Türkçü Turancı Irkçı Otağ

TÜRKLÜK ve TÜRK DÜNYASI OTAĞI => TÜRK - TURAN DÜNYASI => Konuyu başlatan: Kök-Börü - 30 Haziran 2007, 11:34:40

Başlık: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kök-Börü - 30 Haziran 2007, 11:34:40
Bütün tarihi kaynaklar, Osmanlı Devleti'nin Türk ulusu tarafından kurulduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, kuruluş aşamasını tamamlayan ilk kuruculardan sonra, Osmanlı padişahlarının ne denli Türk oldukları kuşkuludur. Çünkü, kuruluş dönemindeki koşullarda geçerli olan; komşu ülkelere saldırma ve onlardan savaş tazminatı ve ganimeti alma siyasasına dayalı olarak güçlenip zenginleştikten sonra, yatak odalarını, "harem'ler kurarak zenginleştiren padişah-halifelerin birçoğu sayesinde, ırk ve kan birliği bozulmuş olduğu görülmektedir. "...Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti"(1)

Belki bu özelliklerinden dolayı, "halife" sanlı padişahlar, bu sanın yarattığı olanaklardan yararlanarak, yönetimi altında bulunan ve özellikle "Türk" kimliği taşıyan yönetilenleri tıpkı bir sürü gibi yönetmeyi yeğlemişlerdir.

Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede, "Türk iti şehre gelince Farisice ürer" denilmektedir.(2) Osmanlı şairlerinden Baki'nin, "Muhteşem Süleyman" olarak bilinen padişaha sunduğu bir şiirinin Türkçeleştirilmiş dizeleri şöyle:

"Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olamaz.
Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır.
Türk, sultan olma yeteneğinden yoksundur."

Yine bir Osmanlı şairi olan Nef'i ise; "Tanrı, Türke irfan çeşmesini yasaklamıştır" demiştir.
Divan-ı Hümayun yazmanlarından Hafız Hamdi Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde, "Baban da olsa Türkü öldür" nakaratını kullanmakta, üstelik bu sözün İslam Peygamberi Hz. Muhammet'e ait olduğunu vurgulamaktadır. Sadece bir kıtasını yineleyelim:

"Sakın Türkü insan sanma.
Bir an bile olsa Türkle birlikte olma.
Türk eline şeker olsa o şeker zehir olur.
Türkün başını keserken sakın gam yeme.
Baban da olsa Türkü öldür."(3)

Osmanlı tarihinde çok saygın bir konumu olan Fatih bile, Otlukbeli Savaşından dönerken, elinde bıçak olan birisine ne yaptığını sorduğunda; öldürülen Türkmenlerin kulaklarını keserek küpelerini topladığını öğrenmiş ve "İşine devam et" demiştir.

Hırvat kökenli, Sadrazam Kuyucu Murat döneminde (1606-1611), 155.000 insan doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuşlardır. Aman dileyen insanlara Kuyucu'nun yanıtı "Vurun şu pis Türkün başını" olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat, Osmanlı'nın yetkilisi, öldürülen çocuk da Anadolu'nun evladı Türktür. (Olayı ayrıntıları ile Osmanlı tarihçisi Naima'dan öğrenmek olasıdır.) Yavuz Sultan Selim'in, halifeliği zorla da olsa aldıktan sonra, yönetim ile Türk ulusu arasındaki anlayış ve ideoloji ayrılığı açık şekilde çelişmiştir. Yönetime dayalı şeriatçı anlayış üst yönetime egemen olur iken, Anadolu'da yaygın olan Alevilik sayesinde Türk dili kendini koruma olanağı bulmuştur. Yönetimin Anadolu'yu dil unsuru aracılığıyla Araplaştırmasına ve Acemleştirmesine karşı olan bu halk, yok edilmek istenmiştir. Bu nedenle Anadolu'da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 40.000 kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk halkından koptuğunun açık bir kanıtıdır.(4)

Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır: "Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltiyamına derman yok." Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır.

Osmanlı tarihçisi Naima "Tarihi"nde Türkler için; nadan (kaba) Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk ifadelerini kullanmaktadır.(5)

Aslında Türkler hakkındaki kötü yargılar Selçuklulardan beri yaygındır. Örneğin, Selçuklu yazar Aksaraylı Kerimeddin Mahmud, şunları yazmıştır: "Hunhar Türkler, köpek ve kurt gibidirler, ellerine fırsat geçerse yağmayı ganimet bilirler, fakat düşman kuvvetleri gelirse kaçarlar."(6)

Osmanlı düşüncesinde, "kavmi necip" olarak görülen Araplar karşısında Türk ulusu aşağılanmıştır. 1912 yılında Sebilürreşt dergisinde çıkan bir yazıda; "Türk" deyiminin kullanılması, dinsizlik, kâfirlik sayılıyordu. "Türk hükümeti", "Türk ordusu", "Türk ülkesi" deyimlerinin Osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu. 1913 tarihli "Mecmuai Ebuzziya" dergisinin 94. sayısında; "Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil, sadece Müslümanız. Buharalı hanlar bile kendilerini Türk saymazlar. Zira onların cetleri de vaktiyle Türkistan'ı zaptetmiş olan Araplardan başka bir şey değildir," demekle, kendisini ve Anadolu'da yaşayan bütün insanların kimliğini inkâr ediyordu. Üniversite profesörlüğü de yapmış olan Ahmet Naim, 1913 yılında yazdığı "İslam'da Davai Kavmiye" adlı kitabında, Türke karşı savaş açmış ve "Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok... gerekli olan şeriatı öğrenmektir," demiştir. 1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve Padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise, Türke Türklük benliği vermek isteyenlere "soysuzlar" yakıştırmasında bulunmuştur.(7)

Bu tutum ve koşullar içerisinde "Türk" kimliği, yönetimin merkezi olan İstanbul'dan uzak, savaştan savaşa asker toplamak için anımsanan, Anadolu köylerinde kapalı bir kültür içinde dili ve töreleri ile yaşamıştır. Zaman içinde "Türk" yöneticisine o denli yabancılaştırılmış ki, kimi kez "Osmanlı Efendisine Türk' demek hakaret sayılmış", "Türk" sözcüğü, Anadolu köylüleri için kullanılır olmuştur-8-

İstanbul alındıktan sonra, Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türke kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır.(9) İstanbul'un alınmasından 4. Murat'ın ölümüne dek geçen 187 yıl içinde, devşirmelerden 66, Türk kökenlilerden de 10 kişinin sadrazamlığa atandığını, aynı dönemde devşirmelerin toplam 167 yıl, Türk kökenli sadrazamların da 17 yıl görev yaptığı(10) gerçeği, Türklere yaklaşımı gösteren ayrı bir kanıttır. Padişahlar, yakın korumalarını da hep devşirme (kul-köle) olanlardan seçmişlerdir.

Osmanlı yönetiminin bu tutumuna karşın halk da kendi arasında birlik ve beraberlik içinde değildi. 12. yüzyıl ortalarında Ahmet Yesevi'nin kurduğu; Türk geleneğini, dilini ve kültürünü Şamanlık ile bütünleştiren (Bektaşilik gibi) tarikatlar Anadolu'da yayılmaya başladı. Bir taraftan Yesevi yanlısı ve Türk kimliğini taşıyan tarikatlar yayılır iken, öte yandan da, Sünni İran kültürünü benimseyen Nakşibendi Tarikatı, yeniliklere karşı koyma alışkanlığını güden Zeyni Tarikatları ve Fars diline önem verdiği için daha çok aydınlar (!) arasında yayılan Mevlevilik, yaygınlık gösteriyordu. Bu tarikatlar içinde, Türk kökenli olanları, doğal olarak Arap kültürü görmüş olan medreselilerce aşağılanmaya çalışıldı. Bu koşullar altında Türk halkı kendi yurdunda aşağılanmış oldu. "Kaba Türk", "Anlayışsız Türkler", "Pis Türkler" gibi önyargılar dönemin özelliklerinden oldu.(11)

Osmanlı yönetiminde Türke yaklaşım o denli aşağılayıcıdır ki, o günlerden kalan aşağıdaki şiir bu yaklaşımı özetlemektedir:

"Türk değil mi, Merzifon'un eşeği,
Eşek değil, köpekten de aşağı."

Osmanlı'nın bu yaklaşımına Türkün verdiği yanıt, bir şiirin dizelerinde şu şekilde yer almıştır:

"Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekmede yok biçmede yok
Yemede ortak Osmanlı"(12)
Kendi yöneticilerinin bu tutumu karşısında, yabancılardan da olumlu yorum beklenemezdi. Yabancılar, Türkleri "yaklaşık 1000 yılına kadar Arapların esiri olan Türkler dağ insanı niteliğinde bir kavimdir"(13) şeklinde yorumluyorlardı.

Ulusçuluğun etkisi ile etnik kökenlilerin, Osmanlı yönetiminden birer birer ayrılmaya başladığı 19. yüzyılın ilk yarısında hatta sonlarında bile, Osmanlı yönetiminin Türke olan yaklaşımı değişmemişti. 1874 yılında "Dünya Tarihi" kitabının yazarı, Askeri Okullar Bakanı Süleyman Paşa, "Osmanlı devletin adıdır, milletimizin adı Türktür" görüşünü savunmasına karşın, bu düşüncesini kendi kitabında bile kullanmaya cesaret edememişti.(14)

Koçu Bey, 4. Murat'a sunduğu risalesinde (küçük kitap) Türkler hakkında şunları yazıyordu: "...mezhebi bilinmeyen şehir oğlanı, Türk, çingene, tatar, kurt, ecnebi, laz, yörük, katırcı, deveci, hamal, ağdacı, yol kesen, yankesici ve diğer çeşitli kimseler..."

"Harem-i Hümayuna kanuna aykırı olarak Türk ve yörük, çingene, Yahudi, dinsiz, mezhepsiz, nice kallaş ve ayyaş şehir oğlanları girer oldu." Bu sözler yazılıp Türk olduğu söylenen Padişaha veriliyordu.(15)

Abdülhamit'in Araplara ve islamiyete dayanan siyaseti, Türkü, Türkçüleri baş düşman olarak görmekteydi. Onun zamanında "Türküm demek, Türkten söz etmek büyük suçtu".(16) Devletin dayandığı kendi halkına bu denli yabancılaşmasından olsa gerek, Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı.(17) Zaten, dini ile dilini de değiştiren bir ulusa Osmanlı Devletinden başka yeryüzünde rastlanmamıştır.

Osmanlı yönetimi, kendilerini Türk olarak görmedikleri için, Türk kökenliler "azınlık" konumunda kaldı. 1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: "Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün 'Türk' veya Türkmen' olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin 'eşek kafalı' anlamında, 'Türk kafa' diye homurdanırsın."(18)

Aynı yıllarda, Türk-Yunan Savaşı ortamında Şair Mehmet Emin'in yayımladığı kitapta, "Ben bir Türküm dinim cinsim uludur" dizeleri yer alıyordu. Ancak, üstünlüğü kanıtlamak için şiirler yeterli değildi. Kendi yöneticisi tarafından aşağılanan, üst üste gelen yenilgiler sonucunda benliğini, kişiliğini yitiren ve varlığını yitirmek üzere olan Türk halkı tarihin en zor dönemini yaşıyordu.

