter getirdi. ‘Konrad Adenauer Vakfı’ tarafından gönderilmişler. Merkez Sağ’ın biri ülke çapında, diğeri yalnızca güneyde söz sahibi –CDU (Hristiyan Demokrat Birliği) ve CSU (Hristiyan Sosyal Birlik) çıkışlılar. Aralarından bazıları da Doğu Almanya kökenli” Halit Kakınç, “Türkiye... Almanya...”, Star, 1.05.2000.

Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU VII
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 22:21:12
31. Genel Merkezi Berlin’de bulunan Heinrich Böll Vakfı’nın İstanbul Temsilcisi olarak gösterilen Figen Uğur, vakfın sadece sekreterya işlerine bakmaktadır. Adresi: İnönü Cad. Hacıhanım Sok. 10/12 Gümüşsuyu Taksim-İstanbul. Telefonları: (212) 249.15.54 ve 293.05.45. e-posta: hbsist superonline.de
 
32. Rüşvetin belgesi olur da Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet belgesi olmaz mı? Elbette olur. Heinrich Böll Vakfı’nın sponsorluğunda gerçekleştirilen bir panelde dağıtılan tipik bir belgeden rastgele alıntılar:
“Araştırmanız sırasında insan haklarının bozulması konusunda bilgi toplarken, askeri veya polis birliğinin hangi bölümünün bu işle ilgisi olduğunu sorunuz. Biz suçlu, suçun mahiyeti, hangi tarihte işlendiği, suçun nerede işlendiği ve kurbanın adı hakkında bilgi toplamağa çalışıyoruz.

 Eğer doğrudan bir birliği tespit edemezseniz, birliğe işaret edebilecek başka bilgiler toplamağa çalışınız. Örneğin: Ne tip silahlar kullanıldı? Askeri birlik operasyonunu hangi şehirden yürüttü? Üssü neredeydi? Askerler hangi yoldan ilerlediler? Üniformaları nasıldı? Onların üniformalarının üzerindeki rütbeler ve araçlarının üzerindeki işaretler nelerdi?
Bilgilerinizi şu adrese gönderiniz: Officer for Turkey, Department of Democracy, Human Rights and Labor, United States Department of State, Washington, DC 20520.

 Bu belgede, Türk vatandaşlarından Türk Silahlı Kuvvetler ve Polis Teşkilâtı mensupları hakkında -muhbirlik değil- resmen casusluk yapmaları istenilmektedir. Kim tarafından? Sözde dost ve müttefik ABD tarafından. Türk insanını ülkesi ve devleti aleyhine casusluğa azmettiren bu Türkçe belge, gizli yöntemlerle mi dağıtılmaktadır? Hayır!.. Tam aksine halka açık mekânlarda, izinli toplantılarda, tarikat ve cemaat mekânlarında, kamu kurum ve kuruluşlarında, legal dernek ve siyasal partilerde, kısaca hemen her yerde. Sorumluları hakkında MİT, Emniyet ya da Cumhuriyet Savcılıklarınca başlatılmış yada hâlâ sürdürülmekte olan -bilinen- resmi bir takibat sözkonusu mudur? Kesinlikle hayır!..
 
 Bu belge, şu gerçeği ortaya koymuştur: Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, Almanya, İngiltere, İran ve benzeri ülkelerin casusları, Türkiye sözkonusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerindeki "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler. Anlaşılan, casus-etki ajanı bulmak için klasik yöntemlere, örneğin, Fulbright, Konrad Adenauer, Heinrich Böll, Georgetown, Hoover, Tubingen gibi vakıf, enstitü, üniversitelerde özel seçime ve eğitime gerek kalmamıştır. Çünkü, ülke yönetiminde mevcut yerli işbirlikçilerinin sağladıkları "dokunulmazlık" sayesinde casusluk mesleği, tekniğe ihtiyaç duyulmayacak yöntemlerle adeta arabeskleştirilerek dejenere edilmiştir, tabiri caizse ayağa düşürülmüştür. Nasıl mı? Gönüllü casus aday adaylarının irtibat kurabilecekleri adres ve telefonlar verilerek!..İşte, Washington'da telefonla ulaşabileceğiniz iyi derecede Türkçe bilen resmi görevlinin adı Mauerau Greenwood. Kendisiyle görüşmek, pardon Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Türk Polisini şikâyet etmek için önce 600 Pennsylvannia Avenue. SE, 5. Washington DC 20003 adresindeki "Amnesty International USA" binasına giderek 5. kattaki odasında yüzyüze konuşabilirsiniz. İsterseniz, (202) 544.02.00 nolu telefondan dahili 222 numaralı telefonu isteyerek bizzat bir öngörüşme ile randevu da alabilirsiniz. Diyelim ki, Türkiye'desiniz. Ve yol paranız yok, ABD sefaretinden vize alabilmek için deklare edebileceğiniz bir mal beyanına da sahip değilsiniz. İşte bu durumda, çaresiz olduğunuzu hiç düşünmeyin, çünkü Greenwood ile öngörüşmeyi yaptıktan itibaren CIA'nın "müşfik kanatları" tarafından şefkatle (!) sarıldığınızı ve tüm kapıların -Delta ve TWA'ya ait uçak kapıları dahil- size açıldığını görürsünüz.

... Her neyse, biz yine sözkonusu belgemize dönelim. Diyelim ki, ABD'ne gitmek için şartlarınız uygun değil. Üstelik ille de Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet etmek ya da en azından devletinizi gammazlamak istiyorsunuz. Belge, size bu olanağı da hazır altın tepsi içinde sunuyor. Hem de ingilizce bilmenize bile gerek yok. Türkçe ihbar mektubunuzun formu bile hazır:

 MEKTUP ÖRNEĞİ

 (BURAYA TARİH KOYUN)

 Sayın Madeleine Albright

 Dışişleri Bakanı

 Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanlığı

 Vaşington, DC 20520

 Sayın Bakan Albright,

 Dış Operasyonlara Ödenek Ayrılması hakkındaki kanunun 570 ci maddesi olan Leahy Kanunu ile ilgili olarak bir güvenlik birliği tarafından insan haklarına aykırı hareket edildiği dikkatimizi çekmiş bulunuyor. Bu kanıt konusunda size bilgi vermek istiyor ve burada adı geçen birliğe Leahy Kanununun uygulanıp uygulanmaması gerektiğine karar vermek amacıyla bir tahkikat başlatılmasına gereğini arz ediyoruz.

 (BELİRLİ GÜVENLİK BİRLİĞİNİN İNSAN HAKLARINA AYKIRI DAVRANMASI HAKKINDA DETAYLI BİLGİYİ YAZIN)

 Bu konuyu gözden geçireceğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

 (İMZALAYIN).

 Dört sayfalık bu ihanete azmettirici belgenin alenen dağıtıldığı ilk yer, İstanbul Barosu'nca düzenlenen uluslararası bir toplantı. Toplantının davetlilerine bakıldığında, hiçbirinin bu belgenin içeriğine ters düşmeyecek isimlerden oluştuğu görülüyor: Anne Burley (Amnesty International USA Avrupa Seksiyonu Başkanı), Yücel Sayman (yorumsuz), Akın Birdal (yorumsuz), Yılmaz Ensaroğlu (yorumsuz), P. Dankert (Avrupa Parlamentosu Türkiye Delegasyonu Başkanı), Derek Evans (A.I.-USA Avrupa Seksiyonu Sekreteri), Şanar Yurdatapan (yorumsuz), Helsinki Yurttaşlar Derneği, HADEP, İHD, Mazlum-Der gibi kuruluşların Güneydoğu şube yöneticileri, Almanya Dış İstihbarat Servisi BND'nin kontrolünde Türkiye'de etnik ve dinsel bölücülükle doğrudan ilgili espiyonaj ve provokasyon faaliyetlerini sürdüren, Türkiye'nin Güney Doğusunda "Kürdistan"ı ve de başkenti olarak da Diyarbakır'ı "de facto" pozisyonunda kabul ve ilân eden Konrad Adenauer Vakfı ile Heinrich Böll Vakfı temsilcileri-uzmanları ve daha pekçokları.... Türkiye, bu haliyle -pardon vurdumduymazlığıyla- dünyanın özgürlükleri en sınırsız ülkesidir. Türkiye, Cumhuriyeti özgürlükler adına yıkmaya çalışanların, savunmaya çalışanlardan daha özgür ve güçlü olduğu garip bir ülkedir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesi, ABD ve AB ülkeleri dahil, kamu güvenliği gerekçesiyle kayıtlara geçmiş, sürekli izlemede tutulan bireylerine sınırsız özgürlük tanımazlar. IRA taraftarı olduğundan kuşku duyulan birinin sözde özgür ve özerk BBC'den konuşma yapması mümkün değildir, hatta dolaylı haber olarak bile verilmesi olanaksızdır. ABD'nde "sol" damgası vurulan aydınların maruz kaldıkları baskılar (taciz ölçüsünde izleme, kamu görevi ve askerlik yaptırmamak, pasaport sınırlamaları vd.) artık hiç kimsenin meçhulü değildir. Keza, kamu düzeninin korunması, Almanya'da Anayasa dokunulmazlığı ölçüsündedir; rejim karşıtlarının tipik ve bilinen bir örnek olarak Bader Meinhoff çetesi üyelerinde olduğu gibi yaşama hakları bile sözkonusu edilemez ve kimse de Alman Devleti'ni imaen bile olsa suçlayamaz”. Ayrıntılı bilgi için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Siyasal Gerekçeleri ve ABD Örneği Çerçevesinde Ulusal Andıç Raporu”, Yeni Hayat, 74: Aralık 2000, s. 20-39; http://www.hablemitoglu2002.cjb.net
 
