Türkçü Turancı Otağ
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  
GÖKBÖRÜ TÜRKÇÜ TURANCI DERNEĞİ | GÖKBÖRÜ ULAK | Ulak Posta: soruhunturk [[@]] gmail [.]com


Gönderen Konu: Türklerin ve Moğolların Tarihi İki Boyu  (Okunma sayısı 1255 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tibaren

  • | Y |
  • Türkçü-Turancı
  • **
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 39
    • www.Turania.net
Türklerin ve Moğolların Tarihi İki Boyu
« : 16 Mart 2011, 14:22:01 »

Türklerin ve Moğolların Tarihi İki Boyu ( Aşina-Aşite , Nirun-Dürligin )
Saadettin GÖMEÇ*

Özet


Yüzlerce sene Türklerle beraber yaşayan, sayıca ve kültürce Türklerden daha aşağı olan ve bu yüzden de ister-istemez Türklerden etkilenmek zorunda kalan Moğollar, 10. asırdan sonra hem toplum yapısıyla, hem de devlet teşkilatı açısından Türkleri taklit ettiler. Ayrıca bunun dışında bir yol izlemeleri de mümkün değildi. Çünkü kendilerinden önceki en mükemmel örnek olarak iki toplum ve devlet teşkilatı söz konusu idi ki; bunlardan birisi Çin, diğeri de Türklerdi. Çin sistemini benimsemeleri onların yaradılışına aykırıydı. Bulundukları coğrafyayı, geçim vasıtalarını ve hakim oldukları halkları göz önüne alınca, Çin usulünde yapılanmanın hiçbir anlamı yoktu. Zaten Türk-Moğol Devletinin kuruluşundan kısa bir süre sonra, Kubilay Kağan'ın düştüğü hata bunu ispatlamaktadır. O zaman karşılarında yegane numune olarak Türk devlet teşkilatı ile toplum düzeni bulunuyordu; neticede onlar da bunu seçtiler.

"7-8 Aralık 2006 tarihinde İstanbul'da yapılan Çingiz Kağan ve Oğullarının İcraatlarının Türk Dünyasındaki Akisleri Uluslar Arası Sempozyumunda sunulan bildiri metnidir.

Türklerle uzun yıllar birlikte yaşayarak, onlardan tarihi ve kültürel pek çok şeyi alan Moğolların etnik oluşumuyla alâkalı destanlara baktığımızda, karşımıza iki önemli kabile çıkar. Bunlardan birisi Nirunlar, diğeri de Dürliginlerdir.Bu iki topluluğu biz daha çok Ergenekon Destanı'nın Moğollara uyarlanmış nüshalarında görüyoruz. Onların geçtiği yer ise, söz konusu destan hakkında bizlere bilgi sunan Cami'üt-Tevarih'tir. Dolayısıyla ilk önce bu eserdeki ilgili kısımlara bir göz atacağız. Kitabın dördüncü bölümünde, "Eski Zamanlarda Moğol Olan Türk Boyları" bahsinde şunlar anlatılmaktadır: "Moğol kabileleri iki kısma ayrılırlar; Nirun ve Dürliginler. Nirun'dan maksat, Alan-koa neslinden gelenler; Dürliginler de geriye kalanlardır**. Buradan da anlaşılacağı üzere Nirunlar, Dürliginlerden biraz daha yukarıdadır.

Yeri gelmişken Alan-koa'dan da biraz bahsetmek lazım. Bir nev'i Oğuz Kağan Destanı ve Çingiz-name niteliğinde olan meşhur Han-name'yi incelediğimizde2; Çingiz Han'ın büyük büyük annesi ve Buyan Han'ın kızı Alan-koa, büyüyünce babasından ayrı bir çadır ister. Gece olup, evinde uyumaya başlayınca, çadırının tünlüğünden parlak bir ışık içeri girer. Bunun ardından onun kaldığı yere bir kurt gidip-gelmeye başlar*. Daha sonra Alankoa kendini hamile bulur. Nihayet anlar ki, gece çadıra giren ışık içindeki kurttan gebe kalmıştır. Moğolların Gizli Tarihi'nde de, kocası Dobunmergen'in ölümünden sonra Alan-koa'nın eşsiz olduğu halde üç erkek çocuk doğurduğu yazılıdır. Neticede kadın sırrını anasına söyler, ama kadın bunun neden kaynaklandığı hususunda kuşkulanır. Anası çocuğunu kontrol ettiğinde onun hâlâ kız olduğunu görür ve bunun ilahi bir şeyden geldiğine karar verir3. Nirunlar işte, Alan-koa'nın doğurduğu çocuklar olup; bunlar asiller, diğerleri de geriye kalan Moğollardır4. Nirunlara Kıyat-Börçiginler de denir ki, Çingiz Han onlardandır. Yine Cami'üt-Tevarih'e baktığımızda, Dürliginler Ergenekon'da çoğalanların neslidir, cümlesiyle karşılaşmaktayız5. Bununla beraber, Ergenekon Destanı'nın Moğollara uyarlanmış varyantında, Dürligin'i şahıs adı olarak da görmek mümkündür.Burada, Kıyat Han otuz yıl hanlık yaptıktan sonra ölür ve yerine oğlu Dürligin geçer. O da yirmi yıllık hükümdarlığının ardından vefat etmiştir, deniyor". İlginç olan ise, Moğolların Gizli Tarihi'nde Nirun ve Dürliginlerin adının geçmemesidir.

