Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  
Ulak Posta: soruhunturk [[@]] gmail [.]com

HT MAĞAZA

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
 11 
 : 26 Ekim 2018, 20:33:31 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
SİLAHLI İSTİKLAL SAVAŞINI KAZANDIK AMA KÜLTÜREL İSTİKLAL SAVAŞIMIZ HALA DEVAM EDİYOR
Andımızın okullarda okutulup, okutulmaması ile ilgili tartışma son günlerde bütün Türkiye’nin gündemini teşkil etmeye başladı öyle ki hızla yükselen enflasyon, işsizlik, Suriyeli mültecilerin Türkiye genelinde verdikleri zararlar birden unutuluverdi varsa yoksa Andımız. Andımız Irkçılık içerdiği için okutulamazmış. Bunlar yarın İstiklal Marşına da aynı şeyi derler. Çünkü İstiklal Marşında da ‘’ Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?’’ diyor, ‘’Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal’’, ‘’Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal’’ diyor. Mesele, Andımız üzerinden Türk kimliğine saldırı. Bu saldırıyı da meşrulaştırmak için Kur’an’ Kerim’de; ‘’ Ey İnsanlar!.. Sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi ırklara ve boylara ayırdık. [Hucurat Suresi Ayet 13]’’ diyen, Allah’tan korkmadan İslam dinini kendi ikiyüzlülüklerine milliyetsizliklerine, ezikliklerine kalkan yapıyorlar. Peki kim bu kimlik krizi çıkaranlar. Geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki şimdilerde milyonlarca Suriyeli Arap çapulcuyu ülkemize mülteci olarak doldurup sonra da T.C. kimliği vererek vatandaşımız yaptığımız gibi; 1864'te Çerkezler geldi, 1878'de Arnavutlar geldi, 1878'de Gürcüler geldi, 1897'de Giritliler geldi, 1908'de Boşnaklar geldi, 1912'de Araplar (Libya'dan Sünusiler) geldi, 1913'de Pomaklar, Makedonlar geldi. Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu'ya aynı "muhaceret" devam etti. 1988'de Iraklı Kürtler geldi. 2013'ten itibaren Araplar (Suriyeli Mülteciler) geliyor. 1925'de Hıristiyan Karaman Türklerini Rum diye, Uz ve Peçenek Türklerini Hıristiyan diye gönderdik. Gidenler Türk’tü ve Türkçe konuşuyordu, gelenler Türk değildi ve Türkçe bilmiyordu. İşte bu gün Andımız üzerinden kimlik krizi çıkaranlar o gelenlerin çocukları, o gayritürk unsurlar. Türk olmayanlar. Bu gün Türkiye'ye mülteci olarak gelip, sonra da T.C. Vatandaşlığı alarak yerleşen bir Suriyeli Arap, 35 sene sonra Cumhurbaşkanı olarak seçilirse, Türk olduğu zannedilecektir. Türklüğe ihaneti görmezden gelinecektir. Andımız'ın okutulmasına Irkçılık yapıyor diye karşı çıkacaktır, "Ne Mutlu Türküm Diyene!.." parolasından ırkçılık yapıyor diyerek rahatsız olacaktır, yeşil Türklerde onu destekleyeceklerdir. Biz Türkler; (1915-1916) larda başlayıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi ile sonuçlanan silahlı İstiklal Savaşını tüm dünyaya ayakta alkışlatarak, mazlum milletlere örnek olacak şekilde ve ders kitaplarına konu edilerek kazandık ama ne yazık ki elimizle ülkemize doldurduğumuz gayritürk unsurlar yüzünden hala ‘’Kimlik Savaşını’’ kazanamadık, kimlik savaşımız devam ediyor. Bu savaşın en acı tarafı ise bir kısım kanı Türk olanların da cehaletleri yüzünden gayritürk olanların tarafında olmaları. On binlerce yıllık siyasi ve kültürel tecrübeye sahip Türk Milleti; ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’ parolasının birleştiriciliğinde mutlaka bu kültür savaşını da kazanacaktır. Gayritürk unsurlar okullarımızda ‘’Andımız’’ı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni’’ okutmasalar da bizler çocuklarımıza evlerimizde, iş yerlerimizde okutacağız. ‘’Bu memleket, tarihte Türk’tü, bu gün de Türk’tür ve ebediyyen Türk kalacaktır. Mustafa Kemal ATATÜRK’’ Türk Milleti’nin kanıyla, canıyla hak ettiği; 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’
Adil ÖZTÜRK

 12 
 : 23 Ekim 2018, 22:23:27 
Başlatan AYKUT YABGU - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
"Türküm, Doğruyum, Çalışkanım,
İlkem; Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!..
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne Mutlu Türküm Diyene!.." 