Yabancıların Türk imgesi ise Osmanlı'nın, Türke yaklaşımından farklı değildi. Türkologlara göre Türkler; insanlar arasında anlayış bakımından sonuncudur. İnançtan ötesini kavrayamazlar; anlamaya da çalışmazlar... İslam dininin Türkler üzerindeki etkisi iyi sonuç vermemiştir. Türkler, Müslüman Asya'nın Avrupa'ya karşı savaşan askeri oldu. Müslümanlık, Türk dehasına ters düştü. İslam, bu "Yarı Çinliler"den "Acımasız İranlılar" yarattı.(19)

Türk aydınının durumuna gelince; çok az sayıda olsa da uyanma belirtileri başlamıştı. Bunlar arasında en önemlisi Ziya Gökalp adını taşıyor.

"Sorma bana oymağımı boyumu,
Beş bin yıldır millet gibi yaşarım...
Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı,
Türküm, bu ad her unvandan üstündür,"

diye haykırıyordu.

Öte yandan, özgür düşüncenin olmadığı bir ortamda, kendi ulusal çıkarlarını savunma olanağından yoksun olan bir avuç kişi yurt dışında özgürlük arıyorlardı. Bu aydınlar, yurt özlemi ile, ülkelerinden aldıkları yüz kızartıcı haberlerin ve kötü gelişmelerin ezikliği içindedirler. Onlardan birisi, o günlerin koşullarını, şu duygusal satırlarla günümüze aktarmaktadır: "Bir mayıs sonu ya da bir haziran başı idi. Bağımsız fakat, bütün kalbiyle İttifak Devletlerinin zaferini kutlayan bir Avrupa şehrinde, başım eğik, gözlerim yaşlı dolaşıyorum. Yüreğim bir derin uçurum, kafam bir cehennemdir. ...Gün geçmiyor ki, bir mağazada bir lokantada Türk olduğum anlaşılınca acı bir alay edilme veya ağır bir hakaretle karşılaşmayayım. ...lakabımız 'makak'tı. (bir çeşit şempanze maymun türü). ... gönül verdiğimiz genç kızlar Türklüğümüzü sezince bizden iğrenip kaçıyordu.

İşte, o şehrin bu cehennem atmosferi içinde, bir gün yılgın ve çekingen dolaşırken, gözlerim, ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete adı ve başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satırlara ilişiverdi: 'Bir Türk generali İtilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor.' Titreyerek gazeteyi aldım. Yürürken okuyorum; 'Mustafa Kemal Paşa isminde bir Türk generali.' "(20)

İşte o Mustafa Kemal önce bölgesel sonra ulusal toplantılarla Türke Türklüğünü, dünyaya insanlığını anımsatacak uğraşısını başlatmadan önce geldiği İstanbul'dadır.

Dipnotlar:
1) Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan... C.2, s.440.
2) Burhan Oğuz'dan aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 118.
3) Aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 121.
4) Çetin Yetkin, Türk Halkı... s.161.
5) Naima Mustafa Efendi, Tarih-i Naima, Türkçeleştiren: Zuhuri Danışman, İstanbul, C.1, s.168, 238, C.2 s.536. C.3, s.1180, C.4 s.169.
6) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.12.
7) Mustafa Coşturoğlu, a.g.y., s.278, 279.
8- Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, s.22, 23, Cahen'den aktaran, Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s.1.
9) Hikmet Bayur, a.g.y., s.15.
10) Hikmet Bayur, a.g.y., s.17.
11) Özer Ozankaya, Türkiye'de Laiklik, İstanbul, 1990, s. 253.
12) Özer Ozankaya, a.g.y., s.121.
13) Warshew'den aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s. 311.
14) Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.26.
15) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.145.
16) Esat Kamil Erkut, a.g.y., s.63.
17) M.Rauf İnan, Atatürk'ün Evrenselliği, Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.
18) Ramsay'dan aktaran, Bernard Lewis, a.g.y., s.331.
19) Türkoloji uzmanı Cahun'dan aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.308.
20) Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, İstanbul, 1971, s.24, 25.

DEVAMI...

------Sultan Selim’in 50.000 bin Türkmeni kestiğinide bilmezsiniz belki.
Osmanlı devleti Türkleri teker teker kılıçtan geçirdiği halde nasıl olurda ;Osmanlı devleti'nin Türk soyundan geldiğini söylerler.

-------Şu an Anadoludaki eski şehir, ilçe vs isimlerinin çoğu Cumhuriyetin ardından değiştirilip Türkçeleştirilmiştir. Mesela İstanbul’un resmi ismi 1930’lara kadar Konstantiniyye idi. Arapçada “Konstantin’in şehri” manasına gelir. Konstantiniye’nin adı 1930’da çıkarılan bir kanun ile değiştirilerek İstanbul yapılmışır. Osmanlı kayıtlarındada 1920lere kadar İstanbulun adı Konstantiniyye diye geçer.

------Devlet-i Aliyye Devri'nde, Başbakanlara, Sadrazam deniyordu. 624 yıllık Osmanlı devrinde, 215 sadrazam oldu. Ve sadece 78'inin Türk asıllı olduğu iddia ediliyor. Yani en 197 sadrazam Türk soyundan değildi. Bu 78 Türk olduğu iddia edilen sadrazamlarda büyük olasılıkla uydurmadır. Böyle birşey gerçek değildir. Son yıllarda yazılan tarih kitaplarında yer alır ancak. Eski tarih kitaplarında böyle birşey yer almaz.

------Anadolu’da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 50.000 kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu'nun Türklükle alakası olmadığının açık bir kanıtıdır.

Bahsettiğim bu durum Şah Cihan'ın anadolu'yu ele geçirme politikası amacıyla burda bulunan şii Türkleri kışkırtması üzerine ortaya çıkan Şah Kulu İsyanını bastırma olayları sırasında yaşanmıştır. devlet bekası kavramından umarım haberin vardır şaşkın.

Osmanlı tarihçisi Naima "Tarihi"nde Türkler için; nadan (kaba) Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk ifadelerini kullanmaktadır.

Bahsettiğim kavram Fatih Fermanlarında da vardır ve Etrak ve Akrad-ı bil idrak şeklinde yazılır. İdraktan yoksun Türk  şeklinde çevrilir fakat burada var olan gerçek yerleşik hayata geçmeyi red eden yörükler için kullanılmış ve devletin ciddi vergi kayıplarının ortaya çıkması ve bu göçebe yaşayanların vergi öedememeyi alışkanlık haline getirmesi üzerine söylenmiştir.

Dr. Yılmaz KURT Osmanlıca Dersleri II , Akçağ Yayınları
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: tungatonyukuk - 01 Temmuz 2007, 14:52:37
Osman Devleti Turkmen leri eziyetler cektirmsitir
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kurt-Kanı - 01 Temmuz 2007, 15:36:50
Alıntı
OSMANLI-KÜRT İTTİFAKI VE TÜRKMEN KATLİAMI
İSMAİL ONARLI
Yavuz Sultan Selim (1512-1520)’in Osmanlı tahtına geçmesiyle Türkmen sürgün ve katliamları hat safhaya varır. 24 Ağustos 1514’deki Şah İsmail ile Yavuz Selim arasıda geçen Çaldıran Savaşı öncesi 40 Bin üzerinde kızılbaşTürkmen katledilir. Savaş meydanında öldürülen Türkmenler hariç... Prof.Dr.Faruk Sümer; Safevi Devleti’in Osmanlılardan daha Türk çok bir Türk Devleti olduğunu söyleyerek: Safevi Devletinin kurucuları; Anadolu Kızılbaş Türk oymaklarıdır. Devletin resmi dili Türkçe’dir. On iki hayvanlı Türk Takvimini kullanmaktadırlar. Askeri teşkilatlanmaları Türk sistemidir. Edebiyatı vb. yazı sitemleri Türkçe’dir.... Demektedir ki, bütün kaynaklar bu hususu doğrulamaktadır. Yine Akkoyunlu Devleti ve Karamanoğulları Beyliği, Osmanlılar’dan daha Türktür. Çeşitli Türkmen oymaklarından ve Bayındır Beyleri’nin kurucusu olduğu aşiretler konfederasyonundan meydana gelen Akkoyunlular için John E.Woods; “300 Yıllık Türk İmparatorluğu” demektedir ki, isabetli bir saptamada bulunmaktadır. Kur’anı ilk Türkçe’ye çeviren ve Saray dahil her alanda Türk Dili’ni hakim kılan Akkoyunlular gerçek anlamda bir Türk Devletidir. Osmanlılar Türkleri aşağılarken Dede Korkut ise şöyle der: “Karanlıkta yolumu yitirirsem parolam Allah’tır/Soylu kuralın taşıyıcısı, efendimiz Bayındır Han’dır/Salur Kazan’dır savaş gününün galibi” Bölgede hüküm süren Akkoyunlu ve Safevilerin Türk Dilinin yöreye hakim olmasından rahatsızlık duyan Kürt Mollası İdris Bitlisi; Osmanlılar ile işbirliği yaparak Türkmenlerden intikam alır.