İşin aslına bakılırsa, Reşideddin tarafından kaleme alınan Oğuz Kağan ve Ergenekon Destanları Moğollara ve Çingiz Han'a yeni bir nesep uydurmak amacıyla değiştirilmiştir. Bugün bu durum aşağı-yukarı kabul gören bir hakikattir. Oğuz Kağan ve Ergenekon (veya Türeyiş) Destanı'nın gerçeklerinin nasıl olduğunu, farklı kaynakların yardımıyla ortaya koyabiliriz. Mesela, Moğolların Gizli Tarihi'nin giriş kısmında, Oğuz Kağan Destanı'nda, Oğuz'un çocuklarına okları teker teker ve sonra da birlikte kırdırma teşebbüsünün bir benzeri anlatılır. Buna göre, Alan-koa bir ilkbahar günü, beş oğluna bir ziyafet hazırlar. Yemek esnasında onlara birer ok vererek, kırmalarını söyler. Onlar teker teker zorlanmadan okları parçalarlar. Anaları, sonradan beş oku bağlayarak kırmalarını ister. Ancak beş çocuk sırayla bunu yapmayı denerlerse de başaramazlar. Bunun üzerine Alan-koa, tıpkı Oğuz Kağan gibi çocuklarına şöyle nasihatta bulunur: "Sizler, benim vücudumdan dünyaya geldiniz. Eğer ayrı ayrı hareket ederseniz, deminki beş yalnız ok misali kolayca parçalanırsınız. Ancak bir araya bağlanmış beş ok gibi davranırsanız, size kimse zarar veremez".Zaten bundan sonra da Alan-koa'nın öldüğünü görüyoruz7. Durum böyle olunca şunlar da söylenebilir: Uydurma Moğol geleneğine göre, Moğol kavminin teşekkülünde ve yükselmesinde iki kabile söz konusudur. Bunlardan birisi Nirunlar, diğeri de Dürliginler. Yani Nirunlar Bozkurt'un (Kök Börü) çocukları, Dürliginler de Asya halkları arasında mühim bir yeri olan Arslan'ın ahfadıdır.

Ergenekon Destanı'nın Moğollara tasarlanmış şeklinde karşımıza Nirunlar (Börüler) ve Dürliginler (Arslanlar) diye iki aile çıkıyorsa; o zaman Türklerde de bu adlar ile anılan iki kabilenin olması gerekiyor. Bunu ispatlayabilmemiz için de, elbette tarihi kaynaklan incelememiz lazımdır. Eski Türk toplumunda ilk sosyal birlik olan oguş, yani aile bütün toplumun çekirdeği durumundadır8. Kan akrabalığı esasına dayanır. Türkler dünyanın dört-bir tarafına dağılmalarına rağmen varlıklarını koruduysalar bu, aile yapısına verdikleri önemden ileri gelir. Bunun bir delili de Türk dilinde, başka hiçbir millette olmadığı kadar çok akrabalık adına rastlanmasıdır. Türk tarihine ve kültürüne baktığımızda, Türk devletinin yükselmesinde ve gelişmesinde zaman zaman birtakım liderlerin ön plana çıktıklarını görürüz. Mesela Bumin ve İstemi, Bilge ile Köl Tigin, daha sonraları Tuğrul ve Çağrı gibi. Bu durum bütün Türk tarihi için geçerlidir.

