Türkçü Turancı Otağ
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  
GÖKBÖRÜ TÜRKÇÜ TURANCI DERNEĞİ | GÖKBÖRÜ ULAK | Ulak Posta: soruhunturk [[@]] gmail [.]com


Gönderen Konu: Dede Korkut Hikayeleri  (Okunma sayısı 3515 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • Çevrimiçi Çevrimiçi
  • İleti: 1721
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Ynt: Dede Korkut Hikayeleri
« Yanıtla #10 : 15 Mart 2012, 14:20:48 »

Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğünün Destanı :

Yurdu yuvası şen, bağı bostanı  gülsen: yel estikçe yaprağı pıtır, pıtır, yel esmedikçe, çayın çimeni şen satır, üçbir yanı deniz, doğudan dördüncü yanı sesiz  sıra  dağlarla çevrilmiş Türkiye’nin  güzel  yüzlü gazal  gözlü  tok  sözlü  çocuğu,  otur başucuma  demem ne demeğe geliyor dinle bak bu masal başka masal… Çobanın elinde bir kaval,  Keloğlanın  elinde  delik bir çuval bile yokken bir  zamanlar  dedelerin  dilinde ilden ile dolaştı  bu masal Yel  üfürdü su götürdü,  develerin  tellâl  olmadığı,  Pirelerin berber olmadığı, ak saçlı  ak sakalı dedelerin,  ak  pürçekli  nenelerin  senin bugününü iplik iplik eğirdi- ği, başı  elvan nakışlı, yavru üveyik bakışlı alnı akıtmalı  doru tayların  pır pır seğirttiği  büyük Oğuzelinden  kopup geldi dağı aştı, taşı  aştı bu masal. Amma ne taştı ne taştı…
Eğil de kulak ver, iyi dinle, şimdi demem şu deme ki sen bir gün büyürsen, kara saçın ak saça, ak saçın yok saça  dönerken, böyle benim gibi bu masalı  sen de ipek bakışlı kızına, alnı su nakışlı oğluna anlatasın… diyesin ki bir zamanlar Türkiye’nin  doğusunda   sira  dağların   ötesinde   bir  büyük Oğuzeli  varmış, bu Oğuzeli öyle büyükmüş öyle büyükmüş ki bir ucundan öteki ucuna gitsen yine de güneş doğar batmazmış, güneş batar doğmazmış. Bir gece bu büyük Oğuzelinde büyük bir kargaşa olmuş, sınır ucunda Oğuz içine doğru taşınmak gerekmiş. Er taşınmış eren taşınmış, aklı eren taşınmış ermeyen  taşınmış,  gel  gelelim  bu taşınma  esnasında, meğer Aruz Koca  derler biri varmış, sağa sola ineğe  deveye bakacağım  deken, Aruz Kocanın  akça göğsü ince yeldirmeli gözü  kudretten   sürmeli  karısı,  gözünün nuru gönlünün sürürü varı yoğu yavru balaban  misâli  gülücüklü oğulcuğunu heybenin  gözünde unutuvermiş. Heybede kaymış mı atın sırtından kaymış ki hem de ne kayma. Aruz Koca bile farkına varmamış… gece de üstelik nasıl karanlıkmış nasıl karanlıkmış göz gözü görmüyor, iz izi sürmüyor bir tek yıldız bile koca gökyüzünde görün müyormuş. Neden sonra sabah olmuş sabah olmasına ya iş işten geçmiş yavru elden gitmiş bir kere. Ah vah etmenin sırası mı: Düşmüşler mı gerisin geriye; ana bir yandan baba bir yandan… Ara babam ara; ara babam ara yok. Yavru balaban bakışlı, gülüşü su   akışlı oğulcuğu koydunsa bul; yok… Sanki yer yarılmış da yerin içine girmiş yavru sanki gök açılmış da göğe ağmış.