Yavuz Selim’e kadar Doğu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardır. Yavuz ise; Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmişler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmışlardır. Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aşiret reisine ve ağalarına vermiştir. Böylelikle bugünkü doğudaki feodalizmin temelleri atılmıştır.
İdrîs-i Bitlîsi (Ö.8 Kasım 1520) “Selim Şah-Nâme” adlı eserinde; başta Diyarbekir olmak üzere Kürtistan memleketinde “Kürt Beyleri ve Kürt taifesinin mülk, millet, mezhep ve irsi bağlarının” nasıl güçlendirdiğini anlatırken, şehir ve yöre adlarını tek tek vererek Kızılbaş Türkmenleri de nasıl katlettiklerini “Allah’ın ve Padişah’ın yanında olan bir Molla olarak” zevkle ve kana susamış bir vampir edasıyla anlatmaktadır. Kürtler “dirlik ve birliklerini” İdrîs-i Bitlîsi’ye borçluyken, Türkler ise, Yavuz Selim ile İdrîs-i Bitlîsi’nin yaptıklarını lanetle anmaya devam edeceklerdir. Büyük bir Türk katili olan İdrîs-i Bitlîsi’nin bütün eserlerini Türkmen Tarihi açısından “Türklük bilincine sahib bir tarihcimiz” tarafından incelenip gerçek anlamda “Anadolu Türk Tarihi”nin bir kesitini ayakları üstüne oturtulması gereklidir. Yunan mezalimini ağızlarında sakız eden bazı “Türk Milliyetçi Yazarları” Yavuz ve İdris-i Bitlisi’nin Türk katliamlarını görmezlikten gelmektedirler.
Yavuz dönemimde Osmanlı yönetiminde görev alan İdris Bitlisi ve Bıyıklı Mehmet Paşa ile Kürt Aşiret Ağaları’nın durumları için; bugün Kürt gruplarından KOMKAR belgeli olarak şöyle demektedir ki çok ilginçtir:
“1535'ler de böyle bir icazet vererek, beylik topraklarının bölünmesini kolaylaştırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman fermannamesinde aynen şöyle diyor: -Bey öldüğünde, eyaleti kaldırmayıp bütün hududu ile Mülkname'yi Humayun uyarınca oğlu bir ise, O'na kalacak, eğer müteadit ise, istekleri üzerine kale ve yerleri, aralarında paylaşacaklardır. Uzlaşmazlarsa, Kürdistan beyleri nasıl münasip görürlerse öyle yapacaklar ve mülkiyet yoluyla bunlara ebediyete kadar ila ebeddevran mutaarrıf olacaklardır. Eğer Bey, varissiz, akrabasız ölmüş ise, o zaman eyaleti, hariçten ve yabancılardan hiç kimseye verilmiyecek, Kürdistan beyleri ile görüşülüp ve ittifak edilip, onlar bölgenin Beylerinden veya Beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse, ona tevcih edilecektir. (Hükmi Şerif, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, E. 11960 sayı-İstanbul) Kürt-Osmanlı Andlaşması'nın mimarı Mevlana İdris'tir. Bu anlaşmayı kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim'dir. İkisi de 1520'de maalesef ölmüşlerdir. Sultan Selim, Mevlana İdris'e; -Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler demişti. Mevlana İdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa'yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi. Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa'da çok erken gitti ve bundan sonra Kürdistan Eyaleti Başkenti'ne Mekadonlu komutanlar gelmeye başladı. Kanuni Sultan Süleyman, bilerek veya bilmiyerek 1533-34'lerde, Bitlis'i Şeref Han'dan alıp, bir fermanla Ulame Tekelu'ya veriyor. Direnen Bitlis Beyi'nin üstüne, Diyarbekir Beylerbeyi ve kuvvetleri ile bütün Kürdistan beylerinin kuvvetlerini de katıyor ve Ulame'yi başkomutan olarak atıyor. Aynı Sultan, 1535'ler de Bağdat seferini yaptıktan sonra Kürtleri tanımaya başlıyor veya bunlarsız bir şey yapamıyacağını anlayarak, babasının Amasya'da imzaladığı anlaşmaya yukarda verdiğim arşiv numaralı Hükm-i Şerif-i yayınlıyor. Neticeye baktığımızda, Kürdistan hükümdarları, çoğunlukla topraklarını bölmemiş ve statülerini 1850'lere kadar getirmişlerdir.”
Aynı gurubun siyasi örgütünün başı Alevi Kökenli Kemal Burkay ve Munzur Çem gibileri; bu iki Osmanlı Kürtünün, Alevileri katletmesini görmezlikten gelerek, Alevi Tarihini yok sayarak “öteki tarih” dedikleri uydurma bir “Kürt Tarihi” yaratmaya çalışıyorlar. Tunceli Ovacık’ta “üçlü Kürt ittifakı” olan: Bıyıklı Mehmet Paşa, İdris Bitlisi ve Palu Beyi Cemşid ‘in; on binlerce Kızılbaşı kesmesine; aynı bölgenin adamları Kürtlük İdeolojileri adına ses çıkarmamaktadırlar. Ahlaki olarak bu çifte standart davranışlarına ne demek gerektiğine okuyucular karar versin !
Yavuz Selim’in önce Erzincan Valiliğine atadığı, sonradan da bütün doğu ve güney doğuya bakmak kaydı ile Diyarbakır Eyaletine getirdiği Dıyarbakırlı Kürt Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı Bitlisli Molla İdris; bütün bölgeyi Türkler’den temizlerler ve YÜZ BİN Kızılbaş Türk’ü katlederler. Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarını söyleyerek kalırlar, baskılar sonucu da gerçekten Kürtleşirler. Doğu sınırlarını Türklere kapatan Yavuz; korumalığını da Kürt aşiretlerine bırakır. 1517’de Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslâm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslâmi Devlet kimliği oluşur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlı Devleti’nin yaşamı boyunca diğer halklardan üstün ve gözde konumlarına devam ederler. Türkler arasında Yavuz adı Yezit ile özdeşleşir ve lanetle anılır olur. Türk ulusal kimliği; Bozkırdaki Türkmenlerde yaşar ve ozanları Türkçe’yi geliştirir. Osmanlı Sarayı ise giderek soysuzlaşır ve yapay “Osmanlıca” denen yazı dili hakim olur. Bu nedenle Prof.Dr. Faruk Sümer; Safaviler için Osmanlılar’dan daha fazla Türktür demektedir.
Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir zamandır. Ama Türkler açısından bir şey değişmez. Yine bu dönemde zülüm, şiddet ve katliamlar devam eder. Kürt kökenli Ebussuûd Efendi (1545-1574)’in Şeyhülislâm olmasıyla ve 30 yılda verdiği fetvalarla “Osmanlı toplum yaşamını” belirler ve Kızılbaş Türkmen katliamı, “Sünni Şeriatı”na göre meşruluk kazandırır. Yedi Kızılbaş öldürene “Cennetin Anahtarı” verilir. Bugün Sünni din adamları tarafından huşu ile anılarak “evliya mertebesi”ne çıkarılan Ebussuûd Efendi, Türk katliamcısı, yobaz, lanet okunacak bir zalim ve cellattan bir kişiden başka birşey değildir.
Hırvat kökenli ve nakşibendi tarikatından Kuyucu Murat Paşa 6.12 l606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniş çaplı Alevi katliamı harekatı başlatır. 155 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdırdığı kuyulara gömdürür. Aman dileyen insanlara Kuyucu Murat Paşa’nın yanıtı; “Vurun şu pis Türk’ün başını” olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat Paşa üç yıl terör estirir.
Köprülü Mehmet Paşa (1656-1661) Celali ayaklanmaları bastırmak ve eşkıya tedibi adı altında; Anadolu Türkmenlerini kırımdan geçirmiş sağ kalanlara da zülüm yapmıştır. Osmanlı Vak’a-Nüvisleri ( tarihçileri) Naima ve Hoca Sadettin Efendi gibileri; kitaplarında katliamları ballandıra ballandıra anlatmaktalar ve Türkler için; “nadan” yani “kaba Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk” ifadesini kullanmaktadır. Başka kitaplarda ise; ‘Türk iti şehre gelince farisice ürür.’ yazmaktadır. Osmanlının ünlü şairi Nef’i ise “Tanrı, Türk’e irfan çeşmesini yasaklamıştır.” Demektedir. Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde;

“Sakın Türk’ü insan sanma
Bin an bile olsa Türk’le birlikte olma
Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.
Türk’ün başını kesenken sakın gam yeme
Baban da olsa Türk’ü öldür.”

Demektedir. Tüm bunlara karşın Türk Bayat boyundan Alevilerin ulu ozanı Fuzuli (1480-1566) bir deyişinin son beytinde şöyle diyor:
“Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok
Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den”

Gökten Allah tarafından dahi indirilse Türklerin dünyada yeri olmadığını; Arap ve Acemler hakim olduğunu belirtir ve Şiirlerinde Osmanlılara sitem eder ve kafa tutar. Alevi Türkmen aşıkları, ozanları diline ve töresine sahip çıkar ve şiirlerinde dilendirir, yöre yöre gezerek halkı bilinçlendirirler. Dedeler ve Babalar da Türkçe ibadet yaparak örf ve gelenekleri yaşatarak bugünlere getirirler.
İdrîs-i Bitlîsi ve Bıyıklı Mehmet Paşa’dan sonra Kürtlere en büyük destek sağlayan II.Abdülhamit olmuştur. Yavuz Selim’den itibaren iç işlerinde tam bir serbestlik olan bölgeye Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın tesbitine göre “Kürt Hükümeti” denmekteydi ve “merkezi hazineye ipotek ödemezdi ve herhangi bir biçimde düzenli askeri hizmetlerle yükümlü değillerdi.” Böylesi bir bölgeye Abdülhamit, İslamcılığın bütünleştirici “ümmet” anlayışıyla birarada tutma fikriyle yeni bir yapılanmaya gidilir. Abdülhamid’in “Aşiret Mektebi-i Humayun”(1892-1907) adıyla açtığı ve aşiretlerden getirtilen şeyh ve ağa çocuklarının eğitildiği okullardan mezun olanlar; beklentilerin yerine, devlete karşı örgülenme yapan kadroları oluşturmuşlardır. Abdülhamid’in marifetlerinden biriside “Hamidiye Alayları”dır
Hamidiye Alayları, Dördüncü Ordu Komutan› Müşir Zeki Paşa’nın II. Abdülhamid’e önerisiyle 1890 yılında kurulmaya başlanır.14-15 Nisan 1891’de de “Nizamnâmesi” yayınlanarak yasal hale gelir.Ruslara yönelik olarak Şafi Kürtler’den oluşturulan Hamidiye Alayları amacına uygun faaliyette bulunmaz. Hamidiye Alayları daha çok eşkiyalık yapar. Ermeni ve Alevi köylerine baskınlar düzenleyip çapulculuk yaparlar 23 Temmuz 1908 ‘de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra Eylül 1908 ayında Kürt Hamidiye Alayları’nın silahlarını ellerinden almak isteyen İttihat’çılar bunu başaramazlar İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Türkçülük akımı giderek güçlenir ve hakim olur. Şafi Kürtlerin ağa ve aşiret reislerinin çocuklarının eğitildiği İstanbul’daki “Aşiret Mektebi”nde ve Hamidiye Alaylarında ise Kürt milliyetçiliği filizlenmiş ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu durum Doğu Anadolu’da Alevi-Şafi çatışmasını beraberinde getirir. Sonuçta; Okul Müdürü Kolağası Kamil Bey; “bunlar aşiret değil haşerat!” der...
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kök-Börü - 01 Temmuz 2007, 21:25:16
igdirhan Ağabey,

Kimin kimle canciğer kuzu sarması olup ; Türke kıydığını çok net bir biçimde yazdığınız için çok teşekkür ederim.

Esenlikler Dileğimle

Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: tungatonyukuk - 02 Temmuz 2007, 12:44:45
iğidirhan ağabey,

İşte tam yazıma bir cevap tı bu teşşekür ederim.Kutlu kal
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: kamçı - 03 Temmuz 2007, 20:06:35
lütfen bunu yapmayalım.Lütfen herşeye laf sokuşturun ama osmanlı devletine laf sokuşturmayın.tarihimizi kötülemeyin.cumhuriyet kurulduktan sonra ayasofyada 40000 tane döküman,belge vb. şeyler yakıldı.Tarihimizi iyi öğrenmemizi engelliyolar.Birde siz bu durumu güçleştirmeyin.Ne yapalım yani Osmanlı devleti İslama çok düşkündü diye osmanlı devletini Türk devleti olarak saymayalımmı.Unutmayın tarihteki tüm savaşların ana nedeni dindir. Biz hristiyan Türkü kardeş belliyoruz ama asırlar önce o hristiyanlar bizlere haçlı seferleri düzenlediler.Bize haçlı seferleri düzenleyenler kardeş olarak mı bellemeliyiz.


Ben burda İslamın savunucunuluğunu yapmıyorum ama madalyonun birde öbür yüzü var.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Ziya Gökalp - 03 Temmuz 2007, 20:31:26
lütfen bunu yapmayalım.Lütfen herşeye laf sokuşturun ama osmanlı devletine laf sokuşturmayın.tarihimizi kötülemeyin.cumhuriyet kurulduktan sonra ayasofyada 40000 tane döküman,belge vb. şeyler yakıldı.Tarihimizi iyi öğrenmemizi engelliyolar.Birde siz bu durumu güçleştirmeyin.Ne yapalım yani Osmanlı devleti İslama çok düşkündü diye osmanlı devletini Türk devleti olarak saymayalımmı.Unutmayın tarihteki tüm savaşların ana nedeni dindir. Biz hristiyan Türkü kardeş belliyoruz ama asırlar önce o hristiyanlar bizlere haçlı seferleri düzenlediler.Bize haçlı seferleri düzenleyenler kardeş olarak mı bellemeliyiz.