Bazen millete ve devlete öncülük edenler şahıslarsa, bazen da aileler bu işi üstlenir: Yaglakarlar, Yağmalar, Çigiller, Kınıklar, Kayılar vs. gibi. İslam öncesi Türk tarihinin kaynaklarında ise devlet kurucusu iki aile ile karşılaşıyoruz. Bunlardan birisi Börülüler (A-shih-na), diğeri de Arslanlardır (A-shih-te).
Bugüne kadar A-shih-te ailesi üzerinde pek durulmamışsa da, A-shihnaların kimliği hususunda üç aşağı, beş-yukarı birtakım tahminler yapıldığını biliyoruz. Biz Türklerde, iki hayvanın kültürümüzde mühim bir yeri vardır. Bunlardan birisi kurt (börü), diğeri de arşlarıdır ki (veya bars=tonga), Aşina'nın kurt ile alâkasını aşağı-yukarı herkes kabul ediyor. Arslan da büyük bir ihtimalle A-shih-te (Aşite) ailesinin sembolüdür. Bu Türk kültür hayatı için gayet normal bir hadisedir. Çünkü Türk boylarına ad verme gelenekleri içinde hayvan isimlerine de rastlıyoruz (Ak Koyunlu, Kara Koyunlu, Kara Keçili, Sarı Keçili, Alayuntlu vs).

Aşitelere (A-shih-te) baktığımızda, devamlı Börülülerin (Aşinalar) yanında bulunan ve onlara yardımcı olan bu ailenin, Börülülerin (Aşinalar) akrabası olduğu çok kuvvetli bir ihtimaldir. Kök Türkler çağında, Aşina Nishu-fu'yu kağan ilan eden A-shih-te ileri gelenleri, Kutlug'un yanında da Tunyukuk (Tonıkök/ veya Tonga-yukuk?) vasıtasıyla görülmektedir.
Bilindiği gibi Tunyukuk'un adı Çin kaynaklarında A-shih-te Yüan-chen şeklinde yazılıdır9. Dolayısıyla bu önemli ailenin üzerinde araştırmacıların ciddi incelemelerde bulunmaları şarttır. Bu şekilde kısa bir açıklama yaptıktan sonra, Kök Türk Kağanlığı dönemi olayları sırasında mühim vazifelerde bulunan, daha doğrusu Kök Türk Kaganlığı'nın yeniden yükselişi ve toparlanışında adları sıkça geçen iki Aşite beyinin faaliyetlerini kısaca bir hatırlayalım.

Kök Türk Kağanlığı 7. yüzyılın ortalarında, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar büyük bir kargaşa içine düşmüştü. Devlet içeriden ve dışarıdan ihanetlere maruz kalıyor, halk perişan bir halde yaşıyordu. Elbette ki, bu asil millet sahipsiz değildi. Her şeyden önce Tanrı onu gözetiyor ve kolluyordu. Aklını başına alması için birtakım belaları üzerine musallat ettiyse de, kitabelerin ifadesine göre yine onu yükseltecek olan Tanrı'nın iradesiydi. İşte bu aşamada devletleri ve milletleri için gözlerini hiçbir şeyden esirgemeyen delilerin ortaya çıktığını görüyoruz. Bir milletin hayatında nekadar çok deli varsa, o millet o kadar büyüktür. Tabiî ki biz burada "deli" kavramını müspet manada kullanmaktayız. A-shih-te Fengchi ve A-shih-te Wen-fu da bizim tarihimizin şanlı delilerindendir*.

Sene 671, artık Kök Türk aksakalları arasına girmiş olan Aşina Tu-chi (belki Tugçu?) halkı etrafına toplamaya başladı ve 676 kendini kağan ilan etti. Fakat 679'da o tuzağa düşürülünce esir olarak Çin'e gitmek zorunda kaldı. Aşina Tugçu çok ihtiyatsız davranmıştı. Üzerine gönderilen Çin ordusunun maksadını anlayamadı. O bu gelenlerin İran'a yürüdüklerini sanıyordu. Nihayet 679'da A-shih-te Feng-chih ve A-shih-te Wen-fu adlı iki lider, halkı ile beraber Çin'e karşı ayaklandılar ve Börülü (Aşina) soyundan, Çin kaynaklarında adı A-shih-na Ni-shu-fu şeklinde yazılan Kök Türk beyini kağan yaptılar. Diğer Kök Türk ileri gelenleri de bu ayaklanmayı destekledi. Böylece baş kaldıranların sayısı yüz bine kadar çıktı. Ancak felaketler Türklerin peşini bir türlü bırakmıyordu. İl Kağan döneminden beri, Türk topraklarında yaşanan kıtlığın ardı-arkası kesilmiyordu. Bu hareketi bastırmak için yola çıkan Çin ordusu, Türkler tarafından bozguna uğratıldı.

