Türkçü Turancı Otağ
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  
GÖKBÖRÜ TÜRKÇÜ TURANCI DERNEĞİ | GÖKBÖRÜ ULAK | Ulak Posta: soruhunturk [[@]] gmail [.]com


Gönderen Konu: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ  (Okunma sayısı 35812 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Dr.Bilge

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 27
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #10 : 07 Haziran 2007, 21:57:12 »

Devam edeceğim….,



Aynı projeye dayanarak inşa edilen binalar birbirinden farklı olabilir mi?

Elbette olabilir. Hatta, aynı projeye dayanılarak inşa edilen binaların, tıpa tıp birbirinin benzeri olması çok daha nadir ve zor rastlanılan bir durumdur.

Neden?

Proje aynıdır. Ama inşaatın yapıldığı şantiye alanının fizik şartları değişmiştir.( Anne rahmindeki değişiklikler: Annenin yaşı, sağlığı, rahmin kaçıncı kere kullanıldığı gibi değişkenler her bir gebelikte farklılık gösterebilir.)
Proje aynıdır. Ama Müteahhit Firma değişmiştir. (Sperm ile yumurtanın birleşimi sonrası devreye giren dinamikler farklılık gösterebilir.)
Proje aynıdır. Ama inşaat süresince çevre şartları değişmiştir.(Hamilelik döneminde anne rahminde gelişen cenin, çevre şartlarından etkilenir, aşırı sıcak,aşırı soğuk,atmosfer basıncı,annenin kan basıncı,kimyasal maddeye maruz kalma,annenin kaza geçirmesi,radyoaktiviteye maruz kalma,mikrobik hastalıklar vs)
Proje aynıdır. Ama inşaatta kullanılan temel malzemelerin miktar ve kalitesi veya sevkiyatı farklıdır.(Annenin beslenme rejimi, bebek ile anne arasında bağlantı sağlayan damarlarda sertlik,darlık vs)
Proje aynıdır. Ama inşaat bittikten sonra her binanın maruz kaldığı ikincil koşullar farklıdır. (Doğumu takiben maruz kalınan dış dünya )………şimdiye kadar edindiğimiz bilgiler ile bir inşaatı tüm yönleri ile düşünerek bu örnekleri daha da çeşitlendirebiliriz.

Aynı proje ile birbirine tıpa tıp benzeyen iki binanın oluşabilmesi için: Her iki inşaatın da, yukarıda sayılan değişkenlere aynı oranda ortak olması gerekir. Bu ise sadece TEK YUMURTA İKİZLERİ için geçerlidir.(Ki! Anne karnında, aynı zamanda, aynı rahmi paylaşan, aynı iç ve dış şartlara maruz kalan, aynı gelişim ve yaşam dinamikleri tarafından oluşturulan tek yumurta ikizlerinde bile, doğumu takip eden dönemde, farklı çevrelerde devam ettirilen yaşantının fiziksel, fizyolojik ve ruhsal farklılıklar ortaya çıkardığı bir gerçektir.)

Aynı proje üzerinde çalışılarak inşa edilen, ancak, farklı Müteahhit Firma ve Ekiplerin, farklı zamanlarda çalıştıkları binaların yapımları sırasında oluşabilecek değişikliklere örnek verelim:. İnşaatın birisinde soğuk ve don atılan betonu bozabilir, aynı şey aşırı sıcak altında çalışan amele ve ustabaşlarının işi eksik veya yanlış yapmalarına sebep olabilir, inşaat sırasında deprem, toprak kayması, su baskını gibi olaylar inşaatın özelliklerini bozabilir. Birisinde kireç az, diğerinde çakıl çok olabilir,birisinde boya yeter diğerinde eksik kalabilir. Bir ekibin usta başını sağır olması bile talimatın uygulamasında fark yaratabilir.. vs vs...