Gayri anadaki feryada babadaki figana can mı dayanır?  Bir ah bir vah ki sorma gitsin… dağ taş inim inim inlemiş, yer gök sızım sızım sızlamış. Ama ne ölene çâre var, ne de olana çâre var. Dertli ana baba bağırlarına taş basıp geri dönmüşler. Gel zaman git zaman derken ortalık durulmuş, kargaşa yatışmış;  evli evine köylü köyüne dönmüş, eski düzen o eski huzur ve sükûn dolu güzelliğiyle  yeniden başlamış. Derken Oğuz Hanım at çobanının demesine bakılırsa,  sazlık yerden  aslana  benzer yiğit çıkıyormuş  at vuruyor, basıp yiyormuş. Sallana  sallana yürüyüşüne bakarsan insan  sanırmışsın;  dolana dolana kükreyişine  bakarsan  aslan  sanırmışsın. Bu haber bir anda bütün Oğuzeline yayılıvermiş. Beyler paşalar, hanlar hakanlar bir araya gelmiş  meclis  kurmuşlar, doluya koymuşlar almamış, boşa koymuşlar dolmamış,  amanın bu ne biçim iştir ki başımıza geldi, biz ne günah işledik ki bu dert gelip bizi buldu diye kara kara düşünürken Aruz Koca yerinden yekinip «Beyler ağalar» demiş: «Bu olsa olsa benim kaybolan oğulcuğumdur.  Izin verin üstüne varayım… hayırlıysa alıp geleyim ha- yırsızsa oracıkta canını alayım» demiş,  tzin dilemiş, kalkıp sazlığa  gitmiş. Bir de bakmış ki at çobanının arslan dediği şey, kaybettiği gönül kökü gözünün bir teki  oğulcuğu  değil miymiş?  Aruz Koca bir durmuş iki durmuş sonra birden bire
«Vay benim gözümün bebeği gönlümün direği canım oğul» diye kucağını açıp koşmuş. Öteki de, evlât değil mi, babasına hemen kanı kaynamış, kucaklaşıp öpüşmüşler…  Koca Aruz, alıp oğlunu getirmiş… Tepe gibi bir et yığmış, ırmak gibi kımız sağmış, şenlik yapmış yeme içme olmuş… Yeme içme olmuş olmasına ya, sazlıkda,  dağda   bayırda yaşamağa  alışmış, yabanlaşmış  olan  oğulcuk,  çadıra alışamamış  vurmuş gitmiş gerisin geri sazlığa.  Bunu gören anacığı da başlamış mı saçını başını yolup yaşın >»«şın ağlamağa. Aman ne ağıt ne ağıt ne ağıt…  dağlar dayanmaz olmuş. Allah Müslüman başına vermesin  zor gelmiş  kadıncağıza  «Bir gittiydi yirmi yıl zor  dayandım bir yirmi yıl daha dayanamam  ben» demiş  ağlamış da başka bir şey dememiş.
Bunun üzerine Dedem Korkut, Bismillah  deyip düşmüş yola, varmış sazlığa, bir de bakmış ki sazlıkta aslan desen aslan değil, insan dese  insan değil bir babayiğit ki Allah bağışlasın, varmış babayiğidin yanma,  «Yiğit yiğit» demiş. Oğuzdan bu yana taban tepip geldim senin için babanın tutar yeri tutmaz oldu, gördüm bildim senin için ananın gözü yaşı durmaz akar, gözyaşını sildim senin için… gel inadı bırak sen insan evlâdısın insanca yaşa, aramıza katıl. Ağabeyin var, adı Selçuktur, senin adını Başat koydum,  adını yerdim yaşını Ulu Tanrım versin gel kırma beni» demiş… Daha bir çok tatlı söz söylemiş güler yüz göstermiş sonunda Başatı alıp geri dönmüş.
Dedem Korkut Basat’la  geri  dönedursun,  hani bizim
Oğuz  Hanın  bir at çobanı vardı ya… Başatı sazlıkta  ilkin o
görmüştü de  gelip  haberi  vermişti… îşte  o  çobana gelelim biz… Çok gezen çok bit getirir  çok  konuşan çok dert  getirir  derler  ya… biz diyelim ki aklı kısa  çoban ot getireceği yerde et getirir, et getireceği yerde ot getirir. Sürüsüyle bir pınar- başından geçerken  bakmış  ki  sürünün  başı  birden  karman  çorman olmuş,  amanın  ne  oluyor  bu sürüye  demeye kalmamış bir de  ne görsün  pınarbâşında bir sürü peri kızı  oynaşmıyor  mu?  Çobanın et kafası  kızıvermiş; sırtından ıslak kepeneğini çıkardığı  gibi  kaldırmış  peri  kızlarının  üstüne atmış… ıslak  kepenek varmış  peri  kızlarının  birinin  kanadını kırı  vermiş. Vay  sen  misin  bunu  yapan  diye  bir kızmış  peri kızları  kızmış  ki gayri  ne sen  sor ne de ben tari f edeyim. Bunun üzerine içlerinden biri dile gelmiş «Çoban çoban» demiş