Sonradan ayaklanmanın liderlerinden A-shih-te Feng-chih'in esir alınması ve Kök Türkler arasında çıkan bir anlaşmazlık sırasında A-shih-na Ni-shufu'nun öldürülmesi isyanı durduramadı. Bu kez Aşina Fu-nien kendisini kağan ilan etti ve A-shih-te Wen-fu ile birleşerek Çin'e saldırdı. Büyük bir Çin ordusunu bozguna uğrattılar. Nihayet Çin geleneksel politikasını uygulayarak ikisinin arasını açmayı başardı. Bundan dolayı zayıfladılar ve Çinli askerler tarafından tutuklandılar10. Aşina Fu-nien ve A-shih-te Wen-fu başta olmak üzere 54 Türk beyinin başları kesildi. Aslında Çin imparatoru isyan edenler teslim olduğu takdirde, öldürülmeyeceklerine dair söz vermiş olmasına rağmen, bu vaadini tutmadı. Aşina Ni-shu-fu ve Aşina Fu-nien'in ölümleriyle neticelenen hareketler kitabelerde; Türk milleti şöyle demiş: "Devlet sahibi idim, devletim şimdi hani? Kimin devleti için kazanıyorum. Kağanlı millet idim, kağanım hani? Hangi kağanın işini gücünü çeviriyorum", dedikten sonra Çin imparatoruna düşman oldu. Ancak bundan sonra kendilerini düzene sokamadıklarından yine boyun eğdiler", şeklinde ifade olunmaktadır.

Yazıtlardan da anlaşılacağı üzere, işini-gücünü Çin adına yapan Kök Türkler, daha önceden de söylediğimiz gibi başsız olmayıp, Çin imparatorluğunun kuvvetleri tarafından bozulsalar da, birbiri ardı sıra kağanlar çıkarmışlar ve varlıklarını sürdürmüşlerdir12. Bunlar bir yana, yukarıda da belirttiğimiz üzere, Moğol an'anesindeki Nirun ve Dürligin ailesinin tam karşılığını Türkçe ve Çince kaynaklarda Börüler (Aşina) ve Arslanlar (Aşiteler) şeklinde görmekteyiz13.
Yüzlerce sene Türklerle beraber yaşayan, sayıca ve kültürce Türkler’den daha aşağı olan ve bu yüzden de ister-istemez Türklerden etkilenmek zorunda kalan Moğollar, 10. asırdan sonra hem toplum yapısıyla, hem de devlet teşkilatı açısından Türkleri taklit ettiler. Ayrıca bunun dışında bir yol izlemeleri de mümkün değildi. Çünkü kendilerinden önceki en mükemmel örnek olarak iki toplum ve devlet teşkilatı söz konusu idi ki; bunlardan birisi Çin, diğeri de Türklerdi. Çin sistemini benimsemeleri onların yaradılışına aykırıydı. Bulundukları coğrafyayı, geçim vasıtalarını ve hakim oldukları halkları göz önüne alınca, Çin usulünde yapılanmanın hiçbir anlamı yoktu. Zaten Türk-Moğol Devletinin kuruluşundan kısa bir süre sonra, Kubilay
Kağan'ın düştüğü hata bunu ispatlamaktadır. O zaman karşılarında yegane numune olarak Türk devlet teşkilatı ile toplum düzeni bulunuyordu; neticede onlar da bunu seçtiler.

Böyle olunca Türklere ait pek çok şey Moğol toplumuna da yansıdı. Her şeyden önce Çingiz Han'ın Moğolları Türk nüfus ile kıyaslandığında o kadar azdı ki, Çingiz Han mecburen Türklere de kendisini kabullendirmek durumundaydı. O vakit, muhtemelen etrafındaki Uygur Türkü danışmanlar vasıtasıyla ona bir şecere uyduruldu, bu da; Türklerin türeyişi ve Oğuz Kağan destanlarının bir kopyasıydı. İşte bu soy kütüklerin tanzimi sırasında devlet adamlarıyla, alimler, Türk devletinin teşekkülünde ve yükselişinde iki aileyle karşılaştılar. Bunlardan birincisi bütün Türk kökenli halklar tarafından saygı duyulan ve sevilen idareci kabile Börülüler (Aşina), diğeri de onlara daima yardımcı olan, bazen da, mesela 8. asırdan sonra iktidar mevkiine geçmeyi başaran Arslanlardı (Aşite). İşte Moğollar da, milli destanlarını oluştururlarken bu iki aileyi örnek alarak, herhalde Nirun ve Dürligin adındaki bu sülaleleri ön plana çıkarmışlardır.