Ama binalar arasında asıl farklılıklar, Müteahhit Firmanın iki farklı proje ile karşılaşması halinde ortaya çıkar. (Biri ana bina arşivinden, diğeri baba arşivinden gelen projelerde, inşaatın her bir özelliği için farklı direktif olabileceğini daha önce söylemiştik)
İki farklı projeyi birbiri ile karşılaştırarak ve kendince değerlendirerek, inşaata şekil veren Müteahhit ve Ekibi, her seferinde diğerinden az veya çok farklı, binalar inşa edecektir. Bu farklılaşmanın sebebi, her yeni bina yapımına başlarken, Müteahhit ve Ekibinin önüne gelen projelerde bir öncekilere göre az veya çok değişikliklerin olmasıdır.(anne ve baba arşivinde derleme toparlama sırasında ufak tefek dosya transferleri vs olur)

Ama belli bir süre sonra aynı kaynaktan gelen projeler arasında yavaş, yavaş ortak özellikler belirmeye başlar. En nihayetinde proje emir ve talimatlarının çeşitliliği belli bir sayıdadır. Ve daha önemlisi her proje bulunduğu dış çevre şartlarına göre uyumlu veya uyumsuz bir bina ile biter.

Bir süre sonra, dış çevre şartları ile uyumsuz binalar, çabuk yıkılmaları sebebi ile, tercih edilmemeleri sebebi ile, azalmaya başlarlar. Sayıca azaldıkları gibi, arşivlerindeki projelerin o bölgenin bina stoğuna katkısı da giderek azalır. Bir süre sonra ise tamamen yok olurlar. (arşivleri ile beraber). Geride kalan binalar çevrelerine uyum sağlayan özellikleri ile birbirlerine benzemeye başlayacaklardır. Çevre sabit kaldığı sürece, binalar çevreye uyum zorunluluğu nedeni ile birbirlerine benzeyeceklerdir. Ve artık, her yeni bina için neredeyse birbirinin aynısı projeler müteahhit firmaların önüne gelecektir.

Örnek: Dünya üzerinde her iklim kuşağının ve her bölgenin kendine has mimari özellikte binaları olduğunu görürüz. Soğuk iklimlerde pencereler küçülür, duvarlar kalınlaşır, yoğun kar yağan bölgelerde çatılar dikleşir,kurak bölgelerde çatılar düzleşir, buzdan evler, saz evler, ahşap evler,yüzen evler vs vs…

Şimdi hayal edelim. Ankara şehri tamamen yıkılsın ve dünyada ne kadar çeşitli bina projesi var ise hepsinden birer tane numune bina yapılsın. Ve her binanın arşivine de o binanın bir proje örneğini koyalım. Ve Müteahhit Firmalara diyelim ki: “Bundan sonra yapacağınız her yeni bina için rastgele iki binanın projesini alacak ve elinizdeki olanaklar doğrultusunda proje direktifleri arasında tek tek karşılaştırmalı değerlendirme ve seçim yaparak bina inşa edeceksiniz”
Ankara’nın kendine özel çevre şartları gereği, kısa bir süre sonra önce İglolar (buz evler) ardından, saz evler ortadan kalkacaktır. Malzeme temin zorluğu nedeni ile bir süre sonra ahşap evlerin azalarak yok olduğunu göreceğiz. Geniş verandalı, büyük camlı evler yavaş, yavaş tercih edilmemeye başlanacaktır. Bir süre sonra sobalı, daha sonra kömür kaloriferli evlerin sayısı, hava kirliliği ve çanak coğrafya nedeni ile terk edilecektir. Başlangıçta yüzbinlerce tip evden, geriye sadece birkaç yüz ev tipi kalacaktır ki; bu evlerinde pek çok özellikleri artık birbirine benzer haldedir. Zaman içinde oluşan depremler, yangın ve sel felaketleri bina çeşitliliğini daha da azaltır. (DOĞAL ELENME-DOĞAL SELEKSİYON)
İşte Irklar da bu temel dinamikler üzerine birbirinden farklılaşır.

Tüm iklim ve doğa şartlarına uyumlu, konforu ile doğru orantılı olarak düşük maliyetli, estetik, dayanıklı binalar bu özellikleri oranında diğerlerinden üstündür.Bu Türlerin kendi aralarındaki üstünlüğün belirleyici kriteridir.
Ve tüm iklim ve doğa şartlarına uyumlu, dayanıklı ve estetik ırklar, bu yüzden diğerlerine göre üstündür. İnsanoğlu zekası ile diğer türlerden ayrılır. İnsan organizması için sadece değişik çevre şartlarına uyum yeteneği tek başına üstünlük kriteri değildir. Üstünlük uyum sağladığı çevreye hakimiyet ve yönetebilirlik ile doğru orantılıdır.