 13 
 : 21 Ekim 2018, 22:29:33 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
TARİHTEN DERS ALMAYI BİLMEK GEREK
''Romanya’da 1989’lara gelindiğinde Çavuşesku, tamamen gerçeği reddetme işaretleri göstermekteydi. Ülkeyi yöneten tek başkan tek yetkiliydi. Halkından kopuk, halkına inat baskıcı bir rejim sergiliyordu. Çavuşesku, devlet televizyonunda sık sık yiyecek maddesi dolu dükkanlara girerken, yiyecek ve sanat festivallerini ziyaret ederken ve kendi yönetimi altında erişilen “yüksek yaşam standartları”nı överken, diğer yandan boş dükkanların önünde ekmek beklenen kuyruklarla birlikte, ülke son derece zor bir dönemden geçiyordu. 1989’un sonlarına gelindiğinde, 21 Aralık’da Devrim Meydanı’daki (Piata Revolutie) büyük gösteri, rayından çıkarak kaosa dönüştü. Çavuşesku'lar karı koca 25 Aralık'ta Targovişte’de kurşuna dizildiler.''
Romen halkının kendi değerlerinin aksine komünist diktatörlüğünü dayatması bir yerde halkın ''Yeter artık'' demesiyle sonuçlandı ve bir hafta gibi kısa bir sürede tüm ülkeyi kaplayan öfke dalgası sonucu karı-koca diktatörler kurşuna dizildi.
Son yıllarda Türkiye'de de yaşananlar, bilhassa Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu ve çoğunluk unsuru Türk Milletini adeta aşağılayıcı gelişmeler toplumla ters düşen yöneticilerin akıbetinin ne olduğu hakkında tarihten ders almayan yöneticilerin gelecekte nasıl bir sıkıntı ile karşı karşıya kalacağını gösteriyor.
''ANDIMIZ'' (1933 yılı) ilk hali ile ''Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.'' şeklinde iken zaman içerisinde bir kaç kez düzenleme ile (1997 yılında) son şeklini almıştır. ''Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir. Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne Mutlu Türk’üm Diyene!..'' Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ''Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir'' hatırlatmasının okullarda tekrarıdır. İşin özü ''ANDIMIZ'' Cumhuriyet çocuklarının, Dedelerince kurulan devlete okullarda sahip çıkma sözüdür.
Devletin sahibi milletin hislerine ters düşersen millete ters düşmüş olursun. Millete ters düşenlerin de sonu tarihte açık seçik görülmektedir. Milli Şairimiz Mehmet Akif ne güzel özetlemiş: ''Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? "Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? [Safahat: Yedinci Kitap]'' Daha bunun ''GENÇLİĞE HİTABESİ'' var, daha bunun ''NUTUK'' u var.
''Türk milletini ayağa kaldırmak zordur ama daha da zoru harekete geçince bu milleti durdurmaktır. [Mustafa Kemal ATATÜRK]'' isterseniz bu milleti hiç ayağa kaldırmayın. Durun durduğunuz yerde. Türk olmasanız da Türk gibi göründüğünüzle kalın.
''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..''
Adil ÖZTÜRK

 14 
 : 20 Ekim 2018, 16:22:10 
Başlatan Kurt-Kanı - Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam
Yedinci Ateş Suyu:
Dincilik ve Sahte Din Anlayışı


Din, toplumsal yaşamda önemli ve gerekli sosyal bir kurumdur. Toplumları etkileme ve özellikle bireyleri yönlendirme etkisine sahiptir. Ancak, din siyasal bir amaç gütmeye ve iktidar mücadelesi vermeye kalkınca, toplumsal sorunlara da yol açabilmektedir. Kuşkusuz, bunu dinin kendisi değil, din adına hareket ettiğini iddia edenler yapmaktadır. Dindar ile dinciyi iyi ayırt etmek gerekir. Dindar ile kimsenin bir sorunu olamaz.