Ben burda İslamın savunucunuluğunu yapmıyorum ama madalyonun birde öbür yüzü var.

  kamçı ;  Öncelikle haddini bil.Bu otağ her önüne gelenin fikrini söyleyebildiği demokratik bir alan değildir.Türkçü-Turancı ,Türk Irkçısı bir otağdır.

     'Laf sokuşturmayın' demek de ne oluyor? Yukarıda Kök-Börü Beğ'in Osmanlı'nın Türklere bakışı ile ilgili olan yazı tamamiyle kaynaklı ve gerçek bilgilerdir.Bizim yaptığımız tarihimizi kötülemek değildir,aksine tarihimize sahip çıkmaktır.Türk tarihi günahları ve sevaplarıyla bizim tarihimizdir.Osmanlı zamanında Türklüğe birçok darbe vurulmuştur ve Türklük bilinci ikinci plana atılmıştır.İslamiyet çığırtkanlığı yapılarak Türklük aşağılanırken pis bedevi araplar,gavur dölü devşirmeler devletin üst kademelerinde yer almıştır.Din konusuna da ısrarla girmek istemiyoruz ancak senin gibi ideoloji özürlü,bilgisiz,meczup kişiler yüzünden kendi kurallarımızı çiğner hale geliyoruz.Biz Laik yapıdaki insanlarız.İslamiyet,Hristiyanlık vs. din konuları kişioğlu ile Tanrı arasındadır.

  Osmanlı Devletine bakışımız ön yargılı değildir,objektiftir.Türkçü fikriyattaki insanlar Osmanlı Devleti'ni günahlarıyla ve sevaplarıyla,bütün kademelerini gözönünde tutarak değerlendirmektedirler.Ancak bu dönemde Türklük bilinci ayakalr altına alınmıştır.

  Benim Osmanlı Devleti'ne bakışım pirimiz Nihal Atsız Ata ile paraleldir.Osmanlı Devleti'ni Türk Tarihinin bir parçası saymakla beraber,dönemin yanlışlarını ve Türklüğe düşman politikalarını her zaman eleştiririm.

  kamçı ;  üslubundaki edep yoksunluğundan ve Türkçü fikriyata aykırı beyanlarda bulunduğundan ötürü üyeliğin iptal edilmiştir.

 
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kök-Börü - 03 Temmuz 2007, 20:33:38
kamçı,

ÖNCELİKLE ZİYA GÖKALP ANDAMIZ,OTAĞ YÖNETİCİSİ OLARAK GEREKENİ YAPMIŞ ÜYELİĞİNE SON VERİLMİŞ!

 

BURASI TÜRKÇÜ-TURANCILARIN OTAĞI ! YOLUNU ŞAŞIRMIŞ CAHİL KİŞİLERİN DEĞİL!

HAYIRDIR?CUMHURİYETİN KURULUŞUNDA EVRAKLARIN YAKILDIĞINI GÖRDÜĞÜNÜZE GÖRE NEREDEN BAKSANIZ 90 YAŞINDA OLMANIZ GEREKİR!

KİM KİME LAF SOKUŞTURUYOR?BU OTAĞDA YAZILAN HER KONU BELGELİDİR!BU BAŞLIK DA BELGELİ OLUP,20 TANE KAYNAK BELİRTİLMİŞTİR!TÜRK AŞAĞILANMIŞ,HAKARETE UĞRAMIŞ KATLEDİLMİŞ!HEPSİ BELGELİ!

SEN VE SENİN GİBİLERİN TÜRKÇÜ-TURANCILAR ARASINDA İŞİ NE?KİMSİN SEN???NE YAPTIN DAVAMIZ İÇİN?

SEN VE SENİN GİBİ  SANAL SOYTARILARA VE MECZUPLARA TAHAMMÜLÜMÜZ YOK!
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Turancıer - 04 Temmuz 2007, 22:31:19
Yok ırkdaşlar öyle şey olurmu? Evet Osamnlı padişahları Avusturyalı kadınlarla evlenmişlerdir ama ben Osmanlı'nın yüzde yüz Türk olduğuna inanıyorum ayrıca Yavuz Sultan Selim'in İranlı bölücülere,kürtlere savaş açtığını herkez bilir.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Turancıer - 04 Temmuz 2007, 22:33:40
Ayrıca lütfen yapmayalım Savefi Devleti İranlı'dır kesinlikle Türk değildir
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: TÜRK-KAN - 04 Temmuz 2007, 23:47:02
Ayrıca lütfen yapmayalım Savefi Devleti İranlı'dır kesinlikle Türk değildir

Safevi Devleti, İran'da Türkmenler tarafından kurulmuştur. Devletin Resmi dili Oğuz Türkçesi idi. Devletin kurucusu da Erdebilli Türkmenlerden olan Şah İsmail Hatayi'dir. Kendisi anne soyundan Akkoyunlu Hanedanına (24 Oğuz boyundan olan Bayındır'lardandırlar) dayanır.

TTK

 
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Otsukarcı - 06 Temmuz 2007, 13:42:11
Osman Devleti Turkmen leri eziyetler cektirmsitir
Bütün tarihi kaynaklar, Osmanlı Devleti'nin Türk ulusu tarafından kurulduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, kuruluş aşamasını tamamlayan ilk kuruculardan sonra, Osmanlı padişahlarının ne denli Türk oldukları kuşkuludur. Çünkü, kuruluş dönemindeki koşullarda geçerli olan; komşu ülkelere saldırma ve onlardan savaş tazminatı ve ganimeti alma siyasasına dayalı olarak güçlenip zenginleştikten sonra, yatak odalarını, "harem'ler kurarak zenginleştiren padişah-halifelerin birçoğu sayesinde, ırk ve kan birliği bozulmuş olduğu görülmektedir. "...Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti"(1)

Belki bu özelliklerinden dolayı, "halife" sanlı padişahlar, bu sanın yarattığı olanaklardan yararlanarak, yönetimi altında bulunan ve özellikle "Türk" kimliği taşıyan yönetilenleri tıpkı bir sürü gibi yönetmeyi yeğlemişlerdir.

Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede, "Türk iti şehre gelince Farisice ürer" denilmektedir.(2) Osmanlı şairlerinden Baki'nin, "Muhteşem Süleyman" olarak bilinen padişaha sunduğu bir şiirinin Türkçeleştirilmiş dizeleri şöyle:

"Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olamaz.
Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır.
Türk, sultan olma yeteneğinden yoksundur."

Yine bir Osmanlı şairi olan Nef'i ise; "Tanrı, Türke irfan çeşmesini yasaklamıştır" demiştir.
Divan-ı Hümayun yazmanlarından Hafız Hamdi Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde, "Baban da olsa Türkü öldür" nakaratını kullanmakta, üstelik bu sözün İslam Peygamberi Hz. Muhammet'e ait olduğunu vurgulamaktadır. Sadece bir kıtasını yineleyelim:

"Sakın Türkü insan sanma.
Bir an bile olsa Türkle birlikte olma.
Türk eline şeker olsa o şeker zehir olur.
Türkün başını keserken sakın gam yeme.
Baban da olsa Türkü öldür."(3)

Osmanlı tarihinde çok saygın bir konumu olan Fatih bile, Otlukbeli Savaşından dönerken, elinde bıçak olan birisine ne yaptığını sorduğunda; öldürülen Türkmenlerin kulaklarını keserek küpelerini topladığını öğrenmiş ve "İşine devam et" demiştir.

Hırvat kökenli, Sadrazam Kuyucu Murat döneminde (1606-1611), 155.000 insan doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuşlardır. Aman dileyen insanlara Kuyucu'nun yanıtı "Vurun şu pis Türkün başını" olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat, Osmanlı'nın yetkilisi, öldürülen çocuk da Anadolu'nun evladı Türktür. (Olayı ayrıntıları ile Osmanlı tarihçisi Naima'dan öğrenmek olasıdır.) Yavuz Sultan Selim'in, halifeliği zorla da olsa aldıktan sonra, yönetim ile Türk ulusu arasındaki anlayış ve ideoloji ayrılığı açık şekilde çelişmiştir. Yönetime dayalı şeriatçı anlayış üst yönetime egemen olur iken, Anadolu'da yaygın olan Alevilik sayesinde Türk dili kendini koruma olanağı bulmuştur. Yönetimin Anadolu'yu dil unsuru aracılığıyla Araplaştırmasına ve Acemleştirmesine karşı olan bu halk, yok edilmek istenmiştir. Bu nedenle Anadolu'da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 40.000 kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk halkından koptuğunun açık bir kanıtıdır.(4)

Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır: "Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltiyamına derman yok." Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır.

Osmanlı tarihçisi Naima "Tarihi"nde Türkler için; nadan (kaba) Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk ifadelerini kullanmaktadır.(5)

Aslında Türkler hakkındaki kötü yargılar Selçuklulardan beri yaygındır. Örneğin, Selçuklu yazar Aksaraylı Kerimeddin Mahmud, şunları yazmıştır: "Hunhar Türkler, köpek ve kurt gibidirler, ellerine fırsat geçerse yağmayı ganimet bilirler, fakat düşman kuvvetleri gelirse kaçarlar."(6)

Osmanlı düşüncesinde, "kavmi necip" olarak görülen Araplar karşısında Türk ulusu aşağılanmıştır. 1912 yılında Sebilürreşt dergisinde çıkan bir yazıda; "Türk" deyiminin kullanılması, dinsizlik, kâfirlik sayılıyordu. "Türk hükümeti", "Türk ordusu", "Türk ülkesi" deyimlerinin Osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu. 1913 tarihli "Mecmuai Ebuzziya" dergisinin 94. sayısında; "Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil, sadece Müslümanız. Buharalı hanlar bile kendilerini Türk saymazlar. Zira onların cetleri de vaktiyle Türkistan'ı zaptetmiş olan Araplardan başka bir şey değildir," demekle, kendisini ve Anadolu'da yaşayan bütün insanların kimliğini inkâr ediyordu. Üniversite profesörlüğü de yapmış olan Ahmet Naim, 1913 yılında yazdığı "İslam'da Davai Kavmiye" adlı kitabında, Türke karşı savaş açmış ve "Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok... gerekli olan şeriatı öğrenmektir," demiştir. 1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve Padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise, Türke Türklük benliği vermek isteyenlere "soysuzlar" yakıştırmasında bulunmuştur.(7)

Bu tutum ve koşullar içerisinde "Türk" kimliği, yönetimin merkezi olan İstanbul'dan uzak, savaştan savaşa asker toplamak için anımsanan, Anadolu köylerinde kapalı bir kültür içinde dili ve töreleri ile yaşamıştır. Zaman içinde "Türk" yöneticisine o denli yabancılaştırılmış ki, kimi kez "Osmanlı Efendisine Türk' demek hakaret sayılmış", "Türk" sözcüğü, Anadolu köylüleri için kullanılır olmuştur-8-

İstanbul alındıktan sonra, Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türke kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır.(9) İstanbul'un alınmasından 4. Murat'ın ölümüne dek geçen 187 yıl içinde, devşirmelerden 66, Türk kökenlilerden de 10 kişinin sadrazamlığa atandığını, aynı dönemde devşirmelerin toplam 167 yıl, Türk kökenli sadrazamların da 17 yıl görev yaptığı(10) gerçeği, Türklere yaklaşımı gösteren ayrı bir kanıttır. Padişahlar, yakın korumalarını da hep devşirme (kul-köle) olanlardan seçmişlerdir.