33. Heinrich Böll Vakfı’nın en önemli partneri Mazlum-Der, anlaşılan yukarıdaki örnekten aldığı esinle, kendi ihbar hattı projesini yaşama geçirmiştir. (212).534.22.47 No.lu telefon, ihbarlara tahsis edilmiştir (ihbarlarda kullanılacak e-posta adresi ise şöyle: ihlalihbarhatti°hotmail.com). Dernekte oluşturulan “Hak İhlallerini İzleme Komitesi”, 16 Mart-15 Mayıs tarihleri arasında, ihlal ihbar hattına yapılan 155 başvurunun, 90’ını “inanç özgürlüğü” yani üniversitelerdeki türban yasağı uygulaması ile ilgili olduğunu saptamıştır. İhbarların dağılımına bakıldığında, en az şikâyet başvurusunun yapıldığı bölge, sadece 4 adet ihbarla Güneydoğu Anadolu Bölgesidir. Oysa, Almanya’daki ırkçılığı, insan hakları ihlâllerini gündeme getiren, eleştirip yargılayan, uluslararası baskı talep eden bir tek Alman vakfı ya da derneği görülemez. Türkiye’ye insan hakları dersi vermeye gelen Alman vakıflarının yok saydığı gerçeklerden bazıları, hem de Almanya’da yaşayan bir Cumhuriyet aydınının kaleminden: “... Irkçılığı göğüslemek, AB’deki yurttaşlarımızın günlük hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu gerçeği diri diri yakılarak öğrendiler. İkinci sınıf konumundadırlar. Çağdaş toplumda olması gereken en temel yurttaşlık hakları yoktur. Irkçılık Avrupa merkezli, Batı kaynaklıdır. Irkçılığın Avrupa ülkelerindeki bugünkü biçimi yabancı düşmanlığıdır. Gelişmekte olan ülkelerden çalışmak için Avrupa’ya gelen emekçilere karşı sistemli olarak yürütülmektedir. Irkçılık en yaygın biçimiyle Almanya’dadır ve esas olarak yurttaşlarımızı hedef almaktadır.... Almanya’da tespit edebildiğimiz kadarıyla 15 adet aşırı sağcı ve NAZİ partisi, ayrıca da birçok mahalli dazlak grubu vardır. Bu partilerin 1993’te üye sayıları 100 bin civarında idi ve bir o kadar satan yayın organları vardı. Bugün bu örgütlerin üye sayıları oldukça artmış durumda. Ordu ve polis içinde çok sayıda kayıtsız üye ve taraftarları var.... Almanya’da 1983-1986 arası dört yılda, yıllık ırkçı saldırı ortalaması 119’dur. 1990-1993 arası yıllık saldırı ortalaması ise 1580’dir. Yani Büyük Almanya ile birlikte yurttaşlarımıza yönelik saldırılar on misli artmıştır.... Irkçı saldırılara dönersek, 1999’a göre 2000’de Türklere yönelik saldırılarda % 20 artış oldu.... Sık sık yurttaşlarımıza ait işyerleri kundaklanmaktadır. Duvarlarda ‘Türkler defolun’, ‘yabancılar defolun’ gibi sloganlar her tarafta görülebilir. Yaygın bir saldırı biçimi de tehdit ve aşağılamayı içeren mektuplardır. Bu mektuplarda, kapitalist-emperyalizmin biçimlendirdiği insan müsveddelerinin sefilliği görülür. Gençlerin sık sık uğradığı diskoteklerin önünde nöbet tutanlar, ‘kara kafaları’ geri çevirir.... Avrupa medyasının yabancı ve Türklerle ilgili bütün haberlerine ırkçılık çok ince ve sinsi bir şekilde gizlenmiştir. Örneğin, istenmeyen bir olaya karışmış Türk kökenli bir gencin haberi öncelikle kökenine vurgu yapılarak veriliyor. Oysa gençlerin bir çoğu Alman pasaportu taşıyor. Medyada çok yoğun olarak ülkemiz aleyhinde yayın yapılıyor. İnsan hakları, etnik sorunlar, Ermeni sözde soykırımı, Kürt sorunu, inançlara baskı yapılması vb. gibi.... Aydınlık’ta haberi yayınlandı, 7 Alman gazetesinde sadece dört gün içinde ülkemiz ve yurttaşlarımız aleyhinde 65 haber ve yorum çıkmış. İçeriğinde, Türkiye’ye karşı insan hakları sopası sallanıyor, ordu ve 28 Şubat hedef alınıyor, Türklerin İslâmı en iyi Almanya’da yaşadığı yazılıyor.... Almanya’nın geleneksel politik güçlerini oluşturan Birlik Partilerinin (CDU ve CSU’nun) yürüttükleri ‘yönetici’ veya ‘hakim-üst kültür’ (Leit Kültür) tartışması da, ırkçılığın derinlere inen köklerine işaret etmektedir. ‘Alman İslâmı’, ‘Kürt politikası’, ‘Ermeni Soykırımı tasarıları’ ve her türlü kültürel-etnik farklılıkları kaşımaları, mülteci solu ajanlaştırıp Türkiye aleyhine çeşitli biçimlerde yönlendirilmeleri, ırkçılığı besleyen etmenlerdir. Bu politikaları irdelediğimizde, ırkçılığın öyle münferit saldırılardan ibaret olmayıp, ulusal devlet bilincimiz, ulusal kültürümüz ve dilimizi hedef alan Almanya ve Batı’nın geleneksel politikasından kaynaklanan derin köklere sahip olduğunu görürüz.... Yeşiller ve Sosyal Demokratların ‘çok kültürlü toplum’ (multikültürel) projesiyle üst kültür kavramı birbirini tamamlıyor. ‘Her kültür ve farklılığa saygı göstermek’gibi lanse edilen bu kavram, ezilen dünyanın etnik ve dinsel farklılıklarının kurcalandığı bir proje olarak hayata geçmektedir. Bu teorinin şampiyonluğunu yapan Yeşiller, Yugoslavya’nın parçalanmasının mimarlarından olan Fischer gibi politikacılar çıkarttı. Alman medyası ve bu politikayı savunan çevrelerde, özellikle Atatürk ve ulus devletle ilgili her türlü kavram saldırıya uğrayıp aşağılanmaktadır. Daniel C. Bendit ve Claudia Roth gibi ülkemize ve sorunlarına tam bir sömürge valisi ve misyoner gibi yaklaşanların bu teorilerin baş savunucuları olması, durumu yeterince açıklamaktadır. ‘Multikültür’ kavramı, vatandaşlarımızın ulusal kültür bilincini parçalarken, ‘üst kültür’kampanyası, bunun yerine Avrupa’nın emperyalist kültürünü pompalıyor”. Geniş bilgi için bkz. Ali Mercan, “Avrupa’da Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı”, Teori, Şubat 2001, s. 57-66.

34. Heinrich Böll Vakfı, bir diğer vazgeçilmez partneri İstanbul Barosu’nun Kadın Hakları Uygulama Merkezi, Amerikan Başkonsolosluğu Basın Kültür Merkezi ve British Council ile 11-13 Mart 2000’de “Kadına Yönelik Cinsel Şiddete Karşılaştırmalı Hukukun Yaklaşımı” konulu bir sempozyum düzenlemiştir. 29-30 Nisan 2000 tarihleri arasında yöne Böll Vakfı ile Ege Kadın Dayanışma Vakfı, “Kadına Yönelik Şiddet ve Toplumsal Boyutları: Önlenmesi ve Yükümlülükler” konulu bir başka etkinlik gerçekleştirmişlerdir. Bu iki etkinlik, Böll Vakfı’nın sayıca az olan yarar getirici etkinlikleri arasındadır.

35. Heinrich Böll Vakfı ve İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin işbirliği ile 24-25 Haziran 2000’de İstanbul Taksim Dorint Park Plaza Oteli’nde gerçekleştirilen “Kopenhag Kriterleri: Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin Ortak Paydası mı?” konulu sempozyuma, konuşmacı olarak Karen Fogg (Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi), Uluç Gürkan, Yücel Sayman, Prof.Dr. İbrahim Kaboğlu, Prof.Dr. Baskın Oran’ın yanısıra, AB ülkelerinden yedi konuşmacı katılmıştır. Sempozyumun ikinci gününde, esas dikkat çeken “AZINLIK HAKLARI: Kültürel Haklar mı, Siyasal Haklar mı?” konulu oturumun başkanlığını, herhalde ilgisi nedeniyle olacak, Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Hasip Kaplan yapmıştır.

36. İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin yine Heinrich Böll Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirdiği etkinliklerden biri olan “Ulusal, Ulusalüstü ve Uluslararası Hukukta Azınlık Hakları” sempozyumu, 8-9 Haziran 2001’de İstanbul Taksim Dorint Park Plaza Oteli’nde yapılmıştır. Açılış konuşmalarını İbrahim Kaboğlu, Karen Fogg ve Volkan Vural’ın yaptığı sempozyumda, altı oturumda (İnsan Hakları, Demokrasi ve İnsan Hakları-Uluslararası Hukukta ve Ulusalüstü Hukukta Azınlık Hakları-Lozan Antlaşması ve Diğer Uluslararası Belgeler Işığında Türkiye’deki Mevzuat ve Uygulama-Ulusal Çözümler-Türkiye İçin Çözüm Önerileri-Genel Değerlendirme) 20 tebliğ sunulmuştur. Konuşmacı ve oturum başkanları arasında, Alman milletvekili Cem Özdemir, Ionna Kuçuradi, Tarık Ziya Ekinci, Zafer Üskül, Yücel Sayman gibi isimlerin yanısıra, yedi yabancı davetli de yer almıştır. Katılımcılardan Cem Özdemir’in Alman “derin devleti”nin hizmetinde gerçekleştirdiği eylem ve söylemler, Sayın Ersen Bayhan’ın makalesiyle deşifre ile kamuoyuna da malolmuştur. Bu arada, Sempozyum davetiyesinde, katkıları için İngiliz Konsolosluğu’na teşekkür edilmiştir. Böylece, İstanbul Barosu yönetimi, BND’den MI6’ya uluslararası bir açılım (!) sergilemiştir. Bu sempozyum, İstanbul Barosu’na kayıtlı Cumhuriyet aydını-yurtsever avukatlar tarafından aşağıdaki açıklamayla kınanmış ve protesto edilmiştir: “DUYURU- Bizler, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatlar olarak, İstanbul Barosu’nun 8-9 Haziran 2001 tarihinde düzenlediği ‘Azınlık Hakları’ sempozyumunu protesto ediyoruz. Çünkü: Ülkemize Sevr Planlarının dayatıcısı vakıflarla işbirliği yapılmaktadır. İngiltere Konsolosluğunun katkıları alınmaktadır. Karen Fogg gibi, Viladimir Goati gibi, Slobodan Milocic gibi, Cem Özdemir gibi, insan hakları adı altında yeni Sevr dayatıcılarına platform hazırlanmasına Baromuz aracı olmaktadır. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da çözüme ulaştırılan sorunlar, yeniden Sevr amaçları doğrultusunda gündeme getirilmekte, alt kimlikler tahrik edilerek etnik çatışma ortamı yaratılmak istenmektedir. Rengine, ırkına, dinine bakılmaksızın tüm insanların kardeşçe yaşama ve insan haklarından yararlanma kutsal mücadelesini emperyalist saptırma ile Azınlık Hakları adı altında daraltmaya ve kardeşçe yaşamı bozmaya yönelik girişimlere İstanbul Barosu hizmet edemez. Yüzyıllardan beri sömürge olmayı reddederek bağımsız ve özgür yaşayan Anadolu insanı onurludur; emperyalistlerden ve işbirlikçilerinden öğreneceği hiç bir şey yoktur. İstanbul Barosu’nun ezici çoğunluğu, Cumhuriyet’in kazanımlarını koruma azmiyle aynı düşünceleri paylaşmaktadır-Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu”. Yine bu grup tarafından, üyeleri bilgilendirmek amacıyla dağıtımı yapılan yazarı belirsiz bir makalede, Alman Birlik 90/Yeşiller Partisi’ne doğrudan bağlı Heinrich Böll Vakfı’nın Kürtçülere olan özel ilgisi ile ilgili olarak şu önemli bilgiler verilmektedir: “...Yeşil Alman vakfının en ilginç faaliyeti ise, ‘insan ve azınlık hakları’ alanında gözlemleniyor. Alman devleti, bu hassas konuyla uğraşma görevini, öteden beri Yeşil vakfa havale etmiş durumda. ‘Kürt sorunu’nun yanısıra vakfın en ilgi gösterdiği ‘etnik azınlık’ Tibetliler. Almanya’nın Tibet’e duyduğu ilgi, en az Kürtlere duyduğu ilgi kadar eski ve derin. 1941’de Himmler’in talimatıyla kurulan Hedin Enstitüsü, sekiz bin Tibetli’nin kafatasını inceledikten sonra, bu % 70 mongolid, % 30 europoid millet, hem bizim, hem de Japonya’nın desteğinde Rusya ve Çin’e karşı kurulacak Moğol İmparatorluğu’nu idare edecek kabiliyettedir” sonucuna varmıştı. Nazi kurmaylarının planlarında Kürtlere de aynı rol biçilmişti. ‘Türklerden çok, Cermenlere yakın bu halkın Türklere ve Araplara duyduğu tiksintiye yakın nefretten yararlanmalıyız. Bağımsız bir Kürdistan, Yakın Doğu’da muhteşem bir köprü başı olmaya namzettir’ deniliyordu. Yeşil vakfın aynı anda hem Tibet, hem de Kürt ‘sorunu’yla ilgilenmesi, Almanya’da bir şeylerin hiç değişmediğini gösteriyor”.
 
Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU VIII
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 22:26:16
37. Heinrich Böll Vakfı’nın “sahibi” Yeşiller Partisi’nin 29 Ocak 2001’de Bonn’da bir basın toplantısı ile açıkladığı “Türk-Kürt Çatışmasına Çözüm Konsepti”, Sevr’in “Kürt Sorunu”nu düzenleyen 62, 63 ve 64. maddelerinin sadece geniş bir özetinden ibaret. Konsept özetle diyor ki: “Türkiye, birbirinden etnik, linguistik ve dinsel sınırlarla ayrılmış farklı halk gruplarını içeren ve bu nedenle homojen olmayan bir nüfusu barındırmaktadır”. Yeşil Sevr grubunun talepleri şunlar: “Demokratikleşme, merkezi devletin kaldırılması, etnik grupların dil kimliğinin güvenceye alınması, Türk/Kürt toplumlarının barışması”. Bakalım Yeşiller “demokratikleşme”den neyi anlıyorlar: “...Bölücülük propagandası gibi düşünce suçları kaldırılacak, etnik partilerin kurulmasına izin verilecek. Partiler Yasası’nın partileri Kemalist ilkelere sadık kalmaya mecbur eden hükümleri kaldırılacaktır”. Merkezi devletin kaldırılması çerçevesinde ise, “Kürtlere ve diğer etnik azınlıklara yerel ve kültürel özerklik verilmesi” talebi başta geliyor. “Dil kimliğinin güvenceye alınması” talebinin birinci maddesi, “başta Kürtler olmak üzere diğer etnik azınlıkların çocuklarına kendi ana dillerinde eğitim verilmeye başlanması” oluyor. Bütün bunların ardından “Kürtlerle Türklerin barışması” safhası başlıyor, zira “yıllar boyu süren savaş sadece Kürtlerle Türkler arasında değil, bizzat Kürtler arasında da derin bir kin ve nefret doğurmuş”muş ve “Güney Afrika örnek alınmalı”ymış (Ersan Bayhan). Kısaca, Heinrich Böll Vakfı, bağlı olduğu partinin konseptinin gereklerini yerine getirirken, yerli işbirlikçileri de Türk Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesini yoketme, bir başka ifadeyle, vatanı satma yarışındadırlar.
 
38. Türkiye Cumhuriyeti karşıtı tüm küreselleşmeci NGO’ların sevk ve idare edildiği merkezlerden biri olan Uluslararası Af Örgütü’nün İstanbul adresi: Muradiye Bayırı Sok. 50/1 Teşvikiye. Tel: (212) 258.43.67 Fax: (212) 258.44.59 ve e-posta: “amnesty°superonline.com”. Uluslararası Af Örgütü’nün Almanya Şubesi, kendi ülkesindeki Türkler başta olmak üzere yabancıların sorunları ve de onlara yönelik insan hakları ihlâlleri uğraşmak yerine, temel ilgi alanı olarak Türkiye’ye odaklanmıştır. En çok Heinrich Böll Vakfı ile paslaşan BND kontrolü altındaki Şube, 2001 İnsan Hakları Ödülü’nü, Av. Eren Keskin’e vermiştir. Ödül açıklamasının Türkçe çevirisi aynen şöyledir: “Bonn, 28 Mayıs 2001 – Uluslararası Af Örgütü Almanya Şubesinin (Amnesty International Deutschland) ilk kez 1998 yılında verdiği İnsan Hakları Ödülü, bu yıl 27 Mayıs Pazar günü avukat ve insan hakları savunucusu Eren Keskin’e verildi Gözaltında tecavüz ve cinsel tacize uğrayan kadınlara hukuki yardım sunan bir projenin kurucularından biri olan Eren Keskin, aynı zamanda Eylül 1998’den bu yana İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul Şubesinde Başkanlık görevini yürütmektedir. İnsan Hakları 2001 ödülü ile Uluslararası Af Örgütü Almanya Seksiyonu (AI-Almanya), Av. Eren Keskin’in insan hakları mücadelesindeki büyük kişisel çabalarını ve katkılarını takdir etmek istemektedir. AI-Almanya tarafından ikinci kez verilen bu ödül, ‘işkencesiz bir dünya’ adlı uluslararası kampanyanın çerçevesinde yer alıyor ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olanların cezasız kalmalarına karşı verilen mücadelenin önemini vurguluyor. Af Örgütünün İnsan Hakları Ödülü, bütün dünyadaki binlerce insan hakları savunucusunun büyük kişisel çabalarını ve çoğu kez hayati tehlikeler altında verdikleri insan haklarından yana mücadeleyi sembolik olarak onurlandırmayı amaçlıyor. Uluslararası Af Örgütü, ödül adaylarını belirlerken, cinsiyet, bölge, tanınmışlık ve faaliyet alanlarının içeriğini dikkate alırken, adayın şu anki koruma gerekliliğini de bir kriter olarak belirlemiştir”. Adayın kimden ya da kimlerden koruma gerekliliği, üstü kapalı bir mesaj olarak geçiştirilirken, sembolik onurlandırmanın parasal bedelinden de bahsedilmemiştir. Örneğin, Alman Fian Örgütünce her yıl verilen çevrecilik ödülünün alt sınırı 150.000 marktır. Ödülle ilgili geniş bilgi için bkz. http://www.amnesty.de Şubeden bizzat bilgi almak isteyenler için telefon: 0.0.49.228.983.73.306.

39. Merkezi Almanya-Heidelberg’de bulunan ve Birleşmiş Milletler Örgütü’ne akredite olması nedeniyle BND tarafından ekonomik “taşeron” olarak kullanılan Fian kuruluşu hakkında ikinci bölümde geniş bilgi verilecektir. Fian, Bergama’da altın üretimini engelleme programında Böll Vakfı’nı partner olarak kullanmaktadır.

40. “Türkiye-AB Bütünleşmesinde STK’ların Rolü” konulu 8. STK Sempozyumu’nun organizasyonunu, “Düzenleme Kurulu” adına Tarih Vakfı üstlenmiştir.

