GENEL KONULAR OTAĞI > E YAYIN

Nihâl Atsız'ın İslam hakkındaki düşünceleri

(1/4) > >>

Kanpusat:
Şüphesiz ki Atsız da Atatürk gibi hakkında en çok şehir efsanesi dolaşan insanlardan biridir. Çünkü O'nun ve yüce ideolojisinin üstünlüğü karşısında ezilenlerin, O'nun kişiliğini ve düşüncelerini saptırmaktan başka bir şansları yoktur. Bu da, sapık ideoloji ve aşağı ırk mensuplarının Türkçülükten ne denli korktuklarını göstermektedir.

Bu korkakların en kötüleri de Atsız'ın yolunda gittiklerini iddia edenlerdir. Onlar da "Gerçek Atsız"dan korkarlar. Çünkü "Gerçek Atsız", onların kutsal saydıkları her şeyi ayaklar altına almıştır. Atsız'ın din karşıtı olduğu gün gibi ortadayken, O'nun aziz hatırasına saygısızlık ederek "Atsız Müslümandı" derler. Çünkü Atsız'ı kendilerinden ayrı tuttuklarında, sentezci sapık fikirlerinin her açıdan daha da sığlaşacağını bilirler.

Sözde Türkçü, özde ise çapulcu ülkücü olan müptezellere "Gerçek Atsız"ı kendi kaleminden tanıtmaya başlayalım:
Tanrı insan idraki dışındadır. Kur'an, Muhammed'in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok yerinde aya, güneşe, fecre, atların köpüren ağızlarına yemin ve and verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı'dan daha üstün bir varlık olmadığına göre kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler Muhammed'in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında İslamiyetten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir. (Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - ÖTÜKEN, 1970, Sayı: 11 )
.
Kur'an "âlemlerin sahibi olan Tanrı'ya hamdederim" diye başlamaktadır. Belli ki bu söz de Muhammed'indir. Çünkü Tanrı, kendi kendisine hamdetmez. Müfessirler her ne kadar Tanrı "böyle diyin" demek istemiştir yolunda tevillere geçmişlerse de Kur'anın sonundaki küçük sürelerde olduğu gibi, sürenin başına bir "söyle, de ki" hitabını eklemeyi Tanrı düşünmez miydi? (A.g.m)
.
Fakat ey Türk Gençliği, sana soruyorum: Sen Arap Muhammedin mezarını artık bıraktıktan sonra senin Kâbe’n Çanakkale, Sakarya ve Dumlupınar değil midir? (Çanakkale Savaşı - ATSIZ MECMUA, 1932, Sayı: 17) .
.
Din Arab’ın, hukuk sizin, harp Türklüğündür. (Davetiye - 1940)
.
Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed'in başka türlü davranmasına imkân yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada doğrulukla yaşayanlara da öte âlemde köşkler, Kevserler yiyecekler, güzel huri kızları vaad edecekti. (Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - ÖTÜKEN, 1970, Sayı: 11 )
.
(Yobazlar) Soy soy insanların bir tek Âdem’le Havva dan türediklerine, Âdem’in 1050 yıl yaşadığına, Havva'nın her yıl biri erkek biri kız olmak üzere ikiz evlat doğurduğuna ve bu kardeşleri birbiriyle evlendirdiklerine inanırlar. Bir Sümer masalından çıkan tufan ve Nuh'un gemisi onlarca tarihi bir hakikattir. Hangi Teknik Üniversitesinden mezun olduğu belli olmayan Nuh'un yaptığı o pazarcı kayığına her cins hayvandan birer çiftin girip sığması ve 40 tufan gününde birbirine yemeden uslu uslu oturması da gerçektir vesaire... Şimdi bu kafadaki adamla bir fikir tartışması yapmaktaki trajediyi düşünün. (A.g.m)
.
İslamiyet ırk ve renk tanımazmış. Komünizm de tanımıyor. Amerikan anayasası da tanımıyor ama gerçekte bu fark daima vardır. İslamiyet’in ırk ve renk tanımadığı çağlar bir daha dönmemek üzere geride kalmıştır. Birinci Cihan Savaşında, İslam kardeşlerimiz Araplar'ın İngiliz'lerle birleşerek Türk ordularını nasıl arkadan vurduklarını unutmadık. Bu Arap ihanetinin başında Peygamber soyundan gelen şerifler bulunuyordu ki bunlardan birinin hatıraları Hayat Tarih Mecmuasında tefrika edilmektedir. (A.g.m) .