Osmanlı yönetiminin bu tutumuna karşın halk da kendi arasında birlik ve beraberlik içinde değildi. 12. yüzyıl ortalarında Ahmet Yesevi'nin kurduğu; Türk geleneğini, dilini ve kültürünü Şamanlık ile bütünleştiren (Bektaşilik gibi) tarikatlar Anadolu'da yayılmaya başladı. Bir taraftan Yesevi yanlısı ve Türk kimliğini taşıyan tarikatlar yayılır iken, öte yandan da, Sünni İran kültürünü benimseyen Nakşibendi Tarikatı, yeniliklere karşı koyma alışkanlığını güden Zeyni Tarikatları ve Fars diline önem verdiği için daha çok aydınlar (!) arasında yayılan Mevlevilik, yaygınlık gösteriyordu. Bu tarikatlar içinde, Türk kökenli olanları, doğal olarak Arap kültürü görmüş olan medreselilerce aşağılanmaya çalışıldı. Bu koşullar altında Türk halkı kendi yurdunda aşağılanmış oldu. "Kaba Türk", "Anlayışsız Türkler", "Pis Türkler" gibi önyargılar dönemin özelliklerinden oldu.(11)

Osmanlı yönetiminde Türke yaklaşım o denli aşağılayıcıdır ki, o günlerden kalan aşağıdaki şiir bu yaklaşımı özetlemektedir:

"Türk değil mi, Merzifon'un eşeği,
Eşek değil, köpekten de aşağı."

Osmanlı'nın bu yaklaşımına Türkün verdiği yanıt, bir şiirin dizelerinde şu şekilde yer almıştır:

"Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekmede yok biçmede yok
Yemede ortak Osmanlı"(12)
Kendi yöneticilerinin bu tutumu karşısında, yabancılardan da olumlu yorum beklenemezdi. Yabancılar, Türkleri "yaklaşık 1000 yılına kadar Arapların esiri olan Türkler dağ insanı niteliğinde bir kavimdir"(13) şeklinde yorumluyorlardı.

Ulusçuluğun etkisi ile etnik kökenlilerin, Osmanlı yönetiminden birer birer ayrılmaya başladığı 19. yüzyılın ilk yarısında hatta sonlarında bile, Osmanlı yönetiminin Türke olan yaklaşımı değişmemişti. 1874 yılında "Dünya Tarihi" kitabının yazarı, Askeri Okullar Bakanı Süleyman Paşa, "Osmanlı devletin adıdır, milletimizin adı Türktür" görüşünü savunmasına karşın, bu düşüncesini kendi kitabında bile kullanmaya cesaret edememişti.(14)

Koçu Bey, 4. Murat'a sunduğu risalesinde (küçük kitap) Türkler hakkında şunları yazıyordu: "...mezhebi bilinmeyen şehir oğlanı, Türk, çingene, tatar, kurt, ecnebi, laz, yörük, katırcı, deveci, hamal, ağdacı, yol kesen, yankesici ve diğer çeşitli kimseler..."

"Harem-i Hümayuna kanuna aykırı olarak Türk ve yörük, çingene, Yahudi, dinsiz, mezhepsiz, nice kallaş ve ayyaş şehir oğlanları girer oldu." Bu sözler yazılıp Türk olduğu söylenen Padişaha veriliyordu.(15)

Abdülhamit'in Araplara ve islamiyete dayanan siyaseti, Türkü, Türkçüleri baş düşman olarak görmekteydi. Onun zamanında "Türküm demek, Türkten söz etmek büyük suçtu".(16) Devletin dayandığı kendi halkına bu denli yabancılaşmasından olsa gerek, Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı.(17) Zaten, dini ile dilini de değiştiren bir ulusa Osmanlı Devletinden başka yeryüzünde rastlanmamıştır.

Osmanlı yönetimi, kendilerini Türk olarak görmedikleri için, Türk kökenliler "azınlık" konumunda kaldı. 1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: "Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün 'Türk' veya Türkmen' olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin 'eşek kafalı' anlamında, 'Türk kafa' diye homurdanırsın."(18)

Aynı yıllarda, Türk-Yunan Savaşı ortamında Şair Mehmet Emin'in yayımladığı kitapta, "Ben bir Türküm dinim cinsim uludur" dizeleri yer alıyordu. Ancak, üstünlüğü kanıtlamak için şiirler yeterli değildi. Kendi yöneticisi tarafından aşağılanan, üst üste gelen yenilgiler sonucunda benliğini, kişiliğini yitiren ve varlığını yitirmek üzere olan Türk halkı tarihin en zor dönemini yaşıyordu.

Yabancıların Türk imgesi ise Osmanlı'nın, Türke yaklaşımından farklı değildi. Türkologlara göre Türkler; insanlar arasında anlayış bakımından sonuncudur. İnançtan ötesini kavrayamazlar; anlamaya da çalışmazlar... İslam dininin Türkler üzerindeki etkisi iyi sonuç vermemiştir. Türkler, Müslüman Asya'nın Avrupa'ya karşı savaşan askeri oldu. Müslümanlık, Türk dehasına ters düştü. İslam, bu "Yarı Çinliler"den "Acımasız İranlılar" yarattı.(19)

Türk aydınının durumuna gelince; çok az sayıda olsa da uyanma belirtileri başlamıştı. Bunlar arasında en önemlisi Ziya Gökalp adını taşıyor.

"Sorma bana oymağımı boyumu,
Beş bin yıldır millet gibi yaşarım...
Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı,
Türküm, bu ad her unvandan üstündür,"

diye haykırıyordu.

Öte yandan, özgür düşüncenin olmadığı bir ortamda, kendi ulusal çıkarlarını savunma olanağından yoksun olan bir avuç kişi yurt dışında özgürlük arıyorlardı. Bu aydınlar, yurt özlemi ile, ülkelerinden aldıkları yüz kızartıcı haberlerin ve kötü gelişmelerin ezikliği içindedirler. Onlardan birisi, o günlerin koşullarını, şu duygusal satırlarla günümüze aktarmaktadır: "Bir mayıs sonu ya da bir haziran başı idi. Bağımsız fakat, bütün kalbiyle İttifak Devletlerinin zaferini kutlayan bir Avrupa şehrinde, başım eğik, gözlerim yaşlı dolaşıyorum. Yüreğim bir derin uçurum, kafam bir cehennemdir. ...Gün geçmiyor ki, bir mağazada bir lokantada Türk olduğum anlaşılınca acı bir alay edilme veya ağır bir hakaretle karşılaşmayayım. ...lakabımız 'makak'tı. (bir çeşit şempanze maymun türü). ... gönül verdiğimiz genç kızlar Türklüğümüzü sezince bizden iğrenip kaçıyordu.

İşte, o şehrin bu cehennem atmosferi içinde, bir gün yılgın ve çekingen dolaşırken, gözlerim, ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete adı ve başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satırlara ilişiverdi: 'Bir Türk generali İtilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor.' Titreyerek gazeteyi aldım. Yürürken okuyorum; 'Mustafa Kemal Paşa isminde bir Türk generali.' "(20)

İşte o Mustafa Kemal önce bölgesel sonra ulusal toplantılarla Türke Türklüğünü, dünyaya insanlığını anımsatacak uğraşısını başlatmadan önce geldiği İstanbul'dadır.

Dipnotlar:
1) Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan... C.2, s.440.
2) Burhan Oğuz'dan aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 118.
3) Aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 121.
4) Çetin Yetkin, Türk Halkı... s.161.
5) Naima Mustafa Efendi, Tarih-i Naima, Türkçeleştiren: Zuhuri Danışman, İstanbul, C.1, s.168, 238, C.2 s.536. C.3, s.1180, C.4 s.169.
6) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.12.
7) Mustafa Coşturoğlu, a.g.y., s.278, 279.
8- Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, s.22, 23, Cahen'den aktaran, Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s.1.
9) Hikmet Bayur, a.g.y., s.15.
10) Hikmet Bayur, a.g.y., s.17.
11) Özer Ozankaya, Türkiye'de Laiklik, İstanbul, 1990, s. 253.
12) Özer Ozankaya, a.g.y., s.121.
13) Warshew'den aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s. 311.
14) Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.26.
15) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.145.
16) Esat Kamil Erkut, a.g.y., s.63.
17) M.Rauf İnan, Atatürk'ün Evrenselliği, Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.
18) Ramsay'dan aktaran, Bernard Lewis, a.g.y., s.331.
19) Türkoloji uzmanı Cahun'dan aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.308.
20) Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, İstanbul, 1971, s.24, 25.

DEVAMI...

------Sultan Selim’in 50.000 bin Türkmeni kestiğinide bilmezsiniz belki.
Osmanlı devleti Türkleri teker teker kılıçtan geçirdiği halde nasıl olurda ;Osmanlı devleti'nin Türk soyundan geldiğini söylerler.

-------Şu an Anadoludaki eski şehir, ilçe vs isimlerinin çoğu Cumhuriyetin ardından değiştirilip Türkçeleştirilmiştir. Mesela İstanbul’un resmi ismi 1930’lara kadar Konstantiniyye idi. Arapçada “Konstantin’in şehri” manasına gelir. Konstantiniye’nin adı 1930’da çıkarılan bir kanun ile değiştirilerek İstanbul yapılmışır. Osmanlı kayıtlarındada 1920lere kadar İstanbulun adı Konstantiniyye diye geçer.

------Devlet-i Aliyye Devri'nde, Başbakanlara, Sadrazam deniyordu. 624 yıllık Osmanlı devrinde, 215 sadrazam oldu. Ve sadece 78'inin Türk asıllı olduğu iddia ediliyor. Yani en 197 sadrazam Türk soyundan değildi. Bu 78 Türk olduğu iddia edilen sadrazamlarda büyük olasılıkla uydurmadır. Böyle birşey gerçek değildir. Son yıllarda yazılan tarih kitaplarında yer alır ancak. Eski tarih kitaplarında böyle birşey yer almaz.

------Anadolu’da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 50.000 kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu'nun Türklükle alakası olmadığının açık bir kanıtıdır.

Bahsettiğim bu durum Şah Cihan'ın anadolu'yu ele geçirme politikası amacıyla burda bulunan şii Türkleri kışkırtması üzerine ortaya çıkan Şah Kulu İsyanını bastırma olayları sırasında yaşanmıştır. devlet bekası kavramından umarım haberin vardır şaşkın.

Osmanlı tarihçisi Naima "Tarihi"nde Türkler için; nadan (kaba) Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk ifadelerini kullanmaktadır.

Bahsettiğim kavram Fatih Fermanlarında da vardır ve Etrak ve Akrad-ı bil idrak şeklinde yazılır. İdraktan yoksun Türk  şeklinde çevrilir fakat burada var olan gerçek yerleşik hayata geçmeyi red eden yörükler için kullanılmış ve devletin ciddi vergi kayıplarının ortaya çıkması ve bu göçebe yaşayanların vergi öedememeyi alışkanlık haline getirmesi üzerine söylenmiştir.

Dr. Yılmaz KURT Osmanlıca Dersleri II , Akçağ Yayınları


Sayın Kök Börü

Yazınızı okuduktan sonra araştırmak istedim ve yazının diğer bir forumda, kürt kırması tirigan takma isimli bir aşağılık tarafından alındığını üzülerek gördüm.

Siz de muhakkak yazının devamını okumuşsunuzdur. O yazının devamında bu kürt, Atatürk'ü  Makedon ilan edecek kadar, Türkiye'de 6 milyon Türk var diyecek kadar, kürtleri hiçbir millet eritememiş, Türk'ler mi eritecek diyecek kadar aşağılık bir insan.