41. Heinrich Böll Vakfı’nın katkılarıyla düzenlenen STK Sempozyumlarının birincisi 16-17 Aralık 1994 tarihinde gerçekleştirilmiştir. İkincisi “Küçülen Dünyamızda Büyüyen Sivil Toplum” konu başlığı ile 23-24 Haziran 1995’de; üçüncüsü “Sivil Toplum Kuruluşları Arasındaki İletişim Sorunları ve Çözümleri” konu başlığı ile 7-9 Aralık 1995’de; dördüncüsü “Sivil Toplum Kuruluşları ve Yasal Çerçeve” konu başlığı ile 4-6 Nisan 1996’da; beşincisi “Sivil Toplum Kuruluşları ve Etik” konu başlığı ile 1-2 Temmuz 1999’da; altıncısı “17 Ağustos Depreminden STK’lar Olarak Neler Öğrendik?” konu başlığı ile 12-13 Kasım 1999’da; yedincisi “Sivil Toplum Kuruluşları ve Devlet” konu başlığı ile 2-4 Haziran 2000 ve dokuzuncusu da “Sivil Toplum Kuruluşlarında Örgüt İçi Demokrasi ve Gönüllülük” konu başlığı ile 2-3 Haziran 2001’de gerçekleştirilmiştir. Sonuncu sempozyumun sekreteryasını “Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı” üstlenmiştir.

42. Genel Merkezi Bonn’da olan Friedrich Ebert Vakfı’nın İstanbul Temsilcisi Jörg Lange olup, adresi şöyledir: Asariye Cad. Orhan İşhanı, No. 33, Kat: 5, Beşiktaş. Farklı bir diğer adres de şu: Serencebey Yokuşu, Mehmet Ali Bey Sokak, No. 10/5, Beşiktaş. Tel: (212) 258.70.01, Fax: (212) 258.70.91, e-posta: fesist° superonline.com

43. Alman Hükûmetinin en büyük ortağı SDP tarafından kendisine bağlı olan Friedrich Ebert Vakfı’na hazırlattığı ve Alman arşivlerine “devlet raporu” olarak geçen “Almanya’da İslâmi Örgütler” başlıklı rapora göre: “DİTİB-Diyanet İşleri Türk İslâm Birliği” en büyük Türk İslâm örgütüdür ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kontrolündedir. Eğer Almanya’da bir caminin lokalinde Atatürk resmi varsa, o cami DİTİB’e bağlıdır. DİTİB’in imamları maaşlarını Türkiye Cumhuriyeti’nden almakta, anadili Türkçe olmayan müslümanlara yardım edememektedirler. DİTİB’in varlığı, diğer müslümanların aleyhinedir. DİTİB’le ilişkilerde mesafeli olunmalıdır.... İslâmi örgütler bir güç faktörüdür. Alman Devleti, adı istihbarat raporlarında adıgeçen İGMG ve Süleymancı örgütlerle diyalog kurmalıdır. Diyalog, örgütlerin merkezleriyle değil, yerel şubeleriyle kurulmalıdır. Haklarında istihbarat kaynaklı uyarılar var diye Milli Görüşçülerle diyaloğa girmemek hatadır. Bu tür örgütlerle diyaloğa girmemek, Alman tarafı için “bumerang”a dönüşebilir. Yerel yönetimler, İslâmi örgütlerin ihtiyaçları konusunda işbirliği yapmalıdır. Raporda ilginç tespitlerde bulunulmaktadır. Nitekim, “İslâma bu kadar önem verilmesi, Almanya’nın yeni entegrasyon politikası karşısında Türk ulusal kimliğinin yarattığı endişeden kaynaklanmaktadır. Vatandaşlık yasası reformuna göre Alman yurttaşlığına geçişin kolaylaşacağı düşünüldüğünde, bu yeni vatandaşların dini kimliklerine önem verilerek ulusal kimliklerinden uzaklaştırılacaklardır. Böylece bu kişiler karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin söz söyleme hakkı kaybolacaktır. Ayrıca, dini talepleri karşılanan müslümanlar devlete karşı daha sadık olacaklardır” görüşü savunulmaktadır. Raporda, Nurculuk, Süleymancılık ve Milli Görüş gibi tüm irticai oluşumlar övülürken, Almanya’daki vatandaşlarımızın Türk kimliğinden uzaklaşması amacıyla din eksenli alternatif entegrasyon modeli öngörülmektedir. Buna göre, müslümanların giysilerine karışılmayacak; kurban kesimi, İslâmi mezarlık, İslâmi defin, cami yapımı, ezan, İslâmi okul, Almanca din dersi gibi haklar tanınacaktır. Modelde ayrıca İslâmcı şeriatçı örgütlere imam nikâhı kıyma hakkı verilmesi ve bu nikâhın Alman resmi makamlarınca da tanınması yer almaktadır. Rapora göre bu uygulamalarla, Alman Hükûmetinin entegrasyon modelindeki temel hedefler şöyle olacaktır: Müslüman Türkler ulusal kimlik ve kültürlerinden uzaklaştırılmalıdır. Bu insanlara temel sorunlarının dini ihtiyaçları ve talepleri olduğu aşılanmalı ve gündemde tutulmalıdır. Müslümanlar anayasal hakları sağlandığı gerekçesiyle sevindirilmeli, Türkiye’den mümkün olduğunca uzaklaştırılmalıdır. Nitekim, Alman Hükûmetinin tanıması ve teşvikiyle Milli Görüş Münih İslâm Merkezine bağlı “İslâmi İlkokul” kurulmuştur. Bu modelin yürürlüğe girmesiyle İslâmi anaokulu da kurulabilecektir. Alman Hükûmetinin, sözkonusu raporda belirtilen hususların bir kısmını uzun süredir uygulamaya çalıştığı, Almanya’nın neden bu ülkede din dersi verme yetkisini Milli Görüş yanlısı İslâm Federasyonu’na verdiği daha net olarak anlaşılmaktadır. Raporun tam anlamıyla uygulamaya konulmasıyla irtica için Almanya’nın ideal ülke olacağı sanılmaktadır.

44. Ebert Vakfı’nın rastgele seçilmiş etkinliklerinden birkaçı: “Gündelik Yaşamın Müzelere Yansıması Sempozyumu” (16 Aralık 1995); “Önde Gelen Sivil Toplum Kuruluşları Araştırması” (Ocak 1997); “Türkiye’de İç Göç: Sorun Alanları ve Araştırma Metotları Sempozyumu” (6-8 Haziran 1997); “Sendikal Eğitim Teknikleri Atölye Çalışması” (11-12 Haziran 1998); “Sendikalarda Kadın Eğitimi Atölyesi” (22-23 Haziran 1998); “Sendikalarda Uzmanlık Grubu Eğitimleri Atölye Çalışması” (17-18 Eylül 1998); “Yazılı Malzemelerin Sendikal Eğitimde Kullanılması Olanakları Atölye Çalışması” (1 Ekim 1998); “Yeni Teknolojilerin Sendikal Eğitimde Kullanılma Olanakları Atölye Çalışması” (2-3 Ekim 1998); “90’larda Türkiye’de Endüstri İlişkileri Araştırma Projesi” (Mart-Ekim 1998); “Türkiye’de İşsizlik ve Eksik İşgücü Araştırma Projesi” (Nisan-Ekim 1999); “Üniversiteler ve Sendikalar Sempozyumu” (24-25 Eylül 1999); “Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bibliyografyası Araştırma Projesi” (Başlangıç 15 Mayıs 2000); Ankara Üniversitesi Ataum Merkezi ile Dr. Emil Mintchev, Prof.Dr. Peter Ludlow, Prof.Dr. Jörg Becker, Dr. A. Atilla Doğan gibi akademisyenlere verdirilen konferanslar; TÜSES (Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı) ile ortak düzenlenen “Sosyal Demokrat İstihdam Politikaları” etkinlikleri (Ekim 1997) vd.

45. CHP yönetimlerinde bulunan kişilerce kurulan vakıfların da Friedrich Ebert gibi Alman vakıflarıyla eğitim programları düzenledikleri görülüyor. CHP Gençliğinin sosyal demokrasi eğitiminin sonunda, Ebert Vakfı’na katkıları nedeniyle bir de plaket veriliyor (Cumhuriyet 6 Ekim 2000). Aralık 2000’de CHP’nin Alman Sosyal Demokratlarıyla birlikte bir dostluk derneği kurma girişimlerinin Bakanlar Kurulu’nun onayından geçmediği gazetelerde yer alıyor. SODEV adlı vakfın tanıtım metninde şu ilginç açıklama yer alıyor: “Ayrıca, uluslararası planda Alman Friedrich Ebert vakfıyla da önemli çalışmalar yürütülmektedir”. Ayrıntılı bilgi için bkz. Mustafa Yıldırım, “Şifre Çözücü: Project Democracy”, Müdafaa-i Hukuk, 32: Mart-Nisan 2001, s. 29 ve dpn. 20.

46. Merkezi Hamburg’da bulunan Körber Vakfı’nın Başkanlığını Dr. Wolf Schmidt, Konrad Adenauer Vakfı’nın ajandasına göre de İstanbul temsilciliğini Esther Karay-Dinç yapmaktadır. Genel Merkez adresi: Kurt A. Körber, Chausse 10 21033 Hamburg-Deutschland, Tel: 040.72502457, E-posta: turkei°stiftung.koerber.de Diğer vakıflar gibi bu vakfın da internette sitesi bulunmaktadır. Vakfın Türkiye’deki faaliyetleri için bkz. http://www.stiftung.koerber.de/tuerkei Körber Vakfı’nın doğrudan ya da müştereken gerçekleştirdiği etkinliklerden bazıları: “2. Uluslararası Tarih Kongresi” (8-10 Haziran 1995); “Türkiye’de Kimlik ve Normların Değişimi Sempozyumu” (27 Eylül 1995); “Bilanço: 1923-1998 Uluslararası Kongre” (1998); “Liseliler Tarih Bilinci-Anket” (1995) ve ayrıca Hamburg, Bonn gibi farklı şehirlerde yapılan, “Yerel Tarih”, “Uluslararası İlişkiler”, “Almanya ve Türkiye’de Sivil Toplumun Geleceği” gibi çeşitli konu başlıkları altındaki yarışmalar, atölye çalışmaları vd.