Din üzerinden siyaset ve ticaret yapanlar, dinsel değerleri ve inanan insanları sömürmekte, sorunlara yanlış teşhislerin konulmasına yol açmaktadır.

Din konusu, kendisi için farklı çıkarları olan başka ülkelerin de ilgi alanına girer. Örneğin, emperyalizmin sahte şeyh, mezhep ve tarikatlar oluşturması yeni bir uygulama değildir. Afganistan ve Arabistan’da şeyh kılıklı Amerikan ve İngiliz ajanları yüzyıldır faaliyetlerine devam ediyorlar. Bunu İslam’a iyilik için mi yapıyorlar? Bunlarla hem din anlayışı değişir, din saptırılır hem de yeni dinsel akımlarla bölücülüğe yol açılarak toplumsal çözülme sağlanır. İnsanlar gerçek sorunlar üzerinde düşünmekten alı konulur. Hatta ülkeler işgal edilir.

Cezayir’de 1840 yılında egemen olan dinsel güç, Ticani tarikatı ve şeyhi de Muhammed Es Sağir’dir. O sırada Fransa tarafından Cezayir’e gönderilen ajan Monsieur Rosch, Müslümanlığı kabul etmiş  görünerek önce Es Sağir ile işbirliği içinde, yerel İslam ulemasına başvurmuş ve arkasından Mısır’ın ünlü El Ezher medresesinin ve en sonunda da Mekke ulemasına başvurarak onlara yönelttiği “İslami itikada halel gelmeden, geçici süre, Hıristiyanlara boyun eğmek caiz midir” sorusuna karşı “elcevap: caizdir” yanıtını almıştır.
Hıristiyanlara geçici tutsaklık yüz yılı aşmıştır.
“ABD ile işbirliği yapmadan başka ülkelerde okullar açamayız” diyen yerli şeyhler de bu bağlamda değerlendirilebilir.

Dinciler aracılığıyla farklı kültürel anlayışlar sanki “İslam buymuş gibi” topluma dayatılmaktadır. Müslüman olmak ile Araplaşmak hâlâ birbirinden ayrılamadı. Yıllardır başörtüsü ve İmam Hatip Liseleri üzerinden kıyametler koparılmaktadır. Körüklenen bunun gibi yapay sorunlar, adeta bir “sis bombası” etkisi yaratarak, asıl sorunlarımızın görünmesi engelleniyor.

Dinsizleştirmecilik de bir ateş suyu haline gelmektedir. Din, toplumsal yapıyı ayakta tutan sosyal yapıştırıcılardan biridir. Birçok kültür kodu dinsel değerlere ilişiktir ve din toplumsal ve bireysel birçok işlev görür. Din, manevi olduğu kadar stratejik de bir güçtür. Onu dışlar ya da ilgisiz kalırsanız başkaları ilgilenir ve size karşı kullanır. Yanınızda olması gereken bir gücü karşınıza almış olursunuz. Oysa, bir kısım laiklik savunucularının bilerek ya da bilmeyerek, işi ileri götürüp laiklik savunusu değil, dinsizleştirmecilik yaptığı görülmeye başladı. Öncelikle laiklik, dinin olmadığı bir yerde anlamsızdır. Laiklik din ile birlikte vardır. Laiklik bir barış antlaşmasıdır. Yeni ayrışmalara meydan vermemesi gerekir.

Böylesi kişiler, laiklikle hiçbir sorunu olmayan dindar kişileri dinci saflara itmektedirler.