Ve bu yazıyı, o aşağılık insandan alıp Türkçü forumda bilgi kaynağı olarak sunmanız son derece üzücü.

Yazının altında bulunan kaynakların iki katını bulup tam tersi sonuç çıkarmam da mümkün. Kaynak olarak gösterilen şahısları intenet ortamında araştırdığımız zaman, Türklüğe bakış açılarının ne olduğunu görürüz.

Herşey Türk için, Türk'e göre Türk tarafından düsturunu benimsemiş isek, ben bu yazıyı kabul etmiyorum.

Saygılar   
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kök-Börü - 06 Temmuz 2007, 14:24:29
Sayın otsukarcı,

Kapıyı yanlış yere ve yanlış yerden açtınız.

http://www.1001kitap.com/Guncel/Vural_Savas/militan_demokrasi/md03_43.html 

adlı linktede belirtilen, Hüsnü Merdanoğlu'nun, 1999 yılında ikinci baskısı yapılan Atatürkçü Düşüncenin Evrenselliği adlı çok önemli eserinin 102-106. sayfalarında yazılanların tam metninde de adı geçen başlıktır...

Bir şeyi yazmadan önce acaba doğru yazıyormuyum diye iki kere düşünün!


Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: tungatonyukuk - 10 Temmuz 2007, 20:31:22
Sayın otsukarcı;


İlk önce Şunu belirtmeliyimki hangi Türkmen e gidip sorsanız bizimle aynı şeyleri söyleyeceklerdir.Ayrıyetten şu an bakarmısınız Türkmenler nerede vede kitaplarda yada araştırmalarda Osmanlı devletinin Çok kırmalık olduğunu görüceksiniz.


Esenlikler.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kayra Beg - 12 Temmuz 2007, 15:47:47
Herşeye kaldığımız yerden devam ediyoruz görünüşe göre.Afşarları anlayanlara ne mutlu.  ESEN OLSUN İLTERİŞ. ESEN OLSUN ANDALAR.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kurt-Kanı - 12 Temmuz 2007, 16:07:51
Herşeye kaldığımız yerden devam ediyoruz görünüşe göre.Afşarları anlayanlara ne mutlu.  ESEN OLSUN İLTERİŞ. ESEN OLSUN ANDALAR.

Sevgili Andam ;
Kendinizi özlettiniz ,hem de çook özlettiniz.
Sizi Otağda görmek beni ziyadesiyle sevindirdi.
Dilerim her şey yolunda ;sağlığınız ve sıhhatiniz yerindedir.
Tekrardan hoş geldiniz...
Kutlu olsun...
TTK
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: bayındır - 12 Temmuz 2007, 17:44:58
Yazı için teşekkürler.Bu yazının bütün Anda'larımıza inanç ve tarihe bakış açısı yönünden doğruya açılan bir kapı daha  diye düşünüyorum.Tengri Kut Versin.TTK
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Kayra Beg - 12 Temmuz 2007, 17:46:33
Herşeye kaldığımız yerden devam ediyoruz görünüşe göre.Afşarları anlayanlara ne mutlu.  ESEN OLSUN İLTERİŞ. ESEN OLSUN ANDALAR.

Sevgili Andam ;
Kendinizi özlettiniz ,hem de çook özlettiniz.
Sizi Otağda görmek beni ziyadesiyle sevindirdi.
Dilerim her şey yolunda ;sağlığınız ve sıhhatiniz yerindedir.
Tekrardan hoş geldiniz...
Kutlu olsun...
TTK


Sağol Andam. Yeniden aranızda olmak beni mutlu etmiştir. Sizleri gerçekten çok özledim. Umarım bir daha bu ayrılıklara gerek kalmaz.

Esenlikler
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ULUTÜRK - 14 Aralık 2007, 16:54:15
Evet ben daha önce bu osmanlıyı sevmediğimi söylemiştim padişahlarının Türklüğü şüphelidir soyları bozulmuştur osmanlı anlayışı yüzünden araplık yükselmiş Türklük düşmüştür arap gibi yaşamış  arap yazısı kullanmış araplar kendi adetlerini sapkınlıklarını bize din diye yutturmuştur.Din o kadar ön plana çıkmıştırki her şeyin önüne geçmiş ırk unutulmuş Türk adetleri zayıflamış çoğunun yerini arap adetleri almıştır araplar matah bir şey sayılmış çocuklara bile arap isimleri verilmiştir resmen araplaşma süreci yaşanmıştır hemde kendi kendimize yaptık ayrıca osmanlı azınlıklarada çok kıymet vermiş onları el üstünde tutarken Türkleri hep ezmiş anadoludaki yetkililerinin keyfine ve insafına terketmiştir ayrıca osmanlının hoşgörü anlayışı çoğu zaman aptallık sınırlarını zorlamıştır ilk zamanları için bunlar söylenemez ama sonrası tamamen böyledir yani kısaca osmanlı pek iyi değildir.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ALp TeKiN - 16 Aralık 2007, 01:12:16
Bu yaz bir akrabam sayesinde 5.Uluslar Arası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi'ne katılma şerefine erdim Kırgızistandaydı kongre.
Kırgız bir tarihçi Yavuz Sultan Selim zamanında Türk Birliğinin kuralabileceğini fakat Osmanlının Türk Birliğinden önce islam birliğine önem verdiğinden bahsetti.Osmanlı'da hiçbir zaman Türkçülük fikrine önem verilmediğine ancak bu fikir Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin sayesinde ortaya çıktığını söyledi.Yani Osmalı hiçbir zaman tam olarak Türkçülüğe ve Türklüğe önem vermemiş
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ULUTÜRK - 02 Ocak 2008, 15:14:47
Osmanlıda herşey varsa yoksa din din din başka bir şey yok millet yok ümmet var tamam din de önemli fakat herşeyin önüne geçmemeli bir ayarı olmalı ben de müslümanım ancak önce Türküm kökenini kaybedersen bunu din geri getiremez din sayesinde ancak kendini arap zannedersin suriyedeki Türkmenler gibi olursun biz Türküz kendi dilimiz kendi yazımız kendi kültürümüz kendi isimlerimiz kendi sıfatlarımız var bu rezil arap etkisinden tamamen çıkmalı  ayıklamalıyız hayatımızı da dinimizi de TÜRK gibi yaşamalıyız.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: TÜRK-KAN - 02 Ocak 2008, 16:01:57
Bu yaz bir akrabam sayesinde 5.Uluslar Arası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi'ne katılma şerefine erdim Kırgızistandaydı kongre.
Kırgız bir tarihçi Yavuz Sultan Selim zamanında Türk Birliğinin kuralabileceğini fakat Osmanlının Türk Birliğinden önce islam birliğine önem verdiğinden bahsetti.Osmanlı'da hiçbir zaman Türkçülük fikrine önem verilmediğine ancak bu fikir Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin sayesinde ortaya çıktığını söyledi.Yani Osmalı hiçbir zaman tam olarak Türkçülüğe ve Türklüğe önem vermemiş

 Osmanlı'da Yavuz Sultan Selim döneminde Orta Asya'daki Türk Hanlıkları(Özbek Türklerinin kurduğu Buhara ve Hive Hanlıkları)  ile ilişkiler kurulduğu doğrudur. Yavuz Sultan Selim İslamın Sünni mezhebinin tüm dünyaya hakim olmasını istiyordu. Bunun için önündeki engel İran'da Şii Safevi Devleti'ni kuran Şah İsmail(Şah İsmail ırken özbe öz Türktür) idi. Şah İsmail'de Şiiliği egemen kılmak amacındaydı. Bu yüzden batıda Osmanlılarla doğuda Özbek Hanlıkları ile savaşıyordu.

 Yavuz Sultan Selim, Özbek Hanlıklarını mütefiki gibi görüyordu. Özbek Hanlıkları da; Halife olduğu ve Şah İsmail'e karşı savaştığı için onun egemenliğini kabul eden müttefikleriydi. Bunun için Osmanlı ve Özbek Hanlıklar karşılıklı diplomatik ilişkiler(İran'daki Safevilere karşı) tesis edilmiş, karşılıklı elçilikler gönderilmiştir. Osmanlı'dan ayrıca askeri yardım talebinde bulunan Özbek Hanlıklarına, Yavuz bir miktar asker, cephane yardımı ve çeşitli hediyeler yollamıştır.

 Ancak yollanan askerler ve cephaneyi paylaşan  Özbek Hanlıkları çıkar çatışmaları yüzünden Şah İsmail'e karşı değil, birbirlerine karşı savaşmaya başlamışlardır.
 
 Olayın özeti budur. Lakin Türk Birliği kurulmasından ziyade, Şii'lere karşı birleşik Sünni İttifakı diye tanımlanabilecek bir olaydır. Yani Sünni Türkler, Şii Türkleri yok etmek için birleşme teşebbüsünde bulunmuşlardır.  Bunun da ne Türkçülük, ne Türk Birliği ne de Turan ile uzaktan yakından alakası yoktur.

 Saygılar,

 TTK
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Mete Saltuk - 02 Ocak 2008, 20:37:58
Yavuz Sultan Selim, Özbek Hanlıklarını mütefiki gibi görüyordu. Özbek Hanlıkları da; Halife olduğu ve Şah İsmail'e karşı savaştığı için onun egemenliğini kabul eden müttefikleriydi.

Değerli TÜRK-KAN Kardeşim;
 Bildiğim kadarıyla Yavuz Sultan Selim 1517 senesinde yapılan Ridaniye savaşı sonrasında halife oldu. Şah İsmail ile yapmış oldukları Çaldıran Savaşı 1514 senesindedir. Saygılarımla
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: TÜRK-KAN - 02 Ocak 2008, 22:30:28
Değerli TÜRK-KAN Kardeşim;

 Bildiğim kadarıyla Yavuz Sultan Selim 1517 senesinde yapılan Ridaniye savaşı sonrasında halife oldu. Şah İsmail ile yapmış oldukları Çaldıran Savaşı 1514 senesindedir. Saygılarımla

 Sayın Kandaşım,

 Zaten Yavuz Sultan Selim Özbek Hanlıkları ile diplomatik ilişkileri ve yardım göndermek gibi faaliyetleri  halife olduktan sonra başlatmıştır. Her ne kadar Yavuz, Şah İsmail ile bir daha savaşmamışsa da Özbek Hanlıklarını destekleyerek onu etkisiz ve hareketsiz bırakmaya muvaffak olmuştur.