47. Konrad Adenauer Vakfı’nın ajandasına göre, Friedrich Naumann Vakfı’nın Ankara Temsilciliğini Dr. Wilhelm Hummen yapmaktadır. Vakfın adresi: Kuşkondu Sok. 7/8 Çankaya/Ankara. Tel: (312) 440.47.04, Fax: 438.18.88, e-posta: “fnst°ada.net.tr”. Vakfın etkinliklerinden bazıları: Arı Grubu, Doğu-Batı Enstitüsü ile birlikte 8 Haziran 2000’de İstanbul’da The Marmara Oteli’nde gerçekleştirilen “Building a Secure Eurasia for the 21. Centry” konulu sempozyum; 18 Ekim 2000’de Akdeniz Belediyeler Birliği ile “Yerel Yönetimlerin Değişen Rolü” konulu sempozyum; 19-21 Nisan 1996’da Bursa’da “Doğal Kaynak Kullanımında Alternatif Yöntemler ve Yeni Yaklaşımlar” konulu sempozyum; 1996’da Ankara’da “Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun Kobilere Etkisi” konulu seminer; 1996’da Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Y.O. ile gerçekleştirilen “Türkiye’de Çalışan Çocuklar Sorunu ve Çözüm Yolları” konulu toplantının tebliğlerinin kitap olarak yayını; AB’nin katkısıyla, Antalya Barosu ile müşterek yürütülen “Demokratikleşme Bilincinin Artırılması, Modern Demokratik Devletin ve AB İnsan Hakları Standartları Kavramlarının Tanıtılması” projesi vd.

48. Merkezi Almanya-Göttingen’de bulunan “Tehdit Altındaki Halklar Derneği”, BND’nin örtülü fonlarından finanse edilen ve kadrolu elemanlarından oluşan bir örgüt olup, rüşdünü Yugoslavya’da ispatlamıştır. Tilman Zülch, Tessa Hoffmann, Klaus Peter Volkman gibi azılı Türk düşmanı Alman istihbaratçılarını bünyesinde barındıran bu örgüt, Türk Silâhlı Kuvvetleri aleyhine, PKK-ERNK başta olmak üzere tüm bölücü etnik yapılanmaların lojistik desteklenmesinden ve aralarındaki koordinasyondan doğrudan sorumludur.

49. “Katolik ve protestan kiliseleri Almanya’da, ruhani konuların çok uzağında, devlet politikasının bütün konularında aktif rol oynar ve kamuoyunu en çok etkileyen bir altyapıya sahiptir. Bu kiliseler, kendi bünyelerinde kurdukları akademi ve seminerlerde iç, dış ve ekonomik politikaların her alanında çalışmalar yaparlar. Bu seminerlerde Almanya’nın yakın geleceğe ilişkin politikalarının temelleri atılır, ideolojileri geliştirilir, literatürü oluşturulur ve hatta görevlendirilecek kişiler tespit edilerek ilerideki görevlerine hazırlanır. Çocuk bahçelerinden başlayıp, okul, hastahane, yetim ve bakıevleri, huzurevleri işleten kiliseler, bütün bu kuruluşlarına dağıttıkları özel yayın organlarına da sahiptirler ve bu kuruluşların da kamuoyu monopolüne sahip oldukları söylenebilir. Kiliseler bu monopollerini garantiye almak için yukarıda sayılan kuruluşlarda, değil başka dilden, başka mezhepten dahi insan çalıştırmazlar. Örneğin, tamamen devlet veya hastalık sigortaları tarafından işletilen bir hastahanede, Alman vatandaşı olsa bile, bir Türk doktor veya bahçıvan çalışamaz. Kılcal damar gibi topluma yayılan bu enformasyon ağına ek olarak, kiliseler küçük ‘haber ajansları’na da sahiptirler. Almanya’daki haber ajanslarının % 50’si kiliselerin malı olup, diğer haber ajanslarından ucuz oldukları için, hemen bütün Alman medyasınca kullanılır”. Dr. Yavuz Dedegil, “Almanya’da Kamuoyu Oluşumu ve Yabancılaşma”, Teori, Ocak 2001, s. 73-76. Alman kiliseleri, gerek Almanya’daki Türk Toplumu ve gerekse Türkiye’ye yönelik devlet politikalarının oluşturulmasında ve yaşama geçirilmesinde aktif biçimde rol oynamaktadırlar. Amaç, Türk Toplumunu ulusal kimlikten koparmak ve Türkiye’yi parçalamak olduğunda, kiliseler hiçbir ayrım yapmamaktadırlar. Kaplancılardan Süleymancılara, Nakşibendilerden Fethullahçılara kadar tüm köktendinci yapılanmalara lojistik destek sağlayan kiliselerin son girişimlerinden biri, geçtiğimiz yıl, TCK 312. maddeye göre bir yıllık hapis cezası kesinleşen Necmeddin Erbakan için kampanya başlatmalarıdır. Örneğin, Uluslararası Katolik Barış Hareketi Almanya Sorumlusu Rahip Wolfgang Jungheim, 1.8.2000 tarihli bir basın bildirisi ile, Erbakan’ın yanısıra, aynı yurtseverlik (!) çizgisinde yeralan dava arkadaşları Akın Birdal, Leyla Zana, Tayyip Erdoğan ve İsmail Beşikçi’ye özgürlük talep etmiş; ardından Heinrich Böll Vakfı’nın sponsorluğunda düzenlenen “Düşünce Özgürlüğü İçin 2. İstanbul Buluşması”nın katılımcısı olarak, 20.11.2000’de Erbakan’ı Ankara-Balgat’taki evinde ziyaret etmiştir. Son bir gelişme olarak, BND ve Kiliseler, Fethullahçılara lojistik destek konusunda görüş birliğine varmışlardır. Buna göre, Fethullahçıların Almanya ve AB sınırları içinde örgütlenmelerine, himmet parası toplamalarına, şirketleşmelerine ve okul açmalarına izin verilecek; karşılığında da Fethullahçılar, Balkanlar’da, Türkiye’de, Kafkasya’da ve Orta Asya’da Alman dilinde eğitim veren okullar açacaklardır.

Başlık: Dr. Necip Hablemitoğlu - TÜRKİYE’DEKİ ALMAN VAKIFLARI RAPORU IX
Gönderen: TÜRK-KAN - 29 Eylül 2007, 22:27:47
50. Geniş bilgi için bkz. Attilâ İlhan, “Manzara-i Umumiye”, Cumhuriyet, 12.7.2000. Ayrıca, kamuoyuna malolan çeşitli istihbarat raporlarında da bu konuda ayrıntılı bilgiler mevcuttur. Bu arada, din derslerinin Milli Görüşçülere verilmesine ilişkin yargı kararından sonra, Alman Protestan Kilisesi Konseyi Başkanı Manfred Kock, 27 Şubat 2000 tarihli basın açıklamasıyla “İslâm dininden ayrı bir cemaat olan Alevilerin, Alman okullarında kendi dinlerini öğrenme ve öğretme hakkı”nın verilmesini istemiştir. Tabii, iki şartın yerine getirilmesi kaydıyla: “Türkiye’ye mesafeli olmak; dersin Almanca verilmesini kabul etmek”. Dikkat çeken bir başka önemli konu, Türkiye’deki misyonerlerin faaliyetlerine, şeriatçı çevrelerin kesinlikle hiçbir biçimde tepki göstermemesidir. Mürtedlerin sayısının yüzbinlerle ifade edilmesine karşın, başta Fethullahçılar olmak üzere Nakşibendiler, Süleymancılar ve diğer tarikat-cemaat ve radikal gruplar, “dinlerarası hoşgörü, diyalog ve uzlaşma” söylemleri çerçevesinde tepki vermeyerek, hangi dış odaklara tabi olduklarının işaretini vermektedirler. Misyonerlerin Türkiye’deki faaliyetlerini ortaya koyan mükemmel bir çalışma için bkz. Ergün Poyraz, Dünden Bugüne Hristiyanlığın ve Yahudiliğin Analizi: MİSYONERLER ARASINDA ALTI AY”. (Ankara: Turna Yay. 2001), 382. s.