* Prof. Dr., A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrajya Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

Dipnotlar


1 Reşideddin Fazlullah, Cami'üt-Tevarih, Çev. A.Gölpınarh, İstanbul (tarihsiz), s.131.
2Hannâme ve Cami'iit-Tevarih'teki kayıtlar, herhalde Moğolların Gizli Tarihi'nden nakildir.
* Gizli Tarih'te bu kısım köpeğe benzeyen bir hayvan olarak çevrilmişse de, bunun kurt olduğu kesindir.
3 Moğolların Gizli Tarihi, Çev. A.Temir, 2. baskı, Ankara 1986, s.7-8; O.Ş.Gökyay, "Hannâme", Necati Lugal Armağanı, Ankara 1968, s.314-316.
4 Reşideddin, a.g.e., s.131; R.Grousset, Bozkır İmparatorluğu, Çev. R.Üzmen, İstanbul 1980, s.190.
5 Reşideddin, a.g.e., s.132-134.
6 Bahaeddin.Ögel, Türk Mitolojisi, C. 1, Ankara 1971,s.4I0.
7 Moğolların Gizli Tarihi, s.8.
8 Oguş için bakınız, S.Çağatay, "İl, Ulus ve Yönetenler", DTCF. Cumhuriyetin 50.Yıldönümü Anma Kitabı, Ankara 1974, s.285; İ.Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, 2 baskı, İstanbul 1983, 215; A.İnan, Makaleler ve İncelemeler, 2. baskı, Ankara 1987, s.630-631.
9 > M.T.Liu, Die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T'u-kiie), II. Buch, NVİesbaden 1958, s.596; B.Ögcl. Sino-Turciea, Taipei 1964, s.30-35; Ögel, Türk Mitolojisi, s.79; S.G.Clauson, "Some Notes on the Inscription of Tonyuquq", Studia Turcica, Budapest 1971, s.126; M.Mori, "A-shih-te Yüan-Chen ve Tonyuquq", İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, C. 5, İstanbul 1973.
* Eski Türklerde gözünü budaktan esirgemeyen, devlet ve millet adına yapılan savaşlarda er meydanına ilk önce çıkan kişilere "deli alpler" veya "deli bahadırlar" deniyordu. Bakınız. J.Barbaro, Anadolu'ya ve İran'a Seyahat, Çev. T. Gündüz, İstanbul 2005, s. 31.
10 S.Gömeç, Kök Türk Tarihi. 2. baskı. Ankara 1999, s.39^10,
11 Bakınız, Kol Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 9-10; Bilge Kağan Yazıtı, Doğu tarafı, 8-9: Türk kara kamag bodun anca tinüş: "lltig bodun enim. İlim amlı kanı? Kimke ilig kaz.ganur men" tir ermiş. "Kaganlıg budun erlim, kağanım kanı? Ne kaganka işig-küçig ebirür men" tir ermiş. Anca tip Tabgaç kaganka yağı bohnış. Yağı bolıp itünii yaralunu ıımaduk yana içikmiş.
12 S.Gömeç, "Türk Tarihinin Kahramanları: 14- İki Aşite Beyi", Orkun, Sayı 65, İstanbul 2003.
13 S.Gömeç, "Kök Börüler ve Arslanlar", Göktürk Devleti'nin 1450. Kuruluş Yıldönümü, Sempozyum Bildirileri, Ankara 2001, s.77-85. İslam kaynaklarını da incelediğimizde, özellikle Batı Türklerinin sembolünün "arslan"
olduğu görülecektir (Bakınız, İbn Bibi, a.g.e., C. II, s.154).


KAYNAKLAR


Barbaro, J. Anadolu'ya ve İran'a Seyahat, Çev. T. Gündüz, İstanbul, 2005
Clauson, S.G., "Some Notes on the Inscription of Tonyuquq", Studia Turcica, Budapest 1971
12 S.Gömeç, "Türk Tarihinin Kahramanları: 14- İki Aşite Beyi", Orkun, Sayı 65, İstanbul 2003.
13 S.Gömeç, "Kök Börüler ve Arslanlar", Göktürk Devleti'nin 1450. Kuruluş Yıldönümü, Sempozyum Bildirileri, Ankara 2001, s.77-85.
İslam kaynaklarını da incelediğimizde, özellikle Batı Türklerinin sembolünün "arslan" olduğu görülecektir (Bakınız, İbn Bibi, a.g.e., C. II, s.154).
Çağatay, S., "İl, Ulus ve Yönetenler", DTCF. Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Anma Kitabı, Ankara 1974
Gökyay, O.Ş., "Hannâme", Necati Lugal Armağanı, Ankara 1968
Gömeç, S., Kök Türk Tarihi, 2. baskı, Ankara 1999
Gömeç, S., "Kök Börüler ve Arslanlar", Göktürk Devleti'nin 1450. Kuruluş Yıldönümü, Sempozyum Bildirileri, Ankara 2001
Gömeç, S., "Türk Tarihinin Kahramanları: 14- İki Aşite Beyi", Orkun, Sayı 65, İstanbul 2003
Grousset, R., Bozkır İmparatorluğu, Çev. R.Üzmen, İstanbul 1980
İnan, A., Makaleler ve İncelemeler, 2. baskı, Ankara 1987
Kafesoğlu, İ., Türk Milli Kültürü, 2. baskı, İstanbul 1983
Liu, M.T., Die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T'uküe), II.Buch,Wiesbaden 1958
Moğolların Gizli Tarihi, Çev. A.Temir, 2. baskı, Ankara 1986
Mori, M., "A-shih-te Yüan-Chen ve Tonyuquq", İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, C. 5, İstanbul 1973
Ögel, B., Sino-Turcica,Taipei 1964
Ögel,B., Türk Mitolojisi, C. 1, Ankara 1971
Reşideddin Fazlullah, Cami'üt-Tevarih, Çev. A.Gölpınarlı, İstanbul (tarihsiz)
Kayıtlı
Türk oğlu Türk kızı öleceksin!