 Saygılar

 TTK

 
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Mete Saltuk - 02 Ocak 2008, 22:44:15
Değerli TÜRK-KAN Kardeşim;

İlk mesajınızda Çaldıran Savaşı sonrasını işaret ettiğinizi anlamadığım için, mesaj yazmıştım. Açıklamanız için teşekkürler. Saygılarımla
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Bozkurt Umut - 17 Ocak 2008, 19:36:43
Ben Osmanlıyı ne olursa olsun çok seviyorum sonuçta Türk Devletiydi...Çook büyük hataları oldu mesela suanda baktığımızda isimlerimizin çoğu arapça falan bunun sorumlusu Osmanlı orası kesin...bakıyorum dilimizde bir ton yabancı kelime var.Örneğin: Siyah kelimesi Türkçe bir kelime değildir...Bundan önce Kara kelimesi kullanılıyordu ama atalarımız araplasmıstır ve Siyah kelimesini kullanmaya baslamıstır zamanla Kara kelimesi 2.planda kalmıştır.mesela konuşurken birine sen kara ayakkabılarım dersen bir garip gelir kulağa ama siyah ayakkabı diyince bir şey yoktur gibi.aslında siyah Türkçe değildir.aynı şey Beyaz-Ak içinde geçerlidir.Osmanlı'nın Türk'lüğe bir çok zararı olmasına rağmen sonuçta bir Türk Devletidir Saygım sonsuzdur Atalarımdır yinede
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ilteris6 - 17 Ocak 2008, 20:16:48
Ben Osmanlıyı ne olursa olsun çok seviyorum sonuçta Türk Devletiydi...Çook büyük hataları oldu mesela suanda baktığımızda isimlerimizin çoğu arapça falan bunun sorumlusu Osmanlı orası kesin...bakıyorum dilimizde bir ton yabancı kelime var.Örneğin: Siyah kelimesi Türkçe bir kelime değildir...Bundan önce Kara kelimesi kullanılıyordu ama atalarımız araplasmıstır ve Siyah kelimesini kullanmaya baslamıstır zamanla Kara kelimesi 2.planda kalmıştır.mesela konuşurken birine sen kara ayakkabılarım dersen bir garip gelir kulağa ama siyah ayakkabı diyince bir şey yoktur gibi.aslında siyah Türkçe değildir.aynı şey Beyaz-Ak içinde geçerlidir.Osmanlı'nın Türk'lüğe bir çok zararı olmasına rağmen sonuçta bir Türk Devletidir Saygım sonsuzdur Atalarımdır yinede

Türk dilinin bozulması Osmanlı Devleti döneminden itibaren değil Selçuklu Devleti döneminden itibaren başlamıştır.Osmanlılar Döneminde dil bozulmasının had safhalara vardığı doğrudur.Ancak bu bozulma sadece saray çevresinde-resmi dil olarak sınırlı kalmıştır.Anadoludaki Türk halkı zaten öz dilini korumuş ve yaşatmıştır.

Türk Dili meselesinde 'Türkçeleşmiş' olan ancak diğer dillerden gelen kelimeleri de Türkçe kabul ediyoruz.Dilde Ziya Gökalp'i temel alıyoruz.Siyah kelimesinin kullanılması Türkçe'ye zarar vermez.Türkçeleşmiş Türkçe olan kelimler dilimizin zenginliğidir.Dilimize dışarıdan girmiş de olsa Türkçeleşmiş olan,milletçe benimsenmiş olan kelimelere takılmayın.  Önce 'bye bye'  lerden 'Okeylerden' kurtulmamız lazımdır.

Atalarımız Araplaşmıştır ifadesi de ağır kaçmış.İfadelerinize dikkat ediniz.En önemlisi de Türkçe ile ilgili bir ileti yazmışsınız.Ancak imla kurallarını katletmişsiniz.Lütfen bunlara dikkat ediniz.

Esenlikler.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Bozkurt Umut - 17 Ocak 2008, 21:24:20
Laf yetiştirmek yerine Otağ kurallarına uymaya gayret göster.Dil konusunda zaten Türkçeciyiz.Ama Türkçeleşmiş Türkçe meselesini Ziya Gökalp'ten oku,öğren.

ilteris6
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: NTürk - 17 Ocak 2008, 21:33:19
Biz hristiyan Türkü kardeş belliyoruz ama asırlar önce o hristiyanlar bizlere haçlı seferleri düzenlediler.Bize haçlı seferleri düzenleyenler kardeş olarak mı bellemeliyiz.


Ben burda İslamın savunucunuluğunu yapmıyorum ama madalyonun birde öbür yüzü var.
Senin o din kardeşlerin arap paçavraları bizi sırtımızdan vururken damarlarında asil kanı taşıyan Hristiyan Gagauzlar bizim için şehit oldular..
Evet haçlılar bize kılıçla saldırdılar ama hillallilerde kültürle saldırdılar.Seni bilmem cahil herif ama benim kültür yaram kılıç yaramdan daha çok acıyor..
Bizim bütün dinlere yaklaşımımız aynı mesafede.Bizim meselemiz din değil bizim kavgamız damarlarımızda ki ASİL KAN için...
bunu o ümmetçi kafana sok!!!
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ilteris6 - 18 Ocak 2008, 00:07:50
NTürk kandaşım zaten o sentezcinin üyeliğini epey zaman önce iptal etmiştik.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: NTürk - 18 Ocak 2008, 00:32:35
Evet okudum üyelik iptalini.Girip okursa cahilliğini görsün istedim.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ilteris6 - 18 Ocak 2008, 12:48:15
Osmanlıyla ilgili hala gereksiz tartışmaların yaşandığını görüyoruz.Otağa yeni üye olan kişilerin öncelikle yapacağı şey Otağ kurallarını ve ileti ekleyecekleri başlıktaki tüm yazıları okumaktır.
Biz Türkçülerin bu meselelerle alâkalı fikirleri bellidir.Osmanlı Devletini en önemli Türk Devletlerinden biri sayıyoruz.Osmanlı Tarihini de Türk tarihinin bir parçası sayıyoruz.İnkarcılıkla ve hamasi söylemlerle bir yere varılmaz.Bunun yanısıra da Osmanlı Devleti döneminde Türklüğe verilen birçok zararı da unutmuş değiliz.Bunları da sonuna kadar eleştiriyoruz.Bir Türkçü,Türk Tarihine objektif olarak bakmalıdır.

Türkçülük,Şah İsmail kadar Yavuz'u

Türkçülük,Yıldırım kadar Timur'u sevebilmektir..

Bu meseleyle ilgili Türklüğün lehine olan her türlü bilgi paylaşımı yapılabilir.Gereksiz iletiler silinecek ve bu konuda bizim gibi düşünmeyen üyelere tölerans gösterilmeyecektir.

Esen Kalın.

TTK
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: Bozkurt Umut - 18 Ocak 2008, 19:43:02
Otağ kurallarına uymayan bu iletiler silinmiştir.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ilteris6 - 18 Ocak 2008, 22:30:53
Bozkurt Umut;  sabır taşırdığın,Otağ kurallarına uymadığın için Üyeliğin İptal Edilmiştir.

Güle güle.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ilteris9 - 19 Ocak 2008, 19:19:00
İlteriş Ata Türkçü Hareket olarak din, dil ve târihe olan bakış açımızı standart hâle getirecek bir çalışma hazırlıyoruz. Bu çalışma bitince, tartışmalı konulara da son noktayı koyacağız.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ARDA FAZIL - 28 Ocak 2008, 11:27:37
oncelikle ben yeni uyeyim ve kandaslarima saygilarimi iletiyorum..

yavuzun boyle bir katliam yaptigindan haberim yoktu aydinlattiginiz icin cok sagolun.

Din konusu gercekten Turkluk ruhunu asip devletin yonetimine kadar islemistir

Din , bir onceki sayflarda arkadasimin belirttigi gibi kisiyle TANRI nin arasinda olan birseydir .

Turk un asil kani daha ortada din yokken bile vardi buna onem verilmesi gerekilirdi Osmanli Devletin de.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: TamTÜRK - 28 Ocak 2008, 16:55:18
Arkadaşlar benim anlayamadığım birşey var. siz sadece Cengiz'in Türk olmasından dolayı kurduğu devleti ki çok sayıda insanı katletmiştir(aralarında Türk soylu insanlarda vardır), Türk dev. olarak görürken şuanda yaşadığımız coğrafya da kurulmuş ve 600 yıl devam etmiş padişahları öz be öz Türklerden oluşan halkında binlerce belki de milyonlarca Türkün yaşadığı ve diğer ülkelerin Türk devleti olarak gördükleri Osmanlıya olan bu düşmanlığınız nedendir hala anlamış değilim?? Yavuz alevileri katletmiştir ki kendisine göre haklıdır da, devletin bekası için gerekli ise 50 bin kişi de öldürülür 500 bin kişi de. kaldı ki Şah ismailin Osmanlı'nın doğusunda yaptığı şiilik propagandası sonucu böyle bir olay olmuştur sanırım siz bunları benden daha iyi biliyorsunuz.
Belki de beni bu mesajımdan ötürü üyeliğimi iptal ediceksiniz ama gerçekten buna bir anlam veremiyorum. ?
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ilteris6 - 28 Ocak 2008, 17:27:07
Arkadaşlar benim anlayamadığım birşey var. siz sadece Cengiz'in Türk olmasından dolayı kurduğu devleti ki çok sayıda insanı katletmiştir(aralarında Türk soylu insanlarda vardır), Türk dev. olarak görürken şuanda yaşadığımız coğrafya da kurulmuş ve 600 yıl devam etmiş padişahları öz be öz Türklerden oluşan halkında binlerce belki de milyonlarca Türkün yaşadığı ve diğer ülkelerin Türk devleti olarak gördükleri Osmanlıya olan bu düşmanlığınız nedendir hala anlamış değilim?? Yavuz alevileri katletmiştir ki kendisine göre haklıdır da, devletin bekası için gerekli ise 50 bin kişi de öldürülür 500 bin kişi de. kaldı ki Şah ismailin Osmanlı'nın doğusunda yaptığı şiilik propagandası sonucu böyle bir olay olmuştur sanırım siz bunları benden daha iyi biliyorsunuz.
Belki de beni bu mesajımdan ötürü üyeliğimi iptal ediceksiniz ama gerçekten buna bir anlam veremiyorum. ?
TamTÜRK isyanın kime? Bu başlıkta defalarca yazdık çizdik,daha fikrimizi anlayamadın mı? Başlıkta yazılan yazıların tümünü tekrar oku.Cevabını bekliyorum.
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: ilteris6 - 28 Ocak 2008, 17:27:40
Osmanlıyla ilgili hala gereksiz tartışmaların yaşandığını görüyoruz.Otağa yeni üye olan kişilerin öncelikle yapacağı şey Otağ kurallarını ve ileti ekleyecekleri başlıktaki tüm yazıları okumaktır.
Biz Türkçülerin bu meselelerle alâkalı fikirleri bellidir.Osmanlı Devletini en önemli Türk Devletlerinden biri sayıyoruz.Osmanlı Tarihini de Türk tarihinin bir parçası sayıyoruz.İnkarcılıkla ve hamasi söylemlerle bir yere varılmaz.Bunun yanısıra da Osmanlı Devleti döneminde Türklüğe verilen birçok zararı da unutmuş değiliz.Bunları da sonuna kadar eleştiriyoruz.Bir Türkçü,Türk Tarihine objektif olarak bakmalıdır.

Türkçülük,Şah İsmail kadar Yavuz'u

Türkçülük,Yıldırım kadar Timur'u sevebilmektir..

Bu meseleyle ilgili Türklüğün lehine olan her türlü bilgi paylaşımı yapılabilir.Gereksiz iletiler silinecek ve bu konuda bizim gibi düşünmeyen üyelere tölerans gösterilmeyecektir.

Esen Kalın.