«Sen bizim arkadaşımızın kanadını  kırmakla iyi  etmedin. Oğuzun başına öyle  bir iş açtın  ki gayri temizleyebilene aşkolsun… Bin  kere yüz yıl bu iş  söylensin.» demiş  pınarın  başına  tormaya benzer  şey bırakmış, kanadı kırık arkadaşlarını da alarak  pırr deyip  uçmuşlar. Bâri akılsız çoban bunu görünce uslansa ya… ne  gezer, aksine tekmelemeğe başlamış. Tekmeledikçe torba  şişmiş, torba  şiştikçe akılsız  çoban tekmelemiş… derken o küçücük  torba olmuş mu sana koca bir kümbet… Akılsız çoban bunu görünce  küt demiş  düşmüş bayılmış. .. Öyle ya, o durumda sen olsan bayılmaz mısın? Artık çobanı  ayıltabilene  aşkolsun. Bâri o künbet öylece dursa da kimse ellemese ne ise ne?… Oğuzun başı yine derde girmeyecek. Gel gelelim  akacak kan damarda durmaz derler kümbet de öylece durmuş. Az sonra pınarbâşında, avdan dönen Beyler durup su içmek  istemişler… Sularını  içip gitseler  ya… Çobanı  aygın  baygın yatar görünce yüzüne  su serpip  ayıt- mışlar,  derdini sormuşlar,  ama çoban  korkudan konuşama- mış ki derdini anlatsın. Sâdece eliyle kümbeti göstermiş. Bunun üzerine çobanın  aklı başına gelsin diye Beyler  de başlamışlar mı kümbeti tekmelemeğe… Eyvan ki  eyvah, kümbet dağ gibi büyümüş de büyümüş.  En  sonunda  Basat’ın  babası Aruz Koca av bıçağını çıkanp kümbeti kesivermiş  ya içinden bir dudağı  yerde  bir dudağı  gökte  kocaman bir âdem ejderhâsı çıkıvermiş. Âdem ejderhasının bir tek gözü varmış o da tepe gibi alnının tam ortasındaymış. Onun için adını Tepe Göz koymuşlar koymasına ya kümbetten  çıkar çıkmaz Tepegözün ilk işi çobanı yemek olmuş. Bu durumu gören Oğuz Beylerinin yüreğine bir korku düşmüş. Vay ne işmiş ki bu, biz bunu bile bile işledik  varıp bir bilene  danışalım,  Dedem Korkuta soralım  bahanesiyle  pınarbaşından  kaçıp  uzaklaşmışlar.
Oğuz Beyleri  pınarbaşından  kaçıp uzaklaşadursun  o sırada  peri  padişahının  kızı  gelip  Tepegözün  parmağına bir yüzük geçirmiş ve demiş ki «Tepegöz! Tepegöz!»  demiş «Beri bak iyi dinle. Bu Oğuz  milleti  fakir fukarayı  gözetmez gayri kendini bilmez oldu… İçlerinden  yurdunu seven  bir yiğit çıkıncaya  kadar sen  onları  cezalandır. Bu yüzük parmağında durdukça sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin»  demiş.
Hay ağzı kuruyaydı da peri padişahının  kızı bu  sözleri Tepegöze demiyeydi… Hay  eli kopaydı da  peri padişahının kızı Tepegözün  parmağına o yüzüğü takmayaydı. O günden sonra artık Tepegözün  astığı  astık kestiği  kestik olmuş kimse karşı duramamış, kötü bir eşkiya olup çıkmış. Çoluk çocuk dememiş yemiş.. Kimse de varıp üstüne alt edememiş, pis canını alamamış.  Tepegözü yenememiş. Artık Oğuzda  dirlik düzenlik kalmamış. Tepegözün  üstüne üstüne varıp onu yo- ketmek isteyen  bütün yiğitler birer birer ölmüş. En sonunda Basat’ın ağabeyisi Kıyan Selçuk da Tepegözün elinde can vermiş. O sırada Başat savaşa  gitmiş, bu hâli bilmemiş de kurtulmuş şimdilik.
- Başat kurtulmuş ya Tepegöz de azdıkça azmış. Eliden el aman demeyen şerrinden bir köşeye sinmeyen kalmamış. Oğuz Beyleri  bakmışlar ki olacak  iş  değil,  hemen  Dedem Korkuta haber salmışlar. «Bizi kurtarsa kurtarsa bu eşkiya- nın elinden Dedem  Korkut kurtarır ancak, aman dedem medet senden yetiş imdadımıza» demişler.
Dedem Korkut ne yapsın? Varmış Tepegözün bulunduğu dağa çıkmış. Selâm vermiş Tepegözün selâmını beklemeden söze girmiş; «Oğul Tepegöz» demiş. «Ne desem sana az gelecek. Senin yüreğin kararmış bir kere aklanması imkânsız. En iyisi gel anlaşalım. Oğuz Beyleri sana haraç versin sen de Oğuzlara dokunma» demiş. Tepegözün kara yüreği daha çok kararmış, tepesindeki göz iyice kanlanmış da homur homur homurdanmış «Pek âlâ» demiş. «Bana haraç ola- Tak günde altmış adam verin benim üç öğün yemeğim olsun» demiş. Dedem Korkut: «Hay yüreği gibi ağzı da karalı uğursuz» diye çıkışmış «Sen  günde 60 insan yersen Oğuzda insan mı kalır? Sonra açlıktan ölmez misin? En iyisi gelsana günde
500 davar ile iki adam verelim  onları yiyip zıkkımlan»  demiş.
Tepegöz bakmış ki Dedem  Korkut doğru söyler, bu gidişle Oğuz elinde adam kalmayacak  o da acından  sonunda ölecek: «Peki»  diye homurdanmış, «Senin dediğin olsun. Ayrıca iki adam  daha verin de yemeğimi  pişirsin»  demiş.
Dedem Korkut dönüp  olanlan  ve konuşulanları  bir bir anlatmış. Yünlük koca ile Yapağılı Kocayı Tepegöze aşçı olarak vermişler… Dört oğlu olan birini vermiş üçü kalmış, altı kızı olan birini vermiş beşi kalmış… Gel gelelim sayılı olan tez tükenir derler bir gün gelmiş Oğuzda Tepegöze verilecek genç de kalmamış. Kapak Kan derler bir adamın da iki oğlundan biri kalmışmış.  Ne yapacağını düşünüp kara kara otururken bakmış oturmakla  iş olmayacak  almış başını kırlara çıkmış. Meğer Yiğit Başat da o sırada savaştan dönmüş, ganimetlerini ve esirlerini saçmış al sayvanlı çadırında oturuyormuş. Kapak Kan bunu görünce iki gözü iki çeşme ağlayarak Başat’a sarılmış olanlan bir bir anlatmış. Bunu duyan Başat bir kızmış bir kızmış ki demeyin… «Vay» diye bağırmış tabanım toprağa vura vura «Vay Oğuz bukadar al çaldı mı ki bir eşkiyaya   eleman diyor. Vay yurdunu yuvasını seven bunca yiğit nasıl olur da eşkiya bozuntularından korkuyor ne biçim iş bu vay Oğuzeli vay» diye haykınp okunu yayını kuşanmış, kılıcını çaprazlama bağlayıp fırlamış Tepegözün bulunduğu Salahana Kayasına  tırmanmış.
Görmüş ki bir de ne görsün Tepegöz denen eşkiya sırtını güneşe vermiş oturuyor… Başat hemen yayını gerip okunu atmış ama Tepegöze değen ok parça parça olup kırilmış. Başat bir ok daha atmış o ok da kırılmış. Üçüncü ok da Tepegöze değip kırılınca Başat bakmış ki okla yayla iş bitmeyecek  okunu yayını bir kenara atıp  kılıcını  çekmiş  Tepegözün  üzerine  yürümüş.  Tepegöz neden  sonra  Başatı  görmüş,  elini eline  çarpıp kas kas  gülmüş: «Vay Oğuzdan  bize bir kınalı kuzu gelmiş ihtiyarlar şu kuzuyu şişe geçirip kızartın uyanınca yiyeyim» demiş, demesiyle de elini uzatıp Başatı  tutmuş  çizmesinden  koncundan içeri  sokmuş. Sonra da yatıp uyumuş.  Çizmenin koncunda Başat utancından kendi kendini yemiş yemesine ya gel gelelim bu Tepegözü ancak düzenbazlıkla yenmekten başka care olmadığını da anlamış. Bunun üzerine bıçağını çıkarıp, çizmenin koncunu yarmış, usulca çıkmış dışarı… Yaradana sığınıp olanca gücüyle bıçağını Tepegözün tek gözüne batırmış. Batırmasıyla birlikte Tepegözün tek gözünden bir kan boşanmış bir kan boşanmış ki dağ taş kandan bir ırmak olup saatlerce akmış. Bir yandan da Tepegöz can acısından nâra üstüne nâra atıyormuş,  dağ taş  çınlıyormuş.  Dağın taşın yankılanmasından   Başat tir tir titremiş kendini mağaraya dar atmış. Meğer mağaranın içi koyun doluymuş. Tepegöz Başat’ın mağarada olduğu nasılsa bilmiş. Varmış mağaranın kapısın bir iyice tutmuş, iki ayağının arasından, ürküp dışarı çıkmak isteyen koyunları yoklamağa başlamış. Bunu gören Başat, hemen koyunun birini kesip yüzmüş. Derisini sır¬tına geçirmiş, dört ayak üstünde yürüyormuş gibi gelip Tepegözün  ayaklan arasından  dışan kaçıp kurtulmuş.
Başatın hilesinin neden sonra farkına varan Tepegöz Başatı tatlı dille kandırmak istemiş. «Yiğit yiğit» demiş «Beri gel yiğit. Gözümü aldın canım  sana kurban olsun. Al şu yüzüğü benim sım m bu yüzüktedir.  Gayri sen tak parmağına» demiş. Başat da yüzüğü alıp parmağına takmış.  Gerçekten de ondan sonra Başatı ne kılıç kesmiş, ne de Başata ok işlemiş. Bunun üzerine Tepegöz «Gözümü aldın gözüm sana helâl olsun yiğit» demiş. «Yüzüğümü aldın yüzüğüm de sana helâl olsun… Şukarşıdaki kümbedi açıp gir içine orda hazinem var, al o hazine de sana helâl olsun» demiş. Gerçekten de Başat kümbete girmiş ki kümbet silme dolu hazine. Artık elmas mı istersin, altın mı cevahir mi ne dilersen hepsi var. Başat hazineye dalmışken, kör Tepegüz birden kümbetin kapısını kapatmış «Şimdi girdin kapana, artık burdan senin ölün çıkar» deyip başlamış gülmeye. Tepegöz gülmeye başlamış ama Başat da boş durur mu? Hemen adı güzel Peygamber Muhammet, Aleyhisselâma, candan ve gönülden bir salavat getirmiş salavat getirmesiyle koca kümbetin kapısı gümbür gümbür açılıp Başat selâmete erişmiş. Bunun üzerine Tepegöz katılıp kalmış. «Vay bundan sonrası bize ölmek yaraşır, bâri kendi kılıcımızla ölelim var git mağarada asılı getir onu» demiş. Başat mağaraya varmış bir kılıç asılı duruyor ama ne kılıç ne kılıç… Ağzı ustura gibi keskin, kendi bin kilo… Az kalsın Başatın   boynunu uçuracaktı   şöyle bir kımıldayınca… Bunun  üzerine  Başat  kılıçtan  uzaklaşıp  yaradana  sığınıp yayını germiş  ve kılıcı asılı  olduğu yerden  okla yere  düşürmüş. Bin kiloluk kılıç toprağa düşer düşmez yer sarsılıp yarılmış Tepegöz de yarığa düşüp can vermiş. Basat da Tepegözün ölüsünü sürüye sürüye dağdan indirip getirmiş. Oğuz Beylerine teslim etmiş. «İşte eşkiyalığın sonu budur, yurdunun dirliğini bozanın ölüsünü böyle sürüye sürüye getirirler» demiş. Bu masal da böylece bitmiş. Dedem Korkut gelmiş boy boylamış soy soylamış dua etmiş «Yavru balam, gözü ceylanım yavrum» demiş. «Karşı yatan yerli Kara dağların yıkılmasın. Gölgesi  güzel koca ağacın  kesilmesin ak sakallı babanın ak pürçekli ananın gözü üstünden eksilmesin;  ak alnında  beş kelime duâ kılınsın ak nurlar büyüyesin çocuğum.
Kayıtlı

Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • Çevrimiçi Çevrimiçi
  • İleti: 1721
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Ynt: Dede Korkut Hikayeleri
« Yanıtla #11 : 15 Mart 2012, 15:41:56 »

İÇ OĞUZA DIŞ  OĞUZ ÂSİ OLUP BEYREĞİN ÖLDÜĞÜNÜN DESTANI :

Üç Ok, Boz Ok bir araya gelse Kazan evini yağmalatırdı. Kazan tekrar evini yağmalattı. Amma Dış Oğuz beraber bulunmadı. Sadece İç Oğuz yağmaladı. Ne zaman Kazan evini yağmalatsa helallisinin elini tutar, dışarı çıkardı, ondan sonra yağma ederlerdi. Dış Oğuz beylerinden Aruz, Emen ve diğer beyler bunu işittiler, dediler ki bak bak, şimdiye kadar Kazan’ın evini beraber yağma ederdik, şimdi niçin beraber olmayalım dediler. Söz birliği ile bütün Dış Oğuz beyleri Kazan’a gelmediler, düşmanlık eylediler. Kılbaş derler bir kişi var idi.
Kazan der: Bre Kılbaş bu Dış Oğuz beyleri daima beraber gelirlerdi, şimdi niçin gelmediler dedi. Kılbaş der: Bilmez misin niçin gelmediler. Evini yağmalattığın zaman Dış Oğuz beraber bulunmadı, sebep odur dedi. Kazan der: Düşmanlık beslediler Öyle mi dedi. Kılbaş der: Hanım ben varayım, onların dostluğunu düşmanlığını öğreneyim dedi. Kazan der: Sen bilirsin, var dedi.
Kılbaş bir kaç adamla ata binip Kazan’ın dayısı Aruz’un evine geldi. Aruz da altın gölgeliğini dikmişti, oğlanlarıyla oturmuştu. Kılbaş gelip Aruz’a selam verdi. Der: Kazan darda kaldı, mutlaka dayım Aruz bana gelsin dedi. kara başım bunaldı, üzerime düşman geldi, develerimi bağırttılar, kara koçta cins atlarımı kişnettiler, kaza benzer kızımız gelinimiz darda kaldı, benim kara başıma gör neler geldi, dayım Aruz gelsin dedi. Aruz der: Bre Kılbaş o vakit ki Üç Ok, Boz Ok bir araya gelse o vakit Kazan evini yağmalatırdı, suçumuz neydi ki yağmada beraber olmadık dedi. Daima Kazan’ın başına sıkıntılar gelsin, dayısı Aruz’u daim ana dursun, biz Kazan’a düşmanız belli bilsin dedi. Kılbaş burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :
Der:
Bre kavat
Kalkıp Kazan Han yerinden doğrulu verdi
Ala Dağda çadırını otağını dikti
Üç yüz altmış altı alp erenler yanına toplandı
Yemek içmek arasında beyler seni andı
Üstümüze düşman falan gelmedi
Ben senin dostluğunu düşmanlığını denemeğe geldim
Kazana düşman imişsin bildim
dedi. Kalkıp hoşça kol diyip gitti.
Aruz müteessir oldu. Dış Oğuz beylerine adam gönderdi: Emen gelsin. Alp Rüstem gelsin, Dönebilmez Dülek Evren gelsin, geri kalan beyler hep gelsin dedi. Dış Oğuz beyleri hep toplandı. Alaca büyük otağlarını düzlüğe dikti. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Dış Oğuz beylerini ağırlayıp ziyafet verdi. Der: Beyler ben sizi niye çağırdım biliyor musunuz? Dediler: Bilmiyoruz. Aruz der: Kazan bize Kırbaş’ ı göndermiş, elim günüm yağmalandı, kara başım bunaldı, dayım Aruz bana gelsin demiş. Emen der: Ya sen ne cevap verdin? Aruz der ki: Kılbaş’a dedim ki ne zaman ki Kazan evini yağmalatırdı. Dış Oğuz beyleri beraber yağmalardı beyler gelir Kazan’ı selamlar giderdi, şimdi suçumuz ne oldu ki beraber bulunmadık, bre kavat biz Kazan’a düşmanız dedim.
Emen der: İyi demişsin. Aruz der: Beyler ya siz ne dersiniz Beyler der: Ne diyelim, mademki sen Kazan‘a düşman oldun, biz de düşmanız dediler. Aruz ortaya Kur’an getirdi, hep beyler el basıp and içtiler, senin dostuna dost ve düşmanına düşmanız dediler. Aruz bütün beylere kaftan verdi. Döndü der: Beyler Beyrek bizden kız almıştır, güveyimizdir, amma Kazan’ın inançlısıdır, gelsin bizi Kazan ile banştırsın, diyelim getirelim, bize itaatkar olursa ne ala, olmazsa ben sakalını tutayım siz kılıç üşüştürün parçalayın, aradan Beyreği kaldıralım, ondan sonra Kazan ile işimiz hayır ola dedi. Beyreğe mektup gönderdiler.
Beyrek odasında yiğitleri ile yiyip içiyordu. Aruzdan adam geldi, selam verdi. Beyrek selam aldı. Dedi: Hanım, Aruz size selam ediyor, kerem etsin Beyrek gelsin bizi Kazan ile barıştırsın diyor. Beyrek pekala dedi. Atını çektiler, bindi. Kırk yiğitle Aruz’un evine geldi. Dış Oğuz beyleri otururken girip selam verdi. Beyreğe Aruz der: Biliyor musun seni niye çağırdık? Beyrek der: Niye çağırdınız? Aruz der: Hep şu oturan beyler Kazan’a asi olduk, and içtik. Kur’an getirdiler, sen de and iç dediler. Kazan’a ben asi olmam diye and içti, söyledi:
Der :
Ben Kazanın nimetini çok yemişim
Bilmez isem gözüme dursun
Kara koçta cins atına çok binmişim
Bilmez isem bana tabut olsun
Güzel kaftanlarını çok giymişim
Bilmez isem kefenim olsun
Alaca büyük otağına çok girmişim
Bilmez isem bana zindan olsun
Ben Kazandan dönmem belli bil
dedi. Aruz öfkelendi, kavrayıp Beyreğin sakalını tuttu. Beyler Seyreğe kıyamadı. Beyrek Aruz’un öfkelendiğini burada bildi. Söylemiş :
Der:
Aruz bana bu işi edeceğini bilseydim
Kara koçta cins atıma binerdim
Yapısı sağlam demir giyimimi giyerdim
Kara çelik öz kılıcımı belime bağlardım
Alın başa sağlam miğferimi geçirirdim
Kargı dalı altmış tutam mızrağımı elime alırdım
Ela gözlü beyleri yanıma katardım
Kavat ben bu işi duysam sana böyle gelir miydim
Aldatarak er tutmak karı işidir
Karından mı öğrendin sen bu işi kavat
dedi. Aruz der: Bre herze merze söyleme, kanına susama, gel and iç dedi. Beyrek der: Vallah ben Kazan uğruna başımı koymuşum, Kazan’dan dönmem, ister yüz parça eyle dedi. Aruz gene öfkelendi. Beyreğin sakalını sımsıkı tuttu. Beylere baktı, gördü kimse gelmiyor. Aruz kara çelik öz kılıcını çekip Beyreğin sağ oyluğunu kesti. Kara kana bulandı Beyreğin başı bunaldı. Beyler hep dağıldı, herkes atlı atına bindi. Beyreği de bindirdiler, ardına adam bindirip kucakladılar. Kaçtılar. Beyreği otağına yetiştirdiler. Cübbesini üzerine Örttüler. Beyrek burada söyledi:
Der:
Yiğitlerim yerinizden halkın
Ak boz atımın kuyruğunu kesin
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşın
Akıntılı güzel suyu delip geçin
Kazanın divanına koşup varın,
Ak çıkarıp kara giyin
Sen sağ ol Beyrek öldü diyin
Söyleyiniz : Namer Aruz dayından adam geldi. Seyreği istemiş, o da varmış, hep Dış Oğuz beyleri toplanmış, bilmedik, yeme içme arasında Kur’an getirdiler, Kazan’a biz asi olduk and içtik, gel sen de and iç dediler, içmedi ben Kazan’dan dönmem dedi, namert dayın hiddetlendi, beyreği kılıçladı, kara kana bulandı darda kaldı, yarın kıyamet gününde benim elim Kazan Han’ın yakasında olsun benim kanımı Aruz’a koyarsa dedi. Bir daha söylemiş.
Der:
Yiğitlerim Aruz oğlu Başat gelmeden
Elim günüm yağmalanmadan
Develerde develerimi bağırtmadan
Kara koçta cins atımı kışnetmeden
Akça koyunlarım meleşmeden
Akça yüzlü kızım gelinim ağlaşmadan
Akça yüzlü güzelimi Aruz oğlu Başat gelip almadan
Elimi günümü yağmalamadan
Kazan bana yetişsin
Benim kanımı Aruza koymasın
Akça yüzlü sevgilimi oğluna alı versin
Ahiret hakkını helal etsin
Beyrek padişahlar padişahı hakka vasıl oldu
Belli bilsin
dedi.
Beyreğin babasına anasına haber oldu. Ak evinin eşiğinde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkardı kara giydi. Ak boz otının kuyruğunu kestiler. Kırk elli yiğit kara giyip mavi sorındılar. Kazan Bey’e geldiler. Sarıklarını yere vurdulor, Beyrek diye çok ağladılar. Kazon’ın elini öptüler, sen sağ ol. Beyrek öldü dediler. Namert dayın hile yapmış, çağırarak bizi aldılar, vardık. Dış Oğuz beyleri size asi olmuşlar, bilmedik. Kur’an getirdiler, biz Kazan’a asi olduk, sen de bize itaat et dediler, and içtiler. Beyrek ekmeğini çiğnemedi, onlara itaat etmedi, dayın namert Aruz öfkelendi. Beyreği oturduğu yerde kılıçladı, bir oyluğunu düşürdü, sen sağ ol hanım, Beyrek Hakka vasıl oldu, benim kanımı Aruz’a koymasın dedi. dediler. Kazan bu haberi işitti, mendilini eline alıp hüngür hüngür ağladı, divanda feryat figan kıldı. Hep orada olan beyler ağlaştılar. Kazan vardı odasına girdi, yedi gün divana çıkmadı, ağladı oturdu.
Beyler toplandı divana geldi. Kazan’ın kardeşi Kara Göne der: Kılbaş var söyle ağam Kazan gelsin çıksın, bir yiğit senin yüzünden aramızdan eksildi, hem vasiyet eylemiş, benim kanımı koymayasın, alasın demiş, varalım düşmanı haklayalım de, dedi Kılbaş der: Sen kardeşisin, sen var dedi. Velhasıl ikisi beraber vardılar. Kazan’ın odasına girdiler. Selam verdiler, sen sağ ol hanım dediler. Bir yiğit aramızdan eksildi, senin yolunda baş verdi, hayatının kanını alalım size ısmarlamış, benim kanımı alsın demiş ağlamakla bir şey mi olur, kalkıp gel yukarı dediler. Kazan der: Uygundur, acele cephaneyi yükletsinler beyler hep binsinler dedi.
Bütün beyler bindi. Kozan’ın yağız al atını çektiler, bindi. Boru çalındı, davul vuruldu. Gece gündüz demediler, koşturma oldu. Aruz’a ve bütün Dış Oğuz beylerine haber oldu, işte Kazan geldi dediler. Onlar da asker toplayıp boru çaldırıp Kazan’a karşı geldiler. Üç Ok, Boz Ok karşılaştılar.
Aruz der; Benim İç Oğuz’dan hasmım Kazan olsun Emen der: Benim hasmım Ters Uzamış olsun. Alp Rüstem der: Benim hasmım Ense Koca oğlu Okçu olsun dedi. Her biri bir hasım gözetti.
Alaylar bağlandı, ordular dizildi, borular çalındı, davullar dövüldü. Aruz Koca meydana at tepti. Kazan’a seslenip bre kavat sen benim hasmımsın, sen gel beri dedi. Kazan kalkan tuttu, mızrağını eline aldı, başının üzerinde çevirdi. Der: Bre kavat namertlikle er öldürmek nasıl olur. ben sana göstereyim dedi. Aruz Kazan’ın üzerine at sürdü. Kazan’ı kılıcladı, zerre kadar kestirmedi öteye geçti. Sıra Kazan’a geldi. Altmış tutam alaca mızrağını koltuğa kıstı. Aruz’a bir mızrak vurdu. Göğsünden şimşek gibi öteye geçti. At üzerinden yere yıktı. Kardeşi Kara Göne’ye işaret etti. başını kes dedi. Kara Göne attan indi, Aruz’un
başını kesti. Dış Oğuz beyleri bunu görüp hep attan indiler, Kazan’ın ayağına kapandılar,
suçlarının affını dilediler, elini öptüler. Kazan suçlarını bağışladı. Seyreğin kanını dayısından aldı. Aruz’un evini talan ettirdi, elini gününü yağmalattı. Yiğit beyler ganimet aldı. Kazan yeşil düzlüğe, güzel çimene çadır diktirdi, otağını kurdu. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı. gazi erenlerin başına ne geldiğini söyleyiverdi.
Hani dediğim bey erenler
Dünya benim diyenler
Ecel aldı yer gizledi
Fani dünya kime kaldı
Gelimli gidimli dünya
Son ucu ölümlü dünya
Akibet, uzun yaşın ucu ölüm, sonu ayrılık.
Dua edeyim hanım : ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürcekli ananın yeri cennet olsun. Kadir Mevla seni namerde muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı Muhammed Mustafa “ya bağışlasın hanım hey!…
Kayıtlı
 

HunTürk Türk Otağı açılış tarihi Mayıs 2005. Gökbörü Türkçüler Türkçü Turancı. Ulak bilgimiz soruhunturk { @ } gmail [.] com adresinden ulaşabilirsiniz.
Yazılım:
Ağımız Mozilla Firefox tarayıcı özellikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.Yüksek Çözünürlükte(+1024) en iyi performansı verecektir.

Bu sayfa 0.459 saniyede 26 sorgu ile oluşturulmuştur