51. Merkezi Beyrut’ta bulunan Orient Enstitüsü’nün İstanbul Şubesi, Susam Sok. No. 16-18, Cihangir adresinde faaliyet göstermektedir. Tel: (212) 292.60.67, (212) 252.19.83, Fax: (212) 249.63.59, e-posta: oli°sim.net.tr ve internet adresi: http://www.sim.net.tr~oli olup, Şube Müdürü ise deneyimli bir istihbaratçı olduğu ifade edilen Dr. Günter Seufert’tir. Enstitü’nün asli görevlerinden biri de, ilerki yıllarda Türkiye’de diplomat, gazeteci, arkeolog ya da vakıf temsilcisi olarak görev yapacak genç istihbaratçıları “araştırma görevlisi” kimliği altında yetiştirmektir. Yakında Türkiye’deki görev süresi bitecek olan Dr. Seufert’in yerine, asistanı Christopher Kubaseck’in getirileceği öne sürülmektedir. Enstitü’nün, BND’nin örtülü fonlarının yanısıra, AB fonlarından da karşılanan projelerle hedef kişilere “para dağıttığı” bilinmektedir. Örneğin, “MHP ve Ülkü Ocakları” konulu araştırmasından dolayı CNN muhabiri Kemal Can’a, “Futbol ve Milliyetçilik” konulu araştırmasından dolayı Birikim dergisi yazarı Tanıl Bora’ya, “Merkez Sağ” konulu araştırmasından dolayı Tansu Çiller’in eski danışmanı Şükra Karaca’ya, “Deprem Sonrasında Devlet ve Siviller, Sarsıntı” konulu araştırmasından dolayı Ümit Kıvanç’a ödeme yapıldı.... Etyen Mahçupyan, “ödeme yapılmasının bir mahzuru olduğunu sanmıyorum. Her yer bilgi aldığı zaman bir şey ödeyecek yani. Bedava kimse bir şey yapmayacak muhakkak ki”. Ödemeler hakkında bilgi için bkz. “Avrupa’dan Para Alan Gazeteciler”, Aydınlık, 13.2.2000. Enstitü’nün İstanbul Şubesi, ortak amaçlar doğrultusunda AB organları ve özellikle de Dr. Paul Dumont’un yönetimindeki Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü ile yoğun bir ilişki sürdürmektedir. Ersen Bayhan, Enstitü’nün İstanbul Şubesini şu cümlelerle değerlendirmektedir: “Alman Devleti: Türkiye’de ırk merkezli etnik çatışmalar yaşandığını ispatlasın diye, İstanbul Susam Sokakta (No: 16-18 D. 8)’bilimsel bir araştırma kurumu’na milyonlarca mark akıtıyor. İstanbul Susam Sokakta meskûn Alman Doğu Enstitüsü’nün 1998 projesi olan ‘Milliyetçilikle Avrupa Entegrasyonunun Gerilim Alanında Türkiye’ projesi, kimi altışar aylık, kimi birer yıllık en az onbeş ‘araştırma’ yapılmasını ve şu konuların araştırılmasını öngörüyor: a) Sünni örgütlerin resmi ideolojiye bakışları, b) Türk kökenli Alevilerin T.C.’nin ulus anlayışına karşı tavırları, c) Kürt kökenli Alevilerin resmi ideolojiye bakışları, d) Gelir durumu yüksek Kürtlerin devletin Kürtlerin geleneksel yerleşim bölgelerinde takip ettiği Kürt düşmanı uygulamalara karşı tavırları, e) Sendikalar ve meslek grupları gibi fonksiyonel örgütlenmelerde, etnik ayrım sürecinin yoğunluğu, f)Sosyal Demokrat kesimde birbiriyle çatışan zıt etnik mensubiyetler, g) Resmi ideolojiyi reddeden Alevi/Sünni, Türk/Kürt gruplarında alternatif ulus tasarımları, h) TC’nin resmi ideolojisi ve geleneksel ulus tasarımı gibi tartışmaları teşvik yolları. Örneğin Avrupa’dan bilim adamları davet edilebilir ya da yerli aydınlar Avrupa’ya seminerlere çağrılabilir... vs.”. İşte bölücülüğün resmi belgesi ve de kaynağı!.. Onbinlerce şehidimizin ve yüzmilyarlarca dolar terör kaybının, yaşadığımız ve yaşayacağımız tüm olumsuzlukların baş sorumlusu olan Almanya’nın sözde akademik faaliyet gösteren kuruluşu!..

52. Merkezi Hamburg’da bulunan Orient Enstitüsü, BND’nin “think thank” işlevi gören bir yan kuruluşu ve doğrudan “Alman Denizaşırı Enstitüsü”ne bağlıdır, tıpkı Asya Araştırmalar Enstitüsü gibi. Görevi, kendi alanında Alman Devleti’nin politikalar oluşturmasına yardımcı olmak; raporlar hazırlamak, brifing hizmeti sunmaktır. Başkanı Udo Steinbach, ağırlıklı olarak Türkiye’deki etnik ve dinsel bölünme sorunlarıyla uğraşırken, laboratuvar olarak da Almanya’daki Türk Toplumunu kullanmaktadır: DİTİB’in etkisizleştirilmesi; Kaplancılar dahil en marjinal İslâmi cemaatlerin bile teşvik ile güçlendirilmesi ancak birbirlerine düşürülmesi; mezhep-tarikat-cemaat farklılıklarının belirginleştirilmesi; din derslerinin Türkiye’nin kontrolünden çıkarılarak en büyük İslâmi örgüt olan “İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı”na (IMGT) verilmesi ve son aşamada bu derslerin Almanca verilmesinin sağlanması; aynı şekilde Aleviliğin ayrı din dersi olarak okul programlarında yer alması; Türk müslümanlığı kavramından Alman müslümanlığı kavramına geçilmesi ve bunun için de Almanya’daki Türk Toplumunun, Türkiye’den, siyasal-dinsel ve etnik gerekçelerle kesin biçimde koparılması; bu amaca uygun olarak minare inşaatlarına ve ezan okunmasına izin verilmesi ve de tesettürün teşvik edilmesi vs. vs... Sünni ve Şafii kökenli vatandaşlarımız üzerinde oynanan ve önemli ölçüde sonuç alınan bu oyunlara siyasetçilerimizin –şeriatçılar, Türk İslam sentezcileri, merkez sağ dahil- hiçbirinden tepki gelmemiş; Türk Devleti de karşı strateji geliştirememiştir. Hamburg’daki Orient Enstitüsü ile İstanbul’daki Beyrut merkezli Şubenin eşzamanlı ve eşgüdümlü çalıştığı ortadadır. Şimdilerde aynı oyun, Alevi kökenli vatandaşlarımız üzerinde oynanmaktadır. Önce Aleviler Türk kimliğinden koparılıp PKK benzeri bölücü yapılanmalarla özdeşleştirilecek; sonra da –halk deyimi ile 72 parçaya- bölünecek: Ege Alevileri-Doğu Alevileri, Kürt Alevileri-Türk Alevileri, Tahtacılar-Kızılbaşlar, Zaza Alevileri-Arap Aleviler, Alili Aleviler-Alisiz Aleviler vs. vs... Bu sonu olmayan bölücülüğün yorumunu, bir Cumhuriyet aydını olan Ayşe Demir şöyle yapmaktadır: “Etnik parsellemede dünya şampiyonluğuna oynayan Alman derin devleti, insanımızı ‘farklı dinsel kimlikli öbekler’e ayırmakla neyi amaçlıyor? Oyunun bir yüzü Alman içpolitikasına yönelik, diğer yüzü Türkiye’ye. ‘Türkiye Kürtlerinin etnik uyanışında Almanya üs görevi görmüştür’ diyen Udo Steinbach, benzer teşhisi Türkiye Aleviliği için de yapıyor: ‘Türkiye’de 90’lı yıllarda yükselişe geçen Alevi rönesansının merkezi Almanya olmuştur’. Hedef sadece Almanya Türk toplumunu yamalı bohçaya döndürmek değil. Türkiye’deki ulusal devlet için de aynı senaryo öngörülmüş. ‘Merkezi devleti kaldırıp farklı kültürlere otonomi vermediği taktirde, Türkiye ikinci bir Yugoslavya olacaktır’ tehditini savuran Dietrich Jung’a göre, ‘Türkiye’nin birliği şu an için, şiddetle ayakta tutulan ulus üstü bir kimlikle korunabiliyor. Şiddet faktörü ortadan kalkar kalkmaz, Türkiye değişik uluslara bölünecektir’. ‘Alevilik dersi, Alman İslamı’ bahane. Adı ister Milli Görüş olsun, ister AABF, ister İslam Konseyi... Bu örgütler birer taşerondan ibaret. Almanya’nın derdi, Türk ulus-devletiyle. Almanya Türk toplumu ise, -Almanya’da kalmaya devam ettiği sürece- Türkiye’de oynanması öngörülen oyunlar için bir laboratuvar işlevi görecektir”. Almanya’nın Alevilere yönelik din dersi ve benzeri bölücü kışkırtmalarına tepki veren tek siyasetçi, Doğu Perinçek olmuştur, hem de tutarlı bir değerlendirmeyle: “... Laiklik, ulus devlet programının bir parçasıydı. Ulusal piyasanın ideolojisi, ancak laiklik olabilirdi. Demokratik devrimler çağında, Sünnilik, Alevilik vb. değil, ulus vardı ve özgür yurttaş vardı. Artık emperyalist hakimiyet sisteminde, laiklik değil, 72 cemaate 72 çeşit, ama hepsi de Almanca cemaat ideolojisi vardır. Artık tarihsel olgular arasındaki iç bağlantıları araştıran toplumbilimi değil, dinsel menkıbeler ve hurafeler vardır. Kerbelâ’nın 72 çeşit bilimdışı yorumunu yapabilirsiniz, ancak Kerbelâ’nın ne olduğunu öğrenmeniz önlenmektedir. Küreselleşme sürecinde, Alman Devleti Muaviyeleşir ve Yezidleşirken; Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyinler de Almanlaştırılıyor. ‘Varsın Almanlaşsın, doğal özümlemenin ne zararı var’ diyenler oluyor. Güzel ama bugün Amerikanlaşmak ve Almanlaşmak, emperyalist sistemin itaatli kullarına dönüştürülmek anlamına geliyor. Avrupa devletlerinin bu süreci adım adım yürüttüklerini günlük temaslarda bile görmek mümkündür. Bir gün Almanya’nın Offenburg şehrinde bir Alevi genci, bana ‘Cumhuriyet Devrimi bana ne verdi ki?’ diye öfkeyle sormuştu. Dede soyundanmış. Kendisine ‘Cumhuriyet, seni dede olmaktan kurtardı, daha ne istiyorsun’ diye cevap vermiştim. Cumhuriyeti, emperyalizmle savaşarak kurmuştuk. Ve emperyalizm, Cumhuriyetle savaşarak bizi kullaştırmak istiyor. Emevi sultanlarının Kerbelâsı tarihe karışırken, başımıza Alman Reich’ının Kerbelâsı geldi”...