Gökkurt tekrar dirilmedikçe,
Tanrı dağlarında gezmedikçe,
Kanlı İtil ırmağından su içmedikçe,
Bozkurt, Ulusuna tekrar yol göstermedikçe,
Türk Başbuğ'u, Yabgusu, Hakan'ı
Ötüken Ormanında tekrar oturmadıkça,
Akdoğanların yurdu Köğmen dağları aşılmadıkça,
Uluğ Altaylardaki Demir dağ delinmedikçe,

Tibaren

  • | Y |
  • Türkçü-Turancı
  • **
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 39
    • www.Turania.net
Ynt: Türklerin ve Moğolların Tarihi İki Boyu
« Yanıtla #1 : 16 Mart 2011, 14:22:14 »

Alıntı
Tonyukuk

Gömeç'in yazısına kaynaklık eden eserlerin çoğu ben de var. Ancak hocanın bildirisini okuyunca kafam hepten karıştı ki, böyle konularda kafadan sallamamak için bir paragraf yazmak uğruna 3-5 kitap karıştırıp saatler harcadığım olmuştur.

Moğolların Gizli Tarihi olarak anılan eserin asıl adı Yüan-Ch'ao Pi-Shi, Moğolca adı Manghol-un Niuça Tobça'an. Yüan, Çin'de yaşayan Moğol sülâlesine verilen ad, eserin yazarı belli değil, ancak en sonunda: Büyük Kurultay toplandığı zaman, sıçan yılının yedinci ayında, Keluren nehrinin Kode'e adasında Dolo'an-boldah ve Şingilçek mevkileri arasına saray kurulmuşken yazılıp tamamlandı denmiş, buna bağlı olarak 1240 yılında tamamlandığı tahmin edilmiş. Eserin adına gizli teriminin eklenmesi, sadece hükümdar ailesine ve hükümete tahsis edilmesinden kaynaklanabilirmiş, ancak ''Kozin'' Çince ''pi'' ifadesini ''gizli'' olarak değil ''gayri resmi'' olarak çevirmiş. Yani adı ve içeriği üzerinde yakın uzak çok çeşitli görüşler var. Yazarı, Hanın besleme kardeşi ve ülkenin baş yargıcı, ''Koko debter'' in (Mavi defter, yasaların ve kararların yazılı olduğu defter) yazarı Şigi-hutuhu olabilir.

Gömeç'in bahsettiği secereyi bu eserden kısmen sadeleştirerek aktarayım;

''Cengiz Han'ın ceddi, yüksek Tanrı'nın takdiri ile yaratılmış bir bozkurt (börteçine) idi, eşi beyaz bir dişi geyik (ho'ai maral) (maral=TR. dişi geyik) idi. Onlar denizi geçerek geldiler. Onan nehrinin kaynağı ile Burhan-Haldun dağı civarına yerleştiklerinde Bataçihan adlı bir oğulları oldu.

Bataçihan'ın oğlu Tamaça, Tamaça'nın oğlu Horiçar-mergan (mergen=usta nişancı), Horiçar-mergan'ın oğlu A'ucan-boro'ul, onun oğlu, Sali-haça'u, onun oğlu, Yeke-nidun, onun oğlu, Semsoçi, Semsoçi'nin oğlu Harçu.

Harçu'nun oğlu Borcigidai-mergan, Mangholcin-ho'a ile evli idi. Onun oğlu Toroholcin-bayan(bayan=zengin, TR. bay) Borohçin-Ho'a ile evli olup, Duva-sohor (sohor=kör, TR. sokur) ve Dobun-Mergan adında idi.

Duva-sohor, alnı ortasında tek göze sahip olduğu halde üç günlük yolu görebiliyordu.