Türkler Kutup ekseninden, Ekvatora kadar, deniz seviyesinden, 6000 metreye kadar, her iklim kuşağında, her tür ve tip coğrafyada yaşayabilen, ama, insanoğlu için tek gelişmişlik kriteri olmayan yaşayabilirlik dışında, asıl uyum yeteneği olarak kabul edilen egemenlik kuran, hakimiyet kuran,devlet ve medeniyet kuran bir ırktır. Dünya nüfusunu kırıp geçiren salgınlar bu ırkın yaşam sınırlarına ulaştıkları anda yok olmuşlardır. Dayanıklılık, güç ve estetik olarak, dünya dillerinde aynı kavramlara ismini veren bu ırktır. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bilimin her dalında gelişime imza atan insanların büyük çoğunluğunun arşivlerinde, bu ırka ait projelere rastlanır. Bu yüzden bu ırk üstündür.
Yukarıda saydığım özelliklerin bırakın hepsini, sadece bir kısmına sahip kaç tane ırk tanıyorsunuz?

TÜRK GEN HAVUZU ve BUNUN FENOTİP’E YANSIMASI:

Devam edecek……..
Kayıtlı

ÇEPNİ_TÜRKÜ

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 153
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #11 : 08 Haziran 2007, 01:24:12 »

Önecelikle katılımın için kutlarım. Bu anlattıkların içinse sana çok teşekkür ediyorum. Gerçekten nerdeyse gözümü kırpmadan okudum :)  Çok beğendim ve sabırsızlıkla devamını bekliyorum. Kolay gelsin iyi çalışmalar...
Kayıtlı
'Biz doğrudan doğruya Milliyetperveriz ve Türk Milliyetçisiyiz.'
'Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır!'

                                                                          ATATÜRK

Hunne

  • Ziyaretçi
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #12 : 17 Haziran 2007, 18:44:36 »

yazini neden bölüm bölüm yaziyorsun?

gerisini merak eden buradan okusun  birde senin eserinmi yoksa bir yerden mi kopyaladin ?
devami
http://www.turkcuturancilar.com/forum/forum_posts.asp?TID=4481
Kayıtlı

berke tigin

  • Ziyaretçi
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #13 : 19 Haziran 2007, 11:45:46 »

            Değerli Dr bilge anda yazdıklarınız gerçekten ilgi çekici...Ancak benim anladığım sonuç şu:
       Doğal seleksiyonla ırklar kalıtsal özellikler kazanıyor  mantığı.Eğer  Doğru anladıysam  ileti ekleyerek bildirmenizi rica ediyorum.Cevabınız doğrultusunda merak ettiğim bir iki soruyu sormak bilgilenmek isterim .Saygılar
                          TTK!
Kayıtlı

berke tigin

  • Ziyaretçi
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #14 : 19 Haziran 2007, 11:49:10 »

             Ayrıca verdiğiniz örneklerde müteahhit kendisine verilen dosyalara müdahale etme gücüne sahip.Doğal olarak ben bu gücü tabiatın etkileyici unsurları olarak algıladım.Yanlış anladıysam düzeltiniz esenkalın  TTK!
Kayıtlı

[Hun Türk]

  • Yazılım Sorumlusu
  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 1034
  • TTK
    • http://www.hunturk.net
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #15 : 19 Haziran 2007, 12:41:09 »

Hunne,

Konuya dön istersen. Dr.Bilge her iki Otağımızda da yazıyor.
Kayıtlı
TÜRK IRKÇILARI / ANKARA

Kök-Börü

  • Ziyaretçi
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #16 : 19 Haziran 2007, 13:22:09 »

Dr.Bilge özTürklerdede yazıyor..İlave edeyim dedim...