TTK


OKUYUN!
Başlık: Ynt: OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ
Gönderen: KILIÇARSLAN - 15 Şubat 2008, 19:02:55
 Osmanlı Devleti bizim devletimizdir ancak bazı gerçekleride kabul etmek gerekir.
 Örneğin Balkan Savaşları malubiyeti sonrası cepheden kaçan askerlerle ilgili olarak BAŞBUĞ ATATÜRKÜ ün Osmanlı Devleti Anadolu Türkü nü sadece savaştan savaşa hatırlamıştır bu kaçış normaldir sözü sanırım bir ders niteliğindedir...
Başlık: Osmanlı Dönemde Türklerin Dışlanması
Gönderen: Sencer Atmaca - 11 Haziran 2016, 00:03:05
Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecinde Türkmen boy ve oymak beylerinin, babalarının, dedelerinin, şeyhlerinin, dervişlerinin önemli işlevleri vardır. Beylik’ten imparatorluğa 150 yıllık geçiş sürecinde aşama aşama Alevi Türkmen Beyleri ve İnanç önderleri ve toplulukları Devletin Yapısal 0rganizasyonu'ndan atılmışlardır. Anadolu Beylikleri de askeri güç kullanılarak tasfiye edilmiş, bu beylikteki Türkmenler sınır boylarına sürülerek zorunlu iskana tabi tutulmuşlardır.

Başlangıçta Osmanlılar ülkelerine Rum diyorlardı. Yavuz’dan sonra ise Osmanlı ya da Devlet-i al-i Osman denilmeye başlandı. Osmanlı Devlet yönetimi

Divan ve saray ile Kapukulu Askerleri, dirlik sahipleri; Türk olmayan dönmelerden oluşmaktaydı. Bu dönme devşirmeler; asker ya da yönetici olarak eğitilerek ve Türkçe öğretilerek devlette görev alıyorlardı. Osmanlı Hanedanlığı etrafında oluşturulan helozonik dönme Asker-Sivil yönetici sınıfın başında hanedan aileden bir sultan olan devlet Despotik ve üretim ilişkileri de feodal yapıda idi. Türklük açısından baktığımızda Akkoyunlu ve Safevi Devletleri; Osmanlılardan daha çok Türk’tür. Osmanlılar da Türkler akıl ve idrak yoksunu ikinci sınıf vatandaşlar olup, Ermeni-Rum-Yahudi-Kürt-Arap vb. unsurlar daha önplandaydı.

I.Bayezit – Yıldırım (1389-1402) Sırpistan’dan Malatya’ya kadar uzanan coğrafyada siyasi birlik sağlayarak yönetici Türkmen Beyleri yerine devşirmeleri atamıştır. 1402 Timur ile yapılan Ankara Savaşı yenilgisi ve Yıldırım Beyezit’ın esareti Anadolu birliğin yokederek; Fetret Devri (1402-1413) açılır.


İstanbul’un fethi Türkler açısından önemli bir dönüm noktasıdır. 29 Mayıs 1453 Salı günü İstanbul’u Bizans devlet ve Ortodoks Kilise yöneticileri Osmanlılara teslim eder. Fatih Sultan II.Mehmed’in de 2 gün sonra Ayasofya Kilisesi ile Bizans İmparatorluk sarayına giderek törenle Bizans ve Osmanlı devlet erkanını kabul etmesiyle de Osmanlı İmparatorluğu ilan edilmiş olur. Bu durum aynı zamanda Bizans tahtına Fatih Sultan Mehmet’in getirilmesi de demektir. İstanbul’un fethi Türk tarihçilerinin abarttıklar kadar önemli bir askeri kuşatma ve muharebe değildir. Osmanlı II.Veziri Rum Zağanos Paşa gibi dönmelerin ve tükenmiş,çürümüş Bizans yöneticilerin işbirliğiyle ve de direniş gösteren grupları katledilme operasyonu ile İstanbul alınmıştır. Rum Zağanos Paşa gösterdiği bu maharetten dolayı Vezir-i Âzamlığa (başbakanlığa) getirilmiştir. İstanbul alınmasıyla, Zağanos Paşa ile birlikte dönme devşirmelerden (Enderunlu) 34 vezir atanmıştır. Vezir-i Azam Çandarlı Halil Paşa ve Türk vezirler görevlerinden alınmıştır. Fatih Sultan Mehmet ; İstanbul’u başkent yapmış, kendisini Edirne’de tahtan indiren Vezirleri ve Türkmen Beylerini görevden alarak sürmüştür. Bizans Devlet müesseselerine uygun yeniden devlet yapılmasını gerçekleştirmiştir. Şeyhülislamlık müessesesini ve Müftülüğü de Fener Rum Ortodoks Patrikliğine benzer bir yapıyla Ortodoks İslam (Sünni ) şeriat organizasyonuna dönüştürmüştür. Çandarlı Halil Paşa tutuklanarak Edirne’ye gönderilmiş burada ki hapishanede işkence edilerek tüm para ve mallarına el konmuş;Temmuz 1453 başında da katledilmiştir.

İstanbul başkent olması ve Fatih Sultan ile yeni bir döneme girilir: Türk aristokratları ve Türk halkı devlet yönetiminden tamamen dışlanır ve Padişah üzerindeki etkileri de sona erer. Türklerin yerini Padişahın otoriter görüntüsü altında; dönme devşirme Kapıkulu-Enderun zümreleri devlet erkine sahip olurlar.

II. Bayezit (1481-1512) sinsi siyaseti Bektaşi-Kızılbaş ayırımı; kentsel ve Kırsal Alevi bölüntüsünü başlatmış, bu süreç Kanuni’nin Sersem Ali Baba’yı Pir Evi’ne atamasına kadar devam etmiş, bu (1551) tarihinde dergah iki başlı olmuştur.

II.Bayezit yeni fethettiği Modon, Koron, Navarino, Mora, Draç gibi yörelere Anadolu’daki Kızılbaş zümreleri çoluk-çocuk, kadı-erkek yüzleri demirle dağlanarak zorla sürülerek iskana tabi tutulurlar. Aynı tip uygulamalar Fatih döneminde Karaman ve Konya’da da olmuştur. Rum Mehmet Paşa bölgede zülüm ve katliam yapmıştır. Atatürk’ün ataları da bu yöreden alınarak bugünkü Mekodonya’ın Jupa bölgesinin Kocacık Köyü’ne iskan edilmiştir.

Fatih ve Beyazıt döneminde; Akdeniz, Ege ve İç Anadolu Türkmenleri oymaklar ve kafileler halinde Akkoyunlu ülkesine ve bugünkü Kuzey ve Güney Azerbaycan’a göç ederler. Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar bu Türkmen topluluklarını örgütlerler. Erdebil Tekkesi baz alınarak Kızılbaş Öğretisi yaygınlaşır ve merkezi olarak örgütlenir. Şah İsmail’in önderliğinde 24 Oğuz Boyundan olan 72 Oymak Beyi ve 40 Seyyid Ocağından dedenin katılımıyla Erzincan’ın Sarukaya yaylağında ki Türkmen Kurultayı'nda Kızılbaş Safevi Devleti'nın kuruluşuna karar verilir; ve 9 Eylül 1502 günü Tebriz’de kurulur. Böylelikle, Alevilik devlet ve toplum yönetimi olarak Türkler tarafından yaşama geçirilir.

I.Selim (1512-1520)’in tahta geçmesiyle Türkmen sürgün ve katliamları daha da vahim bir hal alır. 1514’deki Şah İsmail ile Yavuz Selim arasıda geçen Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrası Anadolu’da; tarihi kaynaklar 40 ila 100 bin civarında Türklerin katledildiğini yazmaktadırlar. Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’dan Türkmenler sürülerek ya da katledilmişlerdir.Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; yurtluk ve ocaklık' adı altında Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris Bitlisi oldurarak 400 Kürt Aşiret reisine, ağasına vermiştir.

Yavuz Selim tarafından Erzincan Valiliğine atanan (dönme) Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı İdris Bitlisi bölgede terör estirirler. Kurban Bayramında Osmanlı muhafızları Kızılbaş Türklere  saldırarak binlercesinin kafasını keserek Erzincan’a getirerek şehirde, Kızılbaş kafataslarından minare yaparlar.

Bıyıklı Mehmet Paşa Osmanlı Ordusu ile İdris Bitlisi de topladığı 10 bin Kürt gönüllüsüyle; Munzur dağlarına çekilen Şah İsmail’in Erzincan Valisi Nur Ali Halife ve Kızılbaşları, Haziran 1515’de Ovacık yöresinde ki Tekir Yaylağı’nda bularak bir bölümünü kılıçtan geçirirler, diğerleri kaçarlar. Dersim yöresinde Osmanlı Ordusu ile Palu Beyi Çemşid ve İdris Bitlisi komutasındaki Şafi Kürt gönüllüler; on binlerce Türk Kızılbaşı katlederler. Artık Yavuz’un adı Aleviler arasında Yezit ile birlikte anılmaya başlanır ve lanet okunur olur. Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslam Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslam Devlet kimliği oluşur . Osmanlı sınırlarının genişlemesiyle de Roma İmparatorluğu varisi olur.

Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi İslami kabuk içinde ama çeşitli uluslardan oluşan Osmanlı devlet tam bir Roma İmparatorluğu halini alır. Bu dönemde yine Türklere zülüm,şiddet ve katliamlar devam eder. Kürt kökenli Ebussu’ûd Efendi (1545-1574)’in Şeyhülislâm olmasıyla ve verdiği fetvalarla Kızılbaş Katliamı, İslâm Şeriatı'na göre meşruluk kazanır. Yedi Kızılbaş öldürene Cennetin Anahtarı verilir. Bugün sünni ilim adamları tarafından huşu ile anılarak evliya mertebesi'ne çıkarılan Ebussud Efendi, Türk katliamcısıdan başka bir şey değildir. Aslında lanet okunacak bir zalim, İslamiyeti çıkarlarına göre yorumlayan cellat bir din ulamasıdır.

Hırvat kökenli ve nakşibendi tarikatından Kuyucu Murat Paşa 6.12 l606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniş çaplı Alevi katliamı harekatı başlatır. 70 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdırdığı kuyulara gömdürür.

Küçük çaplı yöresel de olsa, Alevi kırımları ve topraklarına el koyma işlemleri; İttihat ve Terakki dönemine kadar devam eder.

SONUÇ OLARAK: Bizim bu yaptığımız tarihsel kaynaklardan Osmanlı Dönemi’nde Alevi kitlelere yapılan ve reva görülen muamelenin kesitsel bir tespitidir. Türklerin tarihinde aynı yörede olan Malazgirt ve Çaldıran savaşları iki karşıt dönemeçtir. Selçuklu Sultanı Alparslan; Bizans’ın sınırlarını korumak isteyen İmparator Romanus Diogenes’i 26 Ağustos 1071’de yenerek Anadolu Rum’nun kapılarını Türklere açmıştır. Bizans başkenti İstanbul’un sahibi Yavuz Sultan Selim ise; Şah İsmail’i 24 Ağustos 1514’de yenerek Anadolu’nun kapılarını Türklere kapatarak; Alparslan ve Oğuz-Türkmen boylarından Bizansın intikamını almış ve doğu bölgesi hudutlarını da Kürtlerin korumalığına bırakmıştır.

Tengri Biz Menen

 :asker: :prbay :asker:
Başlık: Ynt: Osmanlı Dönemde Türklerin Dışlanması
Gönderen: Çağrıbey - 12 Haziran 2016, 16:42:48
Bu konu başlığı ilgili daha önce Otağımızda açılan ve oldukça doyurucu ve sağlam bilgiler içeren  OSMANLILAR DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE BAKIŞ (http://forum.hunturk.net/index.php?topic=2130.msg12668#msg12668) adlı konu başlığıyla birleştirilmiştir.

Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla..
Çağrıbey.