Bir gün Duva-sohor, küçük kardeşi Dobun-mergan ile birlikte Burhan-haldun dağına çıkmıştı. Duva-sohor, Burhan-haldun'un tepesinden bakarken, bir grup insanın göç etmekte ve Tungelik nehri boyunca akıntı istikametinde yaklaşmakta olduklarını gördü ve:

''Şu yaklaşan kimseler arasında siyah bir arabanın önünde güzel bir kız oturuyor; eğer o henüz bir erkeğe verilmemişse, ben onun küçük kardeşim için isteyeceğim'' diyerek, kızı görmesi için Dobun-mergan'ı yolladı.

Dobun-mergan bu kabilenin yanına vardığında, hakikaten iyi nesilden Alan-Ho'a namında güzel bir kızın mevcut olduğunu ve onun henüz bir erkeğe verilmediğini öğrendi. (Gömeç'in bahsettiği Alan-koa bu kişi olmalı)

........

Alan-ho'a'nın Dobun-mergan'dan iki oğlu oldu, Dobun-mergan'ın ağabeyi Duva-sohor'un dört oğlu vardı. Duva-sohor ölünce bunun dört oğlu amcaları Dobun-mergan'ı aşağı görerek akrabadan saymadılar, ondan ayrılarak göç ettiler bu suretle dört oymak oluştu ve Dörben (dörben=TR. dört) halkı oluştu. (bunlar da Gömeç'in bahsettiği Dürliginler olmalı.)

Bundan sonra bir gün, Dobun-mergan, Tohoçah-undur dağına ava çıkmıştı. Ormanda, Urianghat'lardan bir adamın, üç yaşında bir geyiği keserek kaburga ve bağırını kızartmakta olduğunu gördü.

Dobun-mergan ona: ''Arkadaş!, kızartmandan bana da ver!'' deyince, öteki: ''Vereyim!'' diyerek hayvanın derisini ve ciğerleriyle yarım göğsünü alıp, üç yaşındaki geyiğin kalan etini Dobun-mergan'a verdi.

Dobun-mergan bu geyiği sırtına alıp giderken, oğlunu elinden tutarak gelen fakir bir adama rasladı.

Dobun-mergan: ''Sen kimsin?'' diye sorunca bu adam: ''Ben Ma'alih, Baiya'ut'lardanım, sefil bir vaziyetteyim. Şu geyik etini bana ver, ben de sana oğlumu vereyim '' dedi.

Bu söz üzerine Dobun-mergan, geyiğin bir budunu koparıp ona verdi, sonra onun oğlunu kendi hizmetine alarak eve götürdü.

Bir zaman sonra Dobun-mergan öldü. Dobun-mergan'ın ölümünden sonra, Alan-Ho'a, kocasız kaldıktan sonra üç oğlu oldu. Bunların adları Buhu-hadagi, Buhatu-salci, ve Bodonçar-munghah idi.

Alan-Ho'a'nın, Dobun-mergan'dan olan çocukları, Alan-Ho'a hakkında dedikodu yaparak: ''Bizim annemiz kocası olmadığı halde, üç erkek çocuk doğurdu. Evde tek yabancı erkek, şu Ma'alih baiya'ut'lardan olan kimsedir.'' dediler. Bu dedikoduları Alan-ho'a duydu.

Anneleri bir ilkbahar günü kıştan kalmış bir koyunu (tuzlanmış, kurutulmuş koyun eti) pişirerek beş oğluna ziyafet çekti. Bu sırada onlara birer ok vererek kırmalarını söyledi, onlar bu okları birer, birer kırıp attılar, bu sefer beş oku demet yaparak hepsini birden kırmalarını söyledi. Hiçbiri kıramadı.

........Bu olaydan bir zaman sonra Alan-ho'a öldü.

Gömeç'ten alıntı: Moğolların Gizli Tarihi'nde de, kocası Dobunmergen'in ölümünden sonra Alan-koa'nın eşsiz olduğu halde üç erkek çocuk doğurduğu yazılıdır. Neticede kadın sırrını anasına söyler, ama kadın bunun neden kaynaklandığı hususunda kuşkulanır. Anası çocuğunu kontrol ettiğinde onun hâlâ kız olduğunu görür ve bunun ilahi bir şeyden geldiğine karar verir

Anılan kitapta bahis bu şekilde değildir, Dobun-mergan'a iki evlat doğurmuş kadın nasıl kız olarak tesmiye edilmiş, ayrıca Alan-ho'a'nın annesinden bu olayların olduğu zaman da hiç bahis yoktur.