Kendisi zaten uzman tıp doktorudur,genetik üzerine bilgilerini bizimle paylaşıyor Otağımızdada ..Toplantılarda da zevkle dinliyorum kendisini...Çok değerli şahsiyet..Bilgi paylaşımı için kendisine tekrar teşekkürü bir borç bilirim ...
Kayıtlı

kültigin

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 65
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #17 : 19 Haziran 2007, 18:21:30 »

SN. DR.BİLGE
İLK ÖNCE ARAMIZA HOŞ GELDİNİZ VE İLETİLERİNİZ ÇOK HOŞ BİZLERİ AYDINLATTIĞINIZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR EDER
İLETİLERİNİZİN DEVAMINI DİLERİM
                ESENLİKLER.
Kayıtlı
UZE TENRİ BASMASAR ASRA YİR TELİN MESER TÜRK BUDUN İLİNİN,TORUNUN KIM ARTATİ!

HEJ Turán. HEJ Bájtarsak. HEJ Turániakat!!!

İLTERİŞ İSTANBUL

Dr.Bilge

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 27
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #18 : 19 Haziran 2007, 22:22:22 »

Türk Gen Havuzu, Türk Fenotip'i :





Dünya üzerinde yaşayan ırkların temel fizik karakteristik özellikleri orijin aldıkları coğrafya ile sıkı sıkıya ilişkilidir.

Herhangi bir milletin genetik özellikleri konusunda en temel göstergeler, yine köken aldıkları coğrafyanın fizik şartlarında şekillenir.

Bu fizik şartların şekillendirici, seçici ve eleyici özelliklerinden daha önce bahsetmiştik. (Ankara evleri konusu)

Irkların, olabildiğince birbirine karıştığı ve kitlesel olarak yer değiştirmiş olduğu günümüz dünyasına baktığımızda bile, ırklar ve orijin aldıkları coğrafyalar ile ilişkinin henüz kopmamış olduğuna şahit oluruz. Ama bu konuda günümüz siyasi coğrafyası ve ırk dağılımını şablon olarak kullanmak yeterince doğru değildir.

Irklar konusunda da olduğu gibi; İnsanlık ile ilgili hangi konuyu araştırırsak araştıralım, günümüzden uzaklaştıkça karanlığın arttığına şahit oluruz. Ve nihayet günümüzden 12-15 bin yıl öncesinde adeta bir duvara toslarız. Araştırma derinleştikçe azalan bilgiler bu tarihten sonra birdenbire kesilir ve yerini derin bir belirsizlik ve bilgisizliğe bırakır.

Bizim araştırmamız duvarın ötesini merak etmiyor.
Irklar ile ilgili hiçbir çalışmada bu tarihten öncesi ile ilgili sağlıklı bilgi içermez. Daha açık bir ifade ile “Irkların Olmadığı Dönem” olarak adlandırdığım duvarın ötesi ile ilgili fikir ve düşüncelerin başka bir konunun içeriği olması gerektiğine inanırım. (Yaratılış)

Yaratılış konusu biraz muammadır. Ne tümden gelim ne de tümden varım yapabileceğiniz bir başlangıç çapası bulamazsınız.Irklar konusunda en azından elimizde elle tutulup, gözle görülebilen kanıtların olması ve bu kanıtların her geçen gün çoğalması beni hep rahat ettirir. Muhalifiniz azdır. Donanımsız ve bilgisizdir. Amacı inkar değildir.
Bu yüzden, bu konuda, kafa bulandırmaya yönelik bütün çabalar ve bu çabaların sahipleri konuya “Irklar vardır..ama…” ile başlar.
Var mıdır?
Vardır!,
Bizi ilgilendiren de bu. Bilgilerimiz ve fikirlerimiz “ama” sız kısmı ile ilgilidir.

İster, Adam ve Nisa’dan dalga dalga yayılmış olsun, ister Etiopyanın derinliklerinden evrile, devrile gelmiş olsun, ister, Atlantisden, ister Mu kıtasından kıyıya vurmuş olsun.Irklar vardır.
Dediğim gibi diğeri (yaratılış) başka bir konu.
Biz mevcut duruma açıklık getirelim. Ve konumuza dönelim.
**
Irklar bildiğiniz gibi üç temel sınıfa ayrılıyor. Beyaz, Siyah ve Sarı.
Bu ayrımın coğrafi bir alt yapısı var mı?
Var!
Hiç kimse kalkıp yok arkadaş siyah ırkın orjini Grönland’dır. Çinliler dünyaya Kongo havzasından yayılmıştır. Beyaz ırkın anayurdu Amozon nehridir diyebilir mi?