Din ve dinsel alanda önemli kavram ya da simgeler alaya alınmakta, küçük düşürülmekte ve önemsizleştirilmektedir. Edebiyatta, sinema ve “bir kısım” medyada din adamlarımız küçük hesaplar peşinde koşan, çağdışı, yobaz ve aşağılık bir çok niteliği kendinde toplayan karakterler olarak sunulmaktadır. Anadolu’da taşlayarak öldürme (recm) hiç olmadığı halde “vurun kahpeye” sahnelerini sık sık izlemek zorunda kalınır.
Öte yandan engizisyon ve endüljans süreçlerinden geçen Batı toplumlarında din adamları medya ve sanatta adeta evliya olarak sunulmaktadır. İslam’daki dinsel simgeleri aşağılamak laiklikle açıklanamaz. Olsa olsa din düşmanlığı özellikle de İslam düşmanlığıdır.

Zira laikliğin karşı olduğu din değil, yobazlıktır.

Laikliği savunanların bu savunuya devam etmekle birlikte son tahlilde bu toplumun Müslüman bir toplum olduğunu unutmamaları gerekiyor.
Modernleşme adına Batılı davranışlar beklemek kimsenin hakkı değildir, doğru da değildir. 

Toplumu yönettiği/yönlendirdiği iddiasında olanların öncelikleri iyi belirlemesi gerekir.
Ülkeye yönelik “görünen ve açık bir emperyalist tehdit” hatta saldırı varken, tarafların incir çekirdeğini doldurmayacak konuları bir tarafa bırakmaları gerekir.
Bu durum evleri yanarken yorgan kavgasına tutuşan karı-kocanın durumuna benzemeye başladı.
Laiklik mücadelesinde kimilerinin geldiği nokta burasıdır.

(Bu yazının ve devamındaki yazıların hazırlanmasında ;Yrd. Doç. Dr. İkram ÇINAR 'ın "mankurtlaşma süreci" adlı eserinden faydalanılmıştır.)

Türk Milleti ve devleti aleyhine işletilen mankurtlaştırma proje ve programlarının ne denli başarılı olduklarını ve bir daha asla telafi edilemeyecek yıkımlar yaptıklarını ibretle ve çaresizlik içerisinde, kahrolarak, izliyor ve yaşıyoruz.

Türk Milleti SİYASAL İSLAMCI soysuzların yalan ve hilelerine kanarak geleceğini ipotek ettirmiştir.

TÜRK MİLLETİNİN, ARTIK, BİR BEKA SORUNU VARDIR!..

TTK.

 15 
 : 20 Ekim 2018, 16:06:49 
Başlatan Çağrı Bey - Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam
Dindarlık; her türlü şekilcilikten arınmış deruni psikolojik bir düşünüş, anlayış ve yaşam biçimidir.

Bizim Yunusumuz ne güzel söylemiş:

Dervişlik olaydı taç ile hırka;
Biz dahi alırdık otuza kırka!


Sarıktan, sakala; cübbeden, şalvara kılık kıyafetleriyle abartılı görünümleri ve ağdalı sözleriyle topluma dindar insan profili çizen kahır ekseriyeti kanı ve vicdanı kirli, koyunlarında haç taşıyan; başta pontus artıkları olmak üzere, Türk Milletinden öç almak ortak paydasında buluşan gayr-ı Türk unsurlardır.

Abartılı dindar profili çizen ve çizmekle de kalmayıp dini otorite makamından toplumu yönlendiren Karadeniz kökenli bir çok kişinin köken olarak pontus artığı olması bir tesadüf olmasa gerek.

Ayrıca her mahalle başında yer tutmuş şeyh, mürşit, hoca vs. sıfatlı kişilerin tamamına yakınının da başta kürtler olmak üzere gayr-ı Türk etnik unsurlar olduğu da dikkatimizden kaçmamaktadır.

Şu anda Türk Milletine musallat edilmiş en büyük belâ; Siyasal İslamcılık denen, bizzat İslam'ı da kemiren, soysuzluktur.

Etnik ayrımcı terörü de, toplumu kutuplaştıran klikleri de, ekonomiyi iflasa sürükleyen politikaları da, Türk Milletini ve devletini milletler aleminde itibarsızlaştıran uygulamaları da, muazzez dinimiz İslamiyetin; terörün, cahilliğin, sapkınlığın, sübyancılığın, gericiliğin, beleşciliğin, caniliğin ve terörün kaynağı gibi görünmesinin de tek sorumlu ve faili; o siyasal İslamcı zihniyet ve onun namussuz temsilcileridir.