.
İslamiyet Türkler sayesinde yaşadı ve yükseldi. İslamiyet Türkleri değil, Türkler İslamiyeti yüceltti. Biz İslam olmadan önce de büyüktük. Keramet İslamiyet’te olsaydı her Müslüman millet yükselirdi. Hele tarafımızdan birkaç kere tekrarlandığı gibi İslamiyetten önce büyük devlet olan İran İslam olduktan sonra bugünkü durumuna düşmezdi. (A.g.m)
.
Bilimdeki türlü ilerlemeler geliştikçe kâinatın din kitaplarında yazıldığı gibi altı günde yaratılmadığı, bu oluşumun milyarlarca yüzyılda meydana geldiği, hele insanların 6000 yıl önce yaratılan muhayyel bir Âdem’le hayali bir Havva'dan türemedikleri ispat olunmakta ve ilim artık, kısa ömürlü de olsa canlı hücre yaratacak seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.(A.g.m) .
.
İslam düşüncesinde sömürgecilik vardır. Ülkeler fethetmek, bu ülkeyi haraca bağlamak sömürmekten başka bir şey olmadığı gibi bütün beşeriyet de tek ümmet değildir.(A.g.m)
.
Tanrı, ne din kitaplarının anlattığı gibi insan şeklinde, ne de göklerin bir yerindeki tahtının üzerindedir. Onun nasıl olduğunu, ne olduğunu bilmeye imkân yoktur. Olsaydı din bilginleri asırlar boyunca birbirine girmezdi.(A.g.m)
.
Peygamberin, çevresindeki ahlak bozukluğunu görerek çareler aradığını, tedbir düşünmek için dağlara çekilip insanlardan uzakta yaşadığını ve ta eski Mısır'dan gelerek Yahudiler'e geçen "tek Tanrı" fikrini akıl ve duygusuyla kabul ederek Arap putçuluğuna karşı çıktığını görüp anlamak için yobaz olmaya, bir takım masallara inanmaya, eski Sümer'den ve Mısır'dan gelip Yahudiler aracılığı ile öteki milletlere geçen inançları ilahi hakikat diye kabul etmeye lüzum yoktur. (A.g.m)
.
Yahudi krallarını peygamber diye Türk milletine telkin ederek milli mefahiri unutturmak suretiyle İsrailiyyatı hayat ve ahlak sistemi diye öne sürmek milli bir cinayettir.(A.g.m)
.
Muhammed'in de peygamber olmadan önce Kureyş putlarına kurban kestiği ve Halife Ömer'in amcazadesi Zeyd'in kendisini bundan menettiği hakkında İbni- İshak'ın siyer parçalarında bir kayıt bulunduğu gibi (bak: İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, cilt I. s. 126) Peygamber olduktan sonraki "Garanik" meselesi de bütün İslam âleminde meşhurdur ve tevil olarak "Şeytan, peygamberin içine girerek onun adına öyle konuştu" demek gibi çocukça bir tevile başvurulmuştur. Peki, şeytan bu karganmışlığı yaparken "âlim" (= her şeyi bilen), basir (= her şeyi gören) ve habir (= her şeyden haberi olan) Tanrı ne yapıyordu? Görülüyor ki saçma sapan tevillerle beşeri zaafları örtbas etmeye imkân yoktur.(A.g.m)
.
Yedinci yüzyılda ortaya çıkan Müslümanlık, sosyoloji bakımından Araplar'ın millet haline geçme savaşıdır.(İslam Birliği Kuruntusu Ötüken, 17 Nisan 1964, Sayı: 4)
.
İslam Birliği ve kardeşliği kuruntudur. Dinin baş unsur, olduğu çağlarda bile gerçekleşmemişti. Bundan sonra, araya bu kadar ihanet ve düşmanlık girdikten sonra asla gerçekleşmeyecektir. Gerçekleşecek olan birlik İslam birliği değil, Adalar Denizinden Altayların ötesine kadar Türk birliği olacaktır. (A.g.m)
.
İçki fena ise üzümü neden yarattın? Üzümden içki yapılacağını neden Levh-i Mahfuza yazdın? Son peygamberin arkadaşları namaz kılarken âyetleri yanlış okumasaydı içki yasaklanacak mıydı? Çöldeki Bedevi ile bir kurmay subayın içmesi aynı mıdır? Biri sarhoş olunca her türlü herzeyi söyleyebilir. Öteki sarhoşluğun son merhalesinde bile temkinli ve iradelidir. Küçük bir kızı sevmek günahsa, son peygamber, Ayşe'yi neden sevdi de aldı? (Atsız'ın kendini betimlediği Selim Pusat karakteri, mahkemede peygamber tanıklardan Muhammed ile dalga geçer ve küçük çocukla (Aişe) evlendiği imasında bulunur - Ruh Adam).