(Ama günümüzde, bu kadar komik olmasa da, buna benzer iddia sahipleri var ve bunların bazıları akademik unvan sahibi.)
Temel kabul edilen bu üç ırkın coğrafi bağlantıları konusunu örnek olarak verdim..
Benzer bir bağlantının, ara ırklar için de geçerli olduğunu örneklemek açısından yardımcı olması amacı ile.
Temel ırklarda olduğu gibi ara ırkların da orijin aldığı ve aslını inkar etmeyecek coğrafi şartlara haiz bölgeler vardır.

Türk ırkının genetik özelliklerini ve bunun fenotip’e nasıl yansıdığı konusuna geçmeden önce. Bu ırkın orijini ile ilgili olarak elimizde olan bilgilere bir göz atalım.

Bu ırk ilk olarak nerede görülmüş?

Türk ırkının Türk adı ile tarih sahnesine ilk çıktığı tartışmasız tarih MS 7.yy
Yer : 50. paralel ve kuzeyi, 90-100 meridyenler

Hun adı ile Tarihe ilk çıkış M.Ö 220
Yer: 50.paralel ve kuzeyi , 90-120 meridyenler arası.

Bundan ötesi karanlık. (En aydınlık yerinde Sümerler var ve ama onlarda kuzeyden gelen bir halk. “bu da bir başka konu”)

Yukarıdaki tarihler arasında, yani: M.Ö 3.yy –M.S 7.yy tarihleri arasında Türkleri fiziksel olarak tanımlayan tüm görgü tanıkları, tüm tarihçiler farklı ırklardan. Bu da gayet doğal. Siz size benzeyen bir insanla karşılaştığınızda onun fiziksel özelliklerine dikkat çekerek kayıt düşer misiniz? Veya herhangibir millet kendisi ile ilgili veya kendisine benzeyen bir millet ile ilgili“biz şu şekil ve biçimde, şu renkte, bu ebatlar ve şu,şu fiziksel özelliklerde bir milletiz” diye kayıt düşme gereği duymuş mudur?

Ama gerek Arap, gerek Çinli, gerek Grek ve Bizanslı vakavunisler, tüccarlar ve askerler Türkler ile aralarındaki fiziksel farklılıklara şu veya bu biçimde mutlaka yer vermiştir. Farklı oldukları için.

Farklı olmaları da gayet doğaldı. Çünkü söz konusu kayıtçılar için, oldukça kuzeyden gelen ve oradan köken alan bir ırktı.

Onlarla ilk karşılaşan Araplara hak vermek lazım “Yüzleri dövülmüş Tunç kalkanlara benzer, at boncuğu gözlü kırmızı derili “ bir ırktı.
Yine şaşkın bir arabın dediği gibi “Çocuklarına karınca yumurtası yedirdikleri için kılsız, kurt sütü içirdikleri için kurt ağızlı vahşi bir ırktı”
Farslılar “Kurt’a benzerler” der. Yaşadıkları yurtlara da “Fergana=kurtlar ülkesi” adı verirler.
Çinliler “İri el ve ayaklı Kurt görünümlü bir millet” olarak tarif ederler.
Bir İngiliz yazar bile modern çağın tariflerini bir kenara bırakıp son Başbuğlarının fiziki görünümü için aynı şeyi söylememiş midir? “Graywolf”

Kuzeyden gelen bir ırktı!
50.paralelin kuzeyinden de karakaşlı, karagözlü, esmer bir ırk peydahlanacak değildi ya!.
Bırakalım 50.paraleli hiçbir esmer,siyah,sarı ırka mensup milletin kökeni 40. paralelin kuzeyi değildi…

Türkler siyah,esmer veya buğday tenli değildi.
Gür saçlı,kıllı bir ırk hiç değildi.
Uzun boylu,narin bir ırk da değildi.

Peki nasıl bir ırktı?
Ne gibi dikkat çekici özellikleri vardı?

Hem günümüz Türk nufusunun tüm dünya üzerindeki gen havuzunu, hem de tarihi tanımlamaları bir araya getirelim.

Türklerin;
-Ciltleri olabildiğince beyazdır. Bir İskandinav, bir germen ile yan yana konulduğunda dahi .daha beyazdırlar.
Güneş ışınlarına maruz kaldığında bu beyaz cilt pembeleşir ve kızarır. Çok zor bronzlaşır. Bu cilt yapısına en yakın ırk  olan İskandinavlar ise hemen hemen hiç kızarmadan bronz hale gelirler.