Siyasal İslamcı uygulamalar nedeniyle Türk Milletinin yarınları tehdit ve tehlike altındadır.

Milletimize; Ulu Atamız Bilge Kağan'ın sözleriyle sesleniyoruz:

"Ey Türk;
Titre ve kendine dön!.."


TTK.

 16 
 : 20 Ekim 2018, 15:56:39 
Başlatan Çağrı Bey - Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam
Adolf HİTLER ve Propaganda Prensipleri

Dr. Paul Joseph Goebbels, felsefe eğitimi almış bir kişidir. 1933 ve 1945 yılları arasında Hitler döneminde “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı” olarak görev yapmıştır. Bazılarına göre Hitler’in sağ kolu olarak çalışmış ve öylece ünlenmiştir. Tanıtım ve propaganda işlerini yürütürken, dönemin medya unsurlarını kontrol etmesi ile ünlüdür.

Hatta şu sözü sanki bir vecize gibi siyasi tanıtım tarihine yazılmıştır; “Basın, iktidarın kullandığı dev bir klavyedir!”

Goebbels’in Propaganda prensiplerine bir göz atalım;

- Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.

- Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur.

- Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır.

- Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.

- Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.

- Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.

- Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin.

- Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.

- Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.

- Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.

- Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır.

- Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.

- Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.

Prestij ve karizma sahibi lider, propaganda işini çok kolaylaştırır. İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır. Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak çok kolaydır.”

Ülkedeki bütün gazete, dergi ve basın yayın organlarını elinin altına aldı. Öyle ki 2. Dünya savaşında Ruslar Berlin kapılarına dayandığında Alman halkı hala savaşı kazanmak üzere olduklarını sanıyordu.

Ve yenilirken dahi mitinglerinde milyonlarca insan toplanarak ona biat ettiklerini gösteriyordu.

Önceden Alman halkının ”Tanrının Elçisi, Büyük Lider, Büyük Başkan, Büyük Kurtarıcı” gibi sloganlarla yere göğe sığdıramadığı ADOLF HİTLER’in intiharından bir ay sonra tüm gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı.

O aslında sadece çevresindeki silahlı koruma ordusuna güvenen, söylediği her şeyin yalan olduğu, korkak basit bir ruh hastasından başka bir şey değildi.

Alman halkı bunu çok geç anladı, herkes ona tapıyordu ama gün geldi hiç kimse “Ben oyumu ona verdim” diyemedi.

Ne kadar manidar degil mi ?

Yaşadığımız süreç tarihin tekerrüründen ibarettir!

Şu an ülkemizde de büyük bir ustalıkla uygulanan ne kadar bilindik şeyler değil mi?

TÜRK MİLLETİ SİYASAL İSLAM DENEN, O İSLAM'I DA KEMİRİP, KİRLETEN ZİHNİYETİ ve BU ZİHNİYETİN HAYSİYETSİZ TEMSİLCİLERİNİN, GERÇEK YÜZLERİNİ GÖRMEDİĞİ MÜDDETÇE YAŞADIĞI OLUMSUZLUKLARDAN, BIRAKIN KURTULMAYI, DAHA DA BETER OLACAKTIR.

TÜK MİLLETİNİN BEKÂ SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN MİLLİ KİMLİĞİNİN YOK OLMASI SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN HÜRRİYETİNİ YİTİRME SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN TOPRAK KAYBETME SORUNU VARDIR!


Türk Milletinin başına bu sorunları açan en büyük belâ:

SİYASAL İSLAMCILIKTIR!

TTK.

 17 
 : 20 Ekim 2018, 15:31:28 
Başlatan Yüzbaşı Sançar - Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam
GDO gündemimize bir girdi, pir girdi.
Biz sanıyoruz ki, sadece mısırda, soyada kanolada var, öyle sanıyorduk. Son yapılan tahlil ve analizlerde KAŞAR'da da GDO olduğu belirlendi. Hele eski KAŞAR'lardaki GDO'nun çoktan uç boyutlara ulaştığı ve bunların Genetiklerinin tamamen değiştiği, kendi özgenetiklerini kaybettikleri, tamamen farklı bir nesneye dönüştükleri de anlaşıldı...
İşte belli başlı bilinen ve genetiği her an  değişen organizmaların en başlıca eski KAŞAR'ları aşağıda görülüyor. Belirli markaları yok ama "çabuk karakter değiştirebilme özelliği olan" diyerek de bulunabiliyormuş.. Bunlardan alınması, hatta bakılması bile insan neslinde onulmaz yaralar açıyor, stresler oluşturuyor. Zaten her markette de kabul görmüyorlarmış..
Gerisi size kalmış...
   