Neticede sayfalarca devam eden secerede Cengiz Han'ın en büyük atası, Alan-ho'a'nın sonradan doğurduğu çocuklardan, Bodonçar-munghah'dır. Bodonçar'ın çocuklarından Habiçi, Habiçi'nin oğlu Menen-tudun, Menen-tudun'un oğlu Haçi-külüğ, Haçi-külüğ'ün oğlu Haidu, Haidu'nun oğlu Baişinghor-dohşin, Baişinghor'un oğlu Tumbinai-seçen, Tumbinai-seçen'in oğlu Habul-han, Habul-han'ın oğlu Bartan-batur, Bartan-batur'un oğlu Yesügey-batur, Yesügey-batur'un, Ho'elun-cin ile evliliğinden Cengiz Han dünyaya geldi. O doğduğunda Yesügey, Tatar'lardan Temucin-uge'yi esir olarak getiriyordu, bu yüzden ona Temucin adı verildi. Doğarken avucunda saka kemiği büyüklüğünde bir kan pıhtısı tutuyordu. Kamlar buna dair yorumlar yaptı, bildiğiniz gibi Cengiz Han o zaman bilinen dünyanın yarısını ele geçirdi. Diğer kardeşleri, Hasar, Haçi'un, Temuge ve bir kız olan Temulun'dur. Kaynak: Manghol-un Niuça Tobça'an Çince adı (Yüan-Ch'ao pi-Shi) Çeviri Prof. Dr. Ahmet Temir, s. 1-19 Bir de dikkât çekilen husus Moğollar'da halkın görebileceği türden kritik olmayan belgelere depter (defter) adı verirken daha özel yazıların olduğu belgelere tobça demişler.

Önemli bir konu da sadeleştirerek verdiğim secerede Cengiz Han'ın buaraya adlarını almadığımız büyük büyük amcaları olan şahışlardan çok çeşitli boylar türemiştir. Camuha'da bunlardan birisindendir. Türkçe karşılıklarını verdiğim bazı kelimelerden anlaşıldığı üzere Moğol dili ve Türkçe tarihin bir dönemine kadar aynı idi, belli bir tarihten sonra ayrıştı. Moğol adı bir ırk adı değil Cengiz Han tarafından verilmiş bir siyasi birliğin adıdır ki, içinde Türk boylarını da barındırmıştır.

Prof. Dr. Faruk Sümer'in bir tesbitine göre Uygur, Karluk, Kıpçak ve diğer bazı Türk kavimleri Moğol istilâlarında varlıklarını devam ettirememişler, Moğol boyları ile karışıp yeni kavimler meydana getirmişlerdir. Bu yeni kavimlerin dilleri Türkçe olmakla beraber tarihi hatıraları, askeri teşkilâtları ve bir çok gelenekleri Moğol vasfını taşıyordu. Bugünkü Doğu Türkistan Türkleri, Özbekistan, Kazakistan, Kara-kalpak halkları, İdil boyu Türkleri, kısaca Orta Asya'daki Türkler'in ezici çoğunluğu, işte bu Türk-Moğol kaynaşmasından meydana gelmiş yeni kavimlerin torunlarıdır. (F. Sümer, Oğuzlar/Türkmenler, s.2) Esenkalın.
Kayıtlı
Türk oğlu Türk kızı öleceksin!

Gökkurt tekrar dirilmedikçe,
Tanrı dağlarında gezmedikçe,
Kanlı İtil ırmağından su içmedikçe,
Bozkurt, Ulusuna tekrar yol göstermedikçe,
Türk Başbuğ'u, Yabgusu, Hakan'ı
Ötüken Ormanında tekrar oturmadıkça,
Akdoğanların yurdu Köğmen dağları aşılmadıkça,
Uluğ Altaylardaki Demir dağ delinmedikçe,

TÜRK-KAN

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • Çevrimiçi Çevrimiçi
  • İleti: 1780
Ynt: Türklerin ve Moğolların Tarihi İki Boyu
« Yanıtla #2 : 16 Mart 2011, 21:05:16 »

Erken Çağdaki Türk-Moğol İlişkileri

Prof. Dr. Ahmet TAŞAĞIL

http://forum.hunturk.net/index.php?topic=3341.new#new
Kayıtlı
 

HunTürk Türk Otağı açılış tarihi Mayıs 2005. Gökbörü Türkçüler Türkçü Turancı. Ulak bilgimiz soruhunturk { @ } gmail [.] com adresinden ulaşabilirsiniz.
Yazılım:
Ağımız Mozilla Firefox tarayıcı özellikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.Yüksek Çözünürlükte(+1024) en iyi performansı verecektir.

Bu sayfa 0.119 saniyede 26 sorgu ile oluşturulmuştur