Göz renkleri açıktır. Göz renginin açık-koyu olmasını tek bir gen belirler, ama renk ve tonlarının belirlenmesinde pek çok gen söz sahibidir. Türk ırkı açık göz rengi genine sahiptir. (En fazla açık kahverengi ama asla siyah değil).Bu ırk koyu göz rengi geni ile birebir karşılaştığında ilk neslinin tamamı koyu göz renkli olur. Koyu göz rengi geni baskındır. (dominant) (Çin,Arap ve Fars’ larla melezleşme de olduğu gibi)
Türkler kendileri gibi açık göz rengi genine sahip ırklarla karşılaştığında ilk ve sonraki nesillerin tamamı açık göz renkli olur. (Doğu Slavları ve İskandinav ırkı ile melezleşme örneğinde olduğu gibi)
Düz ve açık renk saçlıdırlar (Saç rengi de göz rengi gibi iki gen ile oluşur. Siyah renk ve Açık renk geni. Saç tonlarını yine birden fazla gen idare eder. )
Türklerin şaçları düz, seyrek ve açık tonludur. Kızıl saç renginin en yaygın olduğu ırktır. (Türkler kendileri gibi saç ve saç rengi özelliği olan ırklarla melezleştiklerinde sarışın,açık kumral ve kızıl, düz saçlı nesiller oluşur.)
Zenci, Arap, Fars melezlerin saçları siyah ve kıvırcıktır. Çin melezlerinin saçları siyah ve düzdür.
Türk ırkının gözleri badem şeklinde ve göz küreleri birbirinden uzaktır. (Kültürlerinde de çok yaygın bir benzetme ile hayalimizde canlandırmak için kurt ve ceylan’ın gözlerini örnekleyebiliriz.) Arap,Fars ve Zenci, Aryan ,Slav ve İskandinav melezliklerinde bu özelliklerini korurlar. Çin melezliğinde bu özelliklerini çekiklik lehine kaybederler. Yani bu gen sadece çekik göz’e nazaran çekinik (ressesive), diğer göz şekillerine baskındır (dominant).Gözlerin birbirinden uzak olması için ise yukarıdaki eşitliğin tam tersi söz konusudur.
Türk ırkı kısa boyludur. Uzun boylu ırklarla uzun, kısa boylu ırklarla kısa nesiller meydana gelir.Uzun boy geni baskındır (dominant).
Türk ırkının el ve ayakları vucuda oranla büyük. Bilekleri incedir. El ve ayakları küçük ve kalın bilekli ırklarla melezleşmede ilk nesil bu özelliğini kaybeder.
Türk ırkının vucut kılları oldukça seyrek ve zayıftır. Köselik yaygın bir özelliktir. Sarı ırk dışında diğer ırklar karşısında bu özelliklerini kaybederler.
Türk ırkının alın çizgisi yüksektir. Dar alınlı tüm ırklar ile karşılaştıklarında bu özelliklerini kaybederler.
El parmakları uzun ve güçlü, ayak parmakları kısadır. İkinci ayak parmağı birinciye kıyasla eşit veya kısadır. Özellikle Aryan ırklarda bu özelliklerini yitirirler. Doğu Slavları ile aynı özelliği paylaşırlar.
Türklerde cilt benlerine sık rastlanır. Bunlar cilt ile aynı hizada koyu renkli benlerdir.
Türklerde renksiz et benlerine sık rastlanır.
Türklerde vucutta kırmızı veya koyu cilt lekelerine sık rastlanır.
Türkler brakisefaldir.
Türk vucut yapısında gövdenin üst kısmı alt kısmı ile orantısız olarak iri ve güçlüdür.
Atletik yapılıdır.
Türkler küçük ağızlı bir ırktır. Alt çeneleri narindir.
Türkler seyrek ama sert kıllı bir kaş yapısına sahiptir. Yaşlandıkça kaş dış kenarları belirgin olarak dökülür.
Türklerin burun yapısı küçük, düz veya hafif kemerlidir.
Türklerin ciltleri ince , ciltaltı yağ dokusu kalındır.
Türklerde diş yapısal anormallikleri yaygındır. (inci dişli bir ırk değildir)
Türkler uzun boyunludur. “ 8.servikal omur bu ırk içerisinde yaygındır”
Türklerin kafatası arka – orta kısmında bir çıkıntı olması (turan çıkıntısı) sık rastlanan bir anatomik özelliktir. (Not: Bu çıkıntıyı “sella tursica” –Türk eğeri- adı verilen anatomik yapı ile karıştıran çok. Sella Tursica değerli bir Türk Anatomisyeninin şekil benzerliği nedeni ile isim babalığı yaptığı ayrı bir anatomik yapıdır.)
Daha fazla ayrıntıya ancak resimler eşliğinde girilebilir.

Son not ve Bu konuda son söyleyeceklerim.

Sadece bu saydığım özellikleri bir arada yorumlamak bile sizi bu konuda deneyimli bir ırk teşhisçisi haline getirir.

Yukarıda kabaca saydığım fiziksel özelliklerin hepsinin aynı anda, aynı bireyde dışa vurması aslında imkansız değildir.  Yaşamım boyunca bir mozaik olduğu iddia edilen bu ülkede çok farklı coğrafyalarda onbinlerce insan muayene etme olanağı buldum.
Yukarıdaki tüm özelliklere sahip insanlarla yoğun olarak karşılaştım ve karşılaşmaya devam ediyorum.
Doğru değerlendirme yapabilmem için Grek,Slav,Arap ve Fars genotipleri ile ilgili de bilgi sahibi oldum.
Konu ile ilgili arkadaşlarıma da aynı şeyi tavsiye ederim. Bir şeyin ayırdına varabilmek için diğerlerinin de özelliğini bilmek gerekir.

Neden Türk genotip’i ve fenotip’i?
Bu konu ile ilgili olarak yazılanların çoğunun safsata ve dezenformasyon olduğunu gördüm.
Şimdiye kadar yazılanlarda iki kaygı dikkat çekiciydi:
1-Türkiyede dış görünüş olarak Türk genotipine uygun insan sayısı az. Gerçekleri yazarsam halkın çoğunluğu Türk olmadığını anlayacak. O zaman ben de ortalama Anadolu insanını tarif ederek yeni bir Türk tanımlamasına girmeliyim. Ne şiş yansın, ne kebap.
2-Ben Türk değilim. Ama Türkçülük iddiasındayım. Bir şekilde Türkçülüğü deforme etmem gerek.  O zaman öyle bir Türk tarifi yapayım ki bana benzesin. Beni lider bilsinler. Doğruyu söyleyerek sırtımızdaki kurt postunu sıyırıp atmayalım. Sonra bizim çakal olduğumuz anlaşılır. Bu da işimizi bozar.

Bu iki kaygıdan ilki yersizdir.
Doğrudur. Türkiyede yaşayan Türklerin bir kısmı baskın genlerin etkisi ile %100 Türk dış görünümüne sahip değildir. Ama bu onların genetik yapılarında hakim Türk geni taşımadıkları anlamına gelmez.
Basit bir örnek ile sadece cilt rengini belirleyen gen yönünden zenci genotipine sahip ve diğer tüm genleri katıksız Türk olan bir birey dış görünüş olarak simsiyah bir cilde sahip olacaktır. Oysa bu bireyin genetik yapısının %99.99’undan fazlası Türk genotipine uygundur.
Birinci kaygı nedeni ile toplumu yanlış bilgilendirenlerin düştükleri hata budur. Hiç birisi ya genetik bilmez. Ya da yazdıkları tarihte genetik diye bir bilim dalı yoktur.
Türklük ile ilgili her konuda yaptıkları gibi ya aşırı abartma yolu ile ya da endişeleri kaynaklı yanlış bilgi verme ile günümüz Türklerinin iyi niyetli düşmanlarıdır.

İkinci kaygı çok daha tehlikelidir.
Programlı ve planlıdır.
Minarenin kılıfı her zaman özenli bir şekilde hazırlanmıştır.
Yazdıkları mutlaka dış kaynaklarca desteklenir. Cımbızla çeker gibi Türklük aleyhine olan ama Türklük için yazılmış cümleleri toplar. Derler ve yayınlarlar. Bu insanların verdikleri tek açık mensup oldukları milletin fizik ve karakter özelliklerini yansıtmalarıdır. Ve mutlaka açık verirler.

Yukarıda yazdığım dışa vurum özelliklerini inceleyiniz.
Hepsine sahip olmanız şaşırtıcı olmaz.
Ama hiçbir özelliği üzerinizde taşımıyorsanız zor bir durumdasınız.
Yoksa ben Türk değil miyim? Endişesine kapılmanız gayet doğaldır.
Bu durumda atalarınız içerisinde baskın genlere sahip bir ırktan gelen birisinin olması ilk olasılıktır. Türk gen yapısına hakim olan,  baskın gen havuzuna sahip  üç ırk vardır. (Çinliler,Araplar ve Farslar.) Bunu araştırın. Eğer bu karışım sadece sizde ve diğer aile üyelerinde yoksa endişelenmeyin. Seçeceğiniz eş’in Türk genotip’ine ait olması halinde gelecek nesillerinizin Türk genotip ve fenotipli olma olasılığını arttırabilirsiniz.
Karar vermenide yardımcı olabilecek diğer bir yöntem bebekliğinizdir.
Bir insanın atalarına en çok benzediği an doğumunu takip eden ilk aylardır. Yaklaşık bir yaşından sonra baskın genlerin şekillendirmesi devreye girer.
Sizin ve varsa diğer aile bireylerinin bebeklik fotoğraflarına bakın.
Türklerin bebekleri atalarına benzer.
Eğer bu konuda da yakınlaşma yoksa üzgünüz.
Yanlış bir ideolojinin üyesisiniz demektir.
Türkçülük bir siyasi parti olsa  sizin için de, bizim için de önemli değil olacaktı.
Adını değiştirerek sizi de üye yapabilirdik. (Ülkücülük mesela)
Ama değil. Irk temelli ve ırkını sevme esaslı bir ideoloji. Söz konusu ırk ise adından da belli olduğu gibi Türk ırkı.
Sakın diğerleri gibi yanlış söylemler ve düşünceler içerisinde bulunmayın!
“Ben falanca kitapta okudum Türkler esmermiş” demeyin!.
“Feşmekan bilimsel çalışma da Türkler selvi boylu ,kara kaşlı, kara gözlü,kıllı, kuyruklu yazıyor” demeyin. Bu tarif ettiğiniz muhtemelen siz ve size kardeşiniz kadar benzeyen söz konusu yazarın fikirleridir.
Sonra, Türk olmasanız da.Bizi sevmenizde de bir beis yok.
Biz gerçekten özel bir ırkız. Kendi ırkını çok seven, ama kendisine zarar vermeyen ırkları da seven ve hatta kollayan bir ırkız.
Biz sadece yoldan çıkan milletleri hizaya getirmek için yaratılmış bir ırkız. Atillanın dediği gibi “Tanrının Kırbacıyız”

Dip not: 1- Türk fenotipi’i ile ilgili yazdığım tüm özelliklere sahip olduğumu ve kendimi tarif ettiğimi zannetmeyin 
2-Yazım ve imla hatalarını affedin hala iyi bir editör bulamadım. :)

Konuyu başından itibaren inceleyen arkadaşlarım Türk fenotipi ile ilgili karakter özelliklerinin neden öyle olduğunu anlayabileceklerdir. Bu özelliklerin büyük bir kısmı, bize, ata topraklarımızın coğrafi yapısının kazandırdığı miraslardır.









Kayıtlı

gokturkhan

  • Yasakli
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 132
Ynt: GENETİK ve TÜRK GENETİĞİ
« Yanıtla #19 : 24 Haziran 2007, 15:14:29 »

SN DR BİLGE  aramıza hoşgeldin.
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 9   Yukarı git
 

HunTürk Türk Otağı açılış tarihi Mayıs 2005. Gökbörü Türkçüler Türkçü Turancı. Ulak bilgimiz soruhunturk { @ } gmail [.] com adresinden ulaşabilirsiniz.
Yazılım:
Ağımız Mozilla Firefox tarayıcı özellikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.Yüksek Çözünürlükte(+1024) en iyi performansı verecektir.

Bu sayfa 0.126 saniyede 26 sorgu ile oluşturulmuştur