Yorumsuz olarak sunuyorum. Hepimiz tanıyoruz...





Her ikisinin içeriği de  ambalajları  gibi. Kirli. Şimdi de ana dilde eğitim, kürt federe devleti kurulsun, askerlik tasfiye  edilsin, her şey  para ile olsun, istiklal marşı kaldırılsın, bayrak törenleri iptal edilsin, jandarmaya gerek yok  deme cüretsizliğini gösteriyorlar.
Son önerileri  çıldırtacak cinsten .. Genelkurmay Başkanılığı lağvedilsin, aynı RTÜK (Radyo televizyon Üst Kurulu), EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ) , Şeker Kurumu gibi  Savunma Düzenleme Kurumu oluşturulsun, başına başbakan bir müsteşar atasın, başbakana bağlı olsun, Jandarma tasfiye olsun, diğer bütün komutanlıklar bu başkana  bağlı olsun.
Herkesi kendileri gibi sanıyorlar galiba..   Akla eski bir atasözü geliyor;   eceli gelen... Cami duvarı  gibi...


Atatürk'e her türlü hakarette bulunan Türköne'nin Türk Tarih kurumuna atanması ve Atatürk'e hakaretin gözlerimizin içine soka soka ödüllendirilmesi nedeni ile;
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222-4.htm



BU SIFATSIZ KAŞAR'DA SIRALAMADAKİ YERİNİ ALMALI... :evil:

Bu seçkin(!) listede, vaktiyle yöneticisi olduğu, porno içerikli, bir erkek(!) dergisinde erkeklik uzvu üzerine yarışmalar düzenlemek gibi bir orjinallik(!) ve yaratıcılığın(!) mucidi Emre AKÖZ'ün yer almaması özü-ak Emre'ye yapılacak en büyük ayıptır.

                                           


Neyse, erkeklik uzvu meraklısı, özü-ak Emre'ye daha fazla ayıp etmeden kendisini de buraya eklemek suretiyle şereflendirelim(!)


Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla..
Çağrıbey


GERÇEK BİR KURTLU KAŞAR!

İlksan vurguncusu Kemal'in Nazlı yari gibi her devrin yanar döner dansözünü kaşarlar listesine dahil etmemek büyük bir eksikliktir.


Hatta bu kaşarlar listesi çok uzayacağından klasman grupları oluşturarak kaşarlarımızı katogorize etmek daha sağlıklı olacaktır.

Kemal'in Nazlı yarinin süper kaşarlar klasmanında yer alması, bir hakkın teslim edilmesi bakımından, şarttır.


Nazlı'nın abd misyoneri Merve Kavakçı'yla olan birlikteliği ta o zamanlar kendisini müstesna kaşarlar arasına sokmuştu.

TTK

Her zaman, ne yapıp edip, "Ters Köşe" yapmayı becerebilen Fehmi Koru'nun yer almadığı liste gerçek bir KAŞARLAR listesi olamaz/sayılamaz.
Tıpkı Kambersiz düğünün olmadığı gibi.
Hey yavrum hey!
Kaşara bak kaşara!



Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir.

Bu alçakların gerçek yüzlerini bizler taa 2011 yılında gözler önüne sermişiz de kimselere ne sesimizi duyurabilmişiz ne de inandırabilmişiz...

TTK.