53. Alman Kültür Merkezi, Yeniçarşı Cad. No.52 Beyoğlu-İstanbul adresinde faaliyet sürdürmektedir. Binanın ilk üç katı Goethe Enstitüsü’ne (Temsilci Kurt Scharf) tahsis edilmiştir. Ayrıca, Enstitüye ait Kütüphane, Avusturya Bölge Merkezi, Avusturya Liseliler Vakfı, İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı, İstanbul Batı Üniversitesi İrtibat Bürosu, Konrad Adenauer Vakfı Bürosu da aynı binada bulunmaktadır. Tel: 0212.249.54.63 (santral). Ankara’daki Alman Kültür Merkezi ve Goethe Enstitüsü (Temsilci Dr. Kristin Völker) de, Atatürk Bulvarı No: 131 Kızılay adresindeki müstakil binada faaliyet sürdürmektedir. İzmir’deki Goethe Enstitüsü’nün adresi ise Gaziosman Paşa Bulvarı No.13 olarak gösterilmektedir. Tel: (232) 484.16.36.

54. Alman Kalkınma İşbirliği Kurumu (GTZ), Filistin Sok. 21/2 Gaziosmanpaşa-Ankara adresinde faaliyet göstermektedir. Tel: (312) 447.46.64, Fax: (312) 447.46.63.

55. http://www.hablemitoglu2002.cjb.net


Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 22:37:48


Yukarıda verilen bilgiler ve içinde bulunduğumuz şartlar; Uluğ Bilge Atsız Ata'mızın Türk Gençliğine yaptığı vasiyetinin, ne denli gerçek olduğunu ve aynı zamanda da; Atsız Ata'nın ne kadar büyük bir düşünür ve geleceği gören derin bir milli refleks sahibi olduğunu, bir kez daha, gözler önüne sermiştir.


Alıntı

Yağmur Oğlum;

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol!

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.

Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.

Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı yardımcın olsun.



Ömrünü ve varlığını; onca kahpelik, zulüm ve ihanete rağmen, Büyük Türk Irkı için feda etmekten bir an bile geri durmamış olan Uluğ Bilge Atsız Ata'mızı rahmet ve şükranla yad ederim.

Mekanı Tanrıdağı ve Türk Uçmağı olsun...



Büyük Türk Milletine sormak istiyorum!..

Ey büyük, ama uyuyan, Türk Milleti!?
Yıllardır bir avuç vatan ve milliyetsever Türkçü kadroların; Türklük üzerinde oynanan kahpe oyunları ve ihanetleri dile getirmesini;  malum şer odaklar, sahip oldukları basın, yayın ve diğer kitle iletişim araçları marifetiyle komplo teoriciliği, paronayaklık ve ırkçı bölücülük olarak tanıtmalarının amacı neymiş, anladın mı?

 Ey büyük, ama uyuyan, Türk Milleti!?
Türkiye üzerinde hesaplar yapan küresel emperyalist güçler ve yerli işbirlikçiler; sahip oldukları güçle baskın propoğandalar yapıp, bir avuç Türkçü aydının sesini kısmak istemelerinin nedenini de anladın mı?

 Ey büyük, ama uyuyan, Türk Milleti!?
Dilerim, asırlık uykundan uyanman gerektiğini de anlamışsındır?

Ey büyük, ama uyuyan, Türk Milleti!
Senin öz evlatların paronayak ve komplo teoricisi mi?
Yoksa, senin üzerinde binlerce yıllık kini ve hesabı olan dış güçler ve yerli işbirlikçi etnik döküntüler mi hain ve iftiracı?

Ey büyük, ama uyuyan, Türk Milleti!?
Doğruyu söyleyen biz miyiz? Yoksa onlar mı?

Artık şu ölüm uykusundan uyan ve kararını ver!

Yarın çok geç olabilir!!!


TTK.


Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 22:58:28
Sayın TÜRK-KAN Beğ,

Türkçü şehit Necip HABLEMİTOĞLU Beğin, tarihi belge niteliğindeki bu yazılarını, bizlerle ve Büyük Türk Milletiyle paylaştığınız için, teşekkür ederim.

Bu vesileyle; Türkçü şehit Necip HABLEMİTOĞLU Beği, rahmet ve şükranla yad ederim.

Mekanı Tanrıdağı ve Türk Uçmağı olsun...

TTK.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Eylül 2007, 23:29:13
AZILI TÜRK DÜSMANLARININ, VATAN HAINLERININ ISIM LISTESI ...

http://www.hunturk.net/forum/index.php?topic=1018.0
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: TiginNoyan - 29 Eylül 2007, 23:38:58
Vay anasını...
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: ÇEPNİ FİRUZ - 30 Eylül 2007, 10:46:02
Kandaşlarım, Alman vakıflarının son oyununu TV haberlerinen öğrendim.Diyarbakırda yapılan bir konferansta PKKnın siyasallaşması için tetiğe bastıkları ve Türk hükümetine baskı yaparak genel AF çıkartılması için harekete geçmişler. (30 EYLÜL 2007 sabah  TV haberleri) Yabancı vakıflarının Yurdumuzu bölmek için bulunduklarının verilen hibe paralarının nerelere harcandığının açık bir kanıtıdır... Ey benim Asil ırkım uyuduğun gaflet uykusundan uyan artık. Yüce Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün ruhunu incitme, Damarlarındaki asil kanı harekete geçir. Çok geç olmadan, Zaman şimdidir.  çepni
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 30 Eylül 2007, 23:57:17
Mossad Ajanı Soner Yalçın
http://www.hunturk.net/forum/index.php?topic=2579.msg16537#msg16537
Başlık: ALMAN VAKIFLARINDAN dtp'ye 600.000 Euro'luk Yardım
Gönderen: TÜRK-KAN - 15 Kasım 2007, 10:58:50
  Araştırmacı Karlıbel, Türk düşmanı Heinricch Böll ve Konrad Adenauer vakıflarının, PKK'cı DTP'ye 600 bin Euro verdiklerini ortaya çıkardı

(http://www.tercuman.com.tr/arsiv/2007/11/15/image//kapak.jpg)

Alman Yeşiller Partisi’nin vakfı olarak bilinen Heinricch Böll Stiftung (HBV) ile Hıristiyan Demokrat Parti’nin vakfı olarak bilinen Konrad Adenauer Stiftung’un (KAV) 2006’da Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) 600 bin Euro para yardımı yaptığı orta çıktı. Adı Türkiye’ye yönelik casusluk faaliyetleriyle anılan KAV, Ankara ofisine gönderdiği yazıda önemli bir uyarı yapmayı da ihmal etmedi: “Lütfen bu parayı parti (DTP) üyelerinin hesabına aktarın”

Hain yazışmada ‘.Azınlık’ vurgusu

Bölücülere verilen desteği Araştırmacı Talip Doğan Karlıbel ortaya çıkarttı. Almanlar’ın Türkiye’ye yönelik casusluk faaliyetlerini, yazdığı kitap ve makalelerle gündeme taşıyan Karlıbel, bu yardımlar için Yeşiller’in, “Alman-Kürt ilişkisini teşvik”, Hrisitiyanlar’ın ise “Kürtler şiddete karşı duruyor ve barışçıl faaliyetler gösteriyor” bahanesini gerekçe olarak gösterdiklerine dikkat çekti. İlk ve 3’ncü yardımın HBV’nin 22 Kasım 2006 ve 14 Aralık 2006 tarihli vakıf yazışmasında yer aldığını belirten Karlıbel, ìHBV’nin İstanbul Gümüşsuyu’ndaki ofisine verdiği yazılı talimatlar, DTP’ye ilk etapta 75 bin Euro, 2’nci etapta 225 bin Euro gönderildiğini gösteriyor. DTP’ye ikinci büyük yardım, 6 Aralık 2006 tarihinde KAV tarafından yapılmış. 300 bin Euroluk bu yardımı da KAV’ın Ankara’daki bürosuna gönderdiği yazışma belgeliyor. Bu yazışmalar, her fırsatta teröre karşı olduğunu belirten Alman vakıflarının çirkin yüzüdür. Türk adli makamlarının DTP’ye yönelik bir kapatma davası açmasından çekinen HBV ve KAV, yazışmalarında temsilcilerinden dikkatli olunmasını ve paraların üyeler üzerinden aktarılmasını istiyor. Yani, hain işbirliği böylesine titiz yürüyor” dedi.

Belgeler işbirliğinin kanıtı

İşte, 2005 yılından itibaren Türkiye’de resmi varlık gösteren HBV’nin İstanbul Gümüşsuyu’ndaki ofisine, KAV’ın da Ankara Çankaya’daki bürosuna gönderdiği talimatlar:

HBV (22.11.2007): “Merkezimiz İstanbul ofisinin faaliyetlerinden çok memnundur. Ülkenin demokrasiye geçiş süresinde yaptığı çalışmalardan dolayı. Daha doğrusu azınlık olan Kürt partisi DTP’nin bizim teşviklerimizle ve yardımlarımızla yaptığı faaliyetlerden dolayıdır. Biz, DTP’yi Kürtlerin hakları ve özgürlüğü mücadele ettiği için destekleyeceğiz. Bu sebeple, katkımızı 75 bin Euro yardımla genişletmek istiyoruz. Lütfen bu parayı DTP üyelerine ödeyerek, partilerine vermesini sağlayın. Bu para 10 gün içerisinde vakfın İstanbul’daki hesabına havale yapılacaktır. Saygılarımla. Hans Winterlich.”

KAV (06.12.2006): “DTP’ye yapılacak yardım tarafımızdan onaylanmıştır. Bu yardım, Almanya’da yaşayan Kürtlerin ve Almanların barışçıl açıdan teşvik edilmesini amaçlıyor. Lütfen bu parayı, direkt olarak DTP’nin hesabına aktarmayın. Parti üyelerinin hesabına aktarın. Aksi halde Türk adli makamları sorun çıkartabilir. Ödeme 3 gün içerisinde DTP’nin hesabına geçecektir. Dr. Ludwig Richal.”

HBV (14.12.1967): “DTP’’nin İstanbul ofisimizle yaptığı işbirliği, her iki tarafa da katkı sağlamaktadır. Almanya’Daki Kürt ve Almanların dostça yaşamalarını destekleyen ve barışçıl, demokrat tutumlarından dolayı, 225 bin Euro gönderiyoruz. Paranın verilmesinde multikültürel ve azınlık haklarının korunması bizim için önemlidir. Lütfen partiye bu paranın aktarılmasını sağlayın. Dr. Anneliese Weis.”