.
Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türküm. Siyasî, içtimaî mezhebim Türkçülüktür. (En Sinsi Tehlike)
.
Şimdi soralım: Atatürk Türkiye'si, Atatürk milliyetçiliği diye her gün leylek gibi laklak eden çeneler jübilesini yapmak için koskoca Türk tarihinde bula bula sapık düşünceli, hasta ruhlu Yunus Emre’yi mi buldular? (Milletleri Ruhlandırmak - ÖTÜKEN, 1971, Sayı: 10)
.
Mesela Cenabı Mevlana'nın, Şemsi Tebrizi ile şu bir türlü izah olunmayan halvet âlemlerinin ilmi ve tasavvufi manasını, bununla beşeriyetin nasıl irşad olunduğunu, Şemsi Tebrizi Hazretlerinin nasıl ve neden kaybolduğunu, şimdi göğün kaçıncı katında ikamet buyurduğunu anlatıp bizi aydınlatsalar meslek-i kavim-i tasavvufa çok büyük bir hizmette bulunmuş olurlar. Bundan başka Cenabı Mevlana'nın Şemsi Tebrizi Hazretlerine, tıpkı sevilen bir kadına hitap eder tarzda şiirler yazmasının hikmetini ve küçük oğlanı mezesiyle birlikte çağırmanın ne demek olduğunu anlatsalar... (Dindar ve Mutaassıp Hacı Bayanın Türklüğe Hakaretleri - ÖTÜKEN, 1969, Sayı: 64)
.
İslam beynelmilelciliği davası güdenler de hep milliyetçi olduklarını söylerler. Türkçülük bu türlü eksik ve yanlış milliyetçiliklerin hepsini reddeder. (Türkçülük ve Siyaset - Ötüken, 26 Temmuz 1972)
Bunlar da yetmediyse, Atsız'ın dinler hakkındaki görüşünü, oğlu Yağmur Atsız'dan dinleyelim:
"Atsız Müslüman olarak tanımlanamazdı. Onun bu mevzûdaki konumunu bence en iyi ‘lá-dînî’ olarak tavsîf etmek yerinde olur. Evet, ‘Semávî Dinler’le pek başı hoş değildi ama ‘tanrıtanımaz/ateist’ de değildi. Káinátı yaratan bir güce inansa da bu gücün káinátı yaratdıkdan sonra ‘olaylar’a müdáhale etdiğine inanmazdı." (Yağmur Atsız - Atsız'a Dair)
.
Atsız'ın hayatının sonuna doğru, herhalde “hidâyete ererek” Müslümanlığa dönüşü palavradır. Bir kere bu, Atsız'ın karakterine aykırıdır. Onu zerre kadar tanıyanlar bilir ki farz-ı muhâl aklından geçmiş bulunsaydı bile sırf “yaklaşan ölümü hissetti de korkup döneklik etti” dedirtmemek için böyle birşey yapmazdı. Bu lakırdıyı tedâvüle sokanlar muhtemelen “Atsız” adını siyâseten sermâye edinmek isteyenlerdir. (Aksiyon - Mart 2008)
.
"Dindar bir insan olan ve ara sıra namaz da kılan, fakat bazen Zekeriyâ Sofrası (dileği kabul olan kadının 40 çeşit yemek yaparak onu kadınlarla paylaşması) düzenlediği için Atsız tarafından “örtülü putperestlikle” (!) suçlanan Annem Bedriye Hanım ise zevcinin günaha girdiği tezini savunurdu. Bir yaz günü öğle üzeri sofraya koca bir tabak dolusu iri türbe eriği gelince Atsız bu eriklerden esinlenerek “Erik Yanaklı Allah” sözleriyle Anneme takıldı. Annem telaşla “Nihal, çarpılacaksın!” deyince şu unutamadığım karşılığı verdi: “Allâh"ın hiç işi gücü yok da bir hiç mesâbesinde olan benimle uğraşacak öyle mi? Bana bu kadar değer verecekse ne mutlu bana! O vakit razıyım, varsın çarpsın!” (Aksiyon - Mart 2008)
Atsız istismarcısı sentezci müptezeller, tüm bunlara karşılık olarak, yine cehalet abidesi olmaktan ödün vermeyeceklerdir. Bunu yaparken de, düşünceleri apaçık ortada olan Atsız'ın sözlerini kanıt olarak sunma gafletine düşeceklerdir. Kendilerine kanıt yaptıkları sözlerin hepsinin de çok erken tarihlerde söylenmiş olması da ayrı bir gülünçlük, onlar içinse utanç sebebidir. Çünkü önemli olan, insanın son düşünceleridir. Bu İslam'da da böyledir; yaşamı boyunca dine aykırı işler yapmış birisi, can verirken şehadet getirirse, o artık Müslüman'dır. Peki Atsız'ın din hakkındaki son görüşleri ne yöndedir?

Cevabı yukarıda... Tabii okuma konusunda çektiği sıkıntıyla meşhur olan Ülkücüler bunları okur mu, okusalar da anlarlar mı, orasını herhalde Allah(!) bilir.
..
Bunun yanı sıra, gerçeklik değeri olmayan, zamanın şartlarına göre politika icabı sarfedilen sözlerin olması da çok doğaldır. Atsız, bugün Türkçü olduğunu iddia edip, buz gibi Arapçılık yapan sahte Türkçülerin kendisi hakkındaki gülünç iddialarını ta o zamanlardan sezmiş olsa gerek ki, Müslüman olmadığı halde, bazı dönemlerde din hakkında olumlu şeyler yazmasının sebebini yine kendisi açıklamış:
"Komünizme karşı ya milliyetçilikle, yahut dinle durulabilirdi. Bunların ikisini birden kullanmak şüphesiz daha akıllıca olurdu." (Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz)
Ey Atsız'a Müslüman iftirası atarak O'nun kemiklerini sızlatan sentezciler! Yıllardır Türk çocuklarının milli duygularını istismar ederek, kürt teröründen rant sağlayarak varlığınızı devam ettirdiniz. Sizin yüzünüzden tertemiz Türk çocukları milliyetçiliğe düşman oldu. Şimdi de bir kısmınız bizden öğrendikleriyle "Türkçülüğe" merak saldı ve öğrendiklerini de eline yüzüne bulaştırarak Türkçülerin de imajını bozmaya soyundu. Madem öyle, biz de gerçek Türkçüler olarak, gerçek Türkçülüğü ve Türk ulularının fikirlerini çarpıtılmamış halleriyle Türk çocuklarına öğretmeye ve sahtekarlığınızı, istismarcılığınızı ortaya çıkarmaya son hız devam edeceğiz.

Yaşasın "Siyasî, içtimaî mezhebim Türkçülüktür" diyebilen gerçek Türkçüler!

Çağrıbey:
Yolbaşçımız Ulu Bilge Atsız Bey'in; içinde geçtiği makalelerin bütününde daha başka anlamlar ifade eden ancak o bütünlüğün içerisinden alınarak tek bir cümle halinde okunduğunda daha başka anlamlara gelebilecek ve yorumlanabilecek yazılarını adeta cımbızla ayıklayarak Yolbaşçımız Ulu Bilge Atsız Bey'i ve dolayısıyla da O'nun takipçileri olan Türkçüleri İslam düşmanı gibi göstermenin, en azından tabiatında anırmak var olan eşeğe karpuz kabuğu göstererek anırmasını depreştirmenin ne gereği vardı Sayın Kanpusat?

Eklediğin bu yazı daha önceden de kime ait olduğu ve ne amaçla sanal sayfalara asıldığı belli olmayan bir çok yerde yayımlandı. Bunları yaymlamanın bize ne faydası olacak, söyler misin? Şayet bir faydasının olacağına ve Türk Milletinin bunları duyup öğrenince Türkçülüğe ve dolayısıyla da özüne yöneleceğine dair bir inancım olsun gecemi-gündüzümü bu işe veririm. Lakin durum hiç de öyle değil ve kimse başını kuma gömmesin? Hepimiz Türk toplumunun içinde yaşıyoruz ve bu otağ dışındaki dünya bu otağdan bambaşka.
Türk Milleti dinci ve yobazları sevmediği gibi din karşıtlarını da sevmez. Zaten yobazlık sadece insanlara zorla dini dayatmak değildir. İnsanları zorla bir dine ve o dinin gereklerini yapmaya zorlamak ne kadar yobazlıksa; insanlarıın inançlarına hakaret etmek, içtenlikle yerine getirdiği dini görevlerinden alıkoymak ve dindar olduğu için kınamak ve horlamak da en az o kadar yobazlıktır.
 
Türkçülerin, geçmişe dönük olarak, birilerince özellikle kirletilmek istenmiş, iğrençleştirilmeye ve tiksinç gösterilmeye çalışılan imajını Türkçülüğü iğrenç ve tiksinç göstermeye çalışanların amaçlarına hizmet eder gibi yansıtmaya katkı yapmak; art niyetten değilse bile metotsuzluktan, bir davanın Türk Milletine nasıl kabul ettirilip, sahiplendirileceğine dair yeterli bilgi, birikim ve stratejilerden habersiz olmanın göstergesidir.
Bir fikir ne denli kuvvetli olursa olsun o fikri uygulayanlar hitap ettikleri toplulukların gerçeklerini görmez, metotlarını yerli yerince belirleyemezlerse o fikir ya kaybolur gider, ya da marjinal olarak kalır.
Türkçülüğün Türk Milleti tarafından gereğince neden benimsenmediğine bir de bu cihetten bakmak, dava adamlığı içtenliğinin gereğidir.
Suç neden hep ev sahibine yüklenir ki?
Ulu Türk Bilgesi Nasrettin Hoca'nın dediği gibi "bu hırsızın hiç mi suçu yok?"

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...
Saygılarımla.
Çağrıbey

Kanpusat:

--- Alıntı yapılan: Çağrıbey - 12 Mart 2013, 15:24:51 ---
Eklediğin bu yazı daha önceden de kime ait olduğu ve ne amaçla sanal sayfalara asıldığı belli olmayan bir çok yerde yayımlandı.

--- Alıntı sonu ---

Sayın Çağrıbey, bu yazının siz kime ait olduğunu bilmiyor olabilirsiniz ama ben kime ait olduğunu biliyorum.

Bu yazı yıllar önce ''Atsızcılar'' otağında ki yönetici bir kandaşımızın paylaştığı bir derlemedir.

Bazılarının gücüne gidecek, bazıları bizi ''din düşmanı'' ilan edecek diye Atsız Ata'nın yazılarını saklayacak değiliz.
Bizim fikirlerimiz alenidir. Hakkımızda ne düşünürlerse düşünsünler biz bildiğimiz yolda devam edeceğiz!

Kaldı ki yobazların nazarında ''ırkçı'' olduğumuz için zaten din düşmanı sayılıyoruz. En azından bu tür yazılar ile yobazlık batağına saplanmış Türk gençlerinin gözündeki perdeyi indirebiliriz.

Bu güne kadar Türk milletini din iman diye diye soyup soğana çevirdiler, insanları dini duygularını sömürdüler.

Buna bir son vermek lazım!!

Yüzbaşı Sançar:

--- Alıntı yapılan: Kanpusat - 12 Mart 2013, 16:39:08 ---
Bu yazı yıllar önce ''Atsızcılar'' otağında ki yönetici bir kandaşımızın paylaştığı bir derlemedir.


--- Alıntı sonu ---
Bu bahsettikleriniz kızdıkları, kafalarına uymayan ya da kendilerine göre tarif ettikleri Türkçülüğü benimsemeyen kişilere "senin ananı seccadenin üstünde kıbleye doğru secde ederken domaltıp, bilmem neyimin suyunu, başörtüsüne fışkırtıyım" diye yazanlar mıydı?
Biz o satırlardan o gün de çok utanıyorduk, bu gün de utanmaktayız.
Eğer bu bahsettiklerin o kişilerse aman kalsın, lazım değil.
Kim neye inanır bilmem ama bize yaşadığı toplumun değerlerine hakaret etmeyen ve ağzı bozuk olmayan, ahlaklı kişiler lazım.
Kirli ağızdan temiz söz çıkmaz.
Ben ne Gök Bilge Atsız'dan, ne Yüce Atatürk'den, ne Ziya Gökalp Beyden ve ne de diğer Türkçü önder ve bilgelerin hiç birisinden toplumun ahlakına aykırı ve millete hakaret eden tek bir söz duymadım.
Yıllardır Huntürk otağında okuyucu ve yazıcı olarak bulunmaktayım ve burada yolbaşçılarımızın yaşayış, düşünüş ve ifade ediş biçimlerindeki seviyeye aykırı hiç bir şeye tanık olmadım. Zaten yıllardır benim ve daha bir çok kişinin burada oluşunun nedeni de budur.

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun.

Kanpusat:

--- Alıntı yapılan: Yüzbaşı Sançar - 12 Mart 2013, 17:29:28 ---
Bu bahsettikleriniz kızdıkları, kafalarına uymayan ya da kendilerine göre tarif ettikleri Türkçülüğü benimsemeyen kişilere "senin ananı seccadenin üstünde kıbleye doğru secde ederken domaltıp, bilmem neyimin suyunu, başörtüsüne fışkırtıyım" diye yazanlar mıydı?
Biz o satırlardan o günde çok utanıyorduk, bu gün de utanmaktayız.
Eğer bu bahsettiklerin o kişilerse aman kalsın, lazım değil.
Kim neye inanır bilmem ama bize yaşadığı toplumun değerlerine hakaret etmeyen ve ağzı bozuk olmayan, ahlaklı kişiler lazım.
Kirli ağızdan temiz söz çıkmaz.
Ben ne Gök Bilge Atsız'dan, ne Yüce Atatürk'den, ne Ziya Gökalp Beyden ve ne de diğer Türkçü önder ve bilgelerin hiç birisinden toplumun ahlakına aykırı ve millete hakaret eden tek bir söz duymadım.
Yıllardır Huntürk otağında okuyucu ve yazıcı olarak bulunmaktayım ve burada yolbaşçılarımızın yaşayış, düşünüş ve ifade ediş biçimlerindeki seviyeye aykırı hiç bir şeye tanık olmadım. Zaten yıllardır benim ve daha bir çok kişinin burada oluşunun nedeni de budur.

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun.

--- Alıntı sonu ---



Sançar kandaşım, bir zamanlar Atsızcılar olarak tabir edilen ve bu isim adı altında internet yayını yapan grubun marjinal bir tarzı olduğu doğrudur. Ama her şeye rağmen hataları ve eksikleri ile Türkçülük adına mücadele etmiş ve bir çok Türkçü yetiştirmiş bir oluşumdur. Toplum değerlerine hakaret etmek elbette Türkçü bir kişiye yakışmaz. Fakat toplumun gözündeki ''ümmetçilik'' perdesini indirmek ve hayatın ''din''den ibaret olmadığını göstermeye çalışmak bile sizi ister istemez marjinal kategorisine sokuyor.

Dini meselelerin tartışılması bize yarardan çok zarar vereceği aşikardır. Malum dini duyguları hassas bir toplumda yaşıyoruz.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git