 18 
 : 20 Ekim 2018, 11:56:21 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
BENİ YARATAN RABBİM TÜRK YARATMIŞ ONA KARŞI MI GELEYİM.
‘’Ben Türk değilim, Müslümanım. Öbür dünyada Allah Türkmüsün diye sormayacak, Müslümanmısın diye soracak’’ diyen zavallı ezik. Sen daha Müslümanlıktan bihabersin. Cenab-ı Allah, Kur'an'da '''Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişi olarak yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.'' [Hucurat S. Ayet:-13] buyurmaktadır.
Sana o Türklüğünü reddettiren devşirme akıl hocaların, kendilerinin şeref duyamayacakları bir milletlerinin olmadığının ezikliğinde olduklarından Türklüğe düşmanlar. Gerçekten İslam Dinine inanan, Allah'tan korkan insanlar olsalardı Allah'ın kutsal kitabında emrettiği buyruğunun tam tersi olarak konuşmazlardı. Onlar nefislerinin efendisidirler. Onlar, çocukları taciz ederler, ilim, teknoloji düşmanlığı yaparlar, çalışmadan oturdukları yerden çalışanı kötülerler. Onlar, Kızları okutmazlar ama kadınları, kızları hastalandı mı kadın doktor arayacak kadar kendi söylediklerini yalanlayacak kadar cahildirler. Fizik, Kimya, Biyoloji, Teknoloji düşmanıdırlar ama Cehennemlik dedikleri kişilerin teknoloji ürünlerinin en yenisini onlar kullanırlar. Müslümanların alın teri ile kazandıklarını fitre, zekat, sadaka adı altında ellerinden alırlar sonra o paralarla Gevur diye adlandırdıkları toplumların ürettiği silahları satın alarak yine Müslümanları öldürürler, kendilerine itaat etmiyor diye.
Say say bitmez.
Beni yaratan Rabbim, beni Türk yaratmış. Şimdi Rabbime karşı mı geleyim.
''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..''
Adil ÖZTÜRK

 19 
 : 19 Ekim 2018, 20:21:48 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
TÜRK MİLLETİ;  ZEKİ Mİ, APTAL(LAŞTI) MI?

‘’Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit.’’
 ‘’Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk Milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk Milleti vazgeç, pişman ol!..’’ diyen Bilge Kağan ve ‘’Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.’’ diyen Mustafa Kemal Atatürk mü haklı yoksa;  ‘’Türklerin yüzde 60’ı aptaldır” diyen Aziz Nesin mi haklı dedirtecek noktaya geldik.
"Türküm, Doğruyum, Çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!..
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne Mutlu Türküm Diyene!.."  şeklindeki ‘’ANDIMIZ’’ Türklerin kurucu ve çoğunluk unsur olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde mahkeme kararı ile okunabiliyorsa ve bu ‘’Okunabilir’’ mahkeme kararına itirazlar şiddetle yükselirken Türk Milleti ölü sessizliğindeyse, o zaman Türk Milleti zeki mi, aptal(laştı) mı sorusu akla gelir.
Türk Milleti olarak ‘’Zeki’’ ve ‘’Çalışkan’’ olmakla övünmemizden kim, neden rahatsız olur, elbette Türk olmayan Türkümsü görünen düşmanlarımız rahatsız olur.
‘’Küçüklerimizi korumamızdan’’ kim, neden rahatsız olur diye sorarken hemen aklıma (9) yaşında kız çocukları reğl olduysa nikah düşer diyen sapıklar, fakirlikten dolayı yurtlarda okumaya gelen (9-12) yaşlarındaki erkek öğrencilere tecavüz edenler aklıma geliyor. Demek ki onlar küçüklerimizi korumamızdan rahatsız oluyor. Küçükler korumasız olmalı ki onlar sapık emellerine ulaşmaya devam etsinler. Büyüklerimizi saymak hepimizin en temel görevi, ama Türk büyüklerini saymak en temel görevimizdir.
‘’Yurdumu, Milletimi özümden çok sevmektir.’’ İşte burada birilerinin canı fena acıyor. Biz Türk Milletini, Türk Yurdunu özümüzden çok sevdiğimizi kast ederken gayritürk birilerinin zoruna gidiyor. Ben Türk değilim diyemiyor, ben melezim diyemiyor, ben devşirmeyim diyemiyor.
‘’Yurdumu özümden çok sevmektir’’ demek Türk milletine has bir özelliktir. Yoksa, arkasına bakmadan ülkesinden kaçıp gelen vatan duygusundan yoksun çapulcular Türk yurdunu sevmez, sevemez. Zaten onların yurdu da değil ki neden sevsin. Sıkıştı mı buradan da kaçarlar. Eskilerin bir sözü vardır ‘’Alışan kudurandan kötü olur’’ diye. Bunlar kaçmaya alıştı.
‘’Ey Büyük Atatürk!...’’ sözü bile bunları çıldırtmaya yeterken bir de ‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’ mi diyecekler. Bunlar için kabir azabı gibi bir şey bunları demek. Canlarına kastetmek gibi bir şey olsa gerek.
Ölüm sessizliğindeki Türk milletine gelince, işte onlar en büyük ihaneti yapanlar. Devşirme Şeyhlerinin, din kardeşliği zehiri ile uyuşturularak Cennette kavuşacakları hurileri hayal ederken, Türk kimliğini bile inkar eden uyuşturulmuş yeşil Türkler, daha doğrusu Türkümsüler desek daha uygun olur. Bir gün vatanları ellerinden gittiğinde eyvah derler ama iş işten geçer. Çünkü, onlar ne kadar Türklüğünü inkar ederse etsin başkaları onların Türk olduğunu asla unutmaz.
İleriki günler Türk milleti, zeki mi yoksa aptal(laştı) mı gösterecek.
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..’’

Adil ÖZTÜRK

 20 
 : 17 Ekim 2018, 15:19:56 
Başlatan Adil ÖZTÜRK - Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK
BU NASIL MİLLİYETÇİLİK

Kendisine Türkçü, Ülkücü kısaca Türk Milliyetçisiyim diyor ama; Gök Türk Yazıtlarını okumuyor, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ‘’Nutuk’’ adlı eserini okumuyor, Gaspıralı İsmail Bey’e, Yusuf Akçura’ya, Ömer Seyfettin’e, Ziya Gökalp’a, Hüseyin Nihal Atsız’a yabancı. Bildiği; bir - iki kelime slogan, bir parmak işareti, bir de ata yadigarı bayrak. Kürşad’a burun kıvırır ama hayali kahramanlıkta üstüne yoktur. Sanırsın Çanakkale Kahramanı. Senin gibi Türk Milliyetçisinin elinden yarın bağırta bağırta devletini de alırlar seni de o çok sevdiğin Orta Doğu’nun çölüne sürerler. Sende artık dış güçleri mi suçlarsın yoksa Filistinli kardeşlerinin yaptığı gibi intifada mı yaparsın bilemem.

Adil ÖZTÜRK

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10

ÖNEMLİ! OTAĞIMIZ ARŞİV YAYIMINDADIR. AKTİF/ANLIK OLARAK HİZMET VEREMEMEKTEDİR. HİZMET SÜRESİ 3+ GÜN OLABİLİR



Önemli! Bu ağda Türk Ceza Kanunun 20.ci madde ve 5651 sayılı kanunun 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre yazılan yazıların sorumluluğu yazı sahibine aittir. Ülkemizin anayasal hukuk kuralları çerçevesince kişiler kendi görüşlerini beyan etmişlerdir. Uygunsuz/Aykırı içerikleri lütfen bildirmekten çekinmeyin. İlgili hukukçu arkadaşlarımız bildirimlerinizi inceleyip 5 (beş) iş günü içerisinde sonuçlandıracaktır. İçerik sahibi olarak uygunsuz içerikleri kaldırmayı taahhüt ediyoruz.

HunTürk Türk Otağı açılış tarihi Mayıs 2005. Irkçılar Irkçı Gökbörü Türkçüler Türkçü Turancı.
Ulak bilgimiz soruhunturk { @ } gmail [.] com adresinden ulaşabilirsiniz. Yazılım: SMF olup tarafımızca modifikasyonlar yapılmıştır.
Ağımız özgür yazılım olan Mozilla Firefox tarayıcı özellikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Sorunsuz gezinim için Firefox'u tercih ediniz. Yüksek Çözünürlükte(+1024) en iyi performansı verecektir.

Bu sayfa 0.166 saniyede 20 sorgu ile oluşturulmuştur, son güncelleme 260418, Gökalp Sunucu