Casusluk yapıyorlar

Türkiye, DTP’ye para veren her iki vakfı 2002 ve 2003’te tanıma fırsatı buldu. Almanya Başbakanı Merkel’in ‘Genel Başkanı’ olduğu Konrad Adenauer Stiftung’ın Türkiye faaliyetleri 1983 yılında başladı. Yasalara aykırı olarak İstanbul ve Ankara’da şube oluşturan vakıf, 2002 yılında DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel’in açtığı dava ile gündeme geldi. Yüksel iddianamesinde, “Vakıfın casusluk faaliyetleri yaptığını” vurguladı. Ancak, dava 2003’de vakfın lehine sonuçlandı. Bu aradaTürkiye’de faaliyet gösteren Alman vakıflarına savaş açan Doçent Doktor Necip Hablemitoğlu, faili meçhul bir suikasta kurban gitti. DGM Başsavcısı Yüksel’in tespitleri arasında, vakfın ANAP’a 2.5 milyon dolar para yardımı yapması ve bu yardımın Mülkiye müfettişlerince tespit edilmesi de vardı. Ancak, ANAP’la ilgili hiç bir dava açılmadı.

Şenol GEZER
15.11.2007


http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=70873&baslik=Almanya%92dan%20haine%20yard%FDm&katid=1

 Rahmetli Necip Hablemitoğu Hoca'mız, yukarıdaki raporunda; Alman Vakıfları'nın Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ilkelerine düşman olan bütün yıkıcı bölücü terör örgütlerine her türlü desteği sağladıklarını belgeleriyle kanıtlamıştı.

 Bu Rapor yazılalı kaç yıl olmuş, adamlar hala ülkemizde diledikleri gibi at oynatıyorlar ve Türk düşmanı soysuzları, teröristleri açık açık destekliyorlar.

 Avrupa Birliği'ne, Soros'a ve yabancı ülkelere ait olup, onlardan fon, bağış alıp Türkiye'de faaliyet gösteren tüm Sivil Toplum örgütleri kapatılmalı, bütün mallarına Devletçe el konulmalıdır. 

 Necip Habemitoğlu Hoca'mızı bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyoruz. Hakiki bir Türkçü ve Vatansever olan Hocamız, asla fikirlerinden taviz vermedi. Nerede Türk ve Türkiye Cumhuryeti düşmanı bir oluşum varsa üstüne gitti. Keskin kalemi ve söylemleri ile onları fazlasıyla rahatsız etti. Hocamızı kahpece katleden teröristlerin bir an önce bulunarak, cezalandırılmalarını istiyoruz.


Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: TiginNoyan - 18 Kasım 2007, 13:32:04
Bizim de birkaç yıl önce Konrad Adenauer Vakfı'nda çalışan Alman bir komşumuz vardı. Herif ahlaksızın önde gideniydi, her türlü rezâleti yapardı. Kaç kere herifi gidip polise şikâyet etmiştik. Bir de utanmadan yalan söyleyip diplomatik dokunulmazlığı olduğunu ileri sürerek polisi atlatıyordu (halbuki yokmuş). Bu herif de her Nevruz dönemi evden ayrılır, Güneydoğu'ya gider, birkaç hafta ortalarda gözükmezdi. Heriften acâyip kıllanıyorduk. Şimdi daha iyi anlıyorum.
Başlık: DTP'ye seçim öncesi 50 milyon Euro geldi
Gönderen: Kurtkaya - 18 Kasım 2007, 14:46:14
DTP'ye seçim öncesi 50 milyon Euro geldi

Türk düşmanı Alman Heinrich Böll Vakfı, 2006'da bütçesinin % 10'unu DTP'li belediyelere gönderdi.

Her fırsatta bölücü PKK’ya destek veren Alman vakıflarının, DTP Genel Merkezi’nin yanı sıra, partili belediyelere de ‘hükümet bankası’ niteliğindeki Alman Bank für Sozialwirschaft üzerinden para yardımı yaptığı ortaya çıktı. Yardımı belgeleyen banka dekontlarını, Almanya’nın Türkiye üzerindeki kirli oyunlarını araştıran Talip Doğan Karlıbel tespit etti. Tercüman’a ulaşan makbuzlara göre, Heinrich Böll Vakfı Derneği, Beytüşşebap, Bismil, Ergani, Şemdinli ve Yüksekova belediyelerine para gönderdi.

Türk düşmanı Alman vakıflarının lideri konumunda olan Heinrich Böll’ün yıllık 800 milyon Euro bütçeyle hareket ettiğini söyleyen Karlıbel, “Alman İktisadi ve Kalkınma Bakanlığı’nın raporları, 1992’den 2006’ya kadar Yeşiller Partisi’nin desteklediği bu vakfın bölücü PKK’ya 15 milyon Euro yardım ettiğini gösteriyor” dedi.
Vakfın Almanya’da kaçak barınan PKK’lılara da ikamet ve vize kolaylığı sağladığını da belirten Karlıbel, 1983’ten 2005’e kadar Türkiye’de yasa dışı faaliyet gösteren Heinrich Böll Vafkı’nın DTP’li belediyelere yönelik maddi desteği Alman Bank Für Sozialwirschaft ve Dresdner Bank’ın İstanbul şubesi üzerinden gerçekleştirdiğini belirtti ve müthiş bir vurgulama yaptı:
Heinrich Böll Vakfı 2006’da Bank Für Sozialwirschaft’ın üzerinden Türkiye’ye 50 milyon Euro yardım göndermiş. Herkes Türkiye’de 10 kişiyle faaliyet gösteren bir vakfın bu kadar parayla ne işi var sorusunun cevabını aramalıdır.

Adı, her platformda Türkiye’ye kafa tutma cüreti gösteren Yeşiller Partisi Milletvekili Claudia Roth’la anılan Heinrich Böll’ün çok sayıda DTP’li belediyeye yasadışı bir şekilde yardım ettiğini ifade eden araştırmacı Talip Doğan Karlıbel, yardım edilen bazı belediyeleri ve miktarları şöyle açıkladı:
Beytüşşebap Belediye Başkanı Faik Dursun 7 bin 500 Euro, Diyarbakır Bismil Belediye Başkanı Şükran Aydın 6 bin 800 Euro, Diyarbakır Ergani Belediye Başkanı Nadir Bingöl 11 bin Euro, Hakkari Yüksekova Belediyesi 17 bin Euro.

Şenol GEZER -TERCÜMAN 18.11.2007

Kaynak : TIKLAYIN (https://forum.hunturk.net/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy50ZXJjdW1hbi5jb20udHIvdjEvaGFiZXIuYXNwP2lkPTcxMDQ1JmFtcDtiYXNsaWs9RFRQJiMwMzk7eWUlMjBzZedpbSUyMPZuY2VzaSUyMDUwJTIwbWlseW9uJTIwRXVybyUyMGdlbGRpJmFtcDtrYXRpZD0x)
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: TÜRKİYEM - 02 Aralık 2012, 12:54:48
Çok önemli bir konu açmışsınız Üçoklu Börü  Kam Ağabeyimiz! tekrar hatırlamakda fayda var.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Bozkurt42 - 18 Haziran 2016, 23:28:56
AB fonu kullanan dernek ve vakıflara dikkat etmekte fayda var.Tek problemimiz "Kürt Terörü" olmaması gerekli.
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Kurtkaya - 19 Haziran 2016, 11:09:50
Geçmiş zamanlarda bir televizyon programında sol kimlikli Hikmet Çetinkaya karşılıklı olarak epeyce tartıştıktan ve Fehmi'nin o zamanlar içinde bulunduğu yapılanmaların kirli çamaşırlarını birer birer ortaya döküp Fehmi'yi pert ettikten sonra sağcı ve dindar kimlikli Fehmi Koru adlı şahsa aynen:
"Sizin ilahınız dolar, peygamberiniz mark (O zamanlar Alman para birimi)" demişti de Fehmi dansözü güya seviyesini(!) korumak için programı terk etmişti.
O zamanlar Hikmet Çetinkaya'nın bu sözlerini toplumun çok büyük kısmı anlamamış, ve hatta programda g..t olan Fehmi ve avenesi işi kurtarmak için Hikmet Çetinkaya'nın asıl derdinin din düşmanlığı yapmak olduğunu ileri sürerek Fehmi ve avenesine karşı linç kampanyası yürütülüyor kanaati oluşmuştu.
Zaman Fehmi ve ait olduğu zihniyetin en önde gelen değerlerinin neler olduğunu berrak bir şekilde ortaya çıkarttı.
Dolar ve mark. Şimdilerde euro...
Bunların hepsi yalandan haçlı batıya laf eder, Amerika'ya söver, İsrail'e ateş püskürürler ama bu karaktersizler gerçekte haçlı batının kapıkulu askeri, amerikanın kemik yalayıcı köpeği, İsrail'in şamar oğlanıdırlar...
Müslümanların mı...?
Hiç umurunda bile değildir.
Afrika'da aç susuz ölümle pençeleşen Müslümanın sadece edebiyatını yaparlar, o kadar!
Türklük...
O da neymiş?
Türklük onların bünyelerine dokunur...
Çünkü, kanı bozuktur, bunların topunun...

Tanrı Yüce Türk'ünü Korusun!
Başlık: Ynt: GAVUR EKMEĞİ YİYİP; TÜRKLÜĞE KARŞI, GAVUR KILINCI SALLAYANLAR!..
Gönderen: Bozkurt42 - 16 Eylül 2016, 10:42:32
Temsilcilerinden Tarık AKAN denen Kürtçü'de gitti, yazık yav bunlara üzülüyorum. Silivride erkeklik yapıp duruyordu bir ara. 80 leri